İngiliz Basınında Bugün
İngiliz Basınında Bugün, "Türkiye-almanya Maçının Yorumları", "Görevde Birinci Yılını Dolduran Dışişleri Bakanı Miliband'le Söyleşi" ve "Zimbabve Muhalefet Lideri Tsvangirai'ın Mektubu" Başlıkları Öne Çıktı.
İngiliz basınında bugün, "Türkiye-Almanya maçının yorumları", "Görevde birinci yılını dolduran Dışişleri Bakanı Miliband'le söyleşi" ve "Zimbabve muhalefet lideri Tsvangirai'ın mektubu" başlıkları öne çıktı.
BBC'nin Türkçe internet sitesi http://www.bbc.co.uk/turkish/'te yer alan basın özetlerine göre İngiltere gazeteleri bu sabah, Türkiye'nin Almanya karşısında 3-2 mağlup olduğu ve Avrupa şampiyonasına veda etmesine yol açan maça geniş yer ayırıyor.
Maçın sonucunu baskısına yetiştiren gazetelerden Guardian, "Kazanan Almanya olsa da tarafsız seyircinin kalbini kazanan Türkiye oldu" diyor. Gazetenin yorumundan öne çıkan bazı satırlar şöyle:
"Bu yarı final karşılaşması, Almanya'nın kazanması gereken bir karşılaşmaydı. Arkalarında son derece sağlam bir tarih vardı. Joachim Löw'ün takımı için senaryo baştan yazılmıştı. Sonuçta yazılan oldu da. Ancak maçın skoru, Türkiye'nin, bu belleklere kazınacak maça yaptığı katkıları dikkate almadı." Guardian'ın spor yorumcusu David Hytner, "Ama Fatih Terim'in takımı bu kadere boyun eğmeyi reddetti" diyor.
"Eğer Fatih Terim'in takımının bu evreye kadar biraz gerçeküstü sayılabilecek ve son dakika golleri, bir dizi sakatlık ve kart cezalarının yaşandığı yolculuğunda asla vazgeçmeme ruhu bir rol oynamışsa, takımın o şanlı rakiplerini dizleri üstüne çöktürmekle tehdit eden de bu serbest ve maceracı oyunları olmuştur." "Bu kez son dakika golüyle biten maçın dramatik finali Almanya'nın eseri oldu" diyen Guardian yazarı, Türkiye takımının maça eksiklerle çıkmasının oyun kurmadaki etkisine de değiniyor ve Türkiye'nin buna rağmen, oyunun ilk dakikalarına hakim olduğunu söylüyor:
"Türkiye'nin, maçın ilk 20 dakikasına hakim olduğunu söylemek abartılı olmaz. Takımın temposu, ilk yarının sonlarına doğru da yükselişini sürdürdü. Orta saha oyuncuları hayatlarının futbolunu oynarken, Terim'in taktikleri de doğruluğunu ispatladı." Yazısını Alman futbolcu Philip Lahm'ın golüne giden saniyeleri tasvir ederek sürdüren Guardian yazarı, Lahm'ın golünün Türklerin kalbine saplanan bir bıçak gibi olduğunu söylüyor.
Times gazetesinin kıdemli futbol muhabiri Martin Samuel ise, "Türkiye'yi elemek için özel bir şeylerin olması gerektiği belliydi.Bbu özel an, nefes kesici maçın bir dakikasında yaşandı" diyor.
Türkiye'nin bu olağanüstü serüveni, Kazım-Richards'ın çaresiz kaldığı bir anda Philipp Lahm'ın hedefine ölçüp biçip attığı golle sona erdi.
Türkiye'nin bu son karşılaşmadaki mücadelesini ölçmek için yalnızca oyunu nasıl yönlendirdiklerine bakmamız yetmez. Almanya'nın Miroslav Klose ile maçın bitimine 11 dakika kala attığı gole rağmen, adeta ölümden nasıl döndüklerine de bakmamız gerekli." Karşılaşmada takımların öngörülerin çok ötesinde bir şekilde birbirlerine eşit bir oyun sergilediklerini söyleyen Times yazarı, maçın ilk 45 dakikasında Türkiye takımının daha iyi bir oyun sergilediğini de yazıyor.
"İlk bakışta Türkiye, Basel'e defans, ya da defansın biraz ötesinde bir futbol oynamak için gelmiş gibi görünüyordu. Ancak, başlangıç vuruşundan itibaren, karşımızda 9-0-1 diye tasvir edebileceğimiz bambaşka bir sahne vardı. Tahminlerimizde ne kadar yanıldığımızı gördük." Türkiye-Almanya maçı, İngiltere basınında yalnızca yorumlarla yer bulmadı, maç öncesinin heyecanını gazeteler tam sayfa fotoğraflarla da aktardı.
Daily Telegraph gazetesi, iki sayfasını yüzlerini destekledikleri takımın renklerine boyayan Türkiye ve Almanya taraftarlarının fotoğraflarıyla süslerken, Guardian gazetesi ise, orta sayfasına Almanya'da balkonlarında Türk ve Alman bayraklarının asılı olduğu binaların fotoğrafını yerleştiriyor.
İngiltere'de Brown liderliğinde kurulan hükümet birinci yılını doldurmaya hazırlanırken, Independent gazetesi, İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband'le göreve gelişinin yıldönümü vesilesiyle bir mülakat yapmış.
Dışişleri Bakanı Miliband'e, eski başbakan Tony Blair'in görevi bırakmasının ardından İngiltere dışişleri siyasetinde nelerin değiştiğini soran Independent'a, Miliband önce, dünyada değişen siyasi atmosferi anlatıyor:
"Dünya çapında, hükümetler ile bireyler, Batı ile Doğu, hükümetler ile piyasalar arasındaki güç dengesinde bazı kaymaların gözlendiği bir dönemi yaşıyoruz. Bu değişikliklere paralel bir şekilde gelişen, çok net zorluklarla da karşı karşıya kaldık.
Kenya ve Afganistan gibi ülkelerde uluslararası toplumdan çatışma sonrasında, yeniden inşa için yardım istendi. Büyük uluslararası kuruluşların rollerinde değişikler yaşandı." Küresel düzeyde yaşanan bu değişimlerin ardından, Miliband'e göre, İngiltere dış politikasını yürütenler, şu dersleri aldılar:
"Günümüzde, Kosova'daki tehlikeleri 1990'lardakinden daha farklı ele alıyoruz. Bugün Afganistan üzerine eğilirken, Afganistan'ı tek başına değil, Pakistan'la birlikte ele alıp farklı bir strateji üretiyoruz. Irak'ta, yerel çözümlere vurgu yapmak, tek bir ulusal çözüm aramaktan daha farklı." Miliband bu değişimler içinde yeni İngiltere dış siyasetini ise şöyle tanımlıyor:
"İngiltere, dünyada bir önem arz eden tüm ağların, Avrupa'nın, transatlantiğin, uluslar topluluğunun ve Birleşmiş Milletlerin bir parçası. Buna, bir yanda BBC'den, diğer yanda ordumuzun fiziksel gücüne bir dizi başka değer de eşlik ediyor.
Bu güçleri bir araya getirdiğinizde, bundan medeniyetler çatışması oluşturmayı hedefleyen radikalleşmeye karşı, İngiltere'nin ilerici hedeflerinin peşinde güvenle gidebileceği sonucu çıkıyor." Guardian gazetesi, Zimbabve'ye askeri müdahale çağrısının yapıldığı yazının Tsvangirai'a ait olduğunu belirtirken, günün ilerleyen saatlerinde açıklama yapan Demokratik Değişim Hareketi'nden bir sözcü yazının Tsvangirai ya da başka bir partili tarafından kaleme alınmadığını açıkladı.
Tsvangirai da bugün gazeteye bir mektup göndererek, dünkü yazının kendisine ait olmadığını belirtti. Gazete'nin yayımladığı mektupta Tsvangirai şöyle diyor:
"Ben Zimbabve'ye Birleşmiş Milletler veya başka bir örgüt tarafından askeri müdahalede bulunulmasını desteklemiyorum. Demokratik Değişim Hareketi olarak biz Zimbabve'deki krize Afrika içinden bir çözüm bulunmasını istiyor ve Güney Afrika Kalkınma Topluluğu'nun çalışmalarını destekliyoruz. Zimbabve'de şiddet durmalı ve insani yardım örgütlerinin çalışmalarına izin verilmeli." (BBC-NO-NO-D)












