DHA YURT BÜLTENİ-6

26.05.2019 11:42 | Son Güncelleme: 26.05.2019 11:42
DHA YURT BÜLTENİ-6

1)RAHİM AMELİYATINDA UNUTULAN SARGI BEZİ, 9 AY SONRA ÇIKARILDIBİLECİK'in Söğüt ilçesinde fabrika işçisi Aysel Can (47), geçen yıl ağustos ayında Eskişehir Devlet Hastanesi'nde rahim ameliyatı oldu.

1)RAHİM AMELİYATINDA UNUTULAN SARGI BEZİ, 9 AY SONRA ÇIKARILDI

BİLECİK'in Söğüt ilçesinde fabrika işçisi Aysel Can (47), geçen yıl ağustos ayında Eskişehir Devlet Hastanesi'nde rahim ameliyatı oldu. Ameliyattan sonra zaman zaman şiddetli ağrılar hisseden Ayşe Can'ın gittiği Bilecik Devlet Hastanesi'nde çekilen röntgeninde, rahminde sargı bezi unutulduğu ortaya çıktı. 29 santimetre uzunluğundaki sargı bezi, 9 ay sonra yapılan ameliyatla çıkarıldı. Ayşe Can, "Sargı bezi nedeniyle hala sağlık sorunları yaşıyorum. Gündelik hayatımda çok zorluk çektim, doktorlar hakkında suç duyurusunda bulunarak hukuki süreç başlattım" dedi.
Söğüt ilçesinde oturan ve bir çocuk annesi Aysel Can'a, geçen yıl Ağustos ayında sancıları nedeniyle gittiği hastanede 'miyom kist' teşhisi konuldu. Eskişehir Devlet Hastanesi'nde rahim ameliyatı olan Can, hastanede bir süre kaldıktan sonra taburcu edilerek Söğüt'e döndü ve işçi olarak çalıştığı fabrikada günlük yaşamına devam etti. Her geçen gün artan ağrıları nedeniyle doktora gittiğini ancak bir sonuç alamadığını ifade eden Aysel Can, "Çok sancılarım olduğu için gittiğim doktorlar sürekli içimde 'miyom kist' olduğunu ve acilen ameliyat olmam gerektiğini söylüyorlardı. Bende en son kansere dönebilir dedikleri için ameliyat olmaya karar verdim. Doktorların yönlendirmesiyle Eskişehir Devlet Hastanesi'nde ameliyat oldum. Ameliyatta rahim ve yumurtalıklarım alındı. Sonrasında sancılarım hiç bitmedi, sürekli sancılarım devam etti ve ben Söğüt ilçemizde sürekli hastaneye gittim. Bir akşam yine aşırı derecede sancılandığım için Söğüt'teki hastaneye gittim. Söğüt'teki doktorlar beni ambulans ile Eskişehir'e ameliyat olduğum hastaneye gönderdi. Orada beni muayene ettiler, 'iyisin, hiçbir şeyin yok' dediler. Sanki ben aşırı naz yapıyormuşum gibi muamele gördüm. Bana iğne yaptılar, serum taktılar, ağrı kesici verdiler ve geri gönderdilerö dedi.

İKİNCİ AMELİYATTA SARGI BEZİ FARK EDİLDİ

Ağrılarının devam etmesi üzerine Bilecik Devlet Hastanesi'ne gittiğini anlatan Can, bu kez ultrason, film ile MR çekildiğini ve acilen ameliyat olması gerektiğini öğrendiğini söyleyerek, "İkinci kez ameliyat olduğunda ilk operasyon sırasında rahmimde sargı bezi bırakıldığı, onunda bu süre içerisinde bağırsaklarıma yapıştığı tespit edildi. Gazlı sargı bezi bağırsağıma yapışmış ve bağırsağımda çürüdüğü için bağırsağımdan 10 santim kesmek zorunda kalmış doktor. Zaten hayatımda iki defa ameliyat oldum ben. Birisi Eskişehir Devlet Hastanesi, ikincisi de Bilecik Devlet Hastanesi. İçimdeki gazlı bezle 9 ay kadar yaşadım. Ben seramik fabrikasında çalışıyorum. İşim oldukça ağır. Şu anda ben çalışmakta çok zorlanıyorum. Beni bu şekilde ne kadar idare ederler onu da bilmiyorum. Bu durum özel yaşamımı oldukça etkiledi. Ben bu yüzden hukuki mücadelemi sonuna kadar vereceğim. Haklarımı arayacağım. Avukatım aracılığıyla doktorlar hakkında suç duyurusunda bulundum. Benim başıma gelen başkasının başına gelmesinö şeklinde konuştu.
Eskişehir Sağlık İl Müdürlüğü de Aysel Can'ın şikayetleri ve başvurusu üzerine konuyla ilgili inceleme başlattı.

Görüntü Dökümü:
-------------------------
-Aysel Can ve elindeki evrak
-Can ile röp.
-Evdeki detayları
-Genel görüntüler
Haber-Kamera: Cafer ELMAS/BİLECİK,-

=====================================================

2)YATAĞA BAĞIMLI MİNİK HASAN, FİZİK TEDAVİDEN YOKSUN KALDI

ANTALYA'nın Manavgat ilçesinde nefes borusu darlığı nedeniyle birçok hastalıkla boğuşan Hasan Şerif Civelek (5) ailesinin maddi imkansızlığından fizik tedaviyi bıraktı. Ailesi yatağa bağımlı haldeki Hasan'ın, uzuvlarının eklem yerlerinden bükülmemesi için fizik tedavinin şart olduğunu belirterek, evde bu hizmetin verilmesi için yardım istedi.
Manavgat'a 80 kilometre uzaklıkta, Toros Dağları'nda bulunan kırsal Burmahan Mahallesi'nde oturan Refiye (42) ile Muhammet Civelek (38) çiftinin 2014 yılında dünyaya gelen çocukları Hasan Şerif, doğum sırasında beynine oksijen gitmediği için birçok rahatsızlıkla doğdu. Doğumdan 6 ay sonra çocuklarındaki rahatsızlıkları fark eden aile önce doğumu gerçekleştirilen özel hastaneye, ardından Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'ne başvurdu. Akdeniz Üniversitesi'nde yapılan muayeneler sırasında minik Hasan Şerif'in nefes borusunun dar olduğu ve beynine yeteri kadar oksijen gitmediği belirlendi. Normal gelişimini tamamlayamayan Hasan, ayda bir defa ailesi tarafından Manavgat'tan Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'ne götürülüyor. İlk başlarda hastanede tedavisi sırasında doktorunun talebiyle fizik tedavi gören Hasan Şerif, ailenin ekonomik durumunun bozulması sonucu bu tedaviye devam edemez hale geldi.
YETKİLİLERDEN YARDIM İSTEDİLER
Yatağa bağımlı yaşamını sürdüren, yattığı yerden sadece vücudunu hareket ettirebilen Hasan Şerif Civelek'in fizik tedavi görmeye devam etmemesi halinde uzuvlarının eklem yerlerinden bükülmeye başlayacağını ve çocuğun hareket kabiliyetini kaybedeceğini söyleyen ailesi, evde fizik tedavi verilmesi için yetkililerden yardım talebinde bulundu.
Refiye Civelek, çocuğunun durumuna çok üzüldüğünü anlatırken, ilk başlarda hiç rahatsızlık belirtisi göstermediğini, doğumdan 6 ay sonra davranışlarında bazı gariplikler sezmeye başlayınca ilk önce doğumu gerçekleştirdikleri özel hastaneye gittiklerini kaydetti. Burada yapılan tetkiklerde hiçbir şey çıkmadığını söyleyen Refiye Civelek, "Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'ne götürdük. Araştırdılar, çocuğun doğum sırasında engeli olmadığını söylediler. Zor doğum, oksijensiz kalmadan olduğunu söylediler. Raporunda da 'yaralama, oksijensiz kalma' yazıyor" dedi.
'FİZİK TEDAVİ EKİBİ GELMİYOR'
Çocuğun 3 yıl boyunca Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde tedavi gördüğünü, uzun süre yoğun bakımda kaldığını anlatan Refiye Civelek, "Biz, ayda bir defa Akdeniz Üniversitesi Hastanesi nöroloji bölümüne gidiyoruz. Doktorumuz fizik tedavi görmesi gerektiğini söylüyor. Benim tek isteğim fizik tedavi görmesi. Bu konuda her yere başvurduk, köyümüze fizik tedavi ekibi gelmiyor, 'Sizin yolunuz uzak, yetkililer izin vermiyor, biz gelemeyiz' diyorlar. Bizim istediğimiz bu, başka bir şey değil. Çocuğun hareketi var. Ama fizik tedavi görmediği için elleri bükülmeye başladı. Ben kendi imkanlarımla bir sene götürdüm getirdim. Ama şimdi götüremiyorum, fizik tedavi ekibinin gelmesini istiyorum ama gelmiyorlar. Sıkıntımız bu" diye konuştu.

'DOKTORLAR SİZ GİDEMEZSİNİZ' DEDİ

Hasan Şerif'in nefes borusunun dar olduğunu aktaran Refiye Civelek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Çocuğun nefes borusu dar, onun için İstanbul'a gitmek istedik. 'İstanbul'da tedavisi oluyor' denildi. Ama İstanbul'a para bulup gidemedik. Doktorlara birkaç defa İstanbul'u sordum, bana; 'imkansız siz gidemezsiniz' dediler. Samimi olduğum bir doktora sordum, bana, bizim ekonomik durumumuzu bildikleri için 'kızım, ben bile gidemem o hastaneye, değil sen' dedi. Çocuk çok kötüleşti, doktorların çözümü, boğazını açmak oldu. Şimdi böyle yaşıyor."
ELEKTRİK KESİNTİSİNE ÇARE
Hasan Şerif, dünyaya gelmeden önce mahallede kendilerine ait bir ev yaptırmaya başladıklarını söyleyen baba Muhammet Civelek de çocuğundaki rahatsızlıklar ortaya çıkınca ekonomik olarak büyük sıkıntı yaşadıklarını, evin yarım kaldığını, buna rağmen içinde yaşamaya başladıklarını anlattı. Asgari ücretle Manavgat'ta bir otelde çalıştığını, mahalleye sadece haftada bir gün izinde gelebildiğini belirten Muhammet Civelek, Hasan Şerif'in Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nden taburcu edilmesinin ardından Sosyal Güvenlik Kurumu'nun oksijen konsültasyonu cihazı verdiğini, kendisinin ise elektrik akım düzenleyici ve jeneratör aldığını, çocuğun sürekli oksijen konsültasyon cihazına bağlı olduğunu söyledi. Muhammet Civelek, yaşadıkları mahallenin kırsal olduğunu anlatarak, "Fizik tedavinin bir türlü çözümünü bulamadık. Ayrıca kış geldiğinde bizim burada devamlı elektriğimiz kesiliyor. Bu çocuk devamlı makinede. TEDAŞ'ı arıyorum, 'makinede hastam var' diye söylüyorum, bana 'bakım var, şöyle yapıyoruz, böyle yapıyoruz' diyorlar" dedi.

Görüntü Dökümü:
-------------------------
Muhammet Civelek'in evinin görüntüsü
Hasan Şerif'in odasından görüntü
Hasan Şerif'in görüntü
RÖP: Refiye Civelek
Detay Hasan Şerif görüntüsü
RÖP: Muhammet Civelek

587 MB/// 05.18"
Haber-Kamera: Mithat ABAKAN/MANAVGAT(Antalya),

=================================================

3)'CHOPİN İZMİR'DE BİR BAŞKA GÜZEL'

İZMİR Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı'nın (İKSEV), Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Kalkınma Ajansı'nın katkıları ile düzenlenen 33'üncü Uluslararası İzmir Festivali, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde yapılan 'Gülsin Onay ile Chopin Akşamı' konseri ile başladı.
İKSEV Yönetim Kurulu Başkanı Filiz Eczacıbaşı Sarper, açılış konuşmasında Jose Carreras'ın "Efes'te şarkı söylemek bir meydan okumadır" sözlerini hatırlatarak, Uluslararası İzmir Festivali'nin de bir meydan okuma olduğunuu, 33 yıldır yılmadan İzmir için çalıştıklarını söyledi. Açılış töreninde 33'üncü Uluslararası İzmir Festivali'ne katkıda bulunan kişi ve kurumlara teşekkür plaketleri de sunuldu. Polonya Cumhuriyeti'nin 'En İyi Chopin Yorumcusu' nişanının sahibi Gülsin Onay, başarılı geçen Kanada ve ABD'yi kapsayan '19 Mayıs İlk Adımın 100'üncü Yılı' Konser serisinin hemen ardından 33'üncü Uluslararası İzmir Festivali'nin açılışını uzun süre belleklerden silinmeyecek bir 'Chopin Akşamı' ile yaptı. Programına bestecinin si minör Schertzo'suyla başlayan Onay, ilk bölümde bestecinin mazurka, balad ve noktrünlerini seslendirdi. İkinci bölüme 'Hérold ve Halévy'nin 'Ludovic' teması üzerine parlak çeşitlemeler'i ile başlayan Onay, programını Chopin'in Si minör sonatı ile bitirdi. "Chopin İzmir'de İzmirlilerle bir başka güzel" diyen Gülsin Onay, dinmeyen alkışlara Chopin'nin Nocturne op48 no 2 eseri ile  karşılık verdi.
33. Uluslararası İzmir Festivali, 28 Mayıs 2019 Salı saat 21.00'de DEÜ Sabancı Kültür Sarayı'nda yapılacak Concertgebouw Caz Orkestrası (Jazz Orchestra of Concertgebouw) konseri ile devam edecek.

Görüntü Dökümü:
-------------------------
İKSEV Yönetim Kurulu Başkanı Filiz Eczacıbaşı Sarper'in konuşması 
Gülsin Onay performans
Gülsin Onay açıklama 

İZMİR/DHA
===================================================

4)EXPO'DAKİ CANLI BİTKİLER KÜLLERİNDEN DOĞDU

ANTALYA'da 2016 yılında 'Çiçek ve Çocuk' temasıyla gerçekleştirilen Türkiye'nin ilk botanik organizasyonu 'Expo 2016 Antalya' alanındaki bitki heykeller, 'çubuklama' yöntemiyle sıfır maliyetle çoğaltılarak eski güzelliğine kavuşturuldu.
Antalya'nın Aksu ilçesinde, 1121 dekarlık arazide oluşturulan Türkiye'nin ilk botanik organizasyonu 'Expo 2016 Antalya', 23 Nisan 2016 tarihinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıldı. 114 metre yüksekliğindeki Expo Kulesi'nden kongre merkezine, yağmur ormanlarından endemik bitki türlerine, eğlence mekanlarından çocuk oyun alanlarına kadar içinde çok sayıda ünite barındıran alan, 6 ayda 5 milyona yakın ziyaretçi ağırladı. 1.8 milyar liranın harcandığı alan, 30 Ekim 2016 tarihinde kapandı. Kapandıktan sonra Antalya'nın gündeminden düşmeyen Expo, yaklaşık 1,5 yıl süresince bakımsız kaldı. Bitkilerin kuruduğu alandaki görüntü kirliliği eleştiri konusu oldu. Expo alanının değerlendirilmesi için Antalya dinamikleri de dönem dönem çeşitli tekliflerde bulundu. Alan, geçen yıl nisan ayında, Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından Tarım ve Orman Bakanlığı'na devredildi.
BİTKİ HEYKELLER SIFIR MALİYETLE CANLANDIRILDI
Antalya Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, geçen yıl haziran ayında Expo'yu yeniden canlandırmak için çalışmalara başladı. Kısıtlı personel ve düşük bütçeyle canlandırma çalışmaları yapan il müdürlüğü, Expo'nun en önemli simgelerinden biri olan, ancak bakımsızlıktan kuruyan 110 bitki heykelin yeniden canlandırılması için fiyat teklifi aldı. 10 milyon liralık maliyet çıkınca Antalya Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Özen ve ekibi, birkaç heykelin üstünde canlı kalan bitkileri çubuklama yöntemiyle çoğalttı. Alanda bir üretim merkezi oluşturuldu ve 80 bitki heykel sıfır maliyetle eski haline döndürüldü. Diğer heykellerin canlandırılması için de çalışmalar sürüyor.
'TEK EKSİĞİ ZİYARETÇİLERİMİZ'
Mustafa Özen, alanı devraldıklarında, Expo'nun devasa yapısının hayatını sürdürerek, Antalya ile bütünleşmesi gerektiğini belirlediklerini söyledi. Önce 1,5 yıllık süreçteki bakımsız halini ortadan kaldırdıklarını belirten Özen, "Tekrar ayağa kaldırmak için parasız politika üretme kısmına geçtik. Kuruyan bitki heykellerimizi kendi personelimiz ve imkanlarımızla yeniden canlandırdık. 650 dönüme yakın yeşil alan var. Çok büyük bir alan ve bakımı da çok zor. Mini bir kasaba gibi düşünün. Sıfırdan bakım yaptık. Şimdi 2016'daki gibi görmeye değer, canlılığı yeniden kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Tek eksiğimiz ziyaretçilerimiz" dedi.

BELEDİYE BAŞKANLARINA ÇAĞRI

Yeniden canlı hale getirdikleri Expo'nun kentin en güvenilir yeri olduğunu, kent stresinden uzak, güzel zaman geçirebilecek bir alan olduğunu duyurmaya çalıştıklarını belirten Mustafa Özen, şöyle devam etti:

"Şehrimizin belediye başkanları bu alana kulak tıkıyor. Biz neyi eksik yaptık da buraya duyarsız kalıyorlar? Buraya tepki mi var? Sıfırdan böyle bir yatırıma kalkışsanız çok ciddi bütçeye ihtiyaç var. Hazır yapılmış bir yatırım var. Belediyelerden şehir içerisinde, sıkışık bir alanda yaptıkları etkinlikleri buraya taşımalarını istiyoruz. 40 bin kişilik kır alanımız, 10 bin kişilik amfi tiyatromuz, 5 bin kişilik Türkiye'nin en büyük kapalı kongre alanımız var. Etrafı güvenlik telleriyle çevrilmiş. Hiçbir güvenlik endişemiz yok. Keşke Cumhuriyet Meydanı'ndaki konserler burada yapılsa. Ulaşımı kolay, dibine kadar tramvay geliyor. Yöneticilerimizin artık bu alana el atması gerekiyor. Bu şehrin sesimizi duymasını istiyorum. Buranın sahiplerini çağırıyoruz."

İŞLETMELER KİRAYA VERİLDİ

Sınırlı sayıda personel ve sınırlı imkanla hizmet etmeye çalıştıklarını dile getiren Özen, üzerlerindeki yükü buradaki işletmeleri kiraya vererek paylaşmak istediklerini kaydetti. Özen, "Alanda yiyecek içecek, eğlence anlamında hiçbir eksik yok. Alanın üzerinde 'Expo öldü, Expo kapalı, çok pahalı' gibi algılar var. Expo'ya girişler ücretsiz, ilk günkü gibi canlı ve burada hayat var" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
--------------
Alanın drone görüntüsü
Heykellerin üzerinde çalışanlardan drone görüntü
Çalışma yapanlardan görüntü
Alandan görüntü
Kulenin görüntüsü
Heykellerin görüntüsü
RÖP: Mustafa Özen (Tarım ve Orman İl Müdürü)
Detaylar

588 MB/// 05.19ö
HABER: Hasan DEMİRBAŞ- KAMERA: Mehmet KILIÇASLAN/ANTALYA,

===================================================

(ÖZEL)
5)ÇAMURDAN ARINAN DİCLE NEHRİ, GEÇTİĞİ YERLERİ GÜZELLEŞTİRİYOR

DİYARBAKIR'da çamurlu görünümüyle dikkat çeken Dicle Nehri, aşırı yağış ve Dicle Barajı kapaklarının açılmasıyla temiz görünüme kavuştu. Yeşil rengini alan nehir, bütünleştiği Tarihi On Gözlü Köprü'yü ziyaret edenlere eşsiz manzara keyfi yaşatıyor.
Diyarbakır'da UNESCO Kültür Mirası Listesi'nde yer alan Hevsel Bahçeleri'nin yanıbaşından ve tarihi On Gözlü Köprü'nün altından geçen Dicle Nehri, bu yılki aşırı yağışla birlikte Dicle Barajı kapaklarının da açılmasıyla yıllardır hafızalara kazınan çamurlu görünümden kurtuldu. Yeşil ve temiz görünüme kavuşan nehir, Tarihi On Gözlü Köprü'yü ziyarete gelenlere eşsiz manzara keyfi sunuyor. Barındırdığı tescilli yapılarla Türkiye'de ilk sıralarda yer alan kente gelenler, Diyarbakır'ın hayran kalınacak şehir olduğunu belirterek, nehrin ve yapıların korunması için gerekli her şeyin yapılması gerektiğini söyledi.
Eşinin işi nedeniyle bir süredir Diyarbakır'da olduğunu ve bunu fırsat bilip ziyarete geldiğini belirten Sabır Bozanoğlu, "Diyarbakır'ı muhteşem buldum. Eski halini bilmiyorum. Buram buram tarih koktuğunu gördüm. Çok hoşuma gitti. On Gözlü Köprüye de iki defa geldim. Türkiye'nin çok yerine gittim. Her yerde gördüğüm maalesef doğayı korumama ve temizlik konusu. İstanbul'da da yaşadım, Mersin'de de yaşadım. Elimizde bulduğumuz her şeyi çöp kutusuna değil de sulara atıyoruz. En başta bu kültürü edinmemiz lazım. Hepimizin bunu koruması lazım. Şehrin ortasından geçen nehir ne kadar temiz tutulabilir bilemeyeceğim. Burada söyleyeceğim tek şey burada çöplerin akarsulara atılmaması" dedi.
'BU KADAR GÜZEL BİR YER BEKLEMİYORDUM'
Ankara'dan kardeşini ziyarete gelen Nesimi Bozanoğlu ise "Mükemmel bir kent, harika bir kent. Tarihi anlamda da söylememe zaten gerek yok. Köklü bir kültürü, tarihi dokusu ve zenginliği olan bir kent. Doğal güzelliklerine söyleyecek hiçbir kelime yok. Özellikle bu Dicle Nehri'nin buralara çok bereket verdiğini görüyoruz. Tek kelime ile Diyarbakır yaşanılası, görülmesi gereken kentlerden bir tanesi. Bunların korunması için öncelikle tabi ki vatandaşlardan önce hangi hükümet olursa olsun gerekli şeyleri yapması lazım. Tarih hepimizin tarihi. Farklılıklarımız zenginliklerimizdir. Bunu böyle kabul edip böyle bilmek gerekiyor. Bu anlamda da herkesin tarihi dokuyu ve şehrin güzelliğini, akarsularını koruması adına elinden gelen her şeyi ama her şeyi yapması gerektiğini düşünüyorum. On Gözlü Köprüyü gördüğümde bu kadar güzel bir yer beklemiyorum. Harika bir yer. İlk kez geliyorum buraya. Resimlerdekiyle yaşayıp görmek çok farklı oluyor. Kendine hayran bırakan bir yer. Buradaki yapılaşmaların da biraz tarihi dokuyu, doğayı koruyarak daha da güzelleştirilebileceğini düşünüyorum. Burada olmaktan mutluyumö diye konuştu.
'BALIK TUTMAYA GELDİK'
İstanbul'dan kenti dolaşmak için gelen Nazmi Oruç da "İstanbul'da çalışıyorum. Ramazan ayı nedeniyle kapalı olduğumuz için Diyarbakır'a geldim. Oltalarla balık tutuyoruz. Tutamadık ama umarım bir dahaki sefere tutarız. Buraları çok beğendim. On Gözlü Köprü'ye de hayran kaldım" şeklinde konuştu.

Görüntü Dökümü
--------
Drone ile çekilen Dicle Nehri ve Hevsel Bahçeleri
Köprü üzerinde dolaşan vatandaşlardan genel ve detay görüntüler
Sabır Bozanoğlu'nun konuşması
Nesimi Bozanoğlu'nun konuşması
Nazmi Oruç'un konuşması
Genel ve detay görüntüler
Haber-Kamera: Emrah KIZIL/DİYARBAKIR
GÖRÜNTÜ BOYUTU: 1.32 GB


Kaynak: Demirören Haber Ajansı

Manşet Haberler

title