DHA YURT ÖZEL GÜNDEM

DR. EROL KESİCİ: MEKE GÖLÜ'NÜ, MODERN SULAMA KURTARIRKonya'daki Meke Gölü'nün, Türkiye'nin mavi nazar boncuğuyken kızıl alana dönüştüğünü belirten Doğa ve Sürdürülebilirlik Derneği (DOSDER) ile Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) bilim danışmanı Dr.

DHA YURT ÖZEL GÜNDEM
06.05.2020 10:27 | Son Güncelleme: 06.05.2020 10:27

DR. EROL KESİCİ: MEKE GÖLÜ'NÜ, MODERN SULAMA KURTARIR

Konya'daki Meke Gölü'nün, Türkiye'nin mavi nazar boncuğuyken kızıl alana dönüştüğünü belirten Doğa ve Sürdürülebilirlik Derneği (DOSDER) ile Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) bilim danışmanı Dr. Erol Kesici, "Havzada çok su isteyen mısır, ayçiçeği gibi bitkiler birçok yerde vahşi sulama ile sulanıyor. Çok sayıdaki kuyu ve bir türlü modern sulama yöntemlerinin geliştirilmemesi, havzada su kaynaklarını azaltırken, buna bağlı olarak nemin azalması ve sıcaklık artışı sonucu yağış azalmaları, gölün kurumasının ana nedenleri" dedi. Kesici, Meke ve diğer doğal göllerin kurumasının önüne geçmek için modern sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini vurguladı.

Dr. Erol Kesici, Türkiye'nin mavi nazar boncuğuyken kızıl alana dönüşen Meke Gölü'nün neden kuruduğunu açıkladı. Konya'nın Karapınar ilçesinde, Karapınar- Ereğli yolunun 7'nci kilometresindeki sapaktan 2 kilometre içeride olan Meke Gölü'nün adını 'Meke' su kuşundan aldığını belirten Dr. Erol Kesici, volkanik püskürme-patlamayla birlikte lav ve magmanın oluşturduğu, geniş, hafif kabarmış kraterlerin (yanardağ ağzı) suyla dolu ve sığ krater gölü olduğunu söyledi. Dr. Kesici, Meke Gölü'nün 1'inci derece Doğal Sit Alanı, Dünya Miras Listesi'nde yer alan RAMSAR alanı olduğunu kaydetti.

5 MİLYON YIL ÖNCEMeke Gölü'nün dünyanın çok az rastlanan jeolojik oluşum ve doğa güzelliği özelliklerini taşıdığını belirten Dr. Kesici, "Tektonik hareketler, volkanik patlamalar sonucunda günümüzden 5 milyon yıl önce oluşan 4 kilometre çapında çukur- çöküntü ve 9 bin yıl önce göl içerisinde ikinci bir volkanik patlama sonucu meydana gelen yükselmelerle krater adacıklar oluşmuş. Bu iki oluşumla ilginç bir görünüm alan göl, nazar boncuğuna benzemektedir" dedi.BİLİNÇSİZ TARIMDr. Erol Kesici, milyonlarca yıl önce oluşan, dünyanın ender doğal yapılarından biri olan Meke Gölü'nün uzun yıllardır devam eden kuraklık, bilinçsiz tarım politikaları ve uyarılara rağmen bir türlü alınmayan önlemler nedeniyle kuruduğunu söyledi. Meke Gölü'nün 2010 yılında tamamen kuruduğuna dikkati çeken Dr. Kesici, "Konya havzasında suyun neredeyse yüzde 90'ı tarımda kullanılıyor. Bu suyun da yüzde 60'ı yeraltı su kaynaklarından karşılanıyor" diye konuştu.VAHŞİ SULAMAGölü besleyen nehir, dere gibi su kaynağı bulunmadığından gölün sadece yeraltı ve yağmur sularından beslendiğini ahlatan Dr. Kesici, "Havzada çok su isteyen mısır, ayçiçeği gibi bitkiler birçok yerde vahşi sulama ile sulanıyor. Çok sayıdaki kuyu ve bir türlü modern sulama yöntemlerinin geliştirilmemesi havzada su kaynaklarının azaltırken, buna bağlı olarak nemin azalması ve sıcaklık artışı sonucu yağış azalmaları, gölün kurumasının ana nedenleri" dedi.2010'DA KURUDUMeke Gölü'nde suyun 1990'lı yıllarından itibaren giderek azalmaya başladığını, 2000'li yılların başında su seviyesinin 3-4 metreye düştüğünü dile getiren Dr. Kesici, "Göl alanı giderek küçülürken, batık ve kurumuş alanlar oluştu. Artan kirlilik ve su seviyesinin giderek azalmasıyla da çok ağır bir koku yayan bataklık alana dönüştü. 2010 yılının yaz aylarında da beyaz tuz kristallerinden oluşan beyaz tuzlu bataklığa dönüşürken, tamamen kuruyarak doğal göl olma özelliğini kaybetti" diye konuştu.DİRENÇ GÖSTEREN SU BİRİKİNTİSİMeke Gölü'nün son 10 yıldır su birikintisiyle kaplı bir alan halinde olduğuna dikkat çeken Dr. Kesici, "Bu su birikintisi içerisindeki ilkel mikroorganizmalar ve volkanik küllerinin etkisiyle kızıl renkli toprağa dönüşerek, başka bir doğal güzelliği oluşturmak için adeta direnç gösteriyor. 5 milyon yıllık doğal göl, dünya ve ülkemiz coğrafyasından silineli 10 yılı geçti" dedi.KORUMAK İÇİN NELER YAPILMALI?Dr. Kesici, doğal göllerin koruması için, oluşum ve hidrolojik özellikleri bilinerek ve göz önünde bulundurularak çevresel koşullarındaki değişimlerle ilgili önlemlerin alınmasının en önemli etken olduğunu söyledi. Dr. Kesici, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve tarımda sürdürülebilirliği sağlamak için modern sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini de vurguladı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: --------------Meke Gölü'nün görüntüleri (FOTO OLARAK)Gölün görüntüleri Dr. Erol Kesici'nin açıklamaları

HABER -KAMERA: Mehmet ÇINAR/ANTALYA,

========================

DİYARBAKIR'DA PAMUK ÜRETİCİSİNİN HEDEFİ, REKOLTEDE ARTIŞ GÜNEYDOĞU Anadolu Bölgesi'nde çiftçiler, havaların ısınmasıyla pamuk ekimine başladı. Tohumu toprakla buluşturan pamuk üreticileri, bu yıl yüksek ürün elde etmeyi hedefliyor. Diyarbakır Ziraat Odaları İl Koordinasyon Başkanı Cevat Delil, yıllara göre pamuk üretiminde artışın sürdüğünü söyledi.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde pamuk üreticileri, tohumları toprakla buluşturmaya başladı. Koronavirüs salgını ve ramazan ayına rağmen üretime ara vermeyen çiftçiler, bu yıl mevsimin verimli geçtiğini ve rekoltede bir artış beklediklerini belirtti. 

Diyarbakır Ziraat Odaları İl Koordinasyon Başkanı Cevat Delil, kent genelinde 630 bin dönümlük alanda pamuk yetiştirildiğini ifade ederek, bu alanlarda bu yıl 300 bin ton pamuk elde etmeyi hedeflediklerini söyledi. Delil, Türkiye'de üretilen pamuğun yüzde 50'sinin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yetiştirildiğini ifade ederek, "Diyarbakır'da da yaklaşık 630 bin dönüm üretimimiz var. Bu yaklaşık 300 bin ton civarında bir pamuk üretimi demektir. Bölgede 3 milyon dönüm civarında bir alanda pamuk üretiliyor. Yıllara göre pamuk üretiminin artışı devam ediyor. Burada en büyük zorluğumuz sulama kanallarının bitmemesi. Cazibeli su ile kavuşmadı topraklarımız. Bu yüzden biz kendi imkanlarımızla artezyen kuyuları açtık ve bunların da maliyeti çok yüksek. Sadece mazotta artış olmadı" dedi.

'KORONAVİRÜSE RAĞMEN ÜRETİM DEVAM EDİYOR'

Koronavirüse rağmen çiftçinin üretime devam ettiğini aktaran Delil, "Pamuk ekimine devam ediyor. Buğdaylarımız başakta şu anda. Hem ramazan ayı hem de koronavirüs salgına rağmen her safhada üretim devam ediyor. Çiftçimizin o eli öpülesi ellerini unutmamamız gerekiyor. Daha fazla destek vermemiz gerekiyor. Desteklemeliyiz ki üretim artsın. Bu anlamda destek alıyoruz. Biz bunların artırılmasını talep ediyoruz. Özellikle pamuk ve buğdayda zor şartlar altında üretim yapıyoruz" diye konuştu.

'BEKLENTİMİZ İYİ YÖNDE'

220 dönüm arazisine pamuk ektiğini anlatan çiftçi Abdulkadir Arzu, "Bu yılki görünüm daha bereketli, daha güzel. Mevsim de güzel geçti. Beklentimiz iyi yönde. Devletin desteğinin çiftçisine, üreticisine her zaman her alanda olması gerekiyor. Olmadığı takdirde insan o işten zevk alamıyor" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ-------------------------------Havadan çekilen pamuk ekiminden detayEmrah Kızıl anonsCevat Delil'in konuşmasıAbdullah Arzu'nun konuşmasıGenel ve detay

Haber-Kamera: Emrah KIZIL, Nurettin FİDANCAN/DİYARBAKIR,

=====================

ERGENE HAVZASI'NA KİRLİ ATIK YÜZDE 54 AZALDI TRAKYA'da kirliliği ile gündemde olan Ergene Nehri ve kolları olan derelerde, koronavirüs tedbirleri kapsamında fabrikaların üretime ara vermesi, insanların da evlere çekilmesiyle atıklarda azalma oldu. Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer, Ergene Havzası'nda yapılan araştırma hakkında bilgi vererek, "Ergene Havzası'na günlük 200 bin metreküp atık kirli su deşarj ediliyorken 11 Mart öncesi, 11 Mart sonrası günümüze kadar olan süreçte bu deşarj miktarı 90 bin metreküpe kadar düşmüş durumda. Yani yüzde 54 azalma söz konusu. Bu dereleri kirleten endüstriyel atık su miktarında yüzde 54 azalma var" dedi.

Koronavirüs salgını tedbirleri kapsamında, fabrikaların üretime ara vermesi ve insanların evlerine çekilmesiyle Trakya'da kirlilikleriyle gündeme gelen Ergene Nehri ile nehrin önemli kollarından biri olan Çorlu Deresi, yıllar sonra biraz da olsa temizlendi. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer, koronavirüs nedeniyle hayatın her alanında kısıtlamalar yaşandığını belirterek, yıllardır atıklar nedeniyle kirlenen Ergene Havzası'nın kirliliğinde azalma meydana geldiğini söyledi. 

'ERGENE'YE ATIK SU YÜZDE 54 AZALDI'

Bölgede endüstriyel faaliyetlerin koronavirüs tedbirleri kapsamında kısıtlandığını belirten Tecer, Ergene Havzası ile ilgili araştırmalar ve değerlendirmeler yaptıklarını belirterek, şunları söyledi:

"Çorlu Deresi'ne ve bunun birleşiminde olan Ergene Nehri'ne sanayi atık sularının deşarjında bir azalma meydana geldiğini görüyoruz. Bu dereleri kirleten şey akar suları bozan en önemli etken endüstriyel atık suların buralara deşarj ediyor olması. Çorlu Deresi'nde birleştiği bu Ergene Nehri'nin tabi debisi 3 metreküp/ saniye ama endüstriyel atıkların buraya deşarj edilmesiyle 12 metreküp/saniyeye kadar çıkıyor. Bu dehşet bir şey, yani doğal debisinden 3-4 kat daha fazla bir endüstriyel atık su deşarjı söz konusu. Şimdi koronavirüsle mücadele kapsamında alınan önlemler neticesinde bizim bölgemizde bulunan 4 Organize Sanayi Bölgesi temelinde konuştuğumuz zaman bu dereye günlük 200 bin metreküp atık su kirli su deşarj ediliyorken 11 Mart öncesi, 11 Mart sonrası günümüze kadar olan süreçte bu deşarj miktarı 90 bin metreküpe kadar düşmüş durumda. Yani yüzde 54 azalma söz konusu. Bu dereleri kirleten endüstriyel atık su miktarında yüzde 54 azalma var. Bu başlı başına bu derelerinin kirliliğini azaltmış oluyor."

'KİRLİLİKTE AZALMAYA YOL AÇTI'

Prof. Dr. Tecer, araştırmalarına göre, bölgedeki kirlilikte tekstil sektörünün daha etken olduğunu öne sürerek, "Tekstil gibi sektörlerin hem faaliyetlerini durduklarını, azalttığını görüyoruz. Bu da sadece debinin azalmasına bağlı olarak değil, yoğun kirlilik üreten fabrikaların faaliyetini durdurması nedeniyle kirlilik yükündeki bir azalmaya yol açıyor demektir. Bu bölgede özellikle yüzde 54 var olan atık su deşarjı söz konusu daha çok kirli olan tekstil gibi endüstriyellerde. Şunu vurgulamadan geçmek istemiyorum. Tekstil endüstrisi kirli bir endüstri olmakla birlikte bugün sağlık personelimizin ihtiyaç duyduğu maskedir, tulumdur koruma kıyafetleridir. Bunların üretiminde büyük bir boşluk doldurmuştur. Bakın Amerika'da, Fransa'da, Avrupa'da, maske dikecek bir tezgahları yok. Niye? Zamanında onlar Çin gibi Hindistan, Türkiye gibi yerlere kaydırdılar. Dolayısıyla tekstil sektörünü değerlendirirken bu iki boyutu da değerlendirmek yerinde olacaktır diye düşünüyorum" diye konuştu. 

'ARITMA TESİSİ TAMAMLANMALI'

Prof. Dr. Tecer, bölgede insan faaliyetlerinden kaynaklı kirletilmenin azalması nedeniyle doğa ve çevrenin nefes aldığını belirterek, "Fakat bu bölgede ne kadar sürecektir, koronavirüs tedbirleri üretimin düşmesine devam edilmeyecektir. Mutlaka eski günlerine kavuşacaktır ama burada yapılması gereken en önemli şey Ergene Havzası Koruma Eylem Planı kapsamında 2021 yılında devreye girecek olan arıtma tesislerini bir an önce tamamlanması gerekiyor. Ergene için asıl kurtuluş o zaman olacaktır" dedi.

KAÇAR: ERGENE'DE GÖZLE GÖRÜLÜR İYİLEŞME YOK

Trakya Platformu Sözcüsü avukat Bülent Kaçar ise Istranca Dağları'ndan doğarak Trakya'nın ortasından Ege Denizi'ne dökülen 280 kilometrelik Ergene Nehri'nin koronavirüs tedbirlerinde yeteri kadar temizlenmediğini ve kirli aktığını savundu. Fabrikaların üretime ara vermesi ve bölgede etkili olan yağmurlara rağmen Ergene'nin kirli aktığını öne süren Kaçar, "Ergene, köpük şeklinde kimyasal akmaya devam ediyor. Ergene Nehri havzasında bazı fabrikaların koronavirüsü nedeniyle üretime ara verdiğini duymamıza rağmen bu kirlilik devam ediyor. Oysa şu an çeltik ekimlerinin ekim zamanı, ayçiçeği ekimlerinin ekim zamanı. Çifti tam şu an alternatifsiz su kaynağı olan Ergene Nehri'ne ihtiyaç duyduğu anda, fabrika kapatmalarına ve bütün önlemlere rağmen bizim vicdanımız ve çiftçimiz için, doğamız için bir kanayan yara olmaya devam ediyor. Ergene Nehri'ndeki akan sıvı, su niteliğinden çok çok uzakta. Kıta içi 4'üncü sınıf su olarak adlandırılıyor, halen gözle görülür bir iyileşme mevcut değil. DSİ ve Çevre Bakanlığı'nın ölçümlerinde herhangi bir iyileşme söz konusu değil. Ergene, maalesef hayata döndürülemediği gibi kirli akmaya devam ediyorö dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ: ------------------------------------EDİRNE-Ergene Nehri drone ile havadan-Nehir detayı-Akan sudan detay-Çevreden detay-Bülent Kaçar ile röp.-Nehir ve çevreden detaylar

ÇORLU----------------Çorlu Deresi'nden detaylar-Köpüklü akan dere-Muhabir  Mehmet Yirun anons -Prof.Dr. Lokman Hakan Tecer ile röp. -Dereden detaylar

Haber-Kamera: Ali Can ZERAY-Mehmet YİRUN/EDİRNE,TEKİRDAĞ,

===========================

KARADENİZ'DE ARTAN DEPREM RİSKİ ENDİŞESİ GÜRCİSTAN'da meydana gelen depremlerin fay hattını tetiklediği ve yarılmayı hızlandırdığının saptanmasının ardından, 4'üncü deprem kuşağından 3'üncü deprem riski bölgesine çekilen Karadeniz'de, deprem riski de arttı. Son günlerde bölgede meydana gelen depremler, endişeye yol açtı. Uzmanlar, Karadeniz'de bilinmeyen deprem üreten fayların var olduğunu belirterek, tedbirli olunmasını istedi.

Gürcistan'ın başkenti Tiflis'ten yaklaşık 100 kilometre uzaklıktaki Kakheti bölgesi açıklarında, 2017 yılında meydana gelen 5.1 büyüklüğündeki depremin Doğu Karadeniz Bölgesi'ndeki fay hattını tetiklediği ve yarılmayı hızlandırdığı saptandı. 4'üncü deprem kuşağındaki bölge, 3'üncü deprem riski bölgesine çekildi. Deprem riski artan bölgede Ordu ve Artvin'de son günlerde meydana gelen depremler, endişeye yol açtı. Uzmanlar, Karadeniz'de bilinmeyen deprem üreten fayların var olduğunu belirterek, tedbirli olunmasını istedi.

'KARADENİZ FAYI GEÇMİŞTE 6.6. ŞİDDETİNDE DEPREME YOL AÇTI'

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) eski öğretim üyesi Jeoloji Mühendisi Prof. Dr. Osman Bektaş, son 20 gün içerisinde Doğu Karadeniz bölgesinin batıdan doğuya denizde ve karada 4 büyüklüğünde 4 deprem meydana geldiğini hatırlattı. Bu depremleri oluşturan fayların Maden Teknik Arama Enstitüsünün hazırladığı diri fay haritasında olmadığını söyleyen Bektaş, "İnsanların da merak ettiği konu fay yoksa deprem ne için oluyor? Bölgedeki deprem üreten fayların bütünü ile haritalanmadığı veya bilinen deprem üreten faylarının haritaya geçirilmediği anlamına gelir. 1968 yılında Karadeniz'de oluşan ve Bartın'ı yıkan 6.6 büyüklüğündeki depremin fayı da bugün ki deprem haritasında yoktur. Bu depremle birlikte Bartın 1'inci derece deprem kuşağına getirilmiştir. Yani 6.6 büyüklüğündeki depremin Karadeniz'deki fayı ortada yoktur. Halen daha bugün görülmüyor. İstanbul açıklarında oluşan 4 büyüklüğündeki deprem gündeme geldiğinde 'Karadeniz'de fay yoktur, varsa da küçük bir faydır' dediler. 1968 yılında Bartın'ı yıkan 6.6 büyüklüğündeki deprem Karadeniz fayının bu bölgede üretebilecek olduğu deprem 6.6'dır. Dolayısı ile İstanbul güneyden Kuzey Anadolu fayı ile çevrili iken, kuzeyden de Karadeniz fayı ile çevrilmiştir" dedi.

'İSTANBUL'DA KARADENİZ FAYI İLE RİSK ALTINDADIR'

2019 yılında yürürlüğe giren deprem tehlikesi haritasında Karadeniz fayının dikkate alındığını anlatan Bektaş, şunları dedi:

"Yani bu haritayı hazırlayan komisyon sadece maden MTA fay haritasından yararlanmamıştır. Çünkü MTA haritası sadece karada olan fay hatlarını göstermektedir. Denizdeki veya sahile paralel olarak uzanan fay hatlarını göstermez. Bilim kurulu bu eksikliği gidermek için Avrupa Komisyonunun 2013 yılında tamamlamış olduğu deprem uyum projelerinden yararlanmış ve Karadeniz fayını da dikkate almıştır. Bu nedenle Bartın'ın Trabzon'un ve Rize'nin deprem tehlikesi yeniden gözden geçirilmiştir. Bartın birinci derece deprem kuşak bölgesinden bir kuşak aşağıya çekilirken deprem tehlikesi Trabzon'da, 2 kat ve Rize'de ise 3 kat artırılmıştır. Karadeniz Bölgesinde bilinmeyen deprem üreten fayların varlığını buradan anlayabiliyoruz. ya da bazı fay hatlarının diri fay hattı haritasına yansıtılmadığını da anlayabiliriz. Bir diğer önemli nokta ise İstanbul gibi metropol bir şehrin sadece güneyden Kuzey Anadolu fayının tehlikesi ile değil, Kuzeyden Karadeniz fayının da etkisi ile de risk altındadır. Bu fayın kaydedilmiş üretebilecek olduğu en büyük deprem Bartın'da gerçekleşen 6.6 büyüklüğündeki depremdir. Sinop yöresinde yapılacak olan nükleer tesisin de en büyük çekincesi Karadeniz fayıdır."

VATANDAŞLAR ENDİŞELİ

Karadeniz'deki depremlerin kendilerini endişelendirdiğini söyleyen Hasan Ayvaz, "Burası deprem bölgesi haline geldi. Çocukluğumdan bu yana ufak çaplı depremler oluyor. Allah'tan merkez üssü Rize olmuyor. Eğer Rize'de şiddetli bir deprem olsa büyük zarar görürüz" dedi.

Ali Pursalı da "Rize şuan depreme hazırlıklı değil. Önceden 5'inci bölgede olduğu söyleniyordu ama şimdi risk altında olduğumuzu söylüyorlar. Rize'de depreme dayaklı yapıların olduğunu düşünmüyorum" ifadelerini kullandı.

Bölge halkının deprem konusunda bilinçsiz olduğunu dile getiren Osman Akdemir ise "Deprem Allah'tan geldiği için olur mu olmaz mı bilmiyorum. Ama yakın zamanda çevremizde depremler olduğunu duyduk. Rize önceden riskli olarak gösterilmiyordu. Bu yüzden insanlarımız deprem konusunda bilinçsiz" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜDrone ile kent detaylarıProf. Dr. Osman Bektaş'ın açıklamasıVatandaş röportajları

Haber-Kamera: Mehmet Can PEÇE TRABZON-DHA=======================

MERSİN'DE 2,5 MİLYON METREKARELİK ALAN KORUMA ALTINDA MERSİN'in Akdeniz ilçesinde endemik bitkiler ve nesli tehlikede olan birçok hayvan türünün bulunduğu Adanalıoğlu bölgesinde yaklaşık 1 milyon metrekarelik alan 'kesin hassas koruma alanı', 1,5 milyon metrekarelik alan ise 'doğal koruma alanı' olarak ilan edildi.

İlçede bulunan Adanalıoğlu bölgesinde iki ayrı alan şubat ve nisan aylarında çıkarılan iki ayrı kararname ile koruma altına alındı. Yaklaşık 1 milyon metrekarelik alan, 'kesin hassas koruma alanı', 1,5 milyon metrekarelik alan ise 'doğal koruma alanı' oldu. Bölgede caretta caretta, deniz kaplumbağası (chelonia mydas), nalburunlu yarasa, kirpi ve kral kelebeğinin alt soyu olan sultan kelebeği bulunuyor. Sorumluluk sahasında olması nedeniyle sivil toplum örgütleri ve okullar ile birlikte kampanya düzenleyen Akdeniz Belediyesi'nce bölgede çevre temizliği yapılmasının yanı sıra kaçak yapılaşmanın da önüne geçilirken, alana kimsenin girmemesi için çalışmalar sürdürülüyor.

'İNSAN GİRERSE TÜRLERİN YOK OLMA TEHLİKESİ VAR'

Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından imzalanan kararnamenin ardından bölgede incelemelerde bulunan Belediye Başkanı Mustafa Gültak, "Burası şubat ve nisan ayı içinde çıkarılan iki ayrı kararname ile iki ayrı bölge olarak koruma altına alındı. Yaklaşık 1 milyon metrekarelik kısmı 'kesin hassas koruma alanı' oldu. 1,5 milyon metrekarelik alan ise 'doğal koruma alanı' olarak alındı. Bölge özellikle caretta carettalar ve yeşil kaplumbağaların üreme alanı. Ayrıca endemik kelebeklerimiz, Akdeniz nalburunlu yarasa, kirpiler, kaplumbağalar var. Onun dışında yine endemik bitkilerimiz var. Eğer insanoğlu buraya çok fazla girerse bu türlerin yok olma tehlikesi söz konusu. Bundan dolayı burası çok önemli bir bölgedir. Cumhurbaşkanı'mıza bu bölgeyi önemsediği için teşekkür ediyoruz" dedi.

SAHİL TEMİZLENDİ

Belediye olarak bölgede her türlü çalışmayı yaparak, halkı uzak tutmaya çalıştıklarını anlatan Başkan Gültak, "Biz özellikle caretta carettaların ve yeşil kaplumbağaların üreme dönemlerinde bu bölgede sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte çalışmalar yapıp, buraları çevreliyoruz. Uyarıcı tabelalar yerleştiriyoruz. Buraların yuva ve üreme alanı olduğunu belirten levhalar asarak insanların dikkatli olmasını sağlıyoruz. Bunun dışında hem zabıtalarımız hem de sivil toplum kuruluşu üyeleri burada 24 saat nöbet tutarak hayvanların zarar görmesini engelliyorlar. Burada birçok baraka vardı, bu barakaları kaldırdık. Sahili komple temizledik. Plastik ve kimyasal atıkları toplayarak bölgeyi temizledik" diye konuştu.

Görüntü dökümü-------------------------Bölgenin drone ile çekilen görüntüleriSahilin görüntüsüAğaçlı bölgenin görüntüsüDenizle sahilin buluştuğu alanın görüntüsü- Sahilde yapılan temizlik - Sahil temizliğinin drone görüntüsü - Sahilin iş makinesi ile düzeltilmesi Sahildeki yapıların yıkımı Sahilin eski halinin drone görüntüsüBelediye Başkanı Mustafa Gültak ile röp

Haber-Kamera: Mustafa ERCAN/MERSİN,

======================

KORONAVİRÜS SALGINI HATAY'DA ÜLÜŞ GELENEĞİNİ TEKRAR CANLANDIRDI

Hatay'ın Hassa ilçesinde koronavirüs salgını nedeniyle tedbir amacıyla geleneksel Ramazan ayı davetleri olmayınca 'Ülüş' olarak adlandırılan komşular arasında yemek paylaşımı geleneği yeniden canlandı. İlçeye bağlı Hacılar Köyü'nde koronavirüs salgını nedeniyle iftar daveti yapamayan köylüler, 'ülüş' geleneğini tekrar hatırlatarak, komşular arasında yemek paylaşımları yapmaya başladı. Son yıllarda Ramazan ayında verilen toplu iftar yemekleri, bu geleneği unutulur haline getirmişti. Köyde yaşayan vatandaşlar, eski yıllarda uygulanan komşular arası paylaşma geleneğini bu ramazan ayında artırarak tekrar sürdürdü. Eskiden yıl boyu devam eden ve salgın nedeniyle tekrar canlanan geleneği yaşatan köy kadınları yöresel mutfak kültürü çeşitlerinden sarma, köy tavuğu, ayran çorbası, bazlama yaparak, sosyal mesafe kurallarına uyup komşulara iftar öncesi dağıtmaya başladı. Ramazan ayı boyunca bir araya gelerek kazanlarla yemek pişiren kadınlar birbirinden çeşitli yöresel yemekleri komşularıyla paylaşarak herkesin sofralarını süslüyor. Çeşit çeşit yemekler sofralarda yerini alırken, komşular arası yemek paylaşımı ile ülüş geleneği yaşatılıyor. Eski kültürün tekrar yaşatılmasına memnun olan köylüler, bu geleneğin sürdürülmesini istiyor. 

Ayrıca ilçede bahar aylarıyla birlikte üzüm bağları yapraklarını açınca, Hassa mutfak kültüründe önemli bir yeri olan bağ yaprağından yapılan sarma ise iftar sofralarının baş yemeği olarak yerini alıyor. 

Kaynak: DHA

title