Dha yurt bülteni - 3

Dha yurt bülteni - 3

Toros Dağları'ndan gelen bala 'Dünyanın en iyi balı' ödülüMersin'in Erdemli ilçesinin yüksek kesimlerinde Toros Dağları'nın eteğinde 2 bin 500 rakımda üretilen Eğriçayır balı, Kanada'nın Montreal kentinde Dünya Arıcılık Örgütü ev sahipliğinde düzenlenen 46'ncı Dünya Arıcılık Kongresi'nde...

Dha yurt bülteni - 3

Toros Dağları'ndan gelen bala 'Dünyanın en iyi balı' ödülü

Mersin'in Erdemli ilçesinin yüksek kesimlerinde Toros Dağları'nın eteğinde 2 bin 500 rakımda üretilen Eğriçayır balı, Kanada'nın Montreal kentinde Dünya Arıcılık Örgütü ev sahipliğinde düzenlenen 46'ncı Dünya Arıcılık Kongresi'nde 'Dünyanın En İyi Balı' ödülüne alarak Türk balcılığını zirveye taşıdı.
Montreal kentinde düzenlenen Dünya Arıcılık Kongresi'ndeki yarışmaya çok sayıda üretici, 400'e yakın bal ile katıldı. Yarışmalar, 4 kategoride yapıldı. Kendi kategorilerinde birinci olup, altın madalya alarak finale kalan 4 bal arasında ise Eğriçayır balı, 'Dünyanın en iyi balı' seçildi. Celal Çay, arıcılığın şampiyonlar ligi kupası olarak tabir edilen kupayı Türkiye'ye kazandırdı.
Eğriçayır balının son kuşak temsilcisi, 300 yıllık arıcılık yapan bir aileden gelen Celal Çay, hem ürünlerinin kalitesini, hem de Türkiye'nin adını uluslararası alanda duyurmanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Çay, "Dünya Arıcılık Örgütü, balımızı dünyanın en iyi balı seçerek ödüllendirdi. Bu ödüle, arıcılık sektörünün şampiyonlar ligi kupası diyebiliriz. Yarışmaya 400'e yakın bal girdi. Bu ballar 4 kategoriye ayrıldı. Altın madalya alan 4 bal arasında bizim balımız, dünyanın en iyisi seçilerek kupa ile ödüllendirildi. Bu kupayı ülkesine götürmek isteyen o kadar arıcı vardı ki; ülkemize getirmek bize nasip oldu. Bu kupayı Türk arıcıları adına alıyor ve ithaf ediyoruz. Türkiye koloni sayısı bakımından Çin'den sonra dünyanın 2'nci büyük ülkesidir. Bu kupayı alarak biz de dünyaya, Türkiye'nin en iyi balı üretebileceğini göstermiş olduk" dedi.
Babası Şahbaz Çay'ın da arıcılığı dedesinden öğrendiğini ifade eden Celal Çay, "Şu anda da babam arıcılığı torunlarına öğretiyor. Toros Dağları'nda organik arıcılık yapıyoruz. Mevsimine göre Torosların eteğinden zirvesine kadar kovanlarımızı taşıyarak, çok emek veriyoruz. Arıcılık gerçekten bir yaşam biçimi ve çok zahmetli bir iştir. İyi bal üretmek çok kolay değil. Mevsime, rüzgara ve yağmura çok bağlısınız. Sadece sizin emek vermeniz değil, aynı zamanda doğanın size izin vermesi gerekiyor. Tüm bunlar üst üste gelirse, iyi bal üretme şansını yakalamış oluyorsunuz. Babam, torunları, kardeşlerim tüm aile çok çalışıyoruz. İyi bal üretmek için çok uğraşıyoruz ve sonunda 'Dünyanın En İyi Balı' kupasını Türkiye'ye getirdiğimiz için çok mutlu olduk" diye konuştu.

Görüntü Dökümü
-----------
-Kovanların olduğu alanın drone ile çekilen görüntüsü
-Kovan başında çalışanlar
-Peteklerin görüntüsü
-Çiçekler kovanların görüntüsü
-Arıların görüntüsü
-Kovanları kontrol edenler
-Celal Çay'ın açıklaması
-Celal Çay kupayı gösterirken
-Genel ve detay

(BOYUT: 534 MB)(SÜRE: 4,46 DK)

Haber-Kamera: MERSİN,

===================

Tüketicilere organik gıda uyarıları

Doğal ve katkısız gıdaya olan talebin her geçen gün artmasıyla birlikte organik pazar hızla büyüdü. Uzmanlar tüketiciyi bir ürünün organik olup olmadığını anlamak için mutlaka etiketini kontrol etmeleri konusunda uyardı. Otoban ve şehirlerarası cadde kenarlarında yol üzerlerinde yetiştirdikleri ürünlerini satan köylüler, sattıklarının organik olduğunu öne sürdü. 
Her insanın en temel hakkı olan sağlıklı gıda tüketimi, toplumdaki hastalık çeşitlerinin artmasıyla birlikte daha da önem kazandı. 'Sağlıklı gıda' denilince ilk akla gelen ürünlerden biri olan organik gıdalara talep de her geçen gün artıyor. Çarşıda, pazarda ya da yol kenarlarında 'organik' ve 'doğal' adıyla satılan ürünlere sıklıkla rastlandığını ifade eden Ziraat Mühendisi Ferdan Çiftçi, organik ürünün gözle bakarak anlaşılamadığını söyledi. Çiftçi, "Son dönemlerde yaşanan sağlık sorunları nedeniyle sağlıklı gıdaya ulaşım son derece önemli hale geldi. Solunum yolları, kalp damar hastalıkları ve özellikle kanserdeki artış bu talebi arttırdı. Organiğin sağlıklı olması gerekir. Organik tüketiciye güvence verir ama organik ürünü bakınca anlayamayız. Üzerinde etiketi ve ambalajında 'Organik tarım' logosu olması gerekir" dedi. 
'KİMYASAL GÜBRE KULLANIMI AZALTILMALI'
Üretim aşamasında kontrol sağlanarak daha az ya da sıfır kimyasal ile üretimin mümkün olduğuna dikkat çeken Çiftçi, üzerinde kimyasal kalıntılara rastlanılan yaş sebze ve meyvelerin insan sağlığı açısından riskli olduğunu ifade etti. Kirli suyla sulanmış bitkiler ile zamanı geçmiş ürünlerde biriken patojenlerin de risk oluşturduğunu anlatan Ferdan Çiftçi, şöyle konuştu:
"Tüketici organik gıda tüketmek istiyorsa ambalajına bakmalı. Bazı durumlarda satıcıdan sertifikasını dahi isteyebilir. Sağlıklı gıda üretmenin tek yolu elbette organik üretim değildir. Daha az kimyasal kullanarak da üretim yapılabilir. Sağlıklı gıdaya ulaşmak için üretim sistemleri kontrol edilmeli. Kimyasal gübre kullanımı azaltılmalı. Aksi taktirde sağlık sorunları yaşamaya devam ederiz. Ürünlerin pazara sevki aşamasında denetimlerin yapılması gerekir. Merkezi iktidar birincil üretimde denetleme yapmalı. Ürünlerde analizler yapılmalı. Yerel yönetimler de hallerde ve pazarlarda denetim yaparak üretim aşamalarında kontrolü sağlayabilir. Sağlıklı ve güvenli gıdaya uygun fiyatlardan ulaşmak da önemli. Çünkü tüketimi belirleyen en önemli faktörlerden biri de fiyattır."
'ORGANİK ÜRÜNÜN KABUĞUNDA LEKE OLUR'
Türkiye'de narenciye üretiminin göz bebeği konumundaki Muğla'nın Dalaman, Köyceğiz ve Ortaca ilçelerindeki üreticiler, yol kenarlarında sabahın ilk ışıklarından akşam saatlerine kadar tezgahlarında satış yaparak, aile ekonomilerine katkı sağlıyor. Bin bir emekle yetiştirilen ve üreticiler tarafından tek tek silinerek tezgahlara yerleştirilen portakal, limon ve mandalinalar, Muğla -Antalya karayolunda seyir halindeki sürücüleri cezbediyor. Köyceğiz'in Hamitköy Mahallesi'nde narenciye üreticiliği yapan Ergün Acar (50), "Ürünlerimizde yasak olan ilaçları kesinlikle kullanmıyoruz. Bunları kullanmak için soranları uyarıyoruz. Çünkü meyvede kalıntı bırakıyor. Doğal narenciye ürünlerinin kabuklarında leke olur. Müşterilerimiz genelde bunları almak istemiyor. Portakal, limon veya mandalinanın kabuğunda leke görenler hastalıklı sanarak satın almaktan korkmasın. O lekeler meyvenin doğal olduğunun göstergesidir" dedi. Köyceğiz'in Toparlar Mahallesi'ndeki yol kenarında bulunan tezgahında satış yapan Akife Karayel (70) ise, "Lekeli olsa da olmasa da biz malımızın her zaman arkasındayız. Burada tamamen organik ürün satıyoruz. Herkes alıp yesin diye ucuza satıyorum. Organik olan ve olmayan meyve tadından bile belli olur. Narenciyelerimi bölgemizdeki çiftçilerden satın alıyorum" diye konuştu. 
'KİMYASAL GÜBRE BAĞIMLILIK YAPAR'
Aydın'ın en büyük geçim kaynaklarından biri olan inciri, Aydın-İzmir karayolu kenarında açtıkları sergilerde satarak geçimini sağlayan üreticiler, organik ürünle organik olmayan ürün arasında çok büyük lezzet farkı olduğunu savundu. İncir bahçelerinde sadece hayvan gübresi kullandıklarını söyleyen üreticiler bunun dışında hiçbir kimyasal gübreye ihtiyaç duymadıklarını dile getirdi. Tamamen doğal ortamda organik incir yetiştirdiğini belirten Halil Saydam (50), "30 yıldan beri yol kenarında kendi ürettiğim taze ve kuru organik inciri satarak geçimimi sağlıyorum. Evimin ekmeğini buradan kazandığım parayla çıkarıyorum. Ürünlerin tamamını kendi incir bahçemde organik olarak yetiştiriyorum ve burada satıyorum. Bahçemizde hiçbir kimyasal kullanmıyoruz. Organik ürünlerde meyveler daha lezzetli oluyor. Kimyasal kullanılan bahçelerde ağaçlar ve toprak zamanla ölüyor. Kimyasal gübre adeta bir uyuşturucu gibi toprakta alışkanlık ve bağımlılık yapıyor. Toprak bu kimyasal gübreleri her yıl istiyor. Tüm çiftçilere hayvansal gübre kullanmalarını tavsiye ederim. Bu sene fiyatlarda, verimde mahsulde güzel, çok memnunuz" dedi.
'ORGANİK OLAN ÜRÜN DAHA TATLIDIR'
Dalından koparılan ürünlerin tamamen organik olduğunu ifade eden Kemal Taşkıran (61) da, "Germencik ilçesinin Çarıklar ve Meşeli mahallerinde bahçem var. Kendi bahçemin ürünleri 6 yıldan beri yol kenarında incir satıyorum. Organik ürün kendi halinde olan doğal bir şeydir. Kimyasal gübre verdiğin zaman o ürün organik olmaz. Sattığım kendi ürünümde ne gübre ne de ilaç var. Hiçbir katkı maddesi yok. Dalında günlük koparıp getirip burada satıyorum. Organik olan ürün daha tatlı oluyor. Ancak ilaç ve farklı gübreler kullanıldığı zaman üründeki tat değişiyor. Benim bahçemde gübre falan yok tamamen organik ve doğal ürün" diye konuştu.
'ÜRÜNLERİMİZLE BİR BEBEK GİBİ İLGİLENİRİZ'
Manisa'nın Şehzadeler ilçesine bağlı Veziroğlu Mahallesi girişinde 10 yıldan bu yana sebze meyve satışı yapan evli iki çocuk babası Ercan Özel, organik ürün ayrımı ile ilgili şunları söyledi:
"Burada insanlara 10 yıldan beri organik ürünler satıyorum. Her gelen müşteriye organik ve organik olmayan arasındaki farkı anlatmaya çalışıyorum. Organik ürünlerin insan sağlığına faydalı olduğu araştırmacılar tarafından da kabul edilmiştir. Benim sattığım ürünlerin tamamı organik. Kendi tarlamızda üretiyor, burada satıyoruz. Bu ürünlerin organik olup olmadığı birkaç yöntemle anlaşılır. Örneğin üzümde, yediğiniz zaman çekirdeksiz olması ve ağızda kabuk kalmaması gerekir. Organik ürünlerle organik olmayan ürünler arasında koku farkı bile vardır. Organik ürün toprak kokar. Genetiği değiştirilmediğinden sertliği ve dayanıklılığı daha az olabilir. Organik ürünlerin her aşaması kontrol altındadır. Ürünlerimizle adeta bir bebek gibi ilgileniriz. Üretimi aşamasında kesinlikle herhangi bir katkı maddesi kullanmayız. Organik ürünler, organik olmayanlara göre daha lezzetlidir. Eşit büyüklükte ve göz alıcı olmayabilirler. Organik olmayan ürünler ise değişik kimyasal maddeler kullanılarak olgunlaştırılır. Güzel görünüm için genetik ilaçlamalar kullanılır. Üzerinde toprak yerine kimyasal ilaç kalıntıları bulunabilir."

Görüntü Dökümü
-------------
-İzmir'de yol kenarındaki meyve sebze tezgahlarından görüntü,
-Ziraat Mühendisi Ferdan Çiftçi ile röp,
-Anons.
-------------
-Yol kenarında sergi açarak incir satan Halil Saydam ve Kemal Taşkıran ile röp.
-Sergilerden görüntü
-İncirlerden görüntü
-İncir bahçlerinden görüntü
-Genel ve detay görüntüler
-Satılan ürünlerden görüntü
-Ercan Özel röp.
-Yol kenarında satış yapan narenciye tezgahından görüntü
-Narenciye ürünlerinden görüntü
-Narenciye üreticisi Ergün Acar ile röportaj
Narenciye satışı yapan Akife Karayel ile röportaj

Nevra UÇKAÇ - Burhan CEYHAN-Cavit AKGÜN- Cemil SEVAL Kamera: Tekin GÜRBULAK/ İZMİR, AYDIN, MUĞLA, MANİSA

=====================

Özel çocukların aileleri ötekileştirmeden rahatsız 

Manisa'nın Yunusemre ilçesinde yaşayan ve otizmli çocuklarına yönelik ötekileştirme nedeniyle önce evinin bahçesinde çocuğu için oyun alanı yaratan sonuç alamayınca Keçiliköy Mahallesi'nden aynı ilçedeki Mesir Mahallesi'ne taşınan Güllübaş ailesinin 7 yaşındaki oğulları Samet Ege, özel eğitim için okula başladı. Samet Ege, kendisi gibi 3 özel öğrenci ile birlikte günde 4 saat eğitim görüyor.  
Manisa'nın Yunusemre ilçesine bağlı Keçiliköy Mahallesi'nde yaşayan 3 çocuklu Güllübaş ailesinin hayatı, doğuştan otizmli olan oğulları Samet Ege Güllübaş ile arkadaşlarının dalga geçmesi nedeniyle değişti. Arkadaşları dalga geçtiği için sokağa çıkmak istemeyen yüzde 80 engelli raporu bulunan Samet Ege (7), eve kapandı. Baba Emin Güllübaş (34), ötekileştirilmeye maruz kaldığı için sokakta arkadaşlarıyla oynayamayan Samet Ege'nin spor yapabilmesi için bahçeye yürüyüş bandı ve çeşitli spor aletleri yerleştirdi. Vakit geçirebilmesi için yazı tahtası, sinirlendiğinde stresini atması için kum torbası ve salıncak kurdu. Güllübaş çifti, oğullarıyla dalga geçen çocuklardan 4'ünün ailesiyle tartışırken, kendilerine tehdit ve hakaretlerde bulunduğunu ileri sürdükleri 1'i hakkında geçen 17 Mart'ta Manisa 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde dava açtı. Güllübaş çifti yaşananların ardından, 3 ay önce Mesir Mahallesi'ndeki 4 katlı bir binanın zemin katındaki, aylık 600 liraya kiraladıkları yeni bir eve taşındı. 4 yıldır yaşadıkları evlerinden taşınırken ağır yük kaldıran baba Emin Güllübaş'ın (34) belinde kayma oldu. Beline platin takılan ve 2 ay süreyle rapor verilen Güllübaş, "Ameliyatım nedeniyle çalışamadığım için maaş alamadım. Rapor parası ise daha sonra yatırılacak. Eşim çocuklarla ilgilendiği için çalışamıyor. Yunusemre Sosyal Yardımlaşma Vakfı'ndan otizmli oğlumuz için ödenen aylık bin 300 lira evde bakım ücreti dışında başka da bir gelirimiz yok" dedi. 
ÖZEL SINIFTA EĞİTİM
Samet Ege, evlerinin yakınındaki 23 Nisan Ulusal Egemenlik İlkokulu'nda açılan özel sınıfta eğitim öğretim hayatına başladı. Okulda açılan özel sınıfta dört öğrenciye sekiz öğretmen ders veriyor. 2'nci sınıfa giden Samet Ege, saat 09.00'da ders başı yapıyor, 13.00'te evine geri götürülüyor. Baba Emin Güllübaş (, Samet Ege'nin okula başladığı için mutlu olduğunu söyledi. Baba Güllübaş, "Oğlum, eşim, çocuğum bu durumdan çok etkilendi. Çok büyük zorluklar yaşadık. Maddi zorlukları bir yana, psikolojik olarakta çok etkilendik. Şimdi yeni bir mahalle, yeni bir evde, adeta yeni bir hayata geldik. Eşim ve çocuğum artık daha rahat. Oğlum da okula başladı. Bilinçsiz ailelerin, bilinçsiz çocukları bizleri çok üzdü. Allah bu durumu kimseye yaşatmasın. Biz oğlumuzun engelli olduğunu istemezdik. Ailelerin biraz daha bilinçli olmasını, biraz daha anlayışlı olmasını istiyoruz" dedi. 
'ONLARI DIŞLAMAYIN, ANLAMAYA ÇALIŞIN'
Manisa Otizm Derneği Başkanı Arife Güngör yaptığı açıklamada, otizmli bireyler ve ailelerin toplumda yer bulabilme konusunda ciddi problemlerle karşı karşıya kaldıklarına dikkat çekerek, şöyle konuştu:  
"Otizmli bireylerin dış görünüş itibariyle normal bireylerden bir farkları yoktur. Onların davranışlarında bozukluk olduğu için diğer bireyler bunun farkına varamıyor. Normal çocuk gibi davranmaya çalışıyorlar. Onların yaptığı farklı şeyleri eleştirip onları dışlayabiliyorlar. Bu konuda büyük bir sıkıntı yaşıyoruz. Aİlelerimiz bu konudan çok dertli. Bu anlamda ailelerin bizim çocuklarımızı yargılamadan, dışalamadan, onlara ön yargı ile yaklaşmadan. Onlara nasıl davranılması gerektiğini bizlere danışıp, otizmli ailelerle birlikte olup, onları da dinleyip ön yargılarını da dinleyebilirler. Böylelikle bilinçlenip, köstek yerine destek olabilirler. Bir kaç yıl önce her 68 çocuktan bir tanesi otizmliydi, şuanda 59 çocuktan bir tanesi dünyaya otizmili olarak dünyaya geliyor. Yani özetlemek gerekiyse toplumda onları dışlamayın, anlamaya çalışın."
HER ÖZEL ÖĞRENCİ İÇİN İKİ ÖĞRETMEN
Manisa Eğitim Bir- Sen Şube Başkanı Mesut Öner, özel öğrencilerin eğitimi için verdikleri mücadele sonunda bir öğrenciye iki öğretmen düşmesini sağladıklarını belirterek, şöyle dedi:  
"Otistik öğrencilerimiz adına farkındalık oluşturmak çok çok önemlidir. Bu konuda devletimiz tarafından iyi çalışmalar ortaya konulmuş durumda. Eğitim Bir-Sen olarak biz de bu öğrencilerimizin eğitim alanını geliştirmek, daha iyi ortamlarda eğitim alabilmeleri adına, zaman zaman hazırladığımız raporlarla katkı sunmaya devam ediyoruz. Bundan sonraki süreçlerde de devam edeceğiz. Hafif otistik düzeydeki öğrencilerimizin bizzat eğitim öğretim ortamında eğitim almaları büyük önem arz ediyor. Hem bu ortamda eğitim alıyorlar. Hem de diğer öğrencilerle iç içe oluyorlar. Bunun da önemine inanıyoruz. Son dönemde bu öğrencilerimiz adına büyük çalışmalar oldu. Bu çalışmaların arttırılması lazım. Bu öğrencilerimiz özel öğrenciler. Özel öğrencilere özel imkanlar sunmamamız lazım. Devletimiz tarafından atılan önemli adımları gördük ancak bu adımların daha da atılmasını öneriyoruz. Bir öğrenciye iki öğretmen düşmesini sağladık. Bu da otistik bireylerin eğitiminde büyük önem taşıyor."
'DİĞER AİLELERİN TEPKİ VERMEMESİ EN BÜYÜK YARDIM'
Özel Eğitim Uzmanı Cemalettin Ayık, otizmli çocukların yalnızca yüzde 5'i eğitime erişebildiğine dikkat çekerek, şunları söyledi:
"Otizmli bireylerin hafif olduğu gibi ağır olanları da var. Bu çocuklar aileleriyle birlikte bir ortama gittiği zaman çok farklı davranışlar sergileyebilir. Diğer ailelerin de bu durumu anlamaları gerekiyor. Diğer ailelerin onları anlamaları ve tepki vermemeleri en büyük yardım olacaktır. Otizmlilerin ilerleyebilmelerindeki tek yöntem eğitimdir. Bu çocukların iş, uğraş edindirme eğitiminden geçmesi gerekiyor. Özel eğitim alanında eğitim veren bölümlerin sayısı artırılmalıdır. Otizmli çocukların yalnızca yüzde 5'i eğitime erişebiliyor. Eğitim kurumlarımızda, basın yayın organlarında, sporda, sanatta otizmli bireyler ile tüm engellilere sık sık yer verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Böylelikle toplumun farkındalık düzeyi artacaktır. Otizmli çocuklara karşı sabırlı olursak, telaşlanmadan sakin konuşursak, sevgimizi gösterirsek, olumlu bir dil kullanırsak, anlamaya çalışırsak, çocukla ve ailesiyle empati kurabilirsek yolun yarısını aşmışız demektir."

Görüntü Dökümü
------------
-Evin bahçesinden genel ve detay görüntü
-Samet Ege için bahçede kurulan oyuncaklardan görüntü
-Otizmli Samet Ege görüntüsü
-Samet Ege'nin okul sıralarından görüntüsü
-Samet Ege'nin okul servisine bindirilmesi
-Emin Güllübaş röp.
- Manisa Otizm Derneği Başkanı Arife Güngör röp.
-Manisa Eğitim Bir-Sen Şube Başkanı Mesut Öner röp.
-Özel Eğitim Uzmanı Cemalettin Ayık röp.
-Genel ve detay görüntüler

Haber- kamera: Cemil SEVAL/ MANİSA, 

==================

Çocukluk hayalini köyünde gerçekleştirdi

İstanbul'dan memleketi Bartın'ın Ulus ilçesi Köklü Köyüne geri dönen emekli fotoğrafçı İsmail Yılmaz (59), çocukluk hayali olan ahşap evi 1 yılda tamamladı. İsmail Yılmaz şimdi eşi ile birlikte emekliliğin keyfini çıkarıyor. Ahşap ev mimarisi ile köye gelen turistlerin ilgisini çekiyor.
Eşi Gül Yılmaz ile birlikte 30 yıl İstanbul'da bulunan ve bir firmadan 10 yıl önce fotoğrafçı olarak emekli olan İsmail Yılmaz, doğup büyüdüğü baba toprağı Ulus ilçesine bağlı köklü köyüne yerleşti. İsmail Yılmaz, köyde bulunan ve kendisine ait 6 dönümlük arazide hayalini gerçekleştirmeye karar verdi. Kendi başına hiçbir usta çalıştırmadan tabana yığma taş, üst tarafını karkas odunlarla yapan Yılmaz, hiçbir plan proje olmadan 1 yılda ahşap evi yapmayı başardı. Küre Dağları Milli Parkı'nın eteklerinde bulunan 1+1 evinde mutlu bir yaşam sürdüren İsmail Yılmaz, köye gelen turistleri de ağırlıyor. Değişik mimarisi sayesinde herkesin dikkatini çeken ahşap evde hatıra fotoğrafı çektiriyorlar.
İsmail Yılmaz eşiyle birlikte evin manzarasında çaylarını keyifle yudumluyor. Ayrıca Yılmaz evin yapımı sırasında dereden getirdiği ve kullanmadığı bazı taşları da elmasla oyarak, taş saat yaparak, evin duvarlarına da astı.
İstanbul'da çalışırken sürekli köy özlemini duyduğunu belirten İsmail Yılmaz, "Çocukluk dönemimde biz bu arazide hep oyunlar oynardık. O zamanlar keşke ev yapsam diye düşünürdüm. İstanbul'da emekli olduktan sonra eşimle birlikte köye yerleştik. ve hayalimdeki kafamdaki evi plan proje olmadan eski evin odunlarını burada kullandım. Hiç kimsenin yardımını almadan ve hiçbir usta kullanmadan kendi başıma 1 yılda bu evi bu hale getirdim. Evi görenler çok merak ediyor. Gelen misafirlerimizi ağırlıyoruz. Bazen de hatıra fotoğrafı çektiriyorlar, ayrıca evin içinde otantik olsun diye taştan saat yaptım. Duvarlara astım. Küre Dağları Milli Parkına gelen herkesi evimizi görmeye bekliyoruz.ö dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
-----------
-Evin dıştan detay
-Açılır kapanır balkonu
-İsmail Yılmaz evin içinden detay
-Taş saatlerden detay
-Yılmaz'ın çay içmesi
-Evin dışında çalışması
-İsmail Yılmaz ile röp.

Süre: 7.34 Boyut: 232 MB

Haber-Kamera: Ayhan ACAR/BARTIN,

====================

Kaynak ustası Sema, erkeklere taş çıkarıyor

RİZE'nin Ardeşen ilçesinde kaynak ustası Sema Karakaş (42), iş becerisi ve azmiyle hem erkeklere meydan okuyor hem de değme ustalara taş çıkarıyor.  
Ankara'da öğrenim gördüğü meslek lisesinin metal bölümünden mezun olan Sema Karakaş, 13 yıldır kaynak ustalığı yaparak geçimini sağlıyor. Arkadaşlarıyla 4 yıl önce tatil için geldiği Rize'nin Ardeşen ilçesine yerleşen Karakaş, burada demir işleme tesisinde kaynakçı ustası olarak çalışıyor. İşletmede demir malzemelerin yanı sıra yaklaşan kış öncesi demir soba imalatında da kaynak işi yapan Karakaş, iş becerisi ve azmiyle hem erkeklere meydan okuyor hem de değme ustalara taş çıkarıyor. 
Mesleğe ilk başladığında herkesin kendisini yadırgadığını söyleyen Sema Karakaş, sonradan herkesin alıştığını söyledi. Karakaş, "Ben kaynakçıyım diyerek iş başvurusu yaptığım yerlerde bayan olduğum için ilk önce herkes şaşırıyordu. Burada da böyle oldu.  Ancak ben kendimi tanıtıp yapabileceğim şeyleri anlatarak onlara bu mesleği bayanlarında yapabileceğim konusunda ikna ettim" dedi.
Kaynakçılık mesleğini seçip ve lisede metal bölümü okuyacağını ailesine söylediğinde olumsuz tepkilerle karşılaştığını söyleyen Karakaş "Ailemi ikna ederek merak ettiğim bu bölümü memleketim Ankara'da okudum. Mezun olduktan sonra çeşitli zaman aralıklarında sanayi sitelerinde kaynakçılık yaptım. İlk başlarda 'bayan kaynakçı olur mu?' diyerek meslektaşlarımın şaşkınlıklarıyla karşılaşsam da sonraları işimle ilgili ustalıklarımı görünce bir bayanında bu işi yapabileceklerini anladılar. Soba, korkuluk, kapı gibi demir üzerine her şeyi imal edebiliyorum. Kesim, büküm, kaynak hepsi var işlemlerimiz arasında. Hiç gözüm korkmadan bugüne kadar bu işi devam ettirdim. Mesai arkadaşlarımın desteği ile de güzel bir çalışma ortamında işlerimize devam ediyoruzö diye konuştu. 
Gezmek için geldiği ve hayran kaldığı Rize'de yaşama kararı alarak 4 yıl önce kente yerleştiğini anlatan Karakaş "Burada da mesleğimi devam ettirmek için mücadelemi verdim. Erkekler aşçılık yapabiliyorsa, kadınlarda demircilik yapabilir. İşini severek yaptıktan sonra hiçbir zorluğu olmuyor işin. Demircilik, kaynakçılık erkek işi gibi görünse de kadın her işi yapabilecek güçtedir. Evde oturmakla olmuyor, bi yerden başlamak lazım. Ben yapabildiğimi kanıtladımö dedi.
'ÖN YARGIMIZDAN PİŞMAN OLDUK'
Karakaş'ın çalışma arkadaşı Ali Akçam da, 35 yıldır demircilikle uğraştığını ancak daha önce hiç bayanla çalışmadığını söyleyerek "Bu işlerde hiç bayan görmedik. İlk gördüğümüzde şaşırmıştık, çalışıp bu işle ilgili yeteneklerini görünce ön yargımızdan pişman olduk, çalışmasından çok memnunuz hiçbir eksikliğini görmedikö ifadelerini kullandı. 

Görüntü Dökümü:
---------
-imalathaneden detaylar
-Sema Karakaş'ın soba imalatı
-İmalathanedeki cihaz ve aletleri kullanması
-Mesai arkadaşları ile birlikte çalışma görüntüsü
-Sema Karakaş röportaj
-Mesai arkadaşı Ali Akçam ile Röportaj

Haber Kamera: Arzu ERBAŞ/Mehmet Can PEÇE/ARDEŞEN(Rize), 


Kaynak: DHA