Cari Açık IMF Programının Yan Ürünü Olarak Ortaya Çıktı

IMF ile Uygulanan Programın Türkiye'nin Cari Açık Sorununun Çözmediğini Belirten Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, "Tam Aksine Cari Açık, IMF Programının Bir Yan Ürünü Olarak Ortaya Çıkmıştır. Yüksek Tüketim ve Yatırım Harcamaları Cari Açığı Artırmıştır" Dedi.
IMF ile uygulanan programın Türkiye’nin cari açık sorununun çözmediğini belirten Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, "Tam aksine cari açık, IMF programının bir yan ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Yüksek tüketim ve yatırım harcamaları cari açığı artırmıştır" dedi.
EKONOMİDEN sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, mevcut çerçeve içerisinde, "sadece bütçe disiplinini koruyun" şeklindeki yaklaşımla cari açık sorununun çözülemeyeceğini belirterek, "Cari açığın çözülebilmesi için rekabetin önündeki engelleri azaltmamız ve beşeri sermayenin kalitesini artırmamız lazım. Bu yaklaşımlar ise IMF’nin tipik Ortodoks çerçevesinde yeri az olan unsurlardır" dedi.
Kalıpları belli
Şimşek, Anadolu Ajansı’nı ziyaretinde, uyguladıkları orta ve uzun vadeli politikaların amacının, ülkenin uzun vadeli kazanımlarını amaçladığını belirterek, "IMF’nin kalıpları bellidir. Piyasalar, kurala dayalı, öngörülebilir politika çerçevesini tercih eder, o nedenle, IMF programının bir katkısı olacağını düşünürler. Piyasaların yaklaşımları, genelde kısa dönemli kazanımlara yönelik sığ yaklaşımlardır" dedi. IMF programından çok iktidarın program uygulamadaki kararlılığının önemli olduğunu vurgulayan Şimşek, "Türkiye’de bugün bir IMF programı yok, ama bütçede fazla var. Genel bütçe, yılın ilk altı ayında fazla vermiş durumda. Yılın tümü için öngörülen açık 18 milyar YTL düzeyindeydi" şeklinde konuştu. Enflasyonda bir yukarı doğru çıkışın olduğunu, ancak bunun para politikasının gevşek olmasından kaynaklanmadığını belirten Şimşek, "tam aksine, Türkiye’de sıkı bir para politikası var, reel faizlere ve sıkılaştırmalara baktığınız zaman diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla daha sıkı bir para politikası uyguladığı görülür" dedi.
IMF cari açığı çözemedi
IMF programının, Türkiye’de cari açık sorununu çözmediğine dikkati çeken Bakan Şimşek, "Tam aksine cari açık, IMF programının bir yan ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Yüksek tüketim ve yatırım harcamaları cari açığı artırmıştır" dedi. Şimşek, IMF ile ilişkilerin geleceği konusunda da şunları söyledi: "Piyasa yaklaşımları kısa dönemli yaklaşımlardır. Biz Orta Vadeli Mali Çerçeve’yi (OVMÇ) sunduk. Bütçe performansımız ortada, para politikası uygulamaları ortada. Bütün bunlara rağmen, biz IMF ile bir İhtiyati Stand-By anlaşmasına yönelik teknik bir çalışmayı yürütüyoruz. Teknik çalışmayı belirli bir seviyeye getirdiğimiz zaman bunu açıklarız. Ne kadar iyi tasarlanırsa tasarlansın, hiçbir program, reformcu ve güçlü bir Hükümetin yerini tutamaz. Esas olan Hükümetin, uzun soluklu, popülizm tuzağına düşmeden, ülkenin genel dinamiklerini iyileştirmeye yönelik atacağı adımlardır. Bu adımlar da genel, orta ve uzun vadeli adımlardır."
Yeni bir vizyon
Türkiye’nin, yapısal sorunlarına kalıcı çözümler getirmesi gerektiğini ifade eden Şimşek, 1994 ve 2001 yılında yaşanan sorunların, kolaycı çözüm olmadığının somut bir göstergesi olduğunu kaydetti. Şimşek, bütün bunlara rağmen, "biz eğer, risk profilimizin iyileşmesinde bir katkısı olacaksa, ülkemiz için anlaşma yaparız. Bu anlamda teknik çalışmalar zaten sürüyor" dedi. Şimşek, "Birşey daha söylüyorum, Türkiye’nin temel sorunlarının çözümünde, bu (IMF) programların katkısı olabilir ama Türkiye’nin esasen orta ve uzun vadeli, 4-5 eksen üzerine kurulu yeni bir vizyon ve yeni bir programla yoluna devam etmesi gerekir" ifadesine yer verdi.
2001 krizinde IMF programı yok muydu
IMF’nin varlığının, piyasalar açısından kısa vadeli bir rahatlama unsuru olarak görülebileceğini belirten Mehmet Şimşek, IMF olsun olmasın, esas faktörün, programın sahiplenilmesi ve kararlı bir şekilde uygulanması olduğunu ifade ederek, "2001 yılındaki krizde IMF programı yok muydu ?" şeklinde konuştu. FDF’nin, borç dinamikleri çok kötü ülkeler için önemli bir çıpa olduğunun altını çizen Şimşek, Türkiye’de ise borcun milli gelire oranından çok, orta ve uzun vadeli ekonomik kazanım konusunun önemli olduğunu kaydetti. Bir soru üzerine Şimşek, Anayasa Mahkemesi kararının hemen arkasından, piyasaların olumlu tepki verdiğini, daha önemlisi, birçok yabancı firmanın, Türkiye’de yatırım yapma konusunda yoğun olarak ilgilenmeye başladıklarını kaydetti.
Almanya’da İngiltere’de faiz dışı fazlayı bilen yoktur
DÜNYA Bankası ile 4 yıllık 6.2 milyar dolarlık program anlaşmasını imzaladıklarını hatırlatan Mehmet Şimşek, Dünya Bankası programının içerik olarak çok daha zengin ve yapısal reformlar üzerine odaklandığını bildirdi. Şimşek, Dünya Bankası ile sosyal güvenlik, eğitim ve işgücü piyasası gibi yapısal konulara ağırlık vererek, uzun dönemli ve kalıcı bir programa yönelik anlaşma yaptıklarını da ifade etti. Şimşek şöyle devam etti: "IMF, ’Faiz Dışı Fazla (FDF) şöyle olacak’ der. Gidin bakın, Almanya’da İngiltere’de, FDF’yi kimse bilmez. Türkiye’de de, faizi hariç tutarak bakmak dönemi bence geride kaldı, yani genel dengeye bakılacak. Çünkü genel denge çok daha önemli"
Güçlü bir hükümet programdan önemli
MEHMET Şimşek, hiçbir programın (IMF programı) güçlü ve reformcu bir hükümetin yerini alamayacağının ortada olduğunu belirterek, "Son 2 program hedefine ulaştı. Programların başarılı bir şekilde bitmesinin yanında önemli sonuçlar da elde edildi" dedi. Şimşek, "Bizden önce yapılmış 17 tane program var, bu programların kalıcı kazanımlar edindirmediği ortada. Eğer bu son 2 program çerçevesinde Türkiye, önemli bir değişimden, gelişimden geçtiyse, bir takım kırılganlıklarını azalttıysa, bunda hükümetin bunu sahiplenerek, arkasında güçlü bir iradeyle durması vardır. Yani keramet hükümetin kararlı uygulamalarında" diye konuştu.
FT: Dolar, TL’ye karşı yüzde 53 yükselmeliydi
TÜRKİYE, Meksika ve Brezilya gibi önemli yükselen ekonomilerin para birimlerinin dolara karşı aşırı biçimde değer kazandığına dikkat çekiliyor. Financial Times gazetesi, "Türk lirası dolara karşı yüzde 45.5 değer kazandı. Halbuki paritenin korunması için doların yüzde 53.7 oranında yükselmesi gerekirdi" diye yazdı. Ekonomi gazetesi Financial Times, Yatırım Editörü John Austers imzalı analizinde düşük faizle borçlanarak yüksek getiri sağlayan araçlara yatırım yapılması anlamına gelen "carry trade"nin yükselen piyasalara devam eden ilgisine vurgu yaptığı haberinde doların Türkiye ve Meksika gibi ülkelerin para birimlerinin dolara karşı kazandığı değere dikkat çekiliyor. Bu çerçevede gazete, Meksika’nın enflasyona karşı mücadele edebilmek amacıyla faiz oranlarının yüzde 8’yi bulduğuna bunun da "carry trade" yapanlarına cazip geldiğini kaydetti. Gazete ayrıca, bir doların artık 10 Meksika pesosunun altında işlem gördüğüne, halbuki, satın alma gücü paritesinin korunabilmesi için doların pesoya karşı 2002 yılından beri yüzde 18.7 oranında değer kazanması gerektiğine dikkat çekti. Faiz oranlarının yüzde 13 ve yüzde 16.75 düzeyinde seyrettiği, Brezilya ve Türkiye gibi diğer yükselen piyasaların da, yıllarca "carry trade" yatırımcılarını çektiğini belirten gazete, Brezilya’nın para birimi realın, 2002 yılından beri dolara karşı yüzde 142 oranında değer kazandığının altını çizdi. Financial Times Türkiye konusunda "Realdan farklı olarak ham madde ihracatı ile güçlendirilmiş olmayan Türk Lirası ise, dolara karşı yüzde 45.5 değer kazandı. Paritenin korunması için ise, doların yüzde 53.7 oranında yükselmesi gerekirdi" diye yazdı.

















