DHA YURT ÖZEL GÜNDEM

Kültür balıkçılığından 374 milyon dolar gelirMUĞLA'da, 93 balık çiftliğinde, yılda 90 bin ton balık üretiliyor.

DHA YURT ÖZEL GÜNDEM
08.05.2020 09:45 | Son Güncelleme: 08.05.2020 09:45

Kültür balıkçılığından 374 milyon dolar gelir

MUĞLA'da, 93 balık çiftliğinde, yılda 90 bin ton balık üretiliyor. Muğla İl Tarım ve Orman Müdürü Barış Saylak, geçen yıl 85 ülkeye yaklaşık 75 bin ton çipura, levrek ve alabalık ihraç edilerek, 374 milyon dolar gelir elde edildiğini söyledi.

Muğla sınırları içerisindeki 93 off-shore balık üretim çiftliğinde, ağ kafeslerde yılda 90 bin ton deniz balığı yetiştiriliyor. Deniz kültür balıkçılığında Muğla, Türkiye'de üretilen balığın yüzde 65'ini karşılıyor. 2019 yılında, ağ kafeslerde ve toprak havuzlarda toplam 95 bin ton çipura, levrek ve alabalık üretimi gerçekleştirildi. Deniz kültür balıkçılığı üretiminde Türkiye birincisi olan Muğla'dan geçen yıl 85 ülkeye, yaklaşık 75 bin ton çipura, levrek ve alabalık ihraç edilerek, 374 milyon dolar gelir elde edildi. 

'2020'NİN 3 AYINDA İHRACATTAN 90 MİLYON DOLAR GELİR'

Muğla Tarım ve Orman İl Müdürü Barış Saylak, Milas ilçesinin Güllük Körfezi'ndeki tesislerde inceleme yaptı. Müdür Saylak, Muğla'nın su ürünleri yetiştiriciliğinde önemli merkezlerden biri olduğunu belirterek "Kültür balıkçılığı yetiştiriciliğinde ülkemizdeki üretimin yüzde 65'ini karşılıyoruz. 2019'da 75 bin ton levrek, alabalık ve çipura ihracatı gerçekleştirildi. İhracattan 374 milyon dolar elde etmiş bir sektörden bahsediyoruz. 2020'nin ilk 3 ayında ise, 18 bin 600 ton balık ihracatıyla 90 milyon dolar gelir sağladık. Pandemi başladığı günden bu yana tarımsal üretim, ilimizde kesintiye uğramadan devam ediyor. Üreticimizin her alanda yanındayız. Bunun yanı sıra su ürünleri yetiştiriciliğinde de faaliyetlerimiz sürüyor. İşçilerimiz ve üreticilerimizin dertlerini dinliyoruz. Balık üretiminde dünyanın 85 ülkesine ihracat yapıyoruz" dedi.

'MUĞLA EVDE KALSIN, ÜRETMEYE DEVAM EDİYORUZ'

Muğla Tarım ve Orman İl Müdürü Saylak, Covid-19 salgınının bazı sıkıntılar yarattığını ifade ederek, şöyle konuştu: "Nisan ayından bu yana ihracatımızda yüzde 30 bir düşüş var. Bakanlığımız her zamanki gibi acil önlemler alarak, büyük marketlerle anlaşma yaptı. Bir hafta boyunca levrek ve çipura maliyetine satıldı. 'Türk somonu' diye adlandırdığımız gökkuşağı alabalığımızı, maliyetiyle tüketicilerimizle buluşturduk. Biriken stoklarımız hem iç piyasada tüketildi hem de koronavirüse karşı insanlarımız sağlıklı gıdaya ulaşmış oldu. Zor günleri önümüzdeki 2 ay içerisinde atlatacağımıza inanıyorum. Muğla evde kalsın. Biz üretmeye devam ediyoruz."

'550 ÇALIŞANIMIZ BULUNUYOR'Bir su ürünleri firmasının yönetim kurulu başkanı Ahmet Tolga Vural ise, "Milas bölgesinde 5 işletmemiz mevcut. Bunun yanı sıra Samsun, Didim, Sinop ve Mersin'de çiftliklerimiz bulunuyor. Levrek, çipura, alabalık ve granyöz olmak üzere yıllık 25 bin ton balık üretimimiz mevcut. Yem fabrikalarımız, balık işleme ve paketleme tesislerimiz olmak üzere 550 çalışanımız bulunuyor. Yüzde 70 oranında ihracat gerçekleştiriyoruz" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: Balık çiftliklerinden detay-genel görüntü İşçilerin tesiste balık işlemesinden görüntü Muğla Tarım ve Orman İl Müdürü Barış Saylak'ın çiftliklerde ve balık işleme tesisinde incelemelerde bulunması Muğla Tarım ve Orman İl Müdürü Barış Saylak ile röp. Bir balık çiftliğinin  yönetim kurulu başkanı  Ahmet Tolga Vural ile röp. Balık çiftliklerinin havadan görüntüsü 

Haber: Cavit AKGÜN - Kamera: Aykut KURT/ MUĞLA,

=======================

Van'ın caddelerini süsleyen çiçekler seralarda üretiliyor VAN Büyükşehir Belediyesi'nin kurduğu seralarda, kış aylarında yetiştirilen yaklaşık 600 bin çiçek, bahar aylarıyla birlikte cadde, sokak ve parkları süslemeye başladı. 

Van'ın Süphan Mahallesi'nde, Van Büyükşehir Belediyesi'ne ait son teknoloji ile donatılmış doğalgazlı seralarda süs bitkileri üretiliyor. Kışın eksi 20 derecede üretilen çiçekler bahar aylarıyla birlikte kentin cadde, sokak park ve bahçelerine renk katıyor. Seralarda özellikle Doğu Anadolu'nun soğuk iklimine uyumlu 12 çeşit çiçek yetiştiriliyor. Kışın yetiştirilen çiçekler ilkbaharın gelmesiyle birlikte kentin değişik noktalarına dikiliyor. Van Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Dairesi Başkanı Mehmet Kaptanoğlu, 30 bin dönümden oluşan alanda 2 bin 500 metrekarelik kapalı alanlarında 5 seralarının olduğunu söyledi. 

Seralarda yıllık 600 bin çiçek ürettiklerini anlatan Kaptanoğlu, "Burada park ve bahçeler için 12 çeşit çiçek üretimi yapılıyor. Yıllık 600 bin adet çiçek üretip mevcut park ve bahçelerimize, orta refüjlerimizde kullanıyoruz. Yani kendi çiçeklerimizi kendimiz üretiyoruz ve dışardan çiçek almıyoruz. Bu seralarda kendi iklimimize uyumlu çiçekler ve bir de güller yetiştiriyoruz. Ayrıca sonbaharda diktiğimiz yaklaşık 120 bin lale soğanı şu anda açmış durumda. Van bir lale şehrine dönüştü. Fakat lalenin ömrü az olduğu için bunların sökümlerini bir süre sonra gerçekleştirip yeni çiçekleri ekeceğiz" diye konuştu. 

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ---------------------------Büyükşehir Belediyesine ait seralar-Seralarda üretilen çiçekler-Çiçeklerin arasında gezen Büyükşehir Belediyesi Park Bahçeler Daire Başkanı Mehmet Kaptanoğlu -Detaylar-Kaptanoğlu, seraları gezerken-Seralarda üretilen çiçekler-Görevlilerin çalışması-Çiçeklerden genel ve detaylar-Park Bahçeler Daire Başkanı Mhemet Kaptanoğlu ile röportaj-Laleler-Çiçeklerin üretildiği seralerde çalışan görevliler-Üretilen çiçekler-Genel ve detaylar

Behçet DALMAZ-Orhan AŞAN/VAN,-

=========================Dükkanın önüne koyduğu raf ile iyiliğe aracı oldu DENİZLİ'nin Pamukkale ilçesinde, av malzemeleri satan Murat Saydam, dükkanının önüne koyduğu raf ile iyiliğe aracı oldu. Çevredeki esnafın da destek verdiği Saydam'ın rafa koyduğu gıda ürünlerini, ihtiyaç sahipleri alıyor.

Saraylar Mahallesi'ndeki dükkanında av malzemeleri satan Murat Saydam, ramazan ayı dolayısıyla ihtiyaç sahiplerine yardım etmek istedi. Bu amaçla iş yerinin önüne dört bölmeden oluşan bir raf koydu. Marketten aldığı gıda ve temizlik malzemelerini de rafa yerleştirdi.

Üzerine ise 'İhtiyacı olan alsın, imkanı olan koysun' yazılı not yerleştirdi. Saydam'ın kampanyasına çevredeki esnaf da destek verdi. Esnafın topladığı parayla alınan gıda ürünleri rafa koyuluyor. İhtiyacı olan da gelip, alıyor.

Her sabah markete gidip, makarna, bulgur, pirinç, yağ, un, şeker ve tuz gibi ürünler alıp, raflara yerleştirdiğini anlatan Saydam, "Projemizi ramazan ayının başında başlattık. İhtiyaç sahiplerine biz, müşterilerimiz ve çevredeki esnaf katkı sağlıyor. Gıda ve temizlik maddeleri temin edip, raflara koyuyoruz. Katılımdan oldukça memnunuz. Raflarımız boş kalmıyor. Elimizden geldiğince ihtiyaç sahiplerine yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu projemiz ramazan ayının sonuna kadar sürecek. İhtiyaç sahiplerini davet ediyoruz. Yardım etmek isteyenler de bize destek sağlayabilir" dedi

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ : İşyerinden görüntüRaflardan görüntüRaftaki yazıdan görüntüMurat Saydam'ın gıda malzemesi yerleştirmesiMurat Saydam'ın işyerinde ürünleriyle ilgilenmesiMurat Saydam ile röp.

Haber - Kamera: Deniz TOKAT/ DENİZLİ,

========================

Şampiyon milli sporcu, ikinci kez plazma bağışında bulundu İZMİR'de, annesiyle birlikte koronavirüse yakalanan vücut geliştirmede milli şampiyon sporcu Burak Özkul (26), sağlığına kavuştuktan sonra plazma bağışı yaptı. Bunun ikinci bağışı olduğunu belirten Özkul, vatandaşlara evde kalmaları yönünde çağrıda bulundu.

İzmir'de, beden eğitimi öğretmeni Burak Özkul, vücut geliştirme sporunda başarılarıyla öne çıktı. Atletik fizik kategorisinde 2016 ve 2017 yıllarında 2 Türkiye şampiyonluğu kazanan Özkul, 2016'de Dominik'te düzenlenen Dünya Şampiyonası'nda ise 58 kişi içinde 7'nci oldu. Anne, baba ve kardeşiyle birlikte yaşayan başarılı milli vücut geliştirme sporcusu Özkul, 31 Mart'ta koronavirüse yakalandı. Burak Özkul'un dışında aile bireylerinden anne Nigar Özkul'un da (48) testi pozitif çıktı. Anne- oğul, hastanedeki tedavilerinin ardından sağlığına kavuştu. 6 Nisan'da taburcu olan anne- oğul evlerine döndü. Evdeki karantina süreleri ise, 28 Nisan'da sona erdi. Karantina biter bitmez başarılı sporcu Burak Özkul, kan merkezine giderek, ilk plazma bağışında bulundu. Ardından geçen 1 hafta sonrası tekrar merkeze gelen Özkul, ikinci kez plazma bağışında bulunarak, kendisi gibi bu virüse yakalanan diğer vatandaşlara şifa olmak istedi.

'GEREKLİ ÖNLEMLERİ ALMAMA RAĞMEN YAKALANDIM'Yaşadıklarını anlatan Burak Özkul, "Ben yüksek ateş şikayetiyle hastaneye gittim. Ateşim 39 dereceydi. Astım hastası olan annemde, öksürük ve nefes darlığı vardı. Ben öksürük gibi başka sorun yaşamadım. Hastaneye gittiğimizde, düzenli olarak ilaçlar verildi. Koronavirüse etkili olabilecek ilaçlardı bunlar. İlaçlar hep düzenli geldi. İyiydi o süreç. Herhangi bir sorun olmadı" dedi.

Fiziksel olarak yaşadıklarını anlatan Özkul, "Milli sporcuyum. Ben 1 gün nefes darlığı yaşadım. Annem ise birçok kez kustu. Ondan sonra nefes darlığı yaşadı. O vakit anneme müdahale edildi. Astım olduğu için çok korkmuştuk. Çok şükür, korkulan olmadı. Tedavi edip taburcu olduk" dedi.

Vatandaşları dışarı çıkmamaya çağıran Burak Özkul, kendisinin ailesiyle izole bir yaşam sürdüğünü, evden çıkmamak için işine bile ara verdiğini, maske ve dezenfektan gibi gerekli önlemleri aldığını ancak her şeye rağmen covid-19'a yakalandığını belirtip, halkın evden çıkmamasını istedi.

Kan stoğunun azaldığını duyduğunu da belirten Burak Özkul, düzenli bir bağışçı olduğunu belirterek, koronavirüsle mücadelenin sürdüğü şu günlerde vatandaşların daha duyarlı olması gerektiğini söyleyip, "Sadece kendimizi değil diğer insanların da sağlığını düşünmeliyiz. Bugün onlara, yarın bize lazım oluyor. Bunları unutmazsak, bugünleri daha rahat atlatırız" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: Burak Özkul plazma verirken görüntüBurak Özkul ile röp.Burak Özkul'un ve annesinin hastanedeki görüntüsü (kendisi cep telefonuyla çekmiş)Şampiyon sporcunun yarışma fotoğraflarıGenel ve Detay görüntü

Haber: Kadir ÖZEN- Kamera: Ahmet Turhan ALTAY/ İZMİR,

=========================

Koronavirüsle ilgi gören sirkeye hile karıştı KORONAVİRÜS salgınıyla mücadele kapsamında doğal dezenfektanlardan biri olarak kabul edilen sirkenin tüketimi her geçen gün artarken, gıda teröristleri sirkeye hile karıştırdı. Sahte ile doğal sirke arasındaki farkın çok zor anlaşılabileceğine dikkat çeken uzmanlar, tüketiciyi çok düşük fiyata satılan ürünlerden uzak durmaları yönünde uyardı.

Koronavirüs salgını nedeniyle hijyenik amaçlı kullanımı artan sirkenin üretiminde hile yapanlar da olmaya başladı. Doğal fermantasyon yerine kimyasallar ile üretilen sahte sirkelerin insan sağlığı için tehlike oluşturduğu belirtiliyor. Covid-19 nedeniyle sirkeye talebin artığını ve hammadde bulmakta güçlük çekildiğini ifade eden gıda mühendisi Görkem Kıllı, tağşiş ürünlerdeki artışa dikkat çekti. Doğal ile sahte sirke arasında çok belirgin bir ayrım olmadığını dile getiren Kıllı, sahtesini anlayabilmenin zor olduğunu söyleyerek "Sahte sirkeyle doğal sirke arasındaki fark tüketicilerin duyusal olarak test edip anlayabilecekleri bir fark değil. Bir renk ya da koku farkı var. Ancak bunu işin içinde olan uzman kişiler duyusal olarak anlayabilir. Asitik asitten ya da sentetik asitten üretilen sirkelerde biraz daha keskin bir koku olabilir. Elma ve üzümden yapılan sirkelerde meyveden gelen bileşenlerin kokusu olur. Ama bunu tüketicilerin algılaması çok zor. Hatta laboratuvar analizleriyle bile çok zor tespit edilir" dedi.

ANALİZLERDE KİREMİT RENGİ TORTU OLUŞURYapay sirkelerin gıdaya uygun olmayan sentetik kimyasal asetik asitlerden hazırlandığını kaydeden Görkem Kıllı, bu tür sirkelerin kimyasallarda bulunan tüm riskleri içerdiğini belirterek sirkeden alınması amaçlanan faydaları da içermediğini dile getirdi. Sahte sirke ile doğal sirke karşılaştırması yapan Kıllı, şunları söyledi: "Bu iki sirkeden biri asitik asitin sulandırılmasıyla yapılmış. Biri de fermantasyon yoluyla elde edilen doğal bir sirke. İkisi arasındaki fark koku olarak biraz daha keskin olması. Renk olarak da tağşiş yapan firmalar gerçeğe yakın renkleri elde ediyor. Temizlikte kullanılan beyaz sirkenin yanı sıra elma veya üzüm sirkeleri için laboratuvarlarda bir analiz yöntemi kullanılıyor. Eğer ürün doğalsa fermantasyon yöntemiyle elde edildiyse meyveden gelen bileşenler içinde kiremit rengi tortu oluşturuyor. O zaman 'Bu ürün doğal' diyebiliriz. Ama tağşiş yapılan bir sirkenin içine de çok az miktarda doğal sirke katılırsa yine bu çökelti oluşur. Bu durumda laboratuvar analizleri yanıltır. Yani laboratuvar analizleriyle bile doğal sirkeyle sahte sirkeyi ayırt etmek zordur. Bunun için yurt dışında bazı ülkelerde daha gelişmiş laboratuvarlar var. Sadece karbon izotop tayiniyle sirkenin orijinine kadar dönebiliyorlar. İçinde yapay sentetik herhangi bir katkı ilavesi olup olmadığını anlayabiliyorlar. Özellikle çorbalarda salatalarda kullandığınız ya da sulandırarak içtiğiniz sirkeler sahteyse faydalardan hiçbirini almamış oluyorsunuz. Tüketici piyasada çok ucuz gördüğü sirkeleri almasın, mümkünse güvendiği, marka gücü olan firmaların ürünlerini tercih etsin. Bazı markaların içindekiler kısmında, bilgisizlikleri nedeniyle asitik asit yazan sirke ürünleri de görebiliyoruz. Bunları tercih etmesinler."

FİYAT FARKINA DİKKATSirkenin doğal bir ürün olması nedeniyle gelişmesi için belirli bir zamana ihtiyaç duyulduğunu ifade eden özel bir sirke firmasının genel müdürü Gürhan Güven de fermantasyonun bakterilerle gerçekleştiğini belirterek bakterilerin zaman içinde asiti yükselterek sirkenin oluşumunu sağladığını anlattı. Sirkenin 3- 4 hafta ile 3 ay gibi bir zaman diliminde hazırlandığını söyleyen Güven, "Özellikle üzüm sirkesi uzun sürede oluşur. Ama ortalama 1 ayda tamamlayabilirsiniz. Fermantörü veya asetetörü olmayanlar ve alt yapısına yatırım yapmayanlar hileli yollara başvurabilir. Kimyasal reaksiyonla asitik asiti üretip onları seyreltiyorlar" diye konuştu.

Vatandaşların piyasadaki sirke fiyatları arasındaki farkı sorgulamalarını isteyen Güven, sahte ile doğal ürün arasındaki farkın 2 ya da 3 katına kadar artabileceğini kaydetti. Güven, "Piyasanın oturmuş markalarının fiyatı ile karşılaştırıldığında yeni bir marka adıyla sektöre girenler 3'te bir ya da yarı yarıya bir fiyatla satılıyorsa vatandaşlar bunu sorgulamalı. Biz de isteriz en iyi malı en uygun fiyata sunmak. Ama bu zor pazar koşullarında bu mümkün değil. Çok düşük fiyatla satışa sunanlar tağşiş yapıyordur" dedi.

DERNEK KURULUYORSirkede hile yapanlarla mücadele etmek için dernek kurma hazırlıklarında olduklarını anlatan Gürhan Güven şunları söyledi: "Biz bu hileleri bildirmek için İzmir Ticaret Odası, İzmir İl Tarım Müdürlüğü hatta Tarım ve Orman Bakanımız Bekir Pakdemirli ile görüştük. Onların da bize destek olduğu bu konuda biz Türkiye Sirke Üreticileri Derneği'nin kurulması için başvuruda bulunduk. İlk adımlar atıldı. Tüm üreticiler bize destek verdi. Bilgi ve teknoloji transferiyle birlikte tağşişin önünde durmak için gerekli olan alt yapıyı sağlamak amacıyla belirli yönetmeliklere uygun dernek için ilk adımı attık. Tağşişin önüne geçmek en önemli amacımız. Tağşiş nasıl tespit edilir, analiz cihazları hangileridir, Türkiye'de bu alt yapı var mı, yoksa yapılması için neler gerekli bunları araştıracağız. Tağşişin tespit edilmesi durumunda ise belediye ve bakanlıkla beraber çalışmalarımızı yürüteceğiz."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: Çorbaya sirke damlatılmasından görüntü,Çorba içilmesinden görüntü,Bardağa sahte ile doğal sirke dökümünden görüntü,Laboratuvar analizinde çıkan tortudan görüntü,Görkem Kıllı ile röportajGürhan Güven ile röportaj

Haber: Nevra UÇKAÇ- Kamera: Tekin GÜRBULAK/ İZMİR,

===========================

Avrupa'nın en temiz plajlarından ikisi Muğla'da İNGİLİZ The Guardian gazetesinin seyahat yazarları, Muğla'nın İztuzu ile Kabak plajlarını, Avrupa'nın en temiz plajları arasında gösterdi. Dalaman, Ortaca, Köyceğiz Turistik Otel ve Turizm İşletmecileri Birliği (DOKTOB) Başkanı Yücel Okutur, İztuzu Plajı'nın mükemmel bir temizliğe sahip olduğunu söyledi.

Dünyayı sarsan koronavirüs salgını sonrası hayatın nasıl normale döneceği ile ilgili çalışmalar yapılırken, hatta tatil planlarının yapıldığı dönemde İngiliz The Guardian gazetesi, Avrupa'nın en temiz 30 plajını yayınladı. Gazetenin seyahat yazarlarının seçtiği plajlar arasında Muğla'dan da iki plaj yer aldı. Ortaca ilçesindeki dünyaca ünlü İztuzu Plajı ile Fethiye'nin Kabak Plajı, İngiliz yazarlar tarafından 'Avrupa'nın en temizi' seçildi.

DOKTOB Başkanı Yücel Okutur, İztuzu Plajı'na övgüler yağdırdı. Okutur, "İztuzu, Köyceğiz Gölü, Dalyan Kanalı ve lagün nadir rastlanan bir oluşumdur. 1988 yılından bu yana İztuzu Plajı koruma altındadır. Tuzlu ve tatlı suyla besleniyor. Mükemmel bir temizliğe sahiptir. Kaplumbağalara da ev sahipliği yapıyor. Caretta carettaların üreme alanıdır. Bu nedenle yıllardır ilklerin arasında yer alıyor" dedi.

İZTUZU PLAJI4,5 kilometre uzunluğuna sahip plaj, deniz suyu ile tatlı su arasında bulunan ender plajlardan biri olma özelliğini taşıyor. Plaja, caretta carettaların yumurtalarını bırakmasından dolayı 'Kaplumbağa Plajı' da deniliyor. Plajda denize girenlerin yumurtalara zarar verememesi için yumurtaların olduğu bölgeler düzenli olarak işaretleniyor. 1988 yılında alınan karara göre plaj, kaplumbağaların rahatsız olmaması için saat 20: 00- 08: 00 arası kapalıdır ve çevresinde gürültü çıkarmak veya ışık yakmak yasaktır. Ayrıca plajda yaralı kaplumbağalarının tedavilerinin yapıldığı bir tedavi merkezi de bulunuyor. Turistlerin yoğun ilgi gösterdiği plaj, doğallığı ve temizliği nedeniyle Avrupa'nın En İyi Açık Alanı, Avrupa'nın En İyi Plajı, Avrupa'nın En İyi 7'nci plajı seçildi.

KABAK PLAJIDünyanın koruma altına alınan 100 dağı arasında yer alan Babadağ'ın eteklerinde, endemik bitki çeşitliliği, yaban hayatı ve 200 metrelik koyuyla, özellikle genç seyahat severlerin tercih ettiği Kabak Plajı, Fethiye merkezine 33 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Türkiye'de ender rastlanan bir jeolojik yapıya sahip olan Kabak Plajı, üç tarafı dağlarla çevrili, kanyon biçimindeki derin bir vadi ve bu vadinin denize açılan çakıllı kumsalından oluşuyor. Eşsiz görünümünün yanı sıra, doğal hayatı korumak için büyük oteller yerine kamp alanları ve ağaç evlerin kurulduğu Kabak Plajı, dünyanın en iyi trekking parkurlarından biri olarak kabul ediliyor. 513 kilometre uzunluğundaki Likya Yolu, Kabak Plajı'ndan geçiyor. Fethiye gezilecek yerler listesindeki Kabak Plajı, yüksek kayalar, akarsu ve deniz ile çevreli konumuyla, izole kalarak, bitki ve hayvan türleri bölgeye özgü hale gelerek diğerlerinden ayrı olarak evrimleşmiş bir bölge. Kelebekler Vadisi'ne ismini veren kaplan kelebekleri de burada da yaşayan endemik türler arasında.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: İztuzu Plajı'nın havadan görüntüsüKabak Plajı'ndan görüntü DOKTOB Başkanı Yücel Okutur ile röp.

Haber: Cavit AKGÜN - Süleyman İLTER, Kamera: MUĞLA, DHA)

=======================

Şanlıurfa isotuna 'koronavirüs' talebi

Koronavirüsten korunmak için uzmanların bağışıklığı yükseltmek adına acı biberin tüketilebileceğini açıklamasının ardından, Şanlıurfa'nın acı biberi olan isota talep arttı.

Dünyada etkisini sürdüren ve Türkiye'de de devam eden koronavirüsten korunmak için halk yoğun çaba harcarken, uzmanlar da bu süreçte yapılması gerekenleri sıralamayı sürdürüyor. Salgından korunmak için alınması gereken en önemli önlem ise vücudun bağışıklığını yükseltmek. Uzmanlar da vücudu korumak için birbirinden farklı yiyecek önerilerinde bulunuyor. Koronavirüse karşı uzmanların en son önerdiği besin, acı biber oldu. Acı biberin vücudu koruyan ve bağışıklığı güçlendiren bir besin olduğunun söylemesinin ardından Urfa'nın acı biberi olan isota Türkiye'de talep arttı.

'KORONAVİRÜSTEN SONRA TALEP ARTTI'Koronavirüs öncesi satışların normal olduğunu söyleyen isot satıcısı Ömer Özdemir son dönemlerde isot satışında artış yaşandığını belirterek, "Virüs ve uzmanların açıklamalarının ardından pul biber ve isota talep artı. İsot ve pul biber alırken, kokusu, rengi, içindeki tohum miktarına dikkat etmek gerekir. Bazen başka ilden arayan müşteriler oluyor biberin pahalı olduğunu başka yerlerde 20-25 TL olduğunu söylüyorlar. Bunu da izah etmekte zorlanıyoruz" dedi.İsot almaya gelen Mehmet Taşkın ise, "Uzmanlar televizyonda koronavirüse karşı isot ve acı biberin iyi olduğunu söyleyince bende geldim acı isot almaya. Bundan sonra virüse karşı iyi geliyorsa acı isot tüketiriz" diye konuştu.

BİYOKİMYA UZMANI ERCAN: ACI BİBER KORONAVİRÜSLE MÜCADELEDE ETKİLİGAZİANTEP'te de önemli miktarda üretimi yapılan acı biberdeki 'kapsaisin' maddesinin koronavirüs (Covid-19) hastalarının iyileşmesine etkisi olabileceği görüşüne uzmanlar destek verdi. Gaziantep Üniversitesi Öğretim Görevlisi Biyokimya Uzmanı Kenan Ercan "Acı biberde bulunan 'kapsaisin' maddesi doğal antimikrobiyel özellik gösteriyor. Biber gibi antioksidan miktarı yüksek bitkilerle beslenmenin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini biliyoruz. Bunun koronavirüsle mücadelede etkisi olacaktır " dedi.

Onkolog Doç. Dr. Hilmi Kodaz, "Türk toplumu acı biber ve yemeklerde C vitamini yönünden zengin birçok baharat tüketir. "Kapsaisin'in (biberin acı olmasını sağlayan madde) olası ön antiviral etkileri, koronavirüs üzerinde daha ileri tasarlanmış çalışmalar ile değerlendirilebilirö demesinin ardından acı biberin en çok üretildiği kentler arasında yer alan Gaziantep'te de uzmanlar bu görüşe destek verdi. Acı biberin zengin bir besin kaynağına sahip olduğunu ifade Biyokimya Uzmanı Kenan Ercan, "Biber içeriğinde bulunan doğal antioksidanca başta C vitamini olmak üzere zengin bir besin kaynağıdır. Özellikle acı biber içerisinde bulunan kapsaisin maddesi doğal antimikrobiyel özellik gösteriyor. Bununla alakalı yeterince çalışmaların yapılması gerekiyor. Büyük bir potansiyel olduğunu düşünüyoruz. Bölge bölge insanların koronavirüsten daha fazla ya da daha az etkilendikleri görülüyor. Özellikle biber gibi antioksidan miktarı yüksek bitkilerle beslenmenin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini biliyoruz. Bunun koronavirüsle mücadelede etkisi olacaktır" diye konuştu.

'BİBER İLAÇ SEKTÖRÜNDE KULLANILABİLİR'Gaziantep bölgesinde acı biber üretiminin fazla olduğunu ve ilaç sektöründe kullanılabileceğini belirten Ercan, "Özellikle Gaziantep ve ilçelerinde kapsaisin içeren acı biber oldukça fazla üretiliyor. Bu da bölgenin doğal şartlarından kaynaklana bir durum. Bu büyük potansiyeli, biberin etken maddelerini doğru bir şekilde ilaç sektöründe kullanarak koronavirüs ve diğer etkenlere karşı bağışıklık sistemini güçlendirdiği için kullanabiliriz. Biberin içerisindeki vitaminler önemli vitaminlerdir. Kapsaisin acılık tadını veren, antioksidan özelliği olan bir madde. Bunların birleşimiyle gıda olarak tüketimin yapılması daha fazla bağışıklık sistemini güçlendirebilir. Ülkemiz doğal bir cennet. Bitki örtüsü yönüyle çok geniş ve günlük tükettiğimiz, nane, maydanoz biber gibi bitkilerde çok güçlü etken maddeler var.  Biber başta olmak üzere diğer bitkilerle ilgili çalışmalar yapılmaya devam etmeli bizler de bu çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdürüyoruz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Çarşı ve yoğunlukİsot almaya gelen vatandaşlarİsot satan esnaflarEsnaflar ile röportajİsot alan vatandaşlarla röportaj   Genel ve detay görüntüler

Haber: Ömer ŞULUL-Kamera: -ŞANLIURFA - DHA)

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ----------------------------------Kırmızı biber tarlasıBiber hasadı                                                                                                                   Biber çöpü çekilmesiYıkanıp parçalanmasıKurutulmasıTezgahta biber çeşitleriKenan Ercan ile röp. Genel ve detay görüntüler

Haber-Kamera: Mustafa KANLI- Kadir GÜNEŞ- Kadir ÇELİK -GAZİANTEP-DHA)

===================== Minyatür sebzelere talepte 'korona' artışı ANTALYA'nın sıra dışı tarım ürünlerinden minyatür sebze ve meyveler, hem hiç zirai ilaç kullanılmıyor olması, hem de daha leziz olmaları nedeniyle koronavirüs sürecinde online satışlarda talep patlaması yaşadı.

Antalya'nın Serik ve Korkuteli ilçeleri ile Burdur'un Gölhisar ilçesinde kış ve yaz dönemi 12 ay üretimi yapılan minyatür sebzelere olan talep, koronavirüs sürecinde 4-5 kat artış gösterdi. Minyatür sebze üretiminin yanı sıra, bazı turunçgil ürünlerin de minyatür üretimi yapılmaya başlandı.

MİNİ ÜRETİMKoronavirüs sürecinde Antalya ve Türkiye'nin diğer bölgelerindeki tüm çiftçiler gibi üretime ara vermeden devam ettiklerini belirten Erüst Tarım Genel Müdürü Mustafa Erüst, "Çiftçi bir aileden geliyoruz ve dördüncü kuşak olarak üretimimizi 'minyatür' veya 'mini' olarak adlandırdığımız farklı bir boyuta taşıdık. Türkiye'nin tarım başkenti Antalya'da özellikle kış döneminde ve örtüaltında her türlü sebze üretimi mevcut. Biz ise tüm bu sebzeleri minyatür olarak üretiyoruz" dedi.

15'İ AŞKIN ÜRÜNKoronavirüs sürecinde mini sebzeler, yeşil yapraklı ürünler ve hazır paket salata taleplerinde ciddi artış olduğunu belirten Mustafa Erüst, "Sarı ve yeşil kabak, patlıcan, havuç, marul, salatalık, ıspanak, kırmızı ve yeşil yedikule marul, kırmızı ve sarı çeri domates, biber, kereviz, enginar, roka, turp ve boncuk domates şeklinde 15'i aşkın mini ürünümüz var" diye konuştu.

SÜPERMARKETLER VE ONLİNE SATIŞMini ürünlerde hiçbir şekilde zirai ilaç kullanımı olmadığını belirten Erüst, "Tamamen doğal olduğu için önceki süreçte de talep vardı, ama bu süreçte daha fazla talep gelmeye başladı. Paketlenmiş, sağlıklı, güvenilir ve kalite belgeli ürünler. Bu özellikleri de çok soruluyor. Satış olarak süpermarketler ve online satış sistemimizle devam ediyor" dedi.

KORONADA TALEP 4-5 KAT ARTTIKorona sürecinde online satışın normal döneme göre 4-5 kat arttığını anlatan Erüst, "Online satışta insanlar güvenilirlik açısından sertifikalı ürünler istiyor. Bunları gördükten sonra da alımlar arttı. Antalya, İstanbul, İzmir ve Ankara'da kendi kargo ağımızı da bir ay içinde oluşturuyoruz. Böylece en geç üç gün içinde ürünlerimizi sofralara ulaştırabileceğiz" diye konuştu.

MİNİ LİMON VE KAMKATMini sebzelerin yanı sıra, mini limon ve portakalın küçüğü olarak da adlandırılan kamkat da bulunduğunu belirten Erüst, mini sebzelerin ağırlıklı Rusya olmak Arap ülkelerine gönderildiğini, koronavirüs nedeniyle ihracatın durduğunu kaydetti. Erüst, fiyatların ise paket olarak 6-7 liradan satışa sunulduğunu söyledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------Seradaki ürünlerin detay görüntüsüSerada çalışanların detay görüntüsüÜretici Mustafa ERÜST ile röpÜrünlür paketlenirken görüntülerÜrünlerin cetvel ile görüntüleriDetaylar

603 MB//5.00 sn HD

GÖRÜNTÜ DURUMU: link geçildi(HABER: Mehmet ÇINAR -KAMERA: Emrah GÜL/ ANTALYA

=============================

Babalarına gönderdiği çocuklarına salgın nedeniyle kavuşamıyor ANTALYA'da yaşayan Şermin Demiral (40), okulların uzaktan eğitime geçmesi üzerine 2 çocuğunu bir haftalığına eski eşinin yanına gönderdi. Demiral, sonrasında çıkan kısıtlamalar nedeniyle 2 aydır Adapazarı'ndan gelemeyen çocuklarıyla görüntülü konuşarak, hasret gideriyor.

Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde temizlik personeli olarak görev yapan iki çocuk annesi Şermin Demiral, bir süre önce eşinden boşandı. Demiral, velayetleri kendisinde olan çocukları 13 yaşındaki Suğra ve 9 yaşındaki Süleyman'ı, mart ayında koronavirüs tedbirleri kapsamında okullar uzaktan eğitime geçince babalarını görmeleri için bir haftalığına Adapazarı'na gönderdi. Çocuklar babalarının yanındayken 20 yaş altına sokağa çıkma ve 31 ile giriş çıkış kısıtlamaları getirilmesi nedeniyle Demiral, yaklaşık 2 aydır çocuklarını göremiyor. Baba, çocukları annelerinin yanına getirmek için başvuruda bulundu, ancak izin çıkmadı. Şermin Demiral, çocuklarıyla her gün cep telefonu üzerinden görüntülü konuşarak hasret gideriyor.

'ONLAR ORADA, BEN BURADA AĞLIYORUM'Konuşma sırasında gözyaşlarına hakim olamayan Demiral, her konuşmada çocuklarına onları çok özlediğini söylüyor. Demiral, bu sene Lise Giriş Sınavı'na girecek olan Suğra ile görüntülü konuşmasında ağlayan kızına derslerini ihmal etmemesi konusunda öğüt verdi. Demiral, çocuklarına yakında kavuşacaklarını söyledi. Bir süre sonra ağlamaya başlayan Demiral, konuşmakta zorlandı.

Çocuklarını ağlarken görünce çok üzüldüğünü söyleyen Demiral, "Okullar kapanınca çocuklarımı bir haftalığına babalarının yanına Adapazarı'na gönderdim. Ancak yasak gelip, yollar kapanınca çocuklarım orada mahsur kaldı. Onlar orada, ben burada ağlıyorum. Çocuklarım yokken ev bomboş geliyor. Bir an önce çocuklarıma kavuşmak istiyorum. Babaları buraya gelmeleri için başvurduklarını, ancak kabul edilmediğini söyledi" dedi.Çocukları için endişelendiğini söyleyen Demiral, "Çocuklarımın velayeti bende, ikametleri burada. Babaları kaymakamlık üzerinden tekrar başvuracağını söyledi. Çocuklarımın da psikolojisi bozuldu, sürekli ağlıyorlar. Kızım LGS'ye girecek, bu moral bozukluğuyla nasıl sınava odaklanacak bilmiyorum. Bir an önce çocuklarımın gelmesini istiyorum" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------Şermin Demiral'ın hastanede çalışırken görüntüleriŞermin Demiral kızıyla görüntülü konuşmasıDemiral'ın ve kızının ağlamasıŞermin Demiral röp(HABER: Semih ERSÖZLER -KAMERA: Süleyman EKİN/ANTALYA, - 

=================================

Gezgin arıcılar yaylalarda koronavirüse karşı üretim yapıyor AFYONKARAHİSAR'ın Sandıklı ilçesindeki yaylalar, gezgin arıcıların akınına uğruyor. Bu yıl Sandıklı yaylarında konaklayan 500'ü aşkın arıcı, koronavirüse karşı bal, polen, apilarnil, arı ekmeği gibi pek çok ürün üretecek.

Her yıl Afyonkarahisar yaylalarında konaklayan 3 bin civarında arıcı, mayıs ayıyla birlikte bölgeye taşınmaya başladı. Koronavirüs Bilim Kurulu kararlarını takip ederek, kentin yaylalarını gezen arıcılardan yaklaşık 500'ü, Sandıklı ilçesinin yaylalarına yerleşiyor. Arıcılar, yaklaşık 5 ay konakladıktan sonra üretim sezonunun ardından diğer bölgelere hareket edecek. Bu süre içerisinde bağışıklık sistemlerini geliştirmekte büyük rol oynayan bal, polen, apilarnil, arı ekmeği ve arı sütü gibi ürünler üretecek arıcılar, özelikle bu yıl üretilen arı ürünlerinin önemli olduğunu söyledi. Arıcılar, arı ürünlerinin hücreleri yenileme, koronavirüse karşı bağışıklık sistemini güçlendirme gibi özeliklere sahip olduğunu kaydetti.

'ŞU AN YAYLALARDA ŞENLİK VAR'Tarım danışmanı ve gezgin arıcılardan Mehmet Acar (60), "Dünyamızı etkisi altına alan koronavirüs üreticilerin üretim enerjisini kırmaya çalıştı. Ancak arıcılarımız üretim enerjisini kaybetmedi. İlkbahar bakımlarını yapan arıcılarımız tarlalardan ve doğadan gelen tatları sofralarla buluşturmak için yaylalarımıza geldi. Arıcılarımız, bağışıklık sisteminin güçlü olması için arı ürünlerini, propolis doğal antibiyotik olarak biliniyor, hücre yenileyici arı sütü, apilarnil, arı ekmeği, bal ve diğer arı ürünlerini üretecek. Şu an yaylalarda şenlik var. Diğer taraftan arıcılarımız bu bölgeye geldiği zaman kültürel bir bağ kuruyor. Kolonizatör olan bizim arılarımız bu bölgedeki ürünlerin kalitesini artırıyor. Diğer taraftan verimini de artırıyorlar. Kaliteli ürün arıcılar ile birlikte sürdürebilir hale geliyor. Koronavirüs salgınına rağmen arıcılarımız güzel insanlar için doğal ürün üretmek amaçlı buralarda. Arıcılarımızın üretim enerjisini kırmadığı için Tarım ve Orman Bakanımıza çok teşekkür ediyoruz" dedi.

'ÜRÜNLERİMİZİN VERİMİ ARTIYOR'Alagöz köyü muhtarı Ramazan Çetinkaya da "Bölgemize arıcılar gelmeye başladı. Her şeye rağmen üretim devam ediyor. Arıların sayesinde özellikle Afyon çiçeklerimiz etkilenerek ürünlerimizin verimleri artıyor. Bu sene de arıcılarımız işlerinin başına geçerek bölgelerimize yerleşmeye başladı. Arıcıların buralarda gelip çalışması bizim de enerjimizi artırıyor. Bizler de üreticiler olarak koronavirüse karşı arazilerimizin başındayız" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------Arı kovanlarından görüntüArıcı Mehmet Acar arı kovanlarının bulunduğu bölgede gezinirken görüntüBal almak için çiçeklere konan arılardan görüntüKovanlara giren arılardan görüntüArıcı Mehmet Acar arı peteğini üzerinde arılar olan peteği kovandan çıkartırken görüntüÜzerinde arılarla kaplı bal peteği yakın görüntüRÖP 1: Mehmet Acar (Tarım danışmanı ve gezgin arıcı)Alagöz Köyü Muhtarı Ramazan Çetinkaya ve Arıcı Mehmet Acar arı kovanlarının bulunduğu bölgede sohbet ederek gezerken görüntüRÖP 2: Ramazan Çetinkaya (Alagöz Köyü Muhtarı)

(HABER- KAMERA: Ahmet DAĞLI/SANDIKLI (Afyonkarahisar),

===============================

'Sıfır temaslı' lüks villa tatiline yoğun ilgi İNGİLTERE Başbakanı Boris Johnson'dan Angelina Jolie'ye, Brad Pitt'ten David Beckham'a çok sayıda ünlü ve iş insanının tatil için tercih ettiği Antalya'nın Kalkan Mahallesi'ndeki lüks villalar, koronavirüs salgını nedeniyle izole tatil yapmak isteyenlerin ilgisini çekiyor. Lüks villalarda 'sıfır temaslı' tatilin haftalık fiyatı ise 5 bin ila 30 bin lira arasında değişiyor.

Turizmin başkenti Antalya'nın en batı ilçesi, 60 bin nüfuslu Kaş'ın turistik mahallesi Kalkan, son günlerde izole ve doğayla iç içe tatil yapmak isteyenlerden yoğun ilgi görüyor. Otantik yapısı, temiz ve nemsiz havası, pırıl pırıl denizi, eşsiz güzellikte koylarıyla yerli ve yabancı tatilcilerin gözdesi olan Kalkan, Türkiye'nin alternatif turizm merkezlerinden biri.

Kalkan'da, onlarca butik otelin yanı sıra, yaklaşık 5 bin villa var. Dört mevsim turizm yapılan Kalkan'ın 3 bin 614 olan nüfusu, yüksek turizm sezonunda 20 bine ulaşıyor. Koronavirüs tedbirleri kapsamında uzmanların sosyal izolasyona dikkat edilmesi yönündeki uyarılarını dikkate alan ve tatil sezonunu da evde geçirmek istemeyenler, otellerden çok Kalkan bölgesindeki villaları tercih ediyor. Koronavirüs öncesinde daha çok muhafazakar tatilcilere hizmet veren villalar ise kapalı havuzlu, jakuzili, deniz manzaralı, orman manzaralı şeklinde kategorilendiriliyor.

VİLLALARIN ÜNLÜ MİSAFİRLERİVillalar genelde haftalık ya da aylık kiralanıyor. Aynı villayı birbirini tanıyan 2-3 aile tercih edebiliyor ve isterlerse kendilerine ayrılan alanlarda birbirlerini görmeden izole tatil yapma imkanı yakalayabiliyor. Villaların haftalık fiyatları ise 5 bin lira ile 30 bin lira arasında değişiyor.

KORONAVİRÜSE KARŞI DEZENFEKTEKalkan bölgesinde 550 villaya kiralama hizmeti veren turizmci Hüseyin Gencer, bölgenin eski bir balıkçı kasabası olması nedeniyle yeşil ve maviyi koruyabildiğini söyledi. Son yıllarda turizmde insanların villa tercih ettiğini kaydeden Gencer, yurt dışından ünlü isimlerin gelerek gerek Kalkan koyunda yatlarıyla, gerekse villalarda tatil yapma imkanı bulduğunu söyledi. Yüzde 80 oranında İngilizlerin geldiğini anlatan Gencer, "Koronavirüs nedeniyle sosyal izolasyonlu tatil isteyenler bizi tercih etmeye başladı. İnsanlar sadece kendilerine ait havuz ve yaşam alanını tercih ediyor. Misafirlerin giriş çıkışları öncesinde ve sonrasında mutlaka dezenfekte işlemi yaptırıyoruz" dedi. Gencer, geçen yıla oranla fiyatlara yüzde 10 ile 15 enflasyon farkının yansıtıldığını sözlerine ekledi.

600 villanın kiralama hizmetini sunan turizmci Durmuş Ustali ise denize sıfır villalar olduğunu kaydetti. İnsanların otellerden ziyade artık villa tercih etmeye başladığını anlatan Ustali, "Dünyaca tanınmış kişiler sıklıkla geliyor. Ancak geçmiş dönemde futbolcu David Beckham, oyuncu Angelina Jolie, Brad Pitt, İngiltere Başbakanı Boris Johnson bölgemizi tercih etti. Türkiye'den de sanatçılarımız, ünlü iş insanları geliyor. Sessiz sakin olduğu için çok seviliyor" diye konuştu.Turizmciler, iç piyasanın hareketlenmesiyle yoğun bir şekilde telefonla arayanlar olduğunu ve ön rezervasyon aldıklarını söyledi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------Kalkan'ın drone görüntüleriVillaların drone görüntüleriVillaların odalarından havuzlarından detay görüntülerMuhabir Alparslan çınarın AnonslarıTurizimci Hüseyin Gençer ile röpTurizimci Durmuş Ustali ile röpDetaylarHABER: Alparslan ÇINAR -KAMERA: Emrah GÜL/KAŞ (Antalya),  

=======================================

Isparta'da gül sezonu başladı GÜLLER şehri Isparta'da, 2020 yılının gül sezonu açıldı. Sezonun ilk gülleri toplanarak, alım merkezine teslim edildi. Gül üreticisi Muammer Dünder, "1 dekar tarladan 7 bin liralık gül çiçeği alıyorsun. Bunun 2 bin lirasını işçi parası, 2 bin lirasını diğer masraflara ayırdığın zaman 3 bin lira kazancın oluyor. İyi kazandıran bir iş" dedi.

Isparta'da, gül çiçeği hasat sezonu başladı. Çalışan işçiler sabahın erken saatinde gül bahçelerine girerek, gül çiçeklerini topladı. Keçiborlu ilçesine bağlı Senir beldesinde üretici Muammer Dünder'e ait 70 dekar gül bahçesinde toplanan güller, işlenmek üzere alım merkezine teslim edildi. Büyüklüğüne göre işçi sayısının değiştiği gül bahçelerinde dekar başına 2 işçi hesabı yapılırken, mevsimlik işçiler kilo hesabıyla çalışıyor. Gül üreticisi çoğu zaman işçi bulamadığı için gülü toplayamıyor. Günlük toplanması gereken gül ise yapraklarını dökerek telef olunca üretici zarara uğruyor.

1 DEKARDAN 1 TON GÜL ÇİÇEĞİBir işçinin günde 60- 70 kiloya yakın gül topladığını belirten gül üreticisi Muammer Dünder, "Benim bahçem 70 dekar ve ben 30 işçi çalıştırıyorum. Sabahın erken saatlerinde başlayan gül toplama işinin saat 18.00'e kadar sürdüğü oluyor. Yalnız bu yıl gül alımı yapan firmalar saat 16.00'dan sonra getirilen gülü yarı fiyatına alacaklarını duyurdu. Biz de ona göre hareket edeceğiz. 1 dekar tarladan sezon boyunca 1 ton dolayında gül çiçeği gelir. Seri gül toplayan bir işçi, akşama kadar 60-70 kilo dolayında gül toplar ve yevmiyesi 120- 140 lira arasında değişir" dedi.

'KAZANÇLI BİR İŞ'Yurt dışında uzun yıllar çalışıp emekli olduktan sonra doğduğu kasabaya döndüğünü ve 70 dönüm tarla satın alarak 4 yıl önce gül dikimi yaptığını söyleyen Muammer Dünder, "Geçen yıl gülün kilogram fiyatı 7 lira olarak belirlendi. 1 dekar tarladan 7 bin liralık gül çiçeği alıyorsun. Bunun 2 bin lirasını işçi parası, 2 bin lirasını diğer masraflara ayırdığın zaman 3 bin lira kazancın oluyor. İyi kazandıran bir iş" diye konuştu.

'2 MİLYON ÇİÇEKTEN 1 KİLO GÜLYAĞI'Senir beldesinde gülyağı fabrikası bulunan iş insanı Hasan Kınacı, bölgelerinde güllerin açmaya başlaması ile fabrikadaki gül kazanlarının da yandığını söyledi. Hasan Kınacı, "Sezonumuz başladı hayırlı olsun. 1985 yılından bu yana aile olarak gülcülükle uğraşıyoruz. Isparta'da gül sezonu 800 rakımda mayısta başlar, 1600 rakımda temmuz ayında sona erer. Sezon boyunca Isparta'da 13 bin ton dolayında gül çiçeği toplanarak fabrikalara getirilir ve gülyağı çıkarılır. Toplanan güller alım merkezlerinde bir araya getirilir, daha sonra fabrikaya nakledilir. Burada çuvallardan yere boşaltılır ve daha sonra kazanlara alınarak kaynatılır. Buharlaşan ağır yağ damıtılarak gülyağı haline getirilir. 1 kilogram gülyağı için 2 milyon gül çiçeğine ihtiyaç duyulur" dedi.

'KİLOSU 5-6 BİN EURO'YDU'Gülyağının geçen yıl 5-6 bin eurodan satıldığına işaret eden Hasan Kınacı, "Koronavirüs nedeniyle birçok yer kapandı. Kozmetik firmalarının bu yıl ne yapacaklarını bilemiyoruz. Geçen yıl 7 bin eurodan başladı, 5 ila 6 bin Euro arasında satılan gülyağı dolar ve eurodaki yükselmeyle birlikte ne olur bilemiyoruz. Benim kanaatimce fiyat düşer gibime geliyor. Sektörde ufaktan sıkıntılar başladı. Bu da üretimin gereğinden fazla artmasından kaynaklanıyor" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ--------------Gül bahçesinden genel görüntüİşçilerin gül çiçeklerini toplamasıDetay görüntülerDHA Muhabiri Nurettin Arkan'ın iki ayrı anonsuRÖP 1: Gül üreticisi Muammer DünderToplanan güllerin tesise götürülmesiTesiste yere serilen güllerBir işçinin çuvaldaki gülleri kazana boşaltmasıRÖP 2: Tesis sahibi Hasan Kınacı 

(HABER -KAMERA: Nurettin ARKAN/ISPARTA,

==================================

Günde ortalama 300 koronavirüs moleküler tanı testi yapıyorlar SAĞLIK Bakanlığı tarafından Covid-19 testi için yetkilendirilen Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi'nde, 25 personel dönüşümlü olarak 24 saat aralıksız çalışarak, günde ortalama 300 test yapıyor.

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ataç'ın girişimleri ile MCBÜ Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi, 1 ay önce, Sağlık Bakanlığı tarafından Covid-19 testi yapmak için yetkili hastane olarak belirlendi. Testlerin yapıldığı moleküler mikrobiyoloji laboratuvarı, 'Biyogüvenlik Düzey 3' fizik tasarımı ve donanımına sahip. Çalışanların güvenliğinin en üst düzeyde sağlandığı laboratuvarda, daha önce şüpheli vakalara Ankara'ya gönderilerek yaptırılan Covid-19 testleri yapılıyor. Vakaların test sonuçları, yaklaşık 3 saatte alınarak, erken tanı, erken izolasyon ve erken tedavi ile bulaş riskinin önüne geçiliyor.

'3 SAATTE İŞLEM BİTİYOR'Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sinem Akçalı, "Manisa il merkezinden ve ilçelerimizden toplanan koronavirüs şüphesiyle ilgili örnekler, laboratuvarımıza getiriliyor. Buraya gelen örneklerdeki sorumluluk tamamen bize ait. Gelen örneklerin ilk olarak kayıtlarını yapıyoruz. Sonra içerisindeki virüsü araştırmak üzere ön işlemlerden geçiriyoruz. Eğer bir virüs varsa, bunu incelemek için PCR dediğimiz polimeran bir zincir reaksiyonumuz var, o işleme tabi tutuyoruz. Bu işlem 1 saat 50 dakika sürüyor. Daha sonra da çıkan sonuçları detaylı bir şekilde analiz ediyoruz. Toplam 3 saatte işlem bitiyor. Pozitif çıkan hastalarımızı hemen gerekli polikliniklere bildirerek, gerekli müdahalelerin yapılmasına yardımcı oluyoruz" dedi.Koronavirüs testlerinin güvenli bir şekilde gerçekleştirildiğine dikkati çeken Akçalı, şöyle devam etti: "Çalışmalarımızın başlangıcından itibaren tam bir ay geçti. Çalışmalarımız tüm hızıyla devam ediyor. Gelen örnek sayılarımızla ilgili bir değişiklik yok. Ortalama olarak günde 300 örneğimiz geliyor. Bugün itibariyle 8 bin 800 adet test yapmışız. Gün içerisinde gelen testleri, yine aynı gün içerisinde sonuca ulaştıracak şekilde çalışıyoruz. Laborant, biyolog, asistan arkadaşlarımızla birlikte 25 kişilik bir ekibiz. Celal Bayar Üniversitesi olarak şanslı bir kurumuz. Çünkü moleküler mikrobiyoloji laboratuvarımızın içerisinde tüberküloz üzerinde çalıştığımız odalarımız var ve bunlar negatif basınçlı. Bu negatif basınçlı odalar sayesinde daha güvenli bir şekilde koronavirüs testlerini çalışmış oluyoruz. Arkadaşlarımız eldivenleri başta olmak üzere orada olan ne varsa bırakarak, dışarıya çıkıyorlar. Bu nedenle de çalışmaya başladığımız ilk günden itibaren hiçbir sıkıntı yaşamadık."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: Koronavirüs laboratuvarından görüntüLaborantların çalışmasından görüntüAsistanların çalışmasından görüntüKoronavirüs test kitlerinden görüntüTestlerin yapılmasından görüntüProf. Dr. Sinem Akçalı ile röp.Genel ve detay görüntülerHaber - Kamera: Cemil SEVAL/ MANİSA,  

============================

Eskişehir'de berber ve kuaförler hazırlıklara başladı ESKİŞEHİR'de, pazartesi günü faaliyete girecek olan berber, güzellik salonu ve kuaförlerde hazırlıklara başlandı. İş yerlerini müşterileri için hazır hale getiren kuaförler, yoğun randevu talebiyle karşılaştıklarını söyledi.

Koronavirüs salgınıyla mücadele devam ederken, bir yandan da normalleşme sürecine girildi. Bu süreçte 11 Mayıs Pazartesi günü, berber, güzellik salonu ve kuaförlerin açılmasına karar verildi. İş yerlerinde de açılış hazırlıkları başladı. Kuaförler, bir yandan iş yerlerini temizlerken, bir yandan da eksikliklerini gideriyor, Sağlık Bakanlığı'nca getirilen şartları yerine getirmeye çalışıyor. Tepebaşı Belediyesi ekipleri de berber ve kuaför dükkanlarında ücretsiz olarak dezenfekte çalışması yapıyor.

'TELEFONLARIMIZ SUSMUYOR'Yaklaşık 1,5 aydır kapalı olduklarını ve yoğun randevu talebiyle karşılaştıklarını söyleyen kadın kuaförü Yusuf Yumuk, "Koronavirüs nedeniyle uzun süredir kapalıydık. Pazartesi günü başlayacağız. Bugün ön hazırlığımızı, temizliğimizi yapıyoruz. Pazartesi günü 2'şer metre mesafe ile müşterilerimizi ağırlayacağız. Her şey tek kullanımlık olacak. Steril ve kişiye özel ürünleri kullanacağız. Tertemiz bir salonla hizmete başlayacağız inşallah. Randevular çok yoğun. Derneğimiz de aldığımız karar doğrultusunda sabah 09.00 akşam 21.00 saatleri arasında burada olacağız. Çok yoğun olacak gibi görünüyor, telefonlarımız susmuyor" dedi.

'HER ŞEY TEK KULLANIMLIK OLACAK'

Kadın kuaförü Özlem Ceyhan ise randevularını şimdiden almaya başladıklarını belirterek, "Pazartesi günü işimizin başına geçiyoruz. Mesaimiz başlıyor. Randevularımızı şimdiden almaya başladık. Ancak bu koronavirüs nedeni ile nasıl çalışacağız bilemiyorum. Hijyen için kullanılan her şey tek kullanımlık olacak. Ayak galoşundan saç havlusuna, eldiven, maske ve el aletlerinin UV ışık altında sterilizasyonuna kadar her şeyi yapacağız. Bugün temizlik yapmak ve eksiklerimizi gidermek için dükkanımı açtım. Pazartesi gününe tam olarak hazır olmaya çalışıyorum. Bu geçen süreçte maddi ve manevi anlamda çok kayba uğradık" diye konuştu.

Kaynak: DHA

Manşet

Haberler

Haberler.com Ios Uygulaması Haberler.com Android Uygulaması Haberler.com Huawei Uygulaması
Şu an buradasınız: DHA YURT ÖZEL GÜNDEM - Haber
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.

[Kullanım Şartları] - [Hata Bildir] 19.9.2020 10:04:22. #1.15#
title