Dünya Ekonomik Forumu

29.09.2014 11:38 | Son Güncelleme: 29.09.2014 11:38
Dünya Ekonomik Forumu

Başbakan Yardımcısı Babacan: "Uluslararası toplum Suriye ve Irak konularına sadece bölgesel bir konu olarak bakmamalı. Bu, küresel etkileri olabilecek bir konu" "Irak'ta ve diğer komşu ülkelerde doğal kaynakların zengin olduğunu düşünürsek, bu bölgedeki ihtilafların, çatışmaların petrol arzı ve petrolü taşıma yolları açısından çok önemli etkileri olabilir.

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, uluslararası toplumun Suriye ve Irak konularına sadece bölgesel bir konu olarak bakmaması gerektiğini, bunların küresel etkileri olabilecek konular olduğunu söyledi. 

Dünya Ekonomik Forumu'nun "Bölgesel Kalkınma için Kaynakların Ortaya Çıkarılması" temalı özel toplantısının ikinci gününde düzenlenen panelde konuşan Babacan, küresel ekonomik görünüm açısından 2008-2009'daki krizin bir finansal kriz olarak başladığını ve ekonomik kriz haline dönüştüğünü ifade etti.

Bu krizin sosyal sonuçlarının da ortaya çıktığını ve pek çok ülkede siyasi krizlere sebep olduğunu aktaran Babacan, sorunların kökenine inildiğinde bunun bir güven krizi olduğuna işaret etti. 

Babacan, "Kendilerini neyi bekleyeceğini bilmedikleri ve öngörülebilirlik azaldığı zaman tüketiciler daha az harcama yapıyor, şirketler daha az yatırım yapıyor ve daha az kredi verilmiş oluyor. Dolayısıyla hem bankalar hem tüketiciler yavaşladığı zaman ekonomi de yavaşlıyor" diye konuştu. 

Son 6-7 yılda iyi adımlar atılsa da gerçekten güveni yaratma konusunda yeterli çalışma yapılıp yapılmadığının sorulması gerektiğini ifade eden Babacan, güvenin çok yavaş ve tedrici olarak ortaya çıktığını, toparlanmanın bu yüzden bu kadar yavaş olduğunu dile getirdi. 

Babacan, merkez bankalarının bugüne kadar görülmemiş oranda likidite enjekte ettiklerini ama güven olmadığı zaman bu likiditenin aktarma mekanizmalarının içinde tıkanıp kalabildiğini ve daha ileri gidemediğini söyledi. 

Küresel ekonomik durum açısından jeopolitik konuların bir dizi tehdit oluşturduğuna işaret eden Babacan, şunları kaydetti:

"Rusya ve Ukrayna arasındaki gerilim, Suriye ve Irak'taki olaylar şu anda jeopolitik anlamda ekonomi açısında tehdit oluşturabilecek en önemli tehlikeler. Rusya-Ukrayna meselesi, soğuk savaş döneminde Rusya ile Avrupa, ABD, Batı ilişkilerinin nasıl olacağı sorusuna geri götürüyor bizi. Bunun yaratacağı denge bugüne kadar olan dengeyi değiştirecek mi? Bunlara bakmak çok önemli. Orada iki ülke arasındaki bir gerilimin ötesinde daha uzun vadeli bir boyut söz konusu.

Suriye ve Irak'a ise ciddi bir insani durum var. 200 bin kişinin öldürülmüş olması konusu. Özellikle Irak'ta ve diğer komşu ülkelerde doğal kaynakların zengin olduğunu düşünürsek bu bölgedeki ihtilafların, çatışmaların petrol arzı ve petrolü taşıma yolları açısından çok önemli etkileri olabilir. Petrol fiyatlarının artması konusu olabilir. Bu da küresel büyümeye etki edebilir. Dolayısıyla uluslararası toplumun Suriye ve Irak konularına sadece bölgesel ve yerel bir konu olarak bakmaması lazım. Bu, küresel etkileri olabilecek bir konu. O yüzden de biz zaten pek çok ülkenin bir arada çalışıp bu konuda bir şeyler yapmaya çalışıyor olmasından memnuniyet duyuyoruz."

 

-  "Verdiğimiz teşvikler kilit rol oynadı"

 

Babacan, Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Türkiye'nin de düşük kadın işgücü katılımı olan ülkelere dahil olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

"Biz Türkiye'de 2009 yılında aktif işgücü kanunları getirerek, yeni politikalarla işverenlere kadın ve genç nüfusu işe aldıklarında belirli avantajlar sağladık. 2009 yılındaki kanuna göre, herhangi yaşta bir kadın ilk kez istihdam edildiğinde ilk 2 ila 4 yıllarında sosyal güvenlik primini devlet üstlenir, işveren değil. Biz kadınların işgücü piyasasına girişteki maliyetini düşürdük ve bu teşvik çok işe yaradı.

Genel olarak işgücüne katılımda, kadın katılımı yüzde 30, erkek katılımı ise yüzde 70 oranında bulunuyor. Son 3 yılın aynı oranlarına bakarsanız, yüzde 46 kadın, yüzde 54 erkek. Bence bu sağlıklı bir gelişme ve şimdiden bunun sonuçlarını görmeye başladık. Burada verdiğimiz teşvikler kilit rol oynadı. Bunun dışında toplumun gittikçe açılıyor olması da katkıda bulunuyor."

Ülkelerin kalkınma aşamalarında belirli bir eşik bulunduğunu aktaran Babacan, o eşiğin aşıldığı anda kadınların işgücüne ve siyasete katılımının da çok yükseldiğini ve Türkiye'nin de şu anda o eşikte bulunduğunu dile getirdi.

Babacan, aktif işgücü politikalarının sadece kadınların işgücüne katılımını sağlamakla kalmadığını, aynı zamanda 2013 haziran ile 2014 haziran kıyaslandığında, Türkiye'nin yüzde 4 büyümüş olmasına rağmen istihdamın 1,2 milyon arttığını ifade etti.

"Tabii ki büyüme istihdamı tetikliyor ama aktif işgücü piyasası politikaları aslında daha da çok tetikliyor" diyen Babacan, böylece küçük bir müdahaleyle gerçekten doğru politikalar uygulandığında büyük istihdam yaratılabildiğini vurguladı.

 

"ECB'nin son dönemdeki kararları, bir bakıma Fed'i dengeliyor"

 

Başbakan Yardımcısı Babacan, şu anda borçlanma ve harcamaların sürdürülebilir olmadığına değinerek, hem para politikası hem mali politikalar hem de makro ihtiyati tedbirler anlamında hükümet olarak artık çok daha ciddi durduklarını dile getirdi.

Kredi hacmi geçen yıl yüzde 35 artarken bugün yüzde 16 arttığına işaret eden Babacan, "Ayrıca karışımla da oynuyoruz. Daha az tüketici kredisi, daha fazla KOBİ ya da yatırım kredisi verilmesini sağlıyoruz. Bankaların KOBİ kredisi vermesini, tüketici kredisi vermesine göre daha cazip hale getirdik" diye konuştu.

Babacan, G-20 ülkeleri içerisinde bu tedbirleri en iyi kullanan ülkenin Türkiye olduğunu belirterek, "Biz ilk kez birçok yeni politika deneyen ülke olduk ve çok da iyi sonuçlar aldık. Bu yılın büyüme kompozisyonuna bakarsanız büyümenin bir kısmı iç tüketimden geliyor ama bir kısmı da ihracattan geliyor. Bu çok sağlıklı bir karışım" değerlendirmesini yaptı.

ABD Merkez Bankası'nın (Fed) bundan sonraki adımlarının küresel likiditeyi etkileyeceğine dikkati çeken Babacan, genel beklentinin bu oranların belirli takvime göre ilerleyeceği yönünde olduğunu ifade etti.

Babacan, Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) da hafif bir gevşetme başlattığını anımsatarak, "Türkiye Avrupa'yla özellikle finansman konusunda yakın ilişkide. ECB'nin gevşetme politikası belki bize yarayacak, net etkisini şu an göremiyoruz ama ECB'nin son dönemdeki kararları bizim işimizi kolaylaştırıyor ve Fed'in sıkılaştırmasını bir bakıma dengeliyor" şeklinde konuştu.

 

"Mayıs ve haziran ayındaki olaylar, doğal akışında ortaya çıkmış değildi"

 

Babacan, bir soru üzerine, geçen yıl mayıs ve haziran aylarından itibaren Türkiye ile ilgili uluslararası basında önemli oranda olumsuz haber ve yorum görüldüğüne değinerek, şunları söyledi:  

"Mayıs ve haziran aylarında önemli olaylar oldu ve bundan sonra kapsamlı bir demokratikleşme paketi çıkardık. O paketin içerisinde 20'den fazla adım var. Pek çok alanda uygulamalarımız geliştirmek için kuvvetli bir siyasi irade olduğunu görmek mümkün. Şunu da anlamak gerekiyor; geçen sene mayıs ve haziran ayındaki olaylar sadece doğal akışında ortaya çıkmış olaylar değildi. Bazı planlanmış, yönetilmiş organizasyonlar veya Türkiye'de yasa dışı olarak tanımlanan bazı örgütler de bu işlerin içerisindeydi.

Bunu tamamıyla anlamak oldukça zor. Çünkü burada heterojen bir insan grubu söz konusuydu. Biz bunu analiz ettik, ihtiyaç duyulan şeyleri gördük ve bunu kısmen demokratikleşme paketimizle karşılamaya çalıştık. Ancak o demokratikleşme paketi aslında daha büyük bir hazırlığın sadece bir parçası. Başka adımlar olacağını da zaten dile getirdik. Bundan sonra aralık ayındaki olaylar ortaya çıktı. Bu da Türkiye hakkında bir dizi olumsuz haberin ortaya çıkmasına sebebiyet verdi."

Ali Babacan, bütün bunların Türkiye'nin ekonomik sonuçları, büyüme ve yabancı sermaye akışı üzerinde fazla etkisi olmadığını ifade ederek, "Genel olarak Türkiye ile iş yapan insanlar gelip olayları yerinde görmek istiyor. Çünkü basın üzerinden gelen algılama ile gerçek çoğu zaman oldukça farklı olabiliyor. Uzun vadeli olarak geleceğin potansiyeline baktığımızda o kadar büyük bir endişe olduğunu düşünmüyorum" değerlendirmesinde bulundu. 

Kendilerinin bu olaylardan çok şey öğrendiğini belirten Babacan, "Sonra da iki seçim yaşadık. Her iki seçim de iktidardaki parti için başarılı seçimler oldu. Vatandaşlarımız neler olduğunun farkındaydı. Diğer taraftan şunu da biliyoruz ki, daha fazlasını da yapmamız lazım. Demokrasinin kalitesini sürekli iyileştirmemiz gerekiyor. İnsan hakları ve özgürlüklerin daha etkin bir şekilde gerçekleşebilmesi, ülkede hukukun üstünlüğünün geçerli olması için daha çok şey yapmamız gerektiğini de açık açık söylüyoruz. O yüzden de geleceğe dönük olarak 2018'e kadar ki dönemi kapsayan reform programı açık bir şekilde bütün bu alanları ele alıyor. Onun için biz sorunların, eksiklerin neler olduğunu biliyoruz. Reformların zamanlamasının doğru olması çok önemli." 

Ali Babacan, bir soru üzerine, insana yatırım yapmanın ülkenin geleceğine yatırım yapmak anlamına geldiğini belirterek, "Biz Türkiye'de eğitim altyapısıyla ilgili önemli çalışmalar yapıyoruz. Miktar ve nicelik anlamında önemli iyileştirmeler sağladık ama artık niteliğe daha çok yatırım yapmamız lazım" ifadelerini kullandı. 

Bu konuda öğretmenlerin niteliğinin çok önemli olduğuna dikkati çeken Babacan, eğitim alanında teknolojiye ciddi yatırım yaptıklarını, ancak fiziki ilerlemenin yanında kalitenin de önemli olduğunu vurguladı. - İstanbul

Kaynak: Anadolu Ajansı

Haber Yorumları
500
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Manşet

Haberler

title