DHA YURT BÜLTENİ-2

DHA YURT BÜLTENİ-2

1)ŞİDDETLİ DOLU KÖYÜ VURDUARDAHAN'da 2 gündür etkili olan kuvvetli sağanak ve dolu yağışı nedeniyle bir çok evde hasar oluştu.

DHA YURT BÜLTENİ-2

1)ŞİDDETLİ DOLU KÖYÜ VURDU

ARDAHAN'da 2 gündür etkili olan  kuvvetli sağanak ve dolu yağışı nedeniyle bir çok evde hasar oluştu. İl genelinde etkisini gösteren gök gürültülü sağanak ve dolu, zaman zaman şiddetini artırdı. Özellikle dolu yağışı ve sağanak etkili olduğu Göle ilçesinde köylerdeki evlere büyük ölçüde zarar verdi. Göle ilçesine bağlı 130 haneli 470 nüfuslu Kayaaltı köyünde derenin taşması sonucu bazı evler sular altında kaldı. Şiddetli dolu ve sağanak köy içindeki yollara zarar verirken, parke taşlar yerinden söküldü. Bazı evler oturulamaz hale geldi. Vatandaş evlerin içine kadar giren sağanaktan dolayı temizlik çalışması yaparken, bazı evlerin içerisinin yaklaşık 1 metre dolu ile doldu. Sağnak yağışı ve dolu nedeniyle evleri hasar gören vatandaşlar " Evlerimiz sular altında kaldı, üzerimize yıkılacak, O kadar yağdı ki bütün taş kaya üzerimize yağdı. Kazımızı tavuğumuzu, aldı götürdü dediler.
Tarım arazilerine de zarar veren dolu sebebiyle köye gelen  Ardahan İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ekipleri de köyde inceleme başlattı.

Görüntü Döküm
--------------------------
-Köyden genel görüntü
-Zarar gören evlerden görüntü
-Köylülerle röp.

Haber-Kamera: Deniz BAŞLI/ ARDAHAN,

===================================================

2)YUSUFELİ'NDE TAŞKIN ANI KAMERADA

Artvin'in Yusufeli ilçesi Sebezeciler köyünde, etkili yağış sele dönüştü. Sağanak sonucu köy içerisindeki deredeki taşkın anı da, köylülerce cep telefonu kamerası tarafından anbean görüntülendi. 
İlçede, önceki gün etkili olan sağanak sele neden oldu. Yağış sonucu Sebzeciler köyünden geçen dere, debinin hızla yükselmesiyle taştı. Selin odun ve taşları sürüklemesiyle, köyün içme suyu ve alt yapısı hasar görürken, elektrikler kesildi. Bir ev de kullanılamaz hale geldi. Köy muhtarı Yaşar Çoruh, derede taşkın ve sel anını cep telefonu kamerasıyla anbean görüntüledi. Görüntülerde, köy içinden geçen derenin önüne kattığı her şeyi sürüklediği ve çevredekilerin panik yaşadığı görülürken, "Felaket geliyor. Allah-u ekber. Aman Allah'ım bu ne" dediği duyuluyor.

Görüntü Dökümü:
-----------------------
-Taşkın anı görüntüsü

HABER KAMERA: ARTVİN-DHA

==================================================

3)SÜT İNEKLERİNİ SATIP MANDA YETİŞTİRİCİLİĞİNE YÖNELDİ

Bursa'nın Yenişehir İlçesinde süt ineklerini satarak manda yetiştiriciliğine yönelen Hasan Özkaya, manda sütünün litresinİ 10 liradan satıyor.Bursa'nın Yenişehir İlçesinde bağlı Karaköy Mahallesi'nde uzun yıllar hayvancılıkla uğraşan Hasan Özkaya, süt ineklerini satarak manda yetiştiriciliğine yöneldi. İneklerini satarak 8 tane manda alan Özkaya, şu an 30 tane mandası var. İnek sütünün litresinin 2 lira 20 kuruşa satıldığı ilçede, manda sütünün litresini 10 liraya satıyor. Manda yetiştirmenin süt ineğine göre birçok avantajı olduğunu belirten Özkaya, "Öncelikle maliyeti daha az. Saman en sevdiği yiyecek. Bakımı da kolay." dedi.
25-30 yıl öncesine kadar Yenişehir Ovası'nda sürüler halinde binlerce mandanın beslendiğini söyleyen Özkaya, "O yıllarda bol verimli süt ineklerinin yurtdışından ithal edilmeye başlandı. Mandalar da et fiyatına kasaplara satıldı. Ancak sonraki yıllar bu ithal hayvanların günde 30-40 kilo süt vermesinin sürekliliğinin olmadığı görüldü. Hayvanlar en çok memelerinden hastalandı. Bu yüzden çiftçide bir arayış başladı. Ancak bir çıkar yol bulamadılar. Ben onlara manda beslemelerini öneriyorum. Süt ineklerimin kalanlarını da elden çıkarıp 30 hayvanlık manda sürümü genişletmeyi hedefliyorum. Gün gelecek tüm çiftçiler özüne dönecek" diye konuştu.
Manda sütlerini ve bu sütlerden yaptığı tereyağı ve yoğurtları eşe dosta sattığını anlatan Özkaya, ayrıca İnegöl, İznik ve Bursa'dan tüccarların köye gelerek alım yaptıklarını kaydetti.

"ANASINA DA DANASINA DA DEVLET DESTEĞİ VARö

Yenişehir Süt Üreticileri Birliği Başkanı Nazif Tuna ise, artan maliyetler yüzünden çiftçinin yeni arayışlar içine girdiğine dikkat çekti. Bunun en iyi örneklerinden birinin manda yetiştiriciliği olduğunu ifade eden Tuna, "Öncelikle manda yetiştirmek daha masrafsız. Ot gibi kaba yemlerle de beslenebilen manda daha çok kilo alıyor. Ayrıca, manda başına 250 TL ile 400 TL arasında devlet desteği var. Her manda yavrusu için de 150 TL ile 400 TL arasında devlet desteği veriliyor. Anasına da danasına da destek var ve bu destekler her yıl ödeniyor." diye konuştu.

"ŞEKER HASTALARI MANDA SÜTÜNÜ TERCİH EDİYORö

Mandanın inek sütüne göre daha çok protein, mineral ve yağ içerdiğini vurgulayan Tuna, bu nedenle şeker hastalarının manda sütünü tercih ettiklerini belirten Tuna, "Sütünde kuru madde oranı daha çok. Örneğin, inek sütünde yüzde 12.5 olan kuru madde oranı, manda sütünde yüzde 17.5'u buluyor. Yanı sıra inek sütündeki yağ oranı yüzde 3,8 iken manda sütünde bu oran yüzde 7,5 olarak ölçülüyor. Kuru madde fazla olduğu için yoğurt daha kıvamlı oluyor, ayrıca sucuk yapımında daha kaliteli sonuç veriyor." şeklinde konuştu.

Görüntü Dökümü:
---------------------------------------
-Mandalardan görüntüler
-Mandalardan sağılan sütün süt deposuna boşaltılması
-Üretici Hasan Özkaya Röportaj
-Yenişehir Süt Üreticileri Birliği Başkanı Nazif Tuna röportaj
-Detaylar
Süre: 03.54 Boyut: 437 MB
Haber-Kamera: Gürhan ADANA/YENİŞEHİR (Bursa),

=======================================================

4)KIRKAĞAÇ KAVUNU ÜRETİCİNİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRECEK

Manisa'nın Kırkağaç ilçesinde yetişen, uzun süre çürümeden kalabilmesi, sert kabuğu ve aromasıyla ünlü olan Kırkağaç kavununun üreticileri hasat için gün sayarken, bu sezon verimden umutlu olduklarını söyledi. Yaklaşık 45 bin ton rekoltenin beklendiği ilçede kavunların yüzde 35'lik kısmı ihraç edilecek, kalanı iç piyasada tüketilecek.
Kırkağaç ilçesinde kavun üretimiyle geçimini sağlayan çiftçiler, bu sezon alacakları ürün için gün sayıyor. 15 Ağustos'tan itibaren hasadın başlayacağı Kırkağaç'ta çiftçiler, özenle yetiştirdikleri kavunlarını Türkiye'nin çeşitli illerinde ve yurtdışı pazarında üreticilerle buluşturacak. İlçenin geçim kaynağı olan Kırkağaç kavunu hasadı öncesi tarlalarda çapalama ve sulama işlemleri devam ediyor. Sabahın erken saatlerinde tarlalara gelen tarım işçileri öğlen kavurucu sıcağa kadar mesai yapıyor.

YAKLAŞIK 45 BİN TON REKOLTE BEKLENİYOR
Kırkağaç Ziraat Odası Başkan Vekili Ziraat Mühendisi Muharrem Yalçın, Türkiye genelinde ün yapan Kırkağaç kavununun, ele alındığı zaman hafif, içinin dolgun, çekirdek yatağının boş olduğunu, aromasıyla diğer kavunlardan ayrıldığını anlattı. Mevsimin normal düzeyde seyretmesi durumunda bu yılın kavun yılı olacağına dikkat çeken Yalçın, "Ekim alanı bu yıl 10-15 bin dekar arasında. Rekolteyi 45 bin ton civarında bekliyoruz. Bu ürünlerin yüzde 35'lik kısmı yurtdışına, geri kalan kısmı ise iç piyasaya gönderilecek" dedi.

'BU YIL KAVUN YILI DİYEBİLİRİZ'
Kırkağaç kavununun çok büyük ilgi gördüğünü vurgulayan Yalçın, şöyle dedi:
"Bunun en büyük sebeplerinden birisi bölgede en geç ekilen ve en geç hasadı yapılan kavun özelliğini taşıması. Kırkağaç kavunu ağustos ayının 15'inden sonra hasat yapılıyor. Birkaç yıldır yurt dışından talep olmuyordu ama bu yıl şimdiden siparişler oluşmaya başladı. Almanya, Hollanda gibi ülkelerden siparişler alınmaya başlandı. Bu da bizi sevindiriyor. Sebebi de şu, iç pazar zaten doyuyor kavunumuza, önemli olan yurt dışında da biraz ses getirebilmek. Şimdiden alınan siparişler nedeniyle kavun hasadı için adeta gün sayıyoruz. Çiftçilerimiz şu an için gidişattan gayet memnun. Eğer mevsimsel değişikler görülmez, yağmur yağmaz, sıcaklıklar artarsa bizim için daha iyi olacak. Çünkü kavun, yağmur suyunu sevmez. Sulamanın tamamen çiftçinin kontrolünün altında olması gerekir. Eğer mevsim normal şekilde seyrederse bu yıl 'kavun yılı' diyebiliriz. Toplam 90 günlük olgunlaşma süreci var. Şu an periyodun yarısına gelmiş vaziyetteyiz. En kısa sürede hasat edilip, üreticilerin önüne gelecek."

80 dekar tarlasında kavun üretim yapan evli ve iki çocuk babası 45 yaşındaki Mustafa Yılmaz, "Geçen yıl yağışlardan dolayı kavunlarımız çok hastalık kapmıştı. Bu yıl ürünümüz gayet iyi. İhracat yaparak kavunlarımızı yurt dışı sofralarına da sunmak bize ayrı bir heyecan katıyor. Hasat için gün sayıyoruz" dedi.
55 yıldır kavun tarlasında çalıştığı söyleyen tarım işçisi 67 yaşındaki Havva Somalı da, "Hava sıcak ama bu işi yapmaktan zevk alıyoruz. Bizim yetiştirdiğimiz, her birinde emeğimiz olan kavunların sofralara gittiğini görünce mutlu oluyoruz" diye konuştu.

Görüntü Dökümü:
-----------------------
-Kavun tarlasından görüntü
-Tarım işçilerinin çalışmasından görüntü
-Kırkağaç Ziraat Odası Başkan Vekili Muharrem Yalçın ile röp.
-Çiftçi Mustafa Yılmaz röp.
-Tarım işçisi Havva Somalı ile röp.
-Genel ve detay görüntüler

Haber: Cemil SEVAL - Kamera: Erdinç ALKAN/ KIRKAĞAÇ (Manisa),

=============================================


5)PROF. DR. TAYAR: "DOĞRU YIKANMAYAN EL, ÖLÜME GÖTÜREBİLİR"

Bursa Uludağ Üniversitesi Besin Hijyeni Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Tayar, doğru yıkanmayan ellerdeki gözle görülmeyen bakteri ve mikropların gıdayla teması ya da direkt vücuda alınmasının tehlikelerini araştırdı. Tayar, "Bu mikroorganizmalardan dolayı yaşanan gıda zehirlenmesinde basit bir ishalden ölüme kadar giden bir bedel ödeme durumu ortaya çıkar" dedi. Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Tayar ellerde bulunan mikroorganizmalar ve el yıkama alışkanlıkları hakkında yaptığı akademik çalışmalarda çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Tayar, ellerdeki bakterilerin gıdayla teması ya da göz, ağız, kulak gibi organlardan vücuda girmesi durumunda basit bir ishalden ölüme kadar pek çok olumsuz sonuçla karşılaşılabileceğini söyledi. Özellikle gıda ve sağlık sektörü çalışanlarının ellerini hassasiyetle ve özenle yıkamaları gerektiğini belirten Tayar, el yıkamanın sıcak su ve uygun sabunlarla yapılmasını ve elleri en az 20 saniye ovalayarak, tırnakları, yüzük gibi aksesuarların çevrelerini temizleyerek yıkamak gerektiğine vurgu yaptı.

"YÜZDE 90'IMIZ EL YIKAMAYI BİLMİYORUZ"

Bireylerin yüzde 90'dan fazlasının el yıkamayı bilmediğini belirten Tayar, bu konudaki bilinçsizliğin sağlık ve gıda sektörü çalışanları için büyük bir tehlike olduğuna dikkat çekti. El yıkamanın gıda güvenliğinde temel noktalardan olduğunu söyleyen Tayar açıklamasında, "El yıkamak hepimizin ihmal ettiği konuların başında gelir. Elimizi suya gösterdiğimiz zaman, sabuna dokundurduğumuz zaman temizlediğimizi zannederiz fakat ellerimizde gözle görülmeyen canlılar, mikroorganizmalar bulunuyorlar. Bunlar çok küçük sayılarda olsalar bile gıdaya bulaşabilir ve gıdayı insan sağlığı için tehlikeli hale getirebilir. Gıda zehirlenmesinde basit bir ishalden ölüme kadar giden bir bedel ödeme durumu ortaya çıkar" dedi.

"DOĞRU YIKAMA SALGIN HASTALIKLARI ÖNLER"

El yıkamadaki bilinçlenmenin salgın hastalıkların da önüne geçeceğini söyleyen Tayar, "El yıkamanın önemini tekrar vurgulamak ve farkındalık oluşturmak gerekir. Bunu yaptığımız zaman bulaşıcı hastalıkların yarısını önleme şansımız var. Elimi yıkıyorum, yıkadığımı zannediyorum ama gözle görülmez mikroorganizmaların varlığını orada devam ettirmesi bana bunun bedelini ödetiyor. İnsanların yüzde 90'ı el yıkamayı bilmiyor. Oran bu kadar yüksek. Gıda ve sağlık sektörü çalışanları da ne yazık ki bu gruba dahiller. Elleri yıkamak için mutlaka sıcak su, uygun bir sabun ve uygun bir sürede bu işi devam ettirmemiz gerekir. Bunu, 3-4 yaşındaki çocuklara kişisel bakım olarak öğretmemiz gerekir. Hastane enfeksiyonları diyoruz, birçok problemle karşılaşıyoruz. Gıda zehirlenmeleri diyor birçok problemle karşılaşıyoruz. Bunun altında yatan ana sebep de el yıkamayı fazla önemsememizden kaynaklanıyor. Elini yıkamadan yüzüne, ağzına, gözüne dokundurduğun zaman mikropların vücuduna girmesini sağlıyor. Eğer ben bir gıda sektörü çalışanıysam, bu ellerle köfte yoğuruyorsam, bu ellerle servis yapıyorsam, elimdeki bakterileri o ürünlere bulaştırmam söz konusu olur. Havaların sıcak olduğu günlerde o bakterilerin hızla üreyerek insan sağlığına zararlı hale gelirler" şeklinde konuştu.

"CEP TELEFONUNDA KLOZETTEN ÇOK BAKTERİ VAR"

Gün içinde uygun yıkanmamış ellerle en çok cep telefonlarının kullanıldığını dile getiren Tayar " Gün boyunca en az 3-4 saat cep telefonuyla beraberiz. Yaptığımız çalışmalarda klozet kapağıyla karşılaştırdığımızda cep telefonu yüzeyinde daha fazla bakteri olduğunu görüyoruz. O bakteriyi sürekli vücudumuza almamız önce kendi sağlığımız açısından zararlı sonra da eğer ellerle herhangi bir işlem yapıyorsak o bakteriyi yaymamız söz konusu oluyor. Cep telefonlarını uygun bir hijyenik ürünle günde birkaç kez temizlemek ve ağız ve yüz bölgelerine çok yakın tutmamak gerekir" dedi.

Görüntü Dökümü:
------------------------
-El yıkamadan detaylar
-Prof. Dr. Mustafa Tayar'ın uygulamalı deney ve anlatımları
-Cep telefonu ve el detayları
-Prof. Dr. Tayar ile röportaj

Süre: 5.29 Boyut: 614 MB
Haber-Kamera: Enver Fatih TIKIR/BURSA,

=============================================

6)YORGUN DÜŞEN EBABİL AFAD PERSONELİNİN DAİRESİNE SIĞINDI

ERZURUM'da  ebabil kuşu, yorgun düşünce Erzurum Afet ve Acil Durum (AFAD) Müdürlüğü'nde görevli Ali İhsan Karacan'ın evine sığındı. Balkonda buldukları kuşa, araştırma yaptıktan sonra sahip çıkan Karacan ailesi, yem ve su ihtiyacını karşıladı. Aile, hafta sonu ev sahipliği yaptığı kuşu, Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü'ne teslim edecek
Merkez Yakutiye İlçesi'ndeki Üniversite Mahallesi'ndeki valiliğe ait lojmanın A-1 Blok'unun 5'nci katında oturan Karacan ailesi sabah uyandıklarında balkonlarında uçamayan bir kuş gördü. Evin küçük kızı 7 yaşındaki Ravza Nur, balkondaki kuşla ilgili babası Ali İhsan Karacan'a bilgi verdi. Uçmakta zorlanan kuşu içeri alan Karacan, önce internetten cinsini araştırdı. Kuşun Ebabil olduğunu belirleyen Karacan, internetten öğrendiği bilgilerle beslemeye başladı. Karacan, kızları Ravza Nur, Azra Gül (16), İrem Betül (18) ile hafta sonunda kuşla yakından ilgilendi, su ve gıda ihtiyacını giderdi. Balkonda buldukları kuşun ebabil olduğunu internetten öğrendiklerini söyleyen Ali İhsan Karacan, "Nasıl beslendiğine dair bilgi aldıktan sonra evde bakımına başladık. Yağsız kıymayla besledik. Tatil sonrası önce veterinere götürüp daha sonra da Doğa Koruma ve Milli Parklar Şubesi'ne teslim edeceğiz" dedi. 

Görüntü Dökümü:
-----------------------
-Ravza Nur'un kusu sevmesi
-Ali İhsan Karacan'ın kuşa su içirmesi
-Kuşa yem verilmesi
-Karacan'ın konuşması

( Haber: Salih TEKİN/ ERZURUM,

=====================================================

7)PARAŞÜTLE ATLADI, EVLİLİK TEKLİFİ ALDI

DENİZLİ'de İrfan Erdoğan (29), bir yıldır birlikte olduğu Medine Belyurt'a (28), beyaz cennet Pamukkale'de paraşütle peş peşe yaptıkları tandem atlayışın ardından arkadaşlarının da yardımıyla sürpriz evlenme teklifi yaptı. Belyurt, kendisinden 15 dakika önce karaya ayak basan erkek arkadaşı Erdoğan'ın, önünde diz çöküp yaptığı evlilik teklifi karşısında bir süre şaşkınlık yaşadıktan sonra, sarılarak "Sonsuza kadar evet" yanıtını verdi.

Denizli'deki bir restoranda yöneticilik yapan İrfan Erdoğan, bir yıldır birlikte olduğu Medine Belyurt'a sürpriz bir evlilik teklifi hazırladı. Erdoğan, sevgilisi Belyurt'a travertenleriyle dünyaca ünlü olan, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'ndeki Pamukkale'de paraşüt uçuşu yapma teklifi sundu. Paraşütle Pamukkale semalarında uçma teklifini kabul eden Belyurt, erkek arkadaşı Erdoğan ile birlikte uçuş alanına geldi. Belyurt'tan 15 dakika önce paraşütle atlayan ve iniş noktasında uçuşunu tamamlayan Erdoğan, sürpriz evlilik teklifi için arkadaşlarının yardımıyla hazırlık yapmaya başladı. İniş noktasındaki hazırlıklardan habersiz olan Belyurt, Pamukkale'nin eşsiz güzelliğini havadan izledikten sonra yere ayak bastığında sevgilisinin sürpriziyle karşılaştı. Şarkıcı Hakan Altun'un 'Teklif Ediyorum, benimle evlenir misin' şarkısı eşliğinde ve 'Benimle bir ömre var mısın' yazılı pankartla Belyurt'u karşılayan Erdoğan, sevgilisinin önünde diz çöküp, evlilik teklifinde bulundu. Paraşütle iner inmez evlilik teklifi alan ve şaşkınlık yaşayan Belyurt, Erdoğan'a sarılarak "Sonsuza kadar evet' yanıtını verdi.

'YÜKSEKTEN ÇOK KORKARIM'

Sevgilisi için sürpriz evlilik teklifi hazırlayan İrfan Erdoğan, "Medine, bir yıldır hayatımda. Onunla birlikte geçirdiğim her gün benim için çok güzel. Bu nedenle de ona çok şaşıracağı bir sürpriz evlilik teklifi yapmak istedim. Yüksekten çok korkarım. Ama onunla bir ömür boyu el ele verip, tüm korkularımı yenebilirim. Sevdiğim için paraşüt uçuşu yapmaya ve daha sonra da evlilik teklif etmeye karar verdim. Evlilik teklifimi kabul etti. Benim için çok güzel bir gün oldu" dedi.

Medine Belyurt ise, evlilik teklifi karşısında çok şaşırdığını belirterek, "Böyle bir sürpriz aklımın ucundan bile geçmiyordu. İlk kez paraşütle uçtum, çok mutluydum ama esas mutluluğu karaya ayak basınca yaşadım. 'Bu kez de adeta mutluluktan uçtum' diyebilirim" dedi.

Görüntü Dökümü:
-----------------------
-İrfan Erdoğan'ın paraşüt uçuşu yapması
-Erdoğan'ın uçuş esnasında konuşması
-Medine Belyurt'un paraşütle uçması
-Erdoğan'ın paraşütten inmesi
-Erdoğan'ın paraşütle karaya ayak basan Medine Belyurt'a evlilik teklifi yapması
-Belyurt'un Erdogan'a sarılarak teklifi kabul etmesi
-Genel ve detay görüntüler

Haber-Kamera: Deniz TOKAT/ DENİZLİ,

=====================================================

8)İKTİSAT OKUDU AMA RAKAMLARI DEĞİL NOSTALJİYİ TERCİH ETTİ

İzmir'de yaşayan Duygu Çelebi (42), iktisat eğitimi almasına rağmen rakamlar yerine baba mesleği antikacılığa tutkuyla bağlandı. 21 yıldır bu mesleği yapan Çelebi, eski eşyalara kadın dokunuşuyla hayat vererek onları meraklısıyla buluşturuyor. Eski kavramının çok geniş bir perspektif barındırdığını söyleyen Çelebi, "Buradaki mutluluğu bana İzmir'in hiçbir köşesi vermiyor. Yeni üretimlerde hiçbir şey eski tadında değil. İnsanın ruhu bu güzelliği ayırt edebiliyor" dedi.

Duygu Çelebi, babasının hobi olarak başlayıp daha sonra geliştirdiği antikacılık mesleğine çocukluktan beri ilgili. Bilinçaltında yaşanmışlık barındıran nostaljik eşyalara meraklı olan Çelebi, üniversitede iktisat eğitimi aldıktan sonra rakamlar yerine nostaljiyi tercih ederek, hayatına yön verdi. Üniversite eğitiminin ardından babasının Tarihi Kemeraltı Çarşısı'ndaki antika dükkanında çıraklık yapmaya başlayan Çelebi, 7 yıldır da İzmir'in Çeşme ilçesinin Alaçatı Mahallesi'nde 'Evvel Zaman' isimli bir dükkanda antika tutkusunu meraklısıyla buluşturdu. 21 yıldır bu meslekle uğraşan Çelebi, yurt dışından özenle seçtiği antika parçalara, kadın dokunuşuyla can vererek onları meraklısıyla buluşturdu. 'Evvel Zaman'da opalinden tel kırmalara, antika saatlerden el yazmalarına, kadehlerden dünyanın en ünlü porselen takımlarına birçok seçkiyi bir arada görme fırsatı bulanlar, adeta geçmişe yolculuk yapıyor. İşini aşkla yaptığını ifade eden Çelebi, "Buradaki mutluluğu bana İzmir'in hiçbir köşesi vermiyor. Eski çok geniş bir perspektif. Kendinize yakın hissettiğiniz belli objeler vardır. Ben daha estetik ve ruhu olan objeleri seviyorum. Yeni üretimlerde hiçbir şey eski tadında değil. İnsanın ruhu bu güzelliği ayırt edebiliyor. Bir Murano kül tablası yalnızca küllerin konulduğu bir obje değil de bir sanatı ve sanatla renklerin buluşmasını ifade ediyor" dedi.

'MÜŞTERİLERİMLE KENDİMİ GELİŞTİRİYORUM'
Çelebi, Alaçatı'da açtığı dükkanıyla istediği kitleye hitap eder hale geldiğini vurgulayarak, "Bunun için maksimum düzeyde efor sarf ediyoruz. Bir ayda 2-3 defa yurt dışına gidiyoruz. Müşteri profili, belli bir kültür, göz zevki ve dünya görüşü oturmuş insanlardan oluştuğu için hitap etmek çok kolay olmuyor ve daha profesyonel yaklaşmak gerekiyor. Mümkün olduğunca az bulunan ve nadirliğiyle seçme ürünleri sergiliyoruz. Bunun için de çok seyahat ederek bu ürünleri bulmaya ve müşterilerle buluşturmaya başladık. Bir satış olmasa dahi antika hakkında çok güzel söyleşiler gerçekleştiriyoruz ve ben de müşterilerimle birlikte kendimi geliştirme fırsatı buluyorum" dedi.

BİRBİRİNDEN ÖZEL PARÇALAR
Dekor ağırlıklı ürünleri sergilediğini söyleyen Çelebi, "Ticari anlamda çok kazandırmasından çok müşterinin beğenisine hitap edecek ürünleri tercih ediyorum. Cam ve porselen ağırlıklı olarak sunumları güzelleştirecek veya aldıkları ürünlerin yıllar sonra da değerini kaybetmeyecek olmasını tercih ediyorum. Artık insanlar evlerinde daha modernleştiler ama bunu sofrasında ve mutfağında özel parçalarla yapıyorlar. Küçücük objelerle evlerinde farkındalık yaratmaya çalışıyorlar" diye konuştu.

7 BİN 500 DOLARA EL YAZMASI
Sergilenen ürünlerin içinde en değerlilerinden birinin antika bir büyükbaba saati olduğunu belirten Çelebi, "Saatin altında bir sarkaç bulunuyor, o sarkaç salınıyor, ay yıldızı ve gemisi bulunuyor. Dışının kocaman bir ahşap ayağı var ve saat dengede olduğunda çalışıyor. 1700'lerin sonu, 1800'lerin başına ait olan Fransız yapımı saat 15 bin TL'ye satılıyor. Öte yandan ünlü hattatlardan birinin eseri olan bir el yazması da 7 bin 500 dolardan satışa sunuluyor" dedi.

Görüntü Dökümü:
-----------------------
-Antika ürünlerden görüntüler
-'Evvel Zaman' dükkanından görüntü
-Duygu Çelebi ile röp.

Haber: Hande NAYMAN Kamera: Melis KARAKUZULU/ İZMİR,

==========


Kaynak: DHA