DHA YURT ÖZEL GÜNDEM

İSTANBUL ARASI 14 DAKİKA KISALACAK ULAŞTIRMA ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Bilecik'in Bozüyük ilçesinde yapımı devam eden Ankara- İstanbul Yüksek Hızlı Tren hattı inşaatını ziyaret etti.

DHA YURT ÖZEL GÜNDEM
09.05.2020 10:18 | Son Güncelleme: 09.05.2020 10:18

İSTANBUL ARASI 14 DAKİKA KISALACAK

 

ULAŞTIRMA ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Bilecik'in Bozüyük ilçesinde yapımı devam eden Ankara- İstanbul Yüksek Hızlı Tren hattı inşaatını ziyaret etti. Hattın tamamlanmasının ardından mesafenin 14 dakika kısalacağını söyleyen Karaismailoğlu, T26 tünelinin 6 bin 800 metre uzunluğunda olduğunu belirterek, "Ankara-İstanbul Yüksek Hızlı Tren hattının Bilecik- Bozüyük arasında bulunan T26 bittiğinde Ankara- İstanbul arasında 14 dakikalık bir zaman kazanmış olacağız" dedi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Ankara- İstanbul Yüksek Hızlı Tren (YHT) hattının Bozüyük- Bilecik arasındaki T26 tünel inşaatının şantiyesini ziyaret etti. Bilecik Valisi Bilal Şentürk'ün eşlik ettiği Bakan Karaismailoğlu, görevlilerden tünel hattıyla ilgili bilgiler alarak, işçilerle sohbet etti.

Hattın tamamlanmasının ardından Ankara- İstanbul mesafesinin 14 dakika kısalacağını ifade eden Bakan Karaismailoğlu, "Şu anda T26 olarak isimlendirdiğimiz tünelin içerisindeyiz. Sağlık Bakanlığı'nın tavsiyeleri üzerine bütün tedbirlerimizi aldık. Şantiyelerimizi yeniledik. Bu şekilde Türkiye genelinde 1000'in üzerinde şantiyede çalışmalarımız devam ediyor. İçinde bulunduğumuz T26 tüneli 6 bin 800 metre uzunluğunda olup, aç- kapat yapılarıyla birlikte yine giriş- çıkış yapılarıyla beraber 8 bin 100 metrede çalışmalarımız devam ediyor. Ankara- İstanbul Yüksek Hızlı Tren hattının Bilecik- Bozüyük arasında bulunan T26 bittiğinde Ankara- İstanbul arasında 14 dakikalık bir zaman kazanmış olacağız. Çalışmalarımız hummalı bir şekilde devam ediyor. Koronavirüs sonrası bütün tedbirlerini alarak özveriyle bütün arkadaşlarımız, işçilerimiz, emekçi arkadaşlarımız çalışmalarına devam ediyor" diye konuştu.

'ANKARA- SİVAS HATTI BU YIL BİTECEK'

Bakan Karaismailoğlu, Ankara- Sivas arasındaki 400 kilometrelik yüksek hızlı tren hattında, 1200 kilometrelik alanın tamamlandığını ve yıl sonuna kadar hizmete açmayı planladıklarını söyledi. 2023 yılına kadar toplamda 17 bin 500 kilometrelik demiryolu hattına kavuşmuş olmayı hedeflediklerini kaydeden Bakan Karaismailoğlu, şöyle konuştu:

"Cumhurbaşkanımızın liderliğinde demiryolunda çok büyük bir devrim yaşıyoruz. Yıllardır ihmal edilen bir kesim, şu anda büyük bir özveri ile çalışıyor. Geçen hafta Samsun ile Sivas arasında 400 kilometrelik hattımızı tamamen yeniledik. 1930 yılında yapılmış bir hattı. Raylarını tamamen söktük ve elektrikli sinyalli hale getirdik ve işletmeye aldık. Yine Ankara ile Sivas arasında çok hummalı bir çalışma var. İnşallah bu yıl içerisinde 400 kilometrelik yüksek hızlı tren hattımızı da yine faaliyete sokmuş olacağız. Şu anda 1200 kilometrelik yüksek hızlı tren hattımız devam ediyor. Bütün hedefimiz 2023 yılında bunu 5 bin 500 kilometreye çıkarmak. Ayrıca 17 bin 500 kilometrelik demiryolu hattına kavuşmuş olacağız. Demiryolu hatları hizmete alındığında, çevresindeki diğer ulaşım modları, trafik sıkışıklığını azaltıyor. Bunun yanında enerjide, tasarrufta ve yakıtta müthiş bir kazanım sağlıyor. Yine yüksek hızlı tren hatları geçtikleri şehirlerde ekonomik ve sosyal değişimlere neden oluyorlar. Yine Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Marmaray, Bakü- Tiflis- Kars gibi dünya ölçeğinde çok büyük projeleri tamamlamış olduk. Bütün hedefimiz 2023 yılı itibariyle yine yolcu taşımacılığında demiryolu payını yüzde 4'e çıkarmak, yük taşımacılığında yüzde 10'lara çıkarmak. Bu doğrultuda çalışmalarımız devam ediyor."  

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------------------------Bakanın gelişi ve karşılanması-Demir yolu hattı inşaatı ziyareti-Görevlilerden bilgi alması-Ankara-İstanbul YHT hattı tüneli-Tünelden görüntüler-Bakanın çalışmaları izlemesi-Tünelle ilgili bilgi alması-Bakanın açıklaması-Tünel ve işçilerden görüntüler-Genel görüntüler

Haber-Kamera Engin ÖZMEN- Caner AKSU BOZÜYÜK(Bilecik),===================================

BAHAR YAĞMURLARI AYÇİÇEĞİNE HAYAT VERDİ; YÜKSEK VERİM BEKLENİYOR

TÜRKİYE'nin yemeklik ayçiçeği yağı üretiminde önemli bölgelerinden Edirne'de, kurak geçen kışın ardından düşen bahar yağmurları üreticinin yüzünü güldürüp, yüksek verim almada umutlandırdı.  Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, "Geçtiğimiz 5 gün içinde 50 kiloya yakın bölgemiz yağış aldı. Bu bizi sevindirdi. Ekili olan ayçiçeğine, buğdayımıza, kanolamıza hepsine iyi geldi. Hasatta yüksek verim bekliyoruz" dedi.

Türkiye'nin ayçiçeği, buğday ve pirinç üretimiyle tahıl ambarı olarak bilinen Edirne'de kurak geçen kışın ardından, son 40 günde metrekareyi düşen 150 kilogram yağış, üreticilerin yüzünü  güldürüp, umutlandırdı.  Ayçiçeği ihtiyacı olan suyu alıp sağlıklı bir şekilde toprak üzerinde boy verirken, yağan yağmur, buğday ve kanola üreticisini de sevindirdi. Ekimi tamamlanan ve kısa sürede toprak üzerinde boy veren ayçiçeği ile birlikte,  yeşeren buğday ve sarı renkte çiçek açan kanola bitkisi  tarlaları rengarenk görüntüye bürüdü. Kurak geçen kış aynın ardından  bahar yağmurlarıyla yüzü gülen  üreticiler, hasattan yüksek verim bekliyor.

'YAĞIŞLAR YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜRDÜ'

Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, kurak geçen kışın ardından yağan yağmurlar yüzlerini güldürdüğünü belirterek, "Edirne'de ayçiçeği ekimimizde sonlara geldiğimizi söyleyebiliriz. Bölgemizin yağış almasıyla birlikte ayçiçeklerinde güzel gelişme yaşandı. Geçtiğimiz 5 gün içinde 50 kiloya yakın bölgemiz yağış aldı. Bu bizi sevindirdi tabi ekili olan ayçiçeğine, buğdayımıza, kanolamıza hepsine iyi geldi. Yağışlar yüzümüzü güldürdü ve özelikle buğdayın yağışa çok ihtiyacı vardı. Bu yağan yağmurla iyi bir sezon olacağını ümit ediyoruz" dedi.

Bölgenin aldığı yağışların ardından rekolte ve verimde artış beklediklerini ifade eden Arabacı, "Edirne'de geçtiğimiz yıl  950 bin dönüm civardı ayçiçeği ekilmişti bu yılda 975 bin dönüm ayçiçeği ekildiğini söyleyebiliriz. Edirne, Türkiye sıralamasında ayçiçeği ekiminde 4'üncü sırada yer alıyor. Bu yüzden ayçiçeği ekiminde önemli bir bölgeyiz. Tabi bu yağan yağmurlarla birlikte  bizim için önemli olan ayçiçeğini denk çıkarmak. Bütün ayçiçeği düzgün bir şekilde çıkış sağlarsa onun büyümesi, gelişimi tabi yağan yağmurlarla desteklemesiyle birlikte gelişimini sağlayıp istenilen verim oluşacak kanaatindeyiz. Yani bu aldığımız yağışlar güzel ayçiçeğinin denk çıkmasını sağladı. Ama bundan sonra alacağımız yağışlarda iyi olursa hayırlı bir sezon geçireceğimiz düşüncesindeyim. Bundan sonra belirli aralıklarla azda olsa sık yağışlar alırsak  ayçiçeğinde istenilen rekolte ve istenilen verime ulaşılır" diye konuştu.

Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan ve Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli'nin de takibiyle, üretimde çok hassas davrandıklarını bu yüzden ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını söyledi.

'GİDİŞAT ÇOK İYİ'

Edirne'nin Büyükismailçe köyünde önemli oranda  ayçiçeği üretimi yapan Erdal Akgün, kışın kurak geçmesinin ardından bahar yağmurları üreticiyi  umutlandırdığını söyledi. Akgün, "2019 Ağustos ayından bu yana yağış beklentileri içinde umutsuzluğa gömülmüşken bir anda bahar yağmurlarıyla birlikte, Edirne ve Trakyalı ayçiçeği üreticisinin yüzü gülmeye başladı. Son bir aydan bu yana çok verimli yağışlar aldık. Kış kuraklığını atlattık diyebiliriz. Hava tahmin raporlarına baktığımızda da umutlarımız artıyor. Bu yıl ayçiçeği böyle giderse ayçiçeğinden yüksek verim alacağız. Ektiğimiz ayçiçeği tarlaları yağış aldığı için çok sağlıklı yetişiyor. Bu hem verimin hem de kalitenin artmasına neden olacak. Gerçekten gidiş hat çok iyi. İnşallah yüzümüz gülecek diye düşünüyorum"dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ----------------------------Drone ile tarlalarAyçiçeği detayıMuhabir Ali Can Zeray'ın anonsuTarla detayıHüseyin Arabacı ile röp.Detay görüntüErdal Akgün ile röp.Farklı açılardan detaylar

Haber-Kamera: Ali Can ZERAY-Reul ORUÇOĞLU/EDİRNE,

=======

BİNLERCE ARININ ARASINA GİRİP KÖPEKLERİNİ KURTARDI ANTALYA'nın Kemer ilçesinde, beslediği anne köpek ve 4 yavrusunun binlerce arının saldırısına uğradığını gören Tevfik Can Akkelle (28), birçok kez sokulmasına rağmen hayvanları kurtardı. Arılar tarafından onlarca kez sokulduğu belirlenen yavru köpeklerden biri ise kurtarılamadı.

Kemer'in Tekirova Mahallesi'nde yaşayan Tevfik Can Akkelle ve 9 aylık hamile eşi Özge Akkelle (23), dün saat 09.00 sularında köpeklerinin havlamasıyla uyandı. Koşarak balkona çıkan Tevfik Can Akkelle, 4 yavru köpek ile annelerine binlerce bal arısının saldırdığını görünce onları kurtarmak için evden çıktı. Bahçede bağlı olan ve üzeri tamamen arılarla kaplı anne köpeği kurtaran Akkelle, ardından 4 yavruyu kurtarmak için geri döndü. Birçok arının ellerinden ve ayaklarından soktuğu Akkelle, yavruları da babası İsmail Akkelle'nin yardımıyla kurtardı. Tevfik Can Akkelle, baygın haldeki iki yavruyu ilçe merkezindeki veteriner kliniğine götürdü. Köpeklere müdahale eden Veteriner Hekim Olgun Aslan ve ekibi, tüm uğraşlarına rağmen 45 günlük yavru köpeklerden birini kurtaramadı.

'O DURUMDA ACIYI DÜŞÜNMÜYORSUN'

Olay gününü anlatan Tevfik Can Akkelle, "Uyandığımızda köpekler acı içinde havlıyordu. Balkona çıkınca arıları saldırdığını gördüm. Binlerce arı vardı. Dışarı çıktığımda, anne köpeğin üstünde binlerce arı vardı. Bağlı olduğu için hemen tasmasını çıkardım. O uzaklaştı, gitti zaten. Yavruların ikisi baygın şekilde yerde yatıyordu. Onları alıp evin önüne getirdim. Sonrasında diğer iki yavruyu da aldım, geldim. Arılar beni de soktu, inanın ne kadar olduğunu bilemiyorum. Öyle bir durumda acıyı düşünmüyorsun. Tek düşündüğüm yavrular ve köpeklerdi. Onların bağırmaları ve çığlıklarıydı" diye konuştu.

Ardından arıların olduğu bölgeden köpeklerini uzaklaştırdığını anlatan Akkelle, "Sonrasında tekrar eve geldim. Yavruların halini görünce veteriner Olgun Ağabeyi aradım. Olgun Ağabey 'Acilen getir, yoksa kaybederiz' dedi. Olgun Ağabey ve ekibi sonunda çok iyi bir iş çıkarttı. Tabii birini kaybettik. Onun durumu iyi değildi. Böyle talihsiz bir olay geldi başımıza" dedi.

'BİNLERCE ARI VARDI HER TARAFTA'

Doğumuna kısa süre kalan Özge Akkelle ise o anları şöyle anlattı:

"Sabah yavruların ve annelerinin sesiyle uyandık. Yüzlerce değil, belki binlerce arı vardı her tarafta. Eşim hemen kalktı, üstüne hiçbir şey almıyordu. Allah'tan kapüşonlu ceketini verdim. Onu giydi hemen dışarıya attı kendini. 'Sen gelme' dedi bana. Arı sokar diye. Zaten hamileyim, cesaret eder miydim o kadar arının içerisine gitmeye, bilemiyorum. Ben pencereden izliyorum ama her tarafını arı sardı. Anneyi mi diğer yavruları mı kurtarsın. Hepsini tek tek elleriyle getirdi. Yaklaşık bir saate yakın uğraştılar orada. Yavruları kurtardığında bile arı vardı eşimin üzerinde."

'KAHRAMANCA BİR HAREKET'

Veteriner Hekim Olgun Aslan ise Can Akkelle'nin normalde sakin biri olduğunu belirterek, "Olayın olduğu gün çok heyecanlıydı, üzgündü. Tabii olay yerini görmedik ama galiba binlerce arı saldırısına maruz kalmışlar. Bir yavru köpeği yüzlerce arının soktuğu vaka sayısı çok az. Hele ki bunların 4'ünün, 5'inin bir arada gelmesi. Can da perişan haldeydi. O da kendisini arıların içerisine atmış. Bir taraftan sokulurken bir taraftan da onları kurtarmaya çalışmış. Çok çabuk müdahale ettik. Yoğun bakıma aldık. Yavrulardan 3'ü çok sağlıklı ama birini maalesef kaybettik. Artık arılara ne oldu, kovan mı devrildi, o konuda bir bilgim yok. Can'ın evden fırlayıp binlerce arının arasına dalıp yavruları buraya getirmesi, oldukça kahramanca bir hareket" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ---------------Köpeklerden genel detayAnne köpek Hera detayKlinikte köpekler ve arıların soktuğu Tevfik Can Akkelle'nin kolları ve ayakları detay (dikey cep telefonu)Klinikte serum verilen yavrular detay (dikey cep telefonu)Yavru köpek ile ilgilenen Tevfik Can Akkelle detayYavru köpekten yakın detayTevfik Can Akkelle röportajKliniktelerin yavruya mama vermesiYavru köpekten yakın detayÖzge Akkelle röportajYavru köpekten detayVeteriner Hekim Olgun Aslan röportajAkkelle ailesinin yavru ile ilgilenmesi detay

HABER -KAMERA: Levent YENİGÜN/KEMER (Antalya),

===========================

MURADİYE ŞELALESİ COŞTU AMA BOŞ KALDI

VAN'ın Muradiye ilçesindeki, her mevsim ziyaretçilerine görsel şölen sunan Muradiye Şelalesi, özellikle bahar aylarında coşkusuyla ilgi odağı oluyor. Fakat bu yıl koronavirüs nedeniyle Şelalede sadece coşkulu suyun sesi duyuluyor.

Van'ın önemli turizm yerlerinden bir olan ve merkeze 90 kilometre uzaklıkta bulanan Muradiye Şelalesi, kışın donmuş haliyle, bahar  aylarında ise coşkulu akan suyuyla gelen ziyaretçileri karşılıyor. Geçtiğimiz yıllarda Muradiye Belediyesi'nce de hayata geçirilen 4,5 milyon TL'lik proje ile şelalenin etrafı yenilendi. Şelalenin daha rahat izlenmesi için seyir terasları yapılırken, ayrıca yürüyüş yolları, aydınlatma park alanları gibi birçok yenilik yapıldı. Proje ile amaç gelen konukların sadece fotoğraf çekip dönmelerinin önüne geçerek, burada daha fazla zaman geçirmelerini sağlamak. Şelale, bölgeyi ziyaret eden yerli ve yabancı turistlere, her mevsim doyumsuz bir manzara sunuyor. 

İNSANLARA HASRET KALDIK

Kışın yoğun kar yağışının ardından şelale bahar aylarıyla birlikte farklı bir güzelliğe büründü. Yaklaşık 20 metre uzunluğunda gürül gürül akan şelale bu yıl koronavirüs salgını nedeniyle boş kaldı. Şelalede işletmecilik yapan Nihat Yaşar, bu yıl kışında ziyaretçilerinin çok olduğunu belirterek, "Hastalıkla birlikte kimse gelmedi. Her yıl burası çok dolu oluyordu. Geçen yıl burası çok doluydu. Şuanda bizde mağdur olduk. Kışında çok kalabalıktı. Bizde yazı bekliyorduk daha çok kalabalık olsun diye. Ama şuanda kimse yok ve insanlara hasret kaldık" diye konuştu. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ------------------------------Muradiye Şelalesi-Şelalenin coşkun akan suyundan genel ve detaylar-Muhabir anonsu-Detaylar-Şelaleyi izleyen Nihat Yaşar-Nihat Yaşar ile röportaj-Şelaleden genel ve detaylar

Behçet DALMAZ- Gülay KUYUCU/MURADİYE (Van),

================

DÜĞÜNLERDE SOSYAL MESAFE ÇUBUĞUYLA HALAY ÖNERİSİ KORONAVİRÜS tedbirleri kapsamında salonlarda düğün yasağının kalkmasını talep eden Düğün Saloncuları ve Organizasyoncular İşveren Sendikası Genel Başkanı Barış Ay, "Yarın düğün yasağı kalkacak gibi hazırlıklarımızı yaptık. Halkımızın sağlığını tehlikeye atmama adına tedbirlerimizi aldık. Maske, sosyal mesafe kuralı var. Çalışanların ve salonların hijyenine dikkat edeceğiz. Düğünde halayın dahi 1,5 metrelik çubuklarla çekilmesini isteyeceğiz. Koronavirüs tedbir kurallarını tüm salonlara gönderdik" dedi.

Koronavirüs salgınına yönelik alınan tedbirler kapsamında salonlarda evlilik, nişan, nikah gibi faaliyetlere verilen aranın ne zaman sona ereceği, düğün hazırlığı yapanların merak konusu oldu. Mart ayının son iki haftası, nisan ve mayıs aylarında düğününü yapamayanlar, salonlardaki rezervasyonu haziran, temmuz ve ağustosa erteledi. Bu süreçte salon işletmecileri de uygulanan yasağın biteceği günü beklemeye başladı. Pandemi sürecindeki kademeli normalleşme döneminde düğünlere uygulanan yasağın kalkmasına yönelik hazırlıklara başlayan salon işletmecileri, koronavirüse karşı tedbirler geliştirdi. Yasağın kalkmasının ardından yaz aylarında düğün açısından yoğun bir dönem geçmesini bekleyen işletmeciler, salonlarında hijyen kurallarına yönelik uygulanacak tedbir planlaması yaptı.

DÜĞÜNLERDE SOSYAL MESAFE TEDBİRLERİ

Düğün Saloncuları ve Organizasyoncular İşveren Sendikası, yasağın kalkmasının ardından gerçekleştirilecek düğünler için solanlarda uyulması gereken hijyen kurallarını üyeleriyle paylaştı. Salon işletmecileri, koronavirüse yönelik tedbir kapsamında salonlarda kalabalık olarak gerçekleştirilen etkinliklerin halk sağlığını olumsuz etkilememesi için sosyal mesafe kuralını esas almayı planladı. Düğünlerdeki kalabalık 8 veya 10'ar kişilik masalar, pandemi sürecindeki kademeli normalleşme döneminde 4 kişiyle sınırlandırılacak. 600 kişilik salonlarda 200-250 konuğun yer alacağı düğün, nişan gibi özel etkinlikler yapılacak.

MASKE VE HİJYEN ŞARTI

İşletmecilerin planına göre, her davetli ateşi ölçülerek salona girecek. Salona maskesiz konuk girişine izin verilmeyecek, girişte de isteyene maske dağıtılacak. İşletmecilerin aldığı önlemler kapsamında salonlarda her düğün sonrası ve öncesinde dezenfeksiyon işlemi yapılacak. Düğünde konuklara girişte el dezenfektanı ya da kolonya ikram edilip, salon içerisinde belirli aralıkta veya masalarda koronavirüse karşı etkili hijyen maddeleri yer alacak. Düğünlerdeki meşrubat, kuru pasta veya yemek gibi ikramların servisi, dağıtımı sürecinde salon çalışanları hijyen kurallarına titizlikle uyacak. Hijyen eğitimi sertifikası bulunmayan garsonlar, düğün salonunda görev yapamayacak. Salonlarda havalandırma sistemi ile içerideki hava değişimi sağlanacak.

SOSYAL MESAFE ÇUBUĞUYLA HALAY

Düğünlerin olmazsa olmazı arasında yer alan oyun pisti eğlenceleri için de sosyal mesafe kuralına dikkat edilecek. Davetlilerin birbirinin elinden tutarak gerçekleştirdiği halay ya da horona, pandemi sürecinde ara verilecek. Salon işletmecileri halay, horon oynamak isteyen konuklar için farklı bir uygulama sunacak. Sosyal mesafeyi korumak amacıyla 1.5 metre uzunluğundaki çubuklar hazırlayan işletmeciler, halay ya da horon müziği çaldığında bu çubukları konuklarına verecek. Halay çekmek isteyenler çubukların ucundan tutup, sosyal mesafeye uyarak eğlencelerini sürdürecek.

TAKILAR SANDIKTA TOPLANACAK

Takı töreni için sandık sistemi kurulacak. Takı töreni sırasında gelin ile damadın yanına sandık yerleştirilecek ve davetliler üzerine adını yazdığı zarfın içerisinde takısını sandığa bırakacak. Bu sırada gelin ve damada tokalaşma ya da sarılma yapılmayacak. Düğün boyunca gelin ve damada, yakınlarına yaklaşmaları halinde maske takılması önerisi yapılacak.

'YASAK KALKSIN' ÇAĞRISI

Salonların faaliyetlerine verilen aranın sona erip, düğün yasağının kalkmasını talep eden Düğün Saloncuları ve Organizasyoncular İşveren Sendikası Genel Başkanı Barış Ay, "Yarın düğün yasağı kalkacak gibi hazırlıklarımızı yaptık. Halkımızın sağlığını tehlikeye atmama adına tedbirlerimizi aldık. Biz her zaman salonlarımızı açmaya hazırız. Tedbirlerimizi salon girişinden itibaren uygulayacağız. Maske sosyal mesafe kuralı var. Çalışanların ve salonların hijyenine dikkat edeceğiz. Düğünde halayın dahi 1.5 metrelik çubuklarla çekilmesini isteyeceğiz. Koronavirüs tedbir kurallarını tüm salonlara gönderdik" dedi.

Barış Ay, haziran döneminde düğün yasağının kalkmaması halinde Türkiye genelinde en az 1500 işletmenin iflas etme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını söyledi.

KIR DÜĞÜNÜ İLGİSİ

Pandemi sonrası için düğün hazırlığı yapanların, açık hava olması nedeniyle kır düğünü konseptine ilgisi de arttı. Pandemi sürecinin hafiflemesinin ardından düğün yasağı sonrasına yönelik aldıkları tedbirlerden bahseden Anadolu Park Kır Düğünü İşletmecisi Ceren Yeğinaltay, şunları söyledi:

"Masalar arası mesafe artacak, masalar 12 kişiden 8 kişiliğe indirilecek. Çalışanlarımızın hijyen eğitimi var ama hijyen kurallarımızı koronavirüse yönelik artıracağız. Maske ve eldiven kullanımına dikkat edeceğiz. Ortak kullanım alanlarının temizliği, dezenfeksiyonu artıracağız. Düğün sezonunun haziran sonu başlamasını öngörüyoruz. Mart, nisan ve mayıs aylarında yapılan rezervasyonlar, haziran ve sonrasına ertelendi. Eylül, ekim ayına yoğun talep var."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------Salonun dezenfekte edilmesiDüğüne gelenlerin girişte ateşinin ölçülmesi,maske ve dezenfekte ve kolonya ikramıDHA Muhabiri Aslı Duran  anons 1Çubuklu halay çekilmesiMasalardan görüntüDHA Muhabiri Aslı Duran anons 2Takı töreni için çiftin önündeki sandık ve davetlilerin sandığa zarf atmasıRÖP 1: Barış AyRÖP 2: Ceren Yegin AltayDetaylar

580 MB -- 05.17// HD

HABER: Tolga YILDIRIM -Aslı DURAN -KAMERA: Mehmet KILIÇASLAN/ANTALYA,

===============

ENGELLİ İKİ ÇOCUK ANNESİ: İSTERDİM Kİ, BİR KEZ OLSUN ANNE DESİNLER İZMİR'in Gaziemir ilçesinde, 3 çocuk annesi Şadiye Candemir (36), yüzde 99 engelli olan yatağa bağlı iki oğlunun hem eli ayağı, hem de hayat enerjisi oldu. Candemir, "Ben de isterdim çocuklarım sağlıklı olsun, bana bir kez olsun anne desin. Anneler Günü'mü kutlasınlar" dedi.

Gaziemir ilçesinde oturan Sadiye Candemir, henüz 16 yaşındayken anne oldu. Çocukluğunu yaşayamadan anne olan Candemir'in ilerleyen süreçte bir oğlu ile bir kızı daha dünyaya geldi. Her ikisi de serebral palsi hastası olan oğulları Ahmet (19) ile Yunus Emre'nin (10) yüzde 99 engelli olduğunu, onlarla bir odanın içinde yaşam mücadelesi verdiğini anlatan Candemir, kızı Zeynep Sümeyye'nin (12) ise sağlıklı bir çocuk olarak ilkokula gittiğini söyledi. Çocuklarını çok sevdiğini ve onların iyiliği için dua ettiğini belirten anne Candemir, sabah kalkıp engelli iki oğlunun ilaçlarını verip ve mamalarını yediriyor.

'EŞİM DOĞRU DÜZGÜN ÇALIŞAMIYOR'

Ekonomik imkanları kısıtlı olduğu için onlara daha iyi bir yaşam sunamadığını belirten Candemir, "Günlerim oğullarımla geçiyor. Dışarı zaten çıkamıyoruz. Koronavirüs nedeniyle dışarıdan kimseyi kabul etmiyorum. Bütün günüm onlarla ilgilenerek geçiyor. Salgın hastalık nedeniyle eşim dahi onların yanına girmiyor. Borçlarımız var eşim doğru düzgün çalışamıyor. 750 liralık kiramızı zor karşılıyoruz" dedi.

'EVLATLARIMIN DAHA GÜZEL BİR EVDE YAŞAMASINI İSTİYORUM'

Eşinin geçici olarak inşaat işlerinde çalıştığını söyleyen Candemir, evlerinin eski ve rutubetli olduğunu ve yeni bir eve taşınmak istediklerini belirterek şunları söyledi:

"Evlatlarımın daha güzel bir evde yaşamasını istiyorum. Tek isteğim onlar için. Bu yıl çok hastalık geçirdik. 2 aydan fazla süreyle hasta oldular. Bağışıklıkları çok düşük. Küçük oğlum menenjit geçirdiği için daha sağlıklı bir ortamda yaşaması gerekir. Rutubetli olduğu için eve biraz tadilat yaptırdık. Ama yine olmadı. Rutubetin önüne geçemedik. Ev eski. Çabuk hastalanıyorlar. Bronşit oluyorlar zatürre oluyorlar. Hastanede yatıyorlar. Hastanede yatarak tedavi görmeleri gerekiyor. Ufağı hasta oluyor büyük hasta değilse de onu da yanıma almak zorunda kalıyorum. veya hastane kabul etmiyor. Zor zamanlar yaşıyoruz. Çıkmak için doktorlara yalvarıyorum. Çünkü evde bakacak kimse yok."

'BANA BİR KEZ ANNE DESELER'

Çocukları için hep duacı olduğunu anlatan Candemir, "Ben de isterdim çocuklarım sağlıklı olsun. Bana bir kez anne deseler. Anneler günümü kutlasalar. Ben en çok da büyük oğlumu istiyordum. Keşke bir kere bana anne deseydi. Askerlik yaşı geldi" dedi.

Anne Candemir, küçük oğlu Yunus Emre'ye kaymakamlık yardımıyla ayakta durmasını sağlayacak cihaz alındığını söyleyerek destek verenlere teşekkür etti.

KIZILAY GAZİEMİR ŞUBE BAŞKANI: TÜM BAĞIŞÇILAR DESTEK OLSUN

Kızılay Gaziemir Şube Başkanı Davut Dinçel, Candemir ailesine gıda yardımı yaptıklarını belirterek şöyle konuştu:

"Şadiye Hanım özveriyle çocuklarına bakıyor. İmkanlarımız kısıtlı. Hayırseverlerimizden aldığımız bağışlarla bir şeyler yapıyoruz. Bir elimizle alıp bir elimizle veriyoruz. Şadiye Hanım'ın rutubetsiz bir eve ihtiyacı var. Uygun bir kirası olan eve çıkması gerekiyor. En acil ihtiyaçları rutubetsiz bir ev. Tüm bağışçılar destek olsun."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: Anne Şadiye Candemir'in oğullarını beslemesinden görüntü,Onları öpüp okşamasından görüntü,Yunus Emre'ye cihazı takmasından görüntü,Şadiye Candemir ile röp,Davut Dinçel ile röp.Haber: Nevra UÇKAÇ - Kamera: Hande NAYMAN/ İZMİR,

========================

İLKOKUL ÖĞRENCİLERİNDEN 'ANNELER GÜNÜ' SÜRPRİZİ İZMİR'in Çiğli ilçesindeki Harmandalı İlkokulu'nun 2'nci sınıf öğrencileri, öğretmenlerinin desteğiyle Anneler Günü için evlerinde video hazırladı. Öğrenciler, babalarının çektiği videolarda, ellerinde tuttukları renkli kağıttan yapılmış kırmızı kalple birlikte annelerine olan duygularını ifade etti.

Harmandalı İlkokulu'nun 2'nci sınıf öğrencileri, sınıf öğretmenleri Şevkiye Bostancı'nın desteğiyle annelerine sürpriz video hazırladı. Her öğrenci kırmızı kağıttan kesilmiş bir kalbi elinde tutup annelerine olan sevgilerini ifade etti. Babaların kayda aldığı videolarda her öğrenci, en güzel kıyafetlerini giyip, birbirinden farklı güzel sözlerle annelerinin Anneler Günü'nü kutladı.

Okul Müdürü Ahmet Özortakçı, koronavirüsle mücadele edilen bu zor süreçte özel günlerin unutulmadığını söyleyerek, "Annelerimiz bizim için çok özel. Çocukların da kendi annelerini sevindirmeleri için böyle bir proje yaptık. Minikler, en güzel kıyafetlerini giyerek kamera karşısına geçti. Projeye babalar da ortak oldu. Tüm annelerin gününü kutlarım" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: Çocukların annelerine çektiği videoHaber-Kamera: Melis KARAKUZULU/İZMİR,

========================

DOWN SENDROMLU CAN'IN ANNESİ: BENİM İÇİN HER GÜN ANNELER GÜNÜ İZMİR'in Bornova ilçesinde yaşayan edebiyat öğretmeni Nevin Barlas Ural, okulların uzaktan eğitime geçmesi nedeniyle günlerini evde down sendromlu oğlu Can Ural'la (22) geçiriyor. Koronavirüs nedeniyle de çalıştığı pizza restoranına gidemeyen Can, evde annesiyle birlikte hem yemek yapıyor, hem de oyun oynuyor. Doktor olan eşinin hastanede koronavirüs hastaları için gece gündüz çalıştığını söyleyen Nevin Barlas Ural, "Benim için anneler günü mayıs ayının ikinci pazar günü değil, benim için her gün anneler günü. Can bana her gün yaşatıyor" dedi.

Bornova Yunus Emre Anadolu Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yapan, iki çocuk annesi Nevin Barlar Ural, okulların uzaktan eğitime geçmesi nedeniyle çocuklarına daha fazla vakit ayırıyor. Ural'ın down sendromlu oğlu Can da koronavirüs nedeniyle çalıştığı pizza restoranına gidemiyor. Anne-oğul, evde birlikte resim çizip, oyun oynayarak keyifli vakit geçiriyor. Mutfakta zaman geçirmeyi çok seven Can, annesine yardım ederek çorba, kek, börek yapıp evdekilere ikram ediyor. Anne Ural, sokağa çıkma kısıtlamasının olduğu günlerde ise, özel izni olduğu için Can ile birlikte evlerinin yakınındaki parka gidiyor. Can, koronavirüs hastaları için Alsancak Nevvar Salih İşgören Devlet Hastanesi'nde gece gündüz çalışan babası Dr. Önder Ural'la ise çok fazla görüşemiyor. Koronavirüs salgını nedeniyle evde kalmalarının onlar için bir avantaja dönüştüğünü anlatan Ural, "Çalışan bir anne olduğum için oğlumla çok fazla vakit geçiremiyordum. Onunla daha çok vakit geçirebiliyorum artık. Can da işe gitmediği için beraber kahvaltı hazırlıyoruz, ormanda yürüyüşe çıkıyoruz, resim yapıyoruz, kitap okuyoruz, oyun oynuyoruz. Bu boşluğu beraber faydalı bir şekilde geçirmeye çalışıyoruz. Eşim doktor olduğu için Can'la eskisi kadar görüşemiyorlar. Onun yerini de ben doldurmaya çalışıyorum bu süreçte" dedi.

'CAN'IN ANNESİ OLMAK ÇOK ÖZEL BİR DUYGU'

Can'ın kurallara uyduğunu ve gelişmeleri sürekli takip ettiğinden bahseden Ural, "Can televizyondan Cumhurbaşkanımızı ve Sağlık Bakanımızı çok takip ettiği için sokağa çıkmak istemiyor. Hava alsın, spor olsun diye dışarı çıkıyoruz. O sırada bile dışarda çok kalmak istemiyor. Hafta sonları sokağa çıkma kısıtlamasının olduğu günlerde, dışarıda kimse olmadığı için yarım saat, bir saat yürüyüş yapıyoruz" ifadelerini kullandı.

Anne olmanın özel bir duygu olduğunu belirten Ural, "Ama Can'ın annesi olmak daha özel bir duygu. Benim için anneler günü mayıs ayının ikinci pazar günü değil, benim için her gün anneler günü. Can bana her gün yaşatıyor. Çünkü dokunarak ilişki kurmayı çok seven biri, sevgisini çok sık ifade ediyor. Her gün bu duyguyu çok yoğun hissediyorum. 'Can iyi ki var, iyi ki anneyim' diyorum" diye konuştu.

Can ise annesini çok sevdiğini söyleyerek, "Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: Nevin Barlas Ural'ın oğlu Can Ural'la evde vakit geçirmelerinden görüntüCan Ural gitar çalarken ve yemek yaparken görüntüCan ve Nevin Ural yürüyüş yaparken görüntüParktan görüntüNevin Barlas Ural ile röp.Can Ural ile röp.Haber: Melis KARAKUZULU - Kamera: Ahmet Turhan ALTAY/İZMİR,

========================

VİRÜS SÜRECİNDE EVDE SPORA DİKKAT 

KORONAVİRÜS sürecinde evde kalma süresinin artmasıyla vakitlerini spor yaparak geçiren vatandaşların dikkatli olması gerektiğini ifade eden antrenörler Tarık Geniş ve Osman Kahramanlı, dikkat edilmediği takdirde bazı sakatlıkların yaşanabileceğini vurguladı.

Antrenör Tarık Geniş ve Osman Kahramanlı, 'Evde kal' çağrısıyla birlikte evde vakit geçirmeye başlayan vatandaşların spora yöneldiğini ancak evde spor yaparken dikkat edilmesi gereken noktaların olduğunu söyledi. Antrenör Osman Kahramanlı, "Evde kalma sürecini fırsata çeviren kişiler var. Fakat fırsata çevirme olayı biraz yanlış anlaşılıyor. Evdeki spor da bilinçli bir şekilde yapılması gerekiyor. Aksi takdirde vücutta sakatlıklar yaşanabilir" dedi. Özellikle koronavirüs sürecinde spora başlayanlar için bu dönemin riskli olduğunu ifade eden Kahramanlı, kişinin kendi vücudunu tanıyıp, kendi vücuduna göre egzersizler yapması gerektiğini ekledi. Kahramanlı, "Şu an herkes sosyal medya hesapları üzerinden canlı yayınlar yapıyor. Ancak, kişi kendi vücudunu tanıyarak, spor yapması gerekiyor. Hiç spor yapmamış bir bireyin sosyal medya hesapları üzerinden direkt kendisinin antrenman yapması çok uygun bir şey değil. Çok daha basit egzersizlerle daha temel hareketlerle bu süreci değerlendirmelidir" ifadelerini kullandı.  'VİRÜS SÜRECİNDE BESLENME ÖNEMLİ'Koronavirüs sürecinde kişinin evde vakit geçirmesiyle yanlış beslenmeye başladığını söyleyen ve kişinin bu süreçte beslenme alışkanlıklarına dikkat etmesi gerektiğini ifade eden antrenör Tarık Geniş ise, "Bu süreçte beslenme alışkanlıklarımıza da dikkat edilmesi gerekiyor. Özellikle vücut direncinin düşmemesi önemli. Bu dönemde karbonhidrat tüketimi azaltılırsa hem Ramazan ayı hem de koronavirüs süreci daha sağlıklı geçecektir" diye konuştu.  

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: Anterenör Osman Kahramanlı ve Tarık Geniş'le röpOsman Kahramanlı ve Tarık Geniş spor yaparken görüntüHaber: Gökçe ADAR-Kamera: Eda Ebru NANECİ/İZMİR,

========================

TARİHİ FIRININ BACASI, 3 ASIR TÜTÜYOR

KONYA'da 1684 yılında kurulan Selimiye Taş Ekmek Fırını'nın bacasından asırlardır duman eksik olmuyor. Kepekli, buğday, çavdar, ramazan pidesi, tahinli pide gibi katkısız birçok ürünle müşterilerine hizmet veren tarihi fırından ekmek almaya gelen vatandaşlarda aldıkları üründen memnuniyetlerini dile getiriyor. 7 kuşaktır fırıncılık yaptığını belirten Hüseyin Mısırlılar, "Buranın tarihçesi 1684 yılına dayanıyor. O dönem tarihi Selimiye Camisinin orada Vezir Muhasıb Mustafa Efendi Paşa tarafından yapılmış. Dedelerimiz tarafından buraya 1997 yılında taşınmıştır. 3 kardeş olarak burada 23 senedir hizmet vermekteyiz.   6-7 kuşaktır bu mesleği yapıyoruz. Bizim sülalemiz hep fırıncıdır. "dedi.  1684 yılında Vezir Muhasıb Mustafa Efendi Paşa tarafından o dönem tarihi Selimiye Cami karşısında yapılan Selimiye Taş Ekmek Fırını, 23 yıldır da kent merkezindeki Kılıçarslan Meydanı'nda müşterilerine hizmet veriyor. Mevlüt, Ümit ve Hüseyin Mısırlılar tarafından işletilen tarihi fırında kepekli, buğday, çavdar, ramazan pidesi, tahinli pide, gevrek gibi bir çok çeşit ürün çıkartılıyor. Öğle saatlerinde başlayan ekmek satışı ise vatandaşların yoğun ilgisi üzerine ikindi saatlerinde bitiyor. 7 kuşaktır fırıncılık yaptıklarını belirten Hüseyin Mısırlılar, fırının tarihçesi ile ilgili şunları söyledi: " Buranın tarihçesi 1684 yılına dayanıyor. O dönem tarihi Selimiye Camisinin orada Vezir Muhasıb Mustafa Efendi Paşa tarafından yapılmış. Dedelerimiz tarafından buraya 1997 yılında taşınmıştır. 3 kardeş olarak burada 23 senedir hizmet vermekteyiz.  6-7 kuşaktır bu mesleği yapıyoruz. Bizim sülalemiz hep fırıncıdır. Bizim burada lezzet farkı var. Biz acı mayadan katkısız ekmek yapıyoruz. Ekmeğimizi taş fırında pişirip, vatandaşımızın hizmetine sunuyoruz.. Burada çavdar, kepekli, buğday, ramazan pidesi, tahinli pide, Konya gevreği gibi yaklaşık 10 çeşit ürünle müşterilerimize hizmet etmekteyiz"    

MÜŞTERİLER MEMNUNTarihi fırının önünde vatandaşlar tarafından zaman zaman uzun kuyruklar oluşurken, ekmek almak için farklı yerlerden gelen vatandaşlar, ekmeğin lezzetinden memnun olduklarını dile getirdi. 7 yıldır bu fırından ekmek aldığını belirten Salih Tuncel, "Ürettikleri ürünler açısından son derece memnunum. 7 yıldır buradan ekmeğimi alıyorum. Ekmekler katkı kullanılmadan organik olarak yapılıyor. Bizde bu nedenle burayı tercih ediyoruz."dedi. Müşterilerden Hayrettin Yılmaz ise, 'Ekmeğin özelliği katkısız ve organik olması. Bu ekmek mideye çok fazla şişkinlik vermez. Ekmek, doygunluk yapıyor ama şişkinlik yapmıyor. Yıllardır ekmeğimizi buradan alıyoruz"diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -------------------------------Pide ve ekmeklerin hazırlanması Fırında pişirilmesi Genel ve detayRöportajlar 

Haber-Kamera: Tolga YANIK-Adem YILDIZ/KONYA,==================================

ORGANİK ÜRÜNLERİN YETİŞTİRİLDİĞİ İLÇEDE KORONAVİRÜSE RASTLANILMADI

TRABZON'un Şalpazarı ilçesinde, koronavirüsle mücadele kapsamında yapılan 'evde kal' çağrıları ve tedbirlere uyulmasıyla koronavirüs testi pozitif vakaya rastlanılmadı. Yetiştirdikleri doğal ve organik ürünlerle beslenen ilçe halkı, sosyal izolasyona önem veriyor, kurallara uymayı sürdürüyor.  Karadeniz bölgesinde, 'Ağasar' olarak da bilinen ve kadınlarla kız çocuklarının günlük yaşantılarında, bayram ve yayla şenliklerinde giydikleri yöresel motif işlemeli rengarenk elbise kültürünün, yüzyıllardır yaşatıldığı Trabzon'un Şalpazarı ilçesinde alınan koronavirüs tedbirlerine uyuluyor. İlçede yapılan 'evde kal' çağrıları ve tedbirlere uyulmasıyla koronavirüs testi pozitif vakaya rastlanılmadı. 12 bin nüfuslu ilçede yetiştirdikleri doğal ve organik ürünlerle beslenen ilçe halkı, sosyal izolasyona önem veriyor, kurallara uymayı sürdürüyor. 

'TEDBİRLERE HARFİYEN UYULDU'Şalpazarı Kaymakamı Uğur Ünsal, ilçede hiç vakanın görülmemesinde alınan tedbirlere vatandaşların uymasına etkili olduğunu belirterek, "İçişleri Bakanlığımızca yayınlanan tüm genelgelere harfiyen riayet ettik. Vatandaşlarımız özellikle bu konuda ciddi bir çaba sarf etti. Özellikle civar ilçelerde vakaların olduğunun duyulmasıyla vatandaşlarımız, daha da dikkatli oldu. Kurallara uyan ilçe sakinlerimize, dışarıdan gelip tedbirlere uyanlara çok teşekkür ediyoruz. Önemli olan; bu salgın bitene kadar tedbirin bu şekilde sürmesidir. Rehavete kapılmamak lazım" dedi.

'ÇOK HASSAS VE TİTİZ DAVRANDIK'Şalpazarı Belediye Başkanı Refik Kurukız da ilçede tedbirlere uyulması noktasında çok hassas ve titiz davranıldığını kaydederek, "Çok şükür ülkemizde ender bölgelerden bir tanesiyiz. İlçemizde şu ana kadar pozitif bir vaka görülmedi. Bunda devletimizin ortaklaşa aldığı kararların sayın valimiz ile kaymakamımızın uyarıları ve tedbirleriyle bütünleştirip, biz de belediye, emniyet ve jandarmamızla çok hassas davrandık. Halkımız çok duyarlı, onlara çok teşekkür ediyoruz.  Ama vaka görülmemesinde de ayrı bir önemi olduğunu düşündüğüm; bölgenin doğasının ve burada yetişen ürünlerin, ağasar balı, tereyağının, peynir ile insan profilinin ektisi olduğunu düşünüyorum. Adına türküler yazılan bal koronavirüse de iyi geldiğini düşünüyoruz" diye konuştu.

'İLÇE HALKI SON DERECE DUYARLI'İlçe Halk Eğitim Merkezi Müdürü Temel Dural ise ilçe sakinlerinin vatanına milletine son derece bağlı olduğuna işaret ederek, "Vakaya rastlanılmayışının en büyük nedeni; ilçe halkının son derece duyarlı olması. İlçede çok cüzi de olsa bir sirkülasyon vardır. Burada dışarıdan gelenlere, muhtarlarımız aracılığıyla karantinada kalmaları sağlandı. Tedbirlere uyulmasıyla haliyle vaka burada olmamıştır. Bu da son derece sevindiricidir" şeklinde konuştu.

'DOĞAL BESLENİYORUZ; GÜÇLÜYÜZ"İlçe sakini Ebru Aksoy, "İlçemiz olarak tüm uyarılara riayet ediyoruz, yaşlılarıma özellikle bu konuda uyarılarda bulunuyoruz. Hijyen ve temizliğe özen gösteriyoruz. İlçemiz doğal beslenmeye özen gösteriyor. Tarlada yetiştirip besleniyor, bu da bir etkendir. Haliyle güçlüyüz. Havaların ısınması bizi yanıltmasın, izolasyona tüm önlemlere dikkat edelim, çünkü bu salgın bitmiş değil" dedi.

'HER KURALA UYUYORUZ'Mutfak alışverişi için ilçeye gelen Emine Atalar da, "İnsanlarımız, çok duyarlı, sosyal mesafe kuralına özellikle çok dikkat ediliyor. Her kurala uyuyoruz. Dışarıdan gelenlerde 14 gün kuralına çok önem verdi. Herkes kurallara uyduğu için ilçemizde çok şükür vaka görülmedi. İnşallah kuralara uyarak, Allah'ın izniyle bu zorlu süreci hep birlikte aşacağız" ifadelerinde bulundu.'KURALLARA UYMALIYIZ'Taksi sürücüsü Önder Yılmaz ise, "İlk günden itibaren ilçemizde tedbirlere harfiyen uyuldu. Bizde gereken önlemlerimizi aldık. Yolcularımız için dezenfektan bulunduruyoruz. Kurallara uymalıyız. Halen de devam eden bir süreç, şu an için bir rehavet de görmüyoruz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -------------------------------İlçe drone görüntüleriİlçe tabele detayıİlçe sokak ve cadde görüntüsüKaymakam ve belediye başkanı röp.Halk sakinleri ve esnaf röportajlarAğasar modası görüntüsü Bahçede çalışan kadınlarDetaylar

HABER KAMERA: Fatih TURAN- İnan KALYONCU/TRABZON-DHA=======================================

KORONAVİRÜS TEDAVİSİNDEN 44 GÜN SONRA TABURCU OLDU 

KONYA'da koronavirüse yakalanan  ve solunum cihazına bağlı 35 gün yoğun bakımda kalan, diğer tedavilerin yanı sıra immün plazma yöntemi de uygulanan Kemal Korkmaz (63), 44 gün sonra taburcu oldu.  Tedavi olduğu Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Anesteziyoloji Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alper Yosunkaya, "Hastamız 26 Mart'ta geldi. 35 gün yoğun bakımda kaldı. Konya'daki ilk vakalardandı ve birçok tedavi uygulandı. Tabi immün plazmada uygulandı. Tüm tedavilerin sonucu bu başarı elde edildi."dedi. Yüksek ateş şikayeti üzerine 26 Mart Perşembe günü Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesine başvuran iş insanı Kemal Korkmaz'e, koronavirüs teşhisi konup tedaviye alındı. Durumu ağır olduğu için yoğun bakım servisine alınan ve solunum cihazına bağlanan Korkmaz,  35 gün sonra normal odaya alındı. Birçok tedavinin yanı sıra Malatya'dan gönderilen  plazmada tedavi sürecinde kullanıldı. 

İĞNEYLE KUYU KAZILDI44 gün süren tedavi sonrası taburcu olan Kemal Korkmaz'ın oğlu Vezir Korkmaz, yaşananları anlattı. Korkmaz. "Babam, yüksek ateşi çıktı ve o süreçte koronavirüsle ilgili bir şeyler bilmiyorduk. Evde bir kaç gün kaldı. O süreçte ateşini düşürmeye çalıştık. Düşmeyince de 26 Mart günü Meram Tıp Fakültesi'ne getirdik ve yoğun bakıma alındı. Yaklaşık 27 gün entübe oldu, sonra normal yoğun bakımda kaldı. Daha sonra da normal odaya alındı. Babamın iyileşmesinde hastanenin tüm çalışanlarının emeği çok. Çünkü adeta iğneyle kuyu kazılarak tedavi yöntemleri tespit edilip, uygulandı. Şu an sağlıklı bir şekilde babamı taburcu ediyorlar."diye konuştu. 

'ÜLKEMİZİN SALGINDAKİ BAŞARISI YOĞUN BAKIMLARDIR'Kemal Korkmaz'ın tedavisini gerçekleştiren  Anesteziyoloji Yoğun Bakım Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alper Yosunkaya, başta kendi hastaları olmak üzere ülkemizin salgındaki başarısının nedeninin, yoğun bakım servisleri olduğunu belirtti. Yosunkaya, şunları söyledi: "Hastamız 26 Mart'ta geldi. 35 gün yoğun bakımda kaldı. Oksijen tedavisine yanıt vermediği için solunum cihazına bağlı kaldı. Bu dönem içinde ekip olarak sıkı çalışma yapıldı  ve hastamız gerçekten sağlığına kavuştu. Hastamız, Konya'daki ilk vakalardandı ve birçok tedavi uygulandı. Tabi immün plazmada uygulandı. Tüm tedavilerin sonucu bu başarı elde edildi. Koronavirüs salgınında hastanelerimizin başarısının bir tanesi, bizim ülkemizdeki yoğun bakımdır. Yoğun bakımda gerek fiziksel şartlar olsun, gerek personel olarak oldukça alt yapısı kuvvetlidir.Ülkemizin salgındaki başarısı da yoğun bakımlardır."   Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. İbrahim Erayman  da, Kemal Korkmaz'ın çok kötü kovid rahatsızlığıyla hastaneye müracaat ettiğini hatırlatarak. "Yoğun bakımda 35 gün kaldı. Çok büyük emekler verildi. Özellikle yoğun bakımdaki idari mekanizmaların başarılı bir şekilde yönetilmesi ve bizim enfeksiyon kontrol ekibi ile aile bireylerinin desteğiyle başarı bir tedavi sürece yaşandı. Tabi birçok tedavi seçenekleri kullanıldı.  Dünyada kullanılan bütün tedavi seçenekleri kullanıldı. Savaş düzeni düşünün, burada silahınız, topunuz, taşınız, kazma ve küreğiniz olur. Hangisi tam etkilidir tam bilemezsiniz, ama sonuç önemlidir. Kazanmak önemlidir.  Çok mutluyuz. İnşallah bütün hastalarımız böyle taburcu olur. Zaten hastane olarak önemli ekip ve ekipmanları sahibiz. Çok başarılı bir mücadele veriyor. Bu başarı devam eder ve umarım bütün hastalarımızı taburcu ederiz."dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -------------------------------Kemal Korkmaz'dan detayGenel ve detayRöportajlar 

Haber-Kamera: Tolga YANIK- Adem YILDIZ/KONYA,===================================

KIYI BALIKÇILARI SOKAĞA ÇIKMA YASAĞINDAN 'MUAF' TUTULMAK İSTİYOR KORONAVİRÜS salgını nedeniyle alınan tedbirler kapsamında hafta sonları denizlerden uzak kalan Karadenizli kıyı balıkçıları, sokağa çıkma yasağından kendilerinin muaf tutulmasını istiyor.

Türkiye'de de etkili olan koronavirüs salgını balıkçılık sektörünü olumsuz etkiledi. Salgının yayılmasını önlemek amacıyla sosyal hayatın kısıtlanmasına yönelik uygulanan tedbirler nedeniyle hafta sonları sokağa çıkamayan kıyı balıkçıları avcılık yapamıyor. Hafta sonları denizlerden uzak kalan Karadenizli kıyı balıkçıları, tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçiler gibi sokağa çıkma yasaklarından kendilerinin muaf tutulmasını istiyor.

'YASAK BİZE DÖRT GÜN'

Ordu'nun Kumbaşı Balıkçı Barınağı Başkanı Şahin Aydemir, hafta sonu uygulanan sokağa çıkma yasağının kendilerine 4 gün olarak yansıdığını belirterek, "Yasak nedeniyle balıkçıların gelirleri yüzde 50 oranında azaldı. Denize çıkamıyoruz. Aslında 2 gün yasak ama bize bu yasak 4 gün oluyor. Samsun Terme arasında çaça tutan arkadaşlarımıza, hatta Hatay'da, Mersin'de şu an avcılık serbest. Biz bu işi Ordu'da aşamadık. Bu sorunun çözülmesini istiyoruz" dedi.

'BİZ GÜNÜBİRLİK ÇALIŞAN KİŞİLERİZ'

Kumbaşı Balıkçı Barınağı Başkan Yardımcısı Mehmet Çalış da çocukluğundan bu yana baba mesleği balıkçılık yaptığını belirterek, "Koronavirüs salgını nedeniyle alınan tedbirler kapsamında birçok sektörde olduğu gibi balıkçılıkta da mağduriyetler yaşandı. En fazla zarar görenlerin başında balıkçılarımız geliyor. Çünkü biz günü birlik çalışan kişileriz. Sokağa çıkma yasağında bizler denize çıkıp av yapamıyoruz. Bu nedenle balıkçılarımız borçlarını ödeyemez duruma geldi. Sosyal yardımlardan da balıkçılarımız yararlanamıyor. Bize hiçbir destek yok. Bu nedenle bizler evimize ekmek götürebilmek için hafta sonları denize açılmak istiyoruz. Burada şu anda 35 tane faal tekne var. Her bir teknede iki kişi bulunmak suretiyle bizim sokağa çıkma yasağı kapsamının dışında tutulmamız lazım" diye konuştu.

Hafta sonları avlanan balıkların il dışına sevkiyatının yapılabildiğini kaydeden Çalış, "Sokağa çıkma yasağında balığı ne yapacaksınız diye sorulacak olursa; balıklarımızı hafta sonu bizler il dışına nakliye yapabiliyoruz. Rize, Giresun, Sinop gibi illere avladığımız balıkları dağıtabiliyoruz. Pazar günü avladığımız balıkları da güzelce paketleyip, şoka koyarak büyükşehirlere yolluyoruz. Nakliye olduktan sonra biz avladığımız balıkları her türlü satabiliriz. Bizim için önemli olan balıkçıların mağdur olmaması" ifadelerini kullandı.

'DEVLETİMİZİN BİZE YARDIMCI OLMASINI DİLİYORUM'

Balıkçı esnafından Sezgin Arslan ise 12 yaşından bu yana denizlerde balık avcılığı yaptığını ifade ederek, "Denize gitmediğimiz zamanlarda haliyle balıkçılar için durum vahim oluyor. Ben buradan devlet büyüklerime sesleniyorum; bize ellerinden geldiği kadar yardımcı olmalarını diliyorum" dedi.

'BİZ DE DENİZDE ÇİFTÇİLİK YAPIYORUZ'

Bir diğer balıkçı esnafı Mesut Arslan ise "Benim dedem, babam, kardeşlerim ve ben balıkçıyım. Bize bugüne kadar hiç yasak olmadı. Şu anda biz üretici statüsünde avlanıyoruz. Biz kıyı balıkçısıyız. Bize avcılık 12 ay serbest. Koronavirüs geldi, hepimiz sağlık için kendimizi korumak zorundayız. Sosyal mesafeyi ayarlamak zorundayız. Zaten biz kıyı balıkçısı olarak denize bir veya iki kişi gidiyoruz. Şu an barbun avı yapılıyor. Barbun avı mayıs ve haziran ayının ortalarını bulmaz. Yaklaşık 1,5 aylı bir avcılık dönemimiz var. Bizim elimizde avlanmak için belgelerimiz de var. Bu kimliklerle biz sokağa çıkma yasağında da avlanmak istiyoruz. Bunu çiftçi gibi görelim. Biz de denizde çiftçilik yapıyoruz. Çiftçimiz toprakta yapıyor, biz denizde yapıyoruz. Arada sıkıntılı bir durum yok. Bugün iş yerlerinde ekmek fırını, su dağıtıcıları açıksa, bizim için de bu yasak kaldırılmalı" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: ------------------Teknelerin görüntüsü-Ağ onaran balıkçıların görüntüsü-Balıkçılarla röportaj

Haber/Kamera: Mustafa KIRLAK-ORDU-DHA===================================

SAĞLIK MEMURU, 40 GÜNLÜK ÇOCUKLARININ HASRETİYLE ANNELER GÜNÜNÜ KUTLAYACAK 

KONYA'da  bir hastane de acil serviste sağlık memuru olarak çalışan  Raziye Sürgit (36), 40 günlük çocuklarının hasretiyle anneler gününü kutlayacak. Koronavirüs nedeniyle evine gidemediği için otelde kalan Sürgit, bu süreçte koronavirüse yakalandığı  ve üzülmesinler diye hem çocuklarından, hem de ailesinden sakladığını söyledi. Sürgit, " Koronavirüse yakalandığımı çocuklarımdan sakladım. Çok şükür ayaktaydım ve rahat atlatabildim. Onların da gereksiz üzülmelerini istemedim. Önceki anneler gününde yine nöbetteydim. Çocuklarım hastanede kutlamışlardı. Bu kez de kaldığım otel odasında görüntülü konuşarak kutlayacaklar. 3 gün sonra 5 gün sonra geleceğim diye çocuklarımı sürekli oyalıyorum."dedi.Konya Numune Hastanesi acil servisinde koronavirüslü hastaların ilk başvurduğu bölümde sağlık memuru olarak çalışan Raziye Sürgit, 40 gündür çocuklarını ve ailesini göremiyor. Çocukları Azra Duru (3) ve Eymen Efe (9) annelerinin yokluğunda anneannelerinde kalıyor. İlk kez çocuklarından bu kadar ayrı kaldığını, kızının büyüdüğünü görememenin, oğlunun derslerini takip edememenin hüzün verdiğini söyleyen Raziye Sürgit. "İlk defa çocuklarımdan bu kadar ayrı kaldım. 3 yaşında bir kızımı var, onun büyüdüğünü görmemek, oğlumun derslerini takip edememek, bunların hepsi ayrı ayrı hüzün veriyor. Telefonda görüntülü konuşuyoruz ama hiçbir şey, dokunmanın yerini tutmuyor. Onlara sarılmak istiyorum, kokusunu hissetmek istiyorum. Çocuklarımın bana sorduğu tek soru, 'Ne zaman geliyorsun?' Anne olmak ve özlemek ayrı bir şey. Aynı şehirdeyiz 10 dakika uzaklıkta, ama görememek acı veriyor." diye konuştu. 

'TEK SIKINTIMIZ ÖZLEM'Önceki anneler gününde de acil serviste nöbette olduğunu çocuklarının hastaneye gelerek anneler gününün kutladığını söyleyen Raziye Sürgit şöyle dedi: "Koruyucu kıyafetlerimiz, maskemiz ve siperliklerimiz her zaman var. Çalışma ortamımızda hiçbir sıkıntımız yok. Tek sıkıntımız özlem, maalesef buna da hiç kimse çözüm bulamaz. Çocuklarıma kavuşacağım günü iple çekiyorum. Bu süreç uzun bir süreç olacak belki ama ne kadar dayanabiliriz bilemiyorum. Çocuklarıma bazen annem, bazen eşim bakıyor. Normal şartlarda da 24 saat nöbet tutan çalışanlar olduğumuz için zaten ayrı kalıyorduk. Ama bu süreç gerçekten çok uzadı. Çocuklarım apartmanın bahçesine inip, oradan sarıçiçekler toplamış görüntülü konuşmada bana çiçekleri uzatıp, anneler günümü kutluyor. Onlar benim anneler günümü kutlayamıyor, ben kendi annemin anneler gününü kutlayamıyorum. Önceki anneler gününde yine nöbetteydim. Çocuklarım hastanede kutlamışlardı. Bu kez de kaldığım otel odasında görüntülü konuşarak kutlayacaklar."

'KORONAVİRÜSE YAKALANDIĞIMI ÇOCUKLARIMDAN SAKLADIM'Çocuklarından ayrı kaldığı dönemde, koronavirüse yakalandığını ve ayakta atlattığını söyleyen Raziye Sürgit, "İntaniyeye başvurdum ve testim pozitif çıktı.  Çok kötü bir eklem ağrısı, vücut ağrısıyla başladı. İlk defa böyle bir grip geçirdim. Sesim kısıldı, sürekli ateş, terleme ve sıtma şeklinde. Bu durumu aileme söylemedim. Çünkü gereksiz yere telaş yapacaklarını düşündüm. Sonuçta olayın ve sürecin nasıl ilerleyeceğini biliyordum. Onlardan uzak kalmam gerekiyordu. Eşimden, annemden, babamdan uzak kaldım. Bu yüzden de otele yerleştim. Koronavirüse yakalandığımı çocuklarımdan sakladım. Çok şükür ayaktaydım ve rahat atlatabildim. Onların da gereksiz üzülmelerini istemedim." diye konuştu. 

'TESTİM NEGATİF ÇIKTIĞINDA ÇILGINLAR GİBİ SEVİNDİM'Son testlerinin negatif çıktığında sevincini herkesle paylaştığını, herkesi arayarak iyi haberi verdiğeini söyleyen Sürgit şunları söyledi: "Gittim testimi verdim, pozitif çıktı. Tamam, ben bağışıklığımı kazandım, dedim. Ama sonrasında sürüntü alacacağız dediler. Sonra ne olacak tedavi başlayacak. O an gerçekten çok kötü oldum. O anı anlatamam. Gözlerim doldu, ne yapacağımı bilemedim. Sürüntü aldırmam gerekiyor, çünkü hala pozitif miyim? Negatif miyim? Bilmem gerekiyordu. Sürüntü aldıktan sonra sonucu negatif geldikten sonra gerçekten çok rahatladım. Çılgınlar gibi, hayatımda aramayacağım insanları arayarak çok sevinçliyim negatif çıktım artık eve gidebilirim diyordum. Artık bulaştırıcı değilim, taşıyıcı değilim diye her önüme gelene söylüyordum. En önemlisi insanlara sarılmak istiyordum ama sarılamıyoruz maalesef."

HAFTALARDIR ÇOCUKLARIMI GELECEĞİM DİYE OYALIYORUM'Çocuklarının her telefon konuşmasında kendisine ne zaman geleceğini sorduklarını, çocuklarını sürekli "yakında geleceğim" diyerek oyaladığını belirten Raziye Sürgit "Çocuklarımla gün içerisinde görüntülü konuşuyorum. Eşimle ailemle de öyle. Ama biz Türk'üz. Türkler dokunmayı sever. Çocuklara sarılmadan, sıcaklığını hissetmeden hiçbir şey görüntünün yerini tutmuyor maalesef. Çocuklarımı haftalardır oyalıyorum. Annecim; 3 gün sonra geleceğim, 5 gün sonra geleceğim diye oyalıyorum. Çocuklarımın yaşı küçük ona rağmen her şeyi biliyorlar. Test sonucun çıktı mı anne. Bugün kaç hasta geldi hastaneye gibi sorular soruyorlar." diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ -----------------Raziye Sürgit'in hastanede çalışması Çalışma anı ve hastaneden detayRaziye Sürgit'in otel odasında detaySürgit'in cep telefonu ile çocuklarıyla görüşmesi Genel ve detaySürgit röp.

Haber-Kamera: Hasan DÖNMEZ-Adem YILDIZ/KONYA,=====================================

TUZ GÖLÜ, 21 BİN FLAMİNGOYA EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR

TÜRKİYE'nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölü,  yaklaşık 21 bin flamingoya ev sahipliği yapıyor. Aksaray Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Cemal Darılmaz, Tuz Gölü'nün dünyanın en büyük flamingo kuluçka merkezlerinden biri olduğunu belirterek, " Flamingolar için Tuz Gölü önemli bir alan. Hem de barındırdığı endemik bitkilerle oldukça korunması gereken önemli bir alan olarak biliyoruz. En son geçen yıl yapılan sayımlarda 21 bin flamingo rakamına ulaştık. Bu yıl bu sayının daha da artmasını bekliyoruz. "dedi. Konya, Ankara ve Aksaray sınırları içinde yer alan Tuz Gölü, su çıkışı olmadığı için kapalı göl olma özelliğini taşıyor. Göl, ülkenin tuz ihtiyacını büyük bir oranda karşılarken, kuşların göç yolu üzerinde olmasından dolayı da birçok kuş türü ilkbahar ve yaz aylarında burada konaklıyor. En fazla flamingoların bulunması nedeniyle göl adeta flamingo cennetine dönüşüyor.  Ayrıca gölde 71 farklı endemik bitki türü tespit edildi. 

İLKBAHARDAN, SONBAHARA KADAR FLAMİNGO CENNETİ Aksaray Üniversitesi Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Cemal Darılmaz,  Tuz Gölü'nün sığ bir göl olduğunu belirterek, "Su kaynaklarındaki yağış rejimine bağlı azalmalar gölde küçülmelere neden oluyor. Kış aylarında ise su seviye yükseliyor. Aksaray- Ankara karayolu üzerinde yol kenarına kadar su seviyesi geliyor. Bu yıl böyle oldu. Havaların ısınmasıyla, buharlaşmayla birlikte  su iç taraflara doğru çekiliyor."dedi. Tuz Gölü'nün flamingoların kuluçka merkezi olduğunu ifade eden Darılmaz, şunları söyledi: "Her yıl ilkbahar aylarından son bahara kadar dünyanın en büyük flamingo kuluçka merkezlerinden biridir.  Şu an yumurtadan çıkmak üzereler. Yaklaşık 100 günlük uçma ve öğrenme sürecinden sonra ise havalar soğuyunca bu bölgeden ayrılıyorlar. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yaklaşık 10 yıldır Tuz Gölü'nde flamingo izleme projesi yürütüyor. Bu projeyle flamingo sayısı ikiye katlanmakta. En son geçen yıl yapılan sayımlarda 21 bin flamingo rakamına ulaştık. Bu yıl bu sayının daha da artmasını bekliyoruz. Flamingolar için Tuz Gölü önemli bir alan. Hemde barındırdığı endemik bitkilerle oldukça korunması gereken önemli bir alan olarak biliyoruz. Bu konuda her yıl üniversite olarak bilimsel çalışmalar yapıyoruz."  

'İLK BAHARDA GELMESİ BEREKETİ ÇAĞRIŞTIRIYOR'Flamingoların Anadolu'da 'allı turna' olarak bilindiğini belirten Darılmaz, "Sadece Aksaray'da değil. Van Gölü'nde, Adana'da yumurtlama alanları var. En büyük yumurtlama alanı Tuz Gölü'nde bulunmakta. Allı turna geleneksel olarak halkımızın benimsediği bir kuş türü. Çünkü ilkbaharda gelmesi bereketi çağrıştırıyor. Son baharda da ayrılmasıyla ilgilide türküler yapılmış durumda. Ülkemizin sahiplendiği kuş türlerinden birisidir. Flamingoları gözlemlemek için uzun bir yol katletmek lazım. İnsanların bulunmadığı yerlerde yaşıyorlar. Bunları gözlemek içinde bir rehber eşliğinde bölgeye gitmek lazım. En önemlisi de bu flamingoları korumak ve onları rahatsız etmeden uzaktan izlemek önem arz ediyor. Bu noktada yereldeki vatandaşlarımıza oldukça büyük görev düşüyor. Çünkü, bize bir çok yaralı flamingo geldi. Flamingolar eti yenen bir kuş türü değil. Buna rağmen avcılar farklı şekilde avlayarak flamingoların ölümüne ve yaralanmasına sebep  olabiliyor. İnşallah bu yıl öyle bir şeyle karşılaşmayız."diye konuştu. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -----------------Drone ile flamingo ve gölden detayGenel ve detayProf. Darılmaz röp.

Haber-Kamera: Erkan ALTUNTAŞ/AKSARAY,===========================

11 MAYIS'TA AÇILACAK BERBER VE KUAFÖR SALONLARI DEZENFEKTE EDİLDİ

IĞDIR'da belediye ekipleri 11 Mayıs'ta açılacak berber ve kuaför salonlarını dezenfekte etti. Koronavirüsle mücadele kapsamında berber ve kuaförlerin faaliyetleri 22 Mart saat 18.00 itibariyle İçişleri Bakanlığı tarafından 81 ile gönderilen genelgeyle geçici olarak durduruldu. Vaka sayısının azalması sebebiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, normale dönüş süreci kapsamında berber ve kuaförlerin 11 Mayıs'ta açılabileceğini bildirdi.Iğdır'da kapılarını açmak için gün sayan berber ve kuaförlere belediyeden destek geldi. Belediye ekipleri, berber, kuaför ve güzellik salonlarında dezenfekte çalışması yaptı. Belediye Başkan Yardımcısı Halis Güney, esnafa desteklerinin devam edeceğini ifade ederek "Korona virüs tedbirleri kapsamında faaliyetleri durdurulan berber ve kuaförler 11 Mayıs'ta çalışmaya başlayacak. Bizler de Iğdır Belediyesi olarak esnafımızın yanında olmak ve destek vermek için bütün berber ve kuaförlerin dezenfekte işlemini gerçekleştirdik" dedi. Berberler ve Kuaförler Dernek Başkanı Gökmen Kaya ise yapılan bu uygulamadan dolayı memnuniyetini dile getirerek belediye yöneticilerine teşekkür etti. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: ------------------Berber salonlarının dezenfekte edilmesi-Berberler ile röp.-Dernek Başkanı Gökmen Kaya ile röp.

Haber-Kamera: Suat DENİZ/IĞDIR,================================

KARANTİNA ALTINDAKİ VATANDAŞLARA MEHTERDEN MASKELİ KONSER

ERZURUM Büyükşehir Belediyesi Mehter Takımı, koronavirüs salgını sebebiyle yurtdışından getirilerek yurtlarda karantina altına alınan 265 kişiye konser verdi. Sosyal mesafeye dikkat eden mehter takımının maskeli konserini vatandaşlar camlardan bayrak sallayarak izledi.Koronavirüs salgını sebebiyle Nijer, Mali, Bosna Hersek, Hırvatistan ve Slovenya'da Türk Hava Yolları'na (THY) ait uçakla Erzurum'a getirilen 265 kişi Kredi Yurtlar Kurumu'na ait merkez Aziziye İlçesi'ndeki Nurettin Topçu ve Oğuzhan Yaşar Yurdu'nda karantinaya alındı. Her türlü ihtiyaçları karşılanan ve 14 gün boyunca misafir edilecek vatandaşlar için yurt müdürlükleri tarafından iftar sonrası mehteran konseri düzenlendi. Erzurum Büyükşehir Belediyesi Mehter Takımı, ilk konserini Nurettin Topçu Yurdu'nda verdi. Sosyal mesafeyi koruyan ve yüzlerinde maske ile konser veren mehter takımını izleyen vatandaşlar Türk bayrakları sallarken zaman zaman da marşlara eşlik etti. Mehter takımı ikinci konseri aynı kampüs alanı içerisinde yeralan Oğuzhan Yaşar Yurdu'nda düzenledi. Yurt bahçesinde çalınan marşları vatandaşlar mehterle birlikte söyledi. Nijer'den geldiğini söyleyen Yunus Emre Çapa, karantina sürelerinin Pazartesi günü biteceğini söyledi. Mehter konserinin moral açısından iyi olduğunu belirten Çapa, günlerini bloglarda yazı yazarak geçirdiğini ifade etti.Konseri cep telefonuyla çeken Osman Öztürk ise karantina günlerini yatarak geçirdiğini anlattı. Öztürk, karantina sonrası İstanbul'a gideceğini bildirdi. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: ------------------Mehterin Nurettin Topçu yurdundaki konseri-Maskeli mehterden detay görüntüler-Odalarından konseri izleyen vatandaşlar-Vatandaşların bayrak sallaması-Oğuzhan Yaşar Yurdu'nda mehter konseri-Konseri izleyenler-Yunus Emre Çapa ve Osman Öztürk ile röp

Haber: Salih TEKİN - Kamera: Zafer KUMRU/ERZURUM,===================================

'İYİLİK KANIMIZDA VAR' KAMPANYASINA KARS'TAN DESTEK

MİLLİ Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü'nün 'İyilik Kanımızda Var' sloganıyla başlattığı kampanyaya Kars'tan büyük destek. Çok sayıda öğretmen, imam hatip mezunları Atatürk Caddesi'ndeki Kızılay Kan Merkezi'nde kan bağışında bulundu.Koronavirüs salgını sebebiyle kan stokları azalan Türk Kızılayı'ne destek için Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz'ın öncülüğünde 'İyilik Kanımızda Var' sloganıyla bağış kampanyası düzenlendi. Kars Milli Eğitim Müdürlüğü, İmam Hatipler Derneği (ÖNDER) İl Temsilciliği kampanyaya destek verdi. İftar sonrası başlatılan kampanyanın ilk gününde Atatürk Caddesi'ndeki kan merkezinde yoğunluk yaşandı. Milli Eğitim Müdürlüğü'nde görevli öğretmen ve okul idarecileri, ÖNDER mensupları ile vatandaşlar kan bağışında bulunmak için sıraya girdi. Kan bağışı yaptıktan sonra kampanya ile ilgili bilgi veren İl Milli Eğitim Müdürü Aydın Acay, "Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürü Sayın Nazif Yılmaz hocamızın öncülüğünde, Kızılay Şubesi ve ÖNDER başkanımızla birlikte "İyilik Kanımızda Var" sloganıyla Türk Kızılay'ına kan bağışı kampanyası başlatılmıştır. Bizde ilimizde Din Öğretimi Genel Müdürlüğü'ne bağlı İmam Hatip Ortaokulları, Liseleri ve bu okullarda görev yapan müdürler, öğretmenler, bizler, kan vermeye geldik. Ben bu vesileyle COVİD-19 salgınını bir an önce bütün dünyada, ülkemizde ve ilimizde son bulmasını temenni ediyorum" dedi.ÖNDER İl Temsilcisi Doğan Yıldız, "Bizim inancımızın temelinde insanı yaşatmak vardır. Bir insanı yaşatmak insanlığı yaşatmaktır. Bizde İmam Hatip camiası olarak aldığımız eğitimle de ortadadır bizim gerçekten kanımızda iyilik var, fıtratımızda iyilik var. Bu günlerde ilkemizin geçtiği süreçte ihtiyaç duyulduğunda bizlerde kan bağışında bulunmayı bir borç olarak biliyoruz. İnşallah hayırlara vesile olur. Sebep olanlardan da Allah razı olsun" diye konuştu.Virüs salgını sebebiyle kan stoklarında azalma olduğunu belirten Kızılay Şube Başkanı Sıddık Demir, şunları söyledi: "Türkiye'nin COVİD-19 nedeniyle ciddi bir süreçten geçtiğini biliyoruz. Bunun yanında mevsim şartları ve ramazan sebebiyle Kızılay'ın kan merkezlerindeki kan stoklarında önemli oranda düşüş olmuştur. Bunu gidermek adına Türkiye bir atağa geçmiştir. Her bölge, her il kendi imkanları doğrultusunda kan vermek üzere kan merkezlerimize müracaat ediyor. Bizlerde Kızılay olarak Kan Merkezinde, eğitim camiasını ve ÖNDER'i misafir ettik. Hepsi gönüllü olarak kan bağışında bulunuyorlar. Bir ünite kan vermek 3 can kurtarmak demektir. Bu önemli günlerde kan merkezlerimize bütün halkımızı davet ediyoruz. İnşallah bu sıkıntılı günleri de bir an önce atlatırız. Tüm kan bağışında bulunanlara tek tek teşekkür ediyoruz. Rabbim bu mübarek ramazan hürmetine bir can kurtarmanın ne anlama geldiğini bilerek bağışta bulunanlardan razı olsun. "Kan bağışında bulunan gençler kendilerini dünyanın en mutlu insanı hissettiklerini söyledi. İlk kez kan bağışında bulunan gençlerin heyecanı ise yüzlerine yansıdı. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Kızılay Kan Merkezi-Kan verilmesi genel ve detaylar-Kan veren gençlerin konuşmaları-Milli Eğitim Müdürü Aydın Acay'ın konuşması-ÖNDER Temsilcisi Doğan Yıldız'ın konuşması-Kızılay Şube Başkanı Sıddık demir'in konuşması-Kan verilmesi detayları

Haber-Kamera: Bedir ALTUNOK/KARS,==========================

VAKALARIN YOĞUN GÖRÜLDÜĞÜ ZONGULDAK'TA TESTLER BU LABORATUVARDA YAPILIYOR

TÜRKİYE'de vakaların yoğun görüldüğü ve tedbirlerin arttırıldığı Zonguldak'ta bulunan Bülent Ecevit Üniversitesi(BEÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'ndeki ilin yetkilendirilmiş tek laboratuvarını, Demirören Haber Ajansı görüntüledi. Prof. Dr. Füsun Cömert, 13 kişilik özel ekiple günde 600 test sayısına kadar çıktıklarını ve 24 saat görev başında olduklarını söyledi. BEÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Mikrobiyoloji Laboratuvarı, 29 Mart'ta Sağlık Bakanlığı tarafından SARS CoV-2 Tanı Laboratuvarı olarak yetkilendirildi. Kentin yetkili tek laboratuvarında o günden itibaren yoğun mesai başladı. Akciğer rahatsızlıkları nedeniyle vakaların yoğun görüldüğü Zonguldak'ta, günde 600 test sayısına ulaşıldı. Vakaların kontrol altına alınmasının ardından ise test sayısı 300'lere kadar düşüş gösterdi. 13 kişilik ekibin 7 gün 24 saat esasına göre görev yaptığı laboratuvar, kentteki yoğun Covid-19 mücadelesinde önemli görev üstlenmiş durumda. Laboratuvarda ki başarılı çalışma, özellikle kentteki filyasyon çalışmasının başarısında da önemli rol üstlendi. Test sonuçları kısa sürede sonuçlandırılarak hastaların tedavisi kısa sürede başlatıldı. BEÜ Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Füsun Cömert, koronavirüs vakalarının tespiti için PCR testi yapılan özel laboratuvarın kapılarını DHA'ya açtı. PCR testiyle virüsü daha erken yakalama şansını elde ettiklerini ifade eden Prof. Dr. Cömert, merkez ve ilçelerde bulunan kamu, özel hastanelerden gelen numunelerle tüm testlerin hastanelerinde yapıldığını söyledi. 

'GÜNDE 600 TESTE ULAŞTIĞIMIZ DÖNEM OLDU' Laboratuvarlarının 7 gün 24 saat 13 kişilik ekiple büyük bir özveriyle çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Cömert, "Günde yaptığımız test değişiyor. Zonguldak ilinde tek yetkili laboratuvarız. 29 Mart'tan bu yana hizmet veriyoruz. İlçelerde hizmet veriyoruz. 15 gün Bartın'a da hizmet verdik ancak Zonguldak'ta ki yüksek vaka potansiyeli nedeniyle Bartın'ı Karabük'e devretmek durumunda kaldık. İki cihazımız var şu anda. Bununla günde 600 test çalışabilir durumdayız. Bu rakamları çalıştığımız günler oldu. Şu andaki sayı değişkenlik gösteriyor ama 300 civarı test yapıyoruz. Halkımızın önlemleri çabuk bıraktığını gözlemiyorum. Onun için tedbirleri elden bırakmamak gerek. Tüm ekip olarak 7 gün 24 saat çalışıyoruz. Ger planda malzeme takibi ve sonuç takip eden bir ekip var. Mikrobiyolojik güvenliği sağlamak üzere temizliğini yapan personel hizmet etmektedir. Bu süreçte hastane yönetimine, emek veren herkese çok teşekkür ediyorum. Hepimiz için özlediğimiz günlerin gelmesini diliyorum." dedi. 

'HER TEST POZİTİF BULGUYU VERMEYEBİLİR' Prof. Dr. Cömert, PCR testinin her hastada pozitif bulguyu bulamayabileceğini söyledi. Bunun birçok nedeni olduğunu ifade eden Prof. Dr. Cömert, şöyle dedi:  "Her hastada PCR pozitif bulamayabiliyoruz. Örneğin alınırken ki biçim, malzemeler çok önemli. Çok erken dönemde alınan örnekler olabilir. Virüs yükü bizim tespit edebileceğimiz değerlerin altında olabilir. O zamanda test yapamayabiliriz. Üst solunum yolunu terk etmiş bir durum oluşursa biz yine virüsü gösteremeyebiliyoruz. Dolayısıyla aslında PCR testinin negatif olması hastanın gerçekten Covid-19 olmadığını yüzde 100 göstermiyor." 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Hastane detay-Labortuvara girmek için hazırlanma-Laboratuvarda çalışma-Prof. Dr. Füsun Cömert'in çalışması-Prof. Dr. Füsun Cömert ile röp.

Haber-Kamera: Gürkay GÜNDOĞAN/ZONGULDAK,=============================

BOLU'DA KAPALI OLAN OTELLER RAMAZAN BAYRAMI'NA HAZIRLANIYOR

DOĞAL güzellikleriyle Türkiye'nin önemli turizm merkezlerinden biri olan Bolu'da, yüzde 95'i kapalı olan oteller, Ramazan Bayramı ve sonrasına hazırlık yapıyor. Batı Karadeniz Otelciler Derneği Başkanı Halit Ergül, "İç turizm birden olmamakla birlikte Ramazan Bayramı'ndan sonra hareketlenir diye düşünüyorum. Biz zaten yüzde 50 kapasite açmayı düşünüyoruz" dedi. Doğası, temiz havası ve İstanbul ile Ankara gibi metropollere yakın olmasıyla önemli turizm merkezi olan Bolu'da, koronavirüs tedbirleri kapsamında seyahat kısıtlamasının olması nedeniyle otellerin yüzde 95'i kapandı. Gölcük ve Abant Tabiat parkları ile Yedigöller Milli Parkı gibi meşhur turizm merkezleriyle bilinen Bolu'daki oteller, Ramazan Bayramı ve sonrasına hazırlık yapıyor. Büyük çoğunlukta kapalı olan oteller bu günleri koronavirüs sürecine uyum, otellerde bakım, tadilat ve yenileme çalışmaları yapmakla geçiriyor. Batı Karadeniz Otelciler Derneği Başkanı ve aynı zamanda kentin önemli bir otelinin sahibi olan Halit Ergül, otellerin hem tedbir hem de maddi nedenlerle kapalı olduğunu ifade ederek, "Normalde Türkiye'de oteller devlet tarafından kapanmadı. Otelciler olarak biz kendimiz kapattık. İzolasyon başladığı zaman şehirler arası ulaşım olmayınca bizim otelleri açık tutmamızın manası yok. Bize de zaten başka şehirlerden müşteriler geliyor. ya da başka ülkelerden müşteriler geliyor. Açık tutmanın bir anlamı olmadığı için oteller kapandı. Çok az otel açık onlar da küçük oteller. Aile işletmesi gibi masrafı az olan oteller açık. Ama otellerin yüzde 95'i kapalı bölgemizde." dedi. 

'KONUKLAR GÜVEN VE RAHATLIK İÇERİSİNDE GELEBİLMELİ'Otellerin izolasyon sonrası süreçte Turizm Bakanlığı tarafından verilecek sertifika için hijyen koşullarına hazırlandığını ifade eden Ergül, "İzolasyonun bitmesiyle birlikte otellere Turizm Bakanlığı tarafından korona sertifikası verilecek. Bu sertifika ile birlikte hijyen koşulları belirlenecek. Bu koşullara göre otellerimizi açacağız. Ama otellerimiz istersek açabiliriz. Misafirleri otele kabul edebilmemiz için, onların güvenini kazanabilmemiz için bunu belgelendirmemiz lazım. Gelecek olan konuklar güven ve rahatlık içerisinde gelebilmeli. Biz otelde şu anda tamir, bakım, bahçe düzenlemeleri gibi şeyler yapıyoruz. Çalışan personellerimiz geçici süreli çalışma iznine çıktı. Devlet tarafından yüzde 60 maaşlarını alıyorlar. Bundan faydalanamayanlar çok az. Onlar da otelde çalışmaya devam ediyorlar." diye konuştu. 

'İÇ TURİZM RAMAZAN BAYRAMI'NDAN SONRA HAREKETLENİR' Ramazan Bayramı sonrası iç turizmin hareketlenmesini beklediklerini belirten Halit Ergül, "İç turizm birden olmamakla birlikte Ramazan Bayramı'ndan sonra hareketlenir diye düşünüyorum. Biz zaten yüzde 50 kapasite açmayı düşünüyoruz. Hijyen kurallarına sonuna kadar uyarak, personelimizin de girişte ateşini ölçerek, gelen misafirlerimizin güvenliğini sağlayarak açmak istiyoruz. Tabi bunu bölgemizdeki otelci arkadaşlarımız da aynı şekilde yapacaktır." dedi. 

'KÜÇÜK OTELLERE DAHA FAZLA İLGİ OLACAKTIR' Koronavirüs sürecinde doğa içindeki küçük butik otellere daha fazla ilginin olacağını düşündüğünü aktaran Halit Ergül, "Büyük otellere gelen misafir tedirgin olacaktır. Bizim gibi büyük otellerde de arada en azından bir aralık boş kalacak şekilde misafir alacağız. Mesela bir odadan bir kişi çıktıktan sonra o oda 12 saat boş kalacak. Yemeklerde masaların arasında 2 metre boşluk bırakacağız. Bu küçük otellerde daha rahat sağlanabileceği için vatandaşlar küçük otelleri tercih eder diye düşünüyoruz. Misafir, güvenlik sağlandıktan sonra mutlaka gelecektir. Vatandaşlar evlerde oldukça bunaldı. Gelmek için arayanlar var." diye konuştu. 

'BU SENEYİ EN AZ ZARARLA GEÇMENİN HESABINI YAPIYORUZ'Ergül, koronavirüs tedbirlerinin azalması ve normalleşme sürecinde otel konaklama fiyatlarında indirim yapılıp yapılmayacağı yönündeki soruya ise şöyle cevap verdi:  "Müşterilerimize avantajlı paket ya da indirim yapamayacağız. Tam tersine bizim masraflarımız daha çok artacak. Hijyen koşulları normalden fazla olacağı için ve daha fazla çalışma yapacağımız için zaten bu dönemde artık para kazanmayı düşünmüyoruz. En az zararla bu seneyi geçmenin hesabını yapıyoruz." 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Otelden görüntüler -Boş masalar -Boş lobi -Boş otopark -Çalışmalar -Röportaj 

Haber-Kamera: Murat KÜÇÜK-Adnan KARABULUT/BOLU,========================================

KOCAELİ'DE İZOLASYON YURTLARDA SAĞLANDI

KOCAELİ Valisi Hüseyin Aksoy, koronavirüs teşhisi konulmuş ama hastanede yatması gerekli görülmeyen kişilerin Kredi Yurtlar Kurumu'na ait yurtlarda karantinaya alındığını belirterek, "Bin 21 odalı olan bu yurtlarımızda bugüne kadar bin 173 kişi misafir edildi. Bunların 970 kişisi taburcu edildi. Buradaki temel amacımız izolasyonun daha iyi sağlanması ve yayılmanın önlenmesidir" dedi. Koronavirüsle mücadele kapsamında Kocaeli'de koronavirüs teşhisi konulmuş fakat sağlık durumu iyi olan ve hastanede yatmasına gerek duyulmayan kişiler Kredi Yurtlar Kurumu'na ait yurtlarda karantinada tutuluyor. İzmit'te bulunan Fatma Seher Hanım Yurdu, Gazi Süleyman Paşa Öğrenci Yurdu ve Semiha Ayverdi Yurdu, Körfez'de Pertev Paşa Yurdu ve Gebze'de bulunan Gebze Yurdu'nda kontrol ve gözlem altında bulunan kişilere 24 saat boyunca sağlık kontrollerinin yapıldığını ifade eden Kocaeli Valisi Hüseyin Aksoy amaçlarının koronavirüs salgını sürecinde izolasyonun daha iyi sağlanmak olduğunu söyledi. Kocaeli'nin 4 ilçesinde bulunan yurtlarda karantina altına alınan kişiler için özel önlemler alındığını ifade eden Aksoy, "Kocaeli'de İl Hıfzıssıhha Kurulu olarak almış olduğumuz kararlar çerçevesinde devlet hastanelerimize ek bina olarak Kredi Yurtlar Kurumu'na ait binalarımızı tahsis ettik. Ek hastane binası gibi değerlendirilmesi amacıyla bunları değerlendirmeleri amacıyla faaliyete geçtik. Özellikle Covid-19 tanısı konmuş kişilerden durumları iyi olanları evde izolasyon yerine bu ek binalarda izolasyonunu tamamlamasını hedefledik. Bu virüsü evde diğer aile bireylerine bulaştırma riski olabiliyor ya da bazen evde değil diğer farklı noktalarda dolaşma durumunda olabiliyorlar.ö dedi. Temel amaçlarının izolasyonun daha iyi sağlanması olduğunu ifade eden Vali Aksoy, açıklamasını şöyle sürdürdü:  "Bu ihtimalleri ortadan kaldırabilme amacıyla biz Kocaeli'de 4 ilçemizde toplam 5 yurdumuzu Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerle ilişkilendirerek bir çalışma ortaya koyduk. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi bu ek binaların temizlik, güvenlik ve yemek gibi birçok ihtiyacını karşılama konusunda bize destek veriyor. Gençlik Spor İl Müdürlüğü'nden de destekler alıyoruz. Bu yurtlarda kalan kişiler 24 saat esasına göre hekimlerimiz tarafından takip edilmekte. Bin 21 odalı olan bu yurtlarımızda bugüne kadar bin 173 kişi misafir edildi. Bunların 970 kişisi taburcu edildi. Buradaki temel amacımız izolasyonun daha iyi sağlanması ve yayılmanın önlenmesidir."  

"GEMİ ADAMLARININ KOCAELİ'YE İNMESİNE İZİN VERDİK"Kocaeli'ye demirleyen gemilerde bulunan personellerin karaya çıkmalarına izin verdiklerini söyleyen Vali Aksoy, "Kocaeli'de yaptığımız bir diğer uygulamada özellikle ticari gemilerde bulunan gemi adamlarından gemiden inmek isteyenler varsa biz bunları Kocaeli'de inmelerine izin vererek 14 gün karantinada tutuyoruz. Bu anlamda da gemilerden inen 200'e yakın gemi personelini de biz farklı tarihlerde karantinada tutarak bu süreci tamamlamış oluyoruz. Herhangi bir virüs ihtimaline karşı da gerek liman yetkilileriyle gerekse gümrük yetkilileriyle ortak bir çalışmayla bu çalışmaları yürütüyoruz." diye konuştu. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Karantina yurtlarından arşiv görüntüsü -Kocaeli Valisi Hüseyin Aksoy ile röportaj -Detaylar 

Haber-Kamera: Ergün AYAZ-Alişan KOYUNCU/İZMİT(Kocaeli),=====================================  

KORONAVİRÜS SALGINI, MÜSTAKİL VE BAHÇELİ EVLERE İLGİYİ ARTTIRDI

KOCAELİ Emlakçılar Odası Başkanı Alpay Hacıoğlu koronavirüsün ardından köy ve mahalle aralarındaki konut imarlı parsellere taleplerin arttığını belirterek, "Koronavirüs salgınından sonra insanlar müstakil ve bahçeli evlere yöneldi. Müstakil konutların satışlarının hem de boş arazilerin satışlarının hızlanacağını düşünüyoruz" dedi.  Koronavirüs salgınının Türkiye'de görülmesinin ardından insanların evde kalmaları ve sokağa çıkma yönündeki kısıtlamaların konut satışını düşürdüğünü ifade eden Kocaeli Emlakçılar Odası Başkanı Alpay Hacıoğlu, müstakil ve bahçeli evlere olan ilginin arttığını belirtti. İlerleyen dönemlerde koronavirüs salgınının atlatılmasıyla beraber konut satışlarının yeniden yükselişe geçeceğini tahmin ettiklerini söyleyen Alpay Hacıoğlu, "Kocaeli'de TÜİK verilerine göre 2019 şubat ayı ile 2020 şubat ayı arasında yüzde 51.4 oranında bir artış olmuş emlak piyasasında. Kocaeli'de, tabii bu koronavirüs nedeniyle biraz kısıtlamalar da oldu. İnsanlar il dışına çıkamadı, Ramazan ayından sonra biraz daha artış bekleniyor konut satışlarında. 65 yaş ve üstünün sokağa çıkmasının yasaklanması, bazı iş yerlerinin kapanması, resmi dairelerin kısıtlı çalışmalarından dolayı işlerimiz biraz sakinleşti." dedi. İnsanların müstakil ve bahçeli evlere yöneldiğini ifade eden Hacıoğlu, "Benim fikrime göre Kocaeli özelinde insanların koronavirüs salgınından sonra özellikle müstakil ve bahçeli evlere yöneldiğini ifade edebiliriz. Köy ve mahalle aralarındaki konut imarlı parsellere daha fazla talep arttı. Yasaklar ve kısıtlamalar kalktığında insanların yatırım yapacağı tek unsurun bu olmasını tahmin ediyoruz. Buna bağlı olarak hem müstakil konutların satışlarının hem de boş arazilerin satışlarının hızlanacağını düşünüyoruz." diye konuştu. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------------------------Kocaeli genelindeki konutlardan drone ve aktüel görüntüler  Emlakçılar Odası Başkanı Alpay Hacıoğlu ile röportaj -Detaylar 

Haber-Kamera: Ergün AYAZ-Alişan KOYUNCU/İZMİT(Kocaeli),=====================================

SALGIN NEDENİYLE EN SAKİN GÜNLERİNİ GEÇİREN HALFETİ, TURİZM SEZONUNA HAZIR

GÜNEYDOĞU'nun 'Bodrum'u olarak anılan Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesi, koronavirüs tedbirleri kapsamında tarihinin en sessiz günlerini yaşıyor. Halfeti Belediye Başkanı Şeref Albayrak, Mayıs ayı sonunda açılacak olan turizm sezonu için tüm hazırlıklarını tamamladıklarını belirterek, "Burası doğayla tarihin hemhal olduğu ve hercümerç olduğu bir yerdir. Herkesi bu muhteşem güzellikleri görmelerini bekliyoruz" dedi.Cittaslow Uluslararası Koordinasyon Komitesi'nin 2013'te 'Sakin Şehir' ağına dahil ettiği Halfeti, tarihi taş evleri ve doğal güzellikleriyle bölgenin saklı cenneti olarak anılıyor. Tekne turlarıyla büyük bölümü sular altında kalan ilçeyi gezen turistler, tur sırasında birçok medeniyete ev sahipliği yapan Rumkale'yi de görme fırsatı buluyor. Güneydoğu bozkırının ortasında olmasına rağmen Birecik Baraj Gölü sayesinde sahil kenti görünümüne kavuşan Halfeti, tüm dünyayı etkisi altına alan ve ölümlere yol açan koronavirüs salgını nedeniyle tarihinin en sessiz günlerini yaşıyor. Yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağındaki Halfeti'de geçen yıl 1 milyon turist ağırladıklarını ifade eden Belediye Başkanı Şeref Albayrak, Mayıs ayı sonunda açılacak olan turizm sezonunu dört gözle beklediklerini söyledi. Koronavirüs nedeniyle en sakin günlerini yaşayan Halfeti'de yeni turizm sezonu hazırlıklarını hummalı bir şekilde yürüttüklerini belirten Albayrak şunları söyledi: "Güneydoğu'nun Bodrum'u olan Halfeti'de yeni turizm sezonu için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs nedeniyle turizm her yerde olduğu gibi Halfeti'de de tıkanma noktasına gelmiş durumdadır. Ancak hükümetimizin etkin mücadelesi sonucunda  Halfeti'de de kapılarını yerli ve yabancı ziyaretçilerimize açacaktır. Burası Güneydoğunun saklı cennetidir. Geçtiğimiz yıl 1 milyon turist ağırladık."SAHİL BANDI 5 KİLOMETREYE ÇIKIYORBu yıl turizm sezonu öncesinde sahil bandında bir genişletme çalışmasını başlattıklarını sözlerine ekleyen Albayrak, "Eski hükümet konağını yıktık. Araç park alanımızı genişlettik. 1 kilometre olan sahil bandımızı 5 kilometreye çıkarmaya çalışıyoruz. Bugün Türkiye'den baktığımızda özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan baktığımızdan tekne turu yapacağımız tek yer Halfeti'dir. Burada 50'nin üzerinde ticari teknemiz var. Halfeti'ye geldiğiniz zaman tekne turu yapabiliyorsunuz. Suyun üzerinde restoranlarımız var. Halfeti'mizin sembolü karagülümüz var.  Burası doğayla tarihin hemhal olduğu, birleştiği hercümerç olduğu bir yerdir. Asırlardır buranın mistik bir havası vardır. 2002 yılında buranın sular altında kalması nedeniyle bu muhteşem manzara ortaya çıktı. Buradayken kendinizi Marmaris'te, Bodrum'da veya Kuşadası'nda gibi hissediyorsunuz. Bölgedeki hemşerilerimize deniz atmosferini Halfeti'de yaşatıyoruz. Burası bölge için önemli bir değere sahiptir. Dünyadaki çok ünlü markaların reklam çekimleri ile dizi ve sinemaların en çok tercih edildiği mekanlar arasında yer alıyor. Şanlıurfa'ya gelen misafirlerin muhakkak suretle saklı cennet Halfeti'den güzel ayrılması için ilçemizde turizme yönelik çalışmalar yürüttük ve yürütmeye devam edeceğiz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: -------------------------------Halfeti'den genel görüntüBoş olan cadde ve sokaklarBağlı olan teknelerSular altında kalan camiTarihi taş evlerBelediye Başkanı Şeref Albayrak röp.Genel ve detay görüntüler

Haber-Kamera: Ali LEYLAK/ŞANLIURFA,

=====================================

HURDA MOTOSİKLET JANTIYLA EVİNE ELEKTRİK ÜRETİYOR

ŞIRNAK'ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Başaran köyünde yaşayan İsmet Gökçe (46), doğal akarsu kaynağı üzerine boru yerleştirerek hurda motosiklet jantıyla kurduğu elektrik üretim tribünüyle elektrik üretip, evinin ihtiyacını karşılıyor. Elindeki hurdalarla ve iki motosiklet jantıyla elektrik üreten Gökçe, imkan verilmesi halinde köyün enerji ihtiyacını karşılayacak sistemi kurabileceğini söyledi.

Beytüşşebap ilçesine bağlı Başaran köyünde yaşayan İsmet Gökçe, bir süre önce köyün yakınından geçen akarsudan kendi evinin elektriğini üretmeye karar verdi. Elektrik üretmek için gerekli malzemeleri araştıran Gökçe, elindeki hurda malzemeler ve motosiklet jantı kullanarak elektrik üretmeyi başardı. Gökçe, sisteminin düşük maliyetli olduğunu ve imkan verilmesi halinde köyün bütün enerji ihtiyacını karşılayabilecek sistemi yapabileceğini ifade etti.

'MASRAFI YOK'

Bütün sistemi kendi imkanlarıyla yaptığını anlatan Gökçe, "Kışın elektrik gittiğinde de jeneratör yerine onu kullanıyoruz. İki tane motosiklet tekeri, bir tane alternatör Antalya'dan Güney adında bir arkadaştan sipariş istedim ve invertör aldım. Bot parçalarını kullandım. Öteki malzemeleri kendi imkanlarımla yaptım. Çok daha geniş projelerim var. Benim en çok düşündüğüm şey bütün köyün elektrik ihtiyacını karşılayacak bir sistem yapmak. İmkan olursa köye elektrik verebilirim. Köyümüzde yüksek kesimlerden gelen su hatları var. Bayağı yüksek yerlerden indikleri için yapabilirim" dedi.

Kaynak: DHA

title