Demokrasinin İnfazı: 27 Mayıs - Davasını Satmamak İçin Avukat Kocasını Azletti (2)

Demokrasinin İnfazı: 27 Mayıs - Davasını Satmamak İçin Avukat Kocasını Azletti (2)

27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından Yassıada'da hamile olarak tutuklu kalan Demokrat Parti (DP) milletvekili Necla Tekinel'in oğlu Mehmet Tekinel, darbeden sonra annesinin avukatlığını babasının yaptığını belirterek, "Babam, parti içi muhalefet mektubunu hafifletici neden olarak...

MÜCAHİT TÜRETKEN - 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından Yassıada'da hamile olarak tutuklu kalan Demokrat Parti (DP) milletvekili Necla Tekinel'in oğlu Mehmet Tekinel, darbeden sonra annesinin avukatlığını babasının yaptığını belirterek, "Babam, parti içi muhalefet mektubunu hafifletici neden olarak kullanmak isteyince, annem tarafından avukatlıktan azledilmiş." dedi.

Başbakan Adnan Menderes ile bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın idamıyla sonuçlanan 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden 58 yıl geçti.

Darbede kendisine hamile olarak Yassıada'ya tutuklu giren dönemin DP'li milletvekili Necla Tekinel'in oğlu Mehmet Tekinel, AA muhabirine 27 Mayıs darbesi ve sonrasında yaşanan acıları anlattı.

Annesinin DP'nin Sarıyer ilçe teşkilatını kurduğunu, 1957'de milletvekili seçilerek Meclis'e girdiğini belirten Tekinel, 27 Mayıs darbesinden sonra Yassıada'ya götürülen annesinin, kendisine hamile olduğunu cezaevinde öğrendiğini dile getirdi. Tekinel, çocukluğunda kendisine "Yassıadalı Mehmet" diye hitap edildiğini ifade etti.

Annesinin darbecilerin bütün baskılarına rağmen dava arkadaşlarının aleyhindeki mektubu sakladığını belirten Tekinel, bunun, bir kadın siyasetçi olarak darbeye karşı nasıl dik duruş sergilediğini ortaya koyduğunu söyledi.

Annesi Necla Tekinel'in siyasete girişini ve darbeye giden süreci hatıralar ışığında anlatan Tekinel, şunları dile getirdi:

"Demokrat Parti kurulurken ilk teklif dedeme yapılmış. Dedem eski bir İttihatçı. 'Ben ilgilenmem.' demiş. Daha sonra dayıma teklif edilmiş. 'Bari sen gelmiyorsan oğlun gelsin.' diye. Dayım da bilim adamı, teknik üniversitede öğretim görevlisi o zamanlar. Onun hiç bu işlerle alakası yok. Dayım da reddetmiş. Annem o sırada yemek masasında, 'Ben ilgilenirim, ben kurayım.' diye atlamış, hukuk fakültesi son sınıftayken. O şekilde annem Demokrat Parti'nin Sarıyer ilçe teşkilat kuruluşunda çalışmaya başlamış. 1952'de Belediye Encümen Azası oluyor. O zaman Belediye Encümeni 7 kişiden oluşuyor. İstanbul'u idare eden 7 kişinin içinde. Bütün İstanbul'u karış karış bilirdi. Hatta 95 yaşını geçerken bile Karaköy'de bu sokakta şurada şu var, burada bu var, her şeyi ezbere bilirdi. 1957 yılında milletvekili seçiliyor. Öyle tayinle değil, ön seçimle seçiliyor. Rahmetli Faruk Ilgaz çok yakın arkadaşıydı. Sarıyer teşkilatını beraber kurmalarına rağmen ilk önce annem vekil oluyor, Faruk Bey 'Önce sen olacaksın sonra sıra bana gelecek.' diyor. 1961'de Faruk Bey'in sırası gelecekmiş, aralarındaki anlaşmaya göre ama ona da nasip olmamış ihtilal olduğu için."

Şiir okudu gözaltı, Arapça ezanı savundu gözaltına

Annesinin siyasete atıldığı ilk yıllarda gördüğü baskıları aktaran Tekinel, "Bir gün DP Sarıyer ilçe teşkilatı kuruluşu aşamasında annem, Nazım Hikmet şiiri okumuş. Komünist diye gözaltına almışlar. Yine 'Ezanın Türkçe okunmasını kaldıracağız Arapça okunacak.' diye bir propaganda yaptığı için gözaltına alınmış." dedi.

"Yalan haber yaptılar, mal varlıklarına el koydular"

27 Mayıs darbesi sırasında annesinin askerler tarafından evinde gözaltına alındığını, daha sonra hakkında asılsız haberler yapılarak itibarsızlaştırma kampanyasına maruz kaldığını ifade eden Tekinel, annesinin kendisine hamile olduğunu bilerek Yassıada'ya gittiğini, orada da büyük sıkıntılar yaşadığını anlattı.

Tekinel, darbe sırasında yaşananları ise şu sözlerle dile getirdi:

"Herkes gibi Taksim'deki evden askerler gelip gözaltına alıyor. Tabii ilk zamanlar gergin bir süreç çünkü ne olacakları belli değil. Ölecek mi kalacak mı, yani anneannemden duyduğum kadarıyla çok tedirgin olmuş aile. Ne olacağı belli değil. Yargılanma olayı zaten kepazelik. O kadar ki; dedemin 1910 yılında aldığı evinin önünde annemin resmiyle 'Necla Tekinel İstanbul'u soydu, bu evi aldı.' diye pankart asmışlar. Ondan sonra böyle yalancı bir pırlanta çıkmış kasadan, yani sahte cam gibi bir şey. 'Paha biçilmez pırlanta bulundu evinde.' diye gazetelerde manşetlerle, devamlı yalan haberlerle geçen bir süreç. Öyle olunca tedirgin oluyor insanlar, bu işin sonu nereye varacak diye. Tabii o zaman hepsinin mallarına el konulmuş. Babam çalışıyormuş, pek bir sıkıntı yaşamadık. O zamanlar yani insanların geçinmek için çok fazla şeye ihtiyacı yoktu bu zaman gibi."

Parti içi muhalefet mektubunu darbecilere vermedi, arkadaşlarına ihanet etmedi

Darbeden önce annesinin kaleme aldığı ve çok sayıda DP milletvekilinin imzasıyla Başbakan Adnan Menderes'e verilen parti içi muhalefet mektubunun peşine düşen darbecilere direndiğini anlatan Tekinel, annesinin mektup hadisesi nedeniyle Yassıada'da çok büyük baskılara maruz kaldığını söyledi.

Mehmet Tekinel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Annem (hamile olduğunu) bilerek gidiyormuş. Biliyor ama söylemiyor kimseye, nasıl söylesin. Aslında tabii 40 yaşında annem bana hamile olduğu zaman. Doğursam mı aldırsam mı gibi düşünceleri de varmış. Belki de annem bir şekilde hiçbir zaman ihtilalin arkasından konuşmadı. Hiçbir röportaja cevap vermedi. Benim düşüncem: 'Bu ihtilal sayesinde sen doğdun onun için ben bu konuyu kapattım, kafamda açmıyorum.' diye söylerdi. Orada tabii karnı büyümeye başlıyor. Karnı büyüyünce önce Talia Bali Aykan var, profesör, sonradan benim hocam oldu tesadüfen. İlk o fark ediyor, 'Sen hamilesin.' diyor, ondan sonra açıklıyorlar. Enteresan bir şekilde hamile olduğunu öğrenene kadar çok baskı görüyor annem. Muhalif bir mektup yazmış Adnan Menderes'e vermiş. 20-30 milletvekilinin imzasıyla birlikte ama kaleme alan annem. O mektubu çıkarsın diye o zaman askerler tarafından çok baskıya maruz kalıyor. O tabii çıkarmıyor, 'Öyle bir şey yok.' diye inkar ediyor, 'Biz buraya arkadaşlarımızla geldik, bu bizim iç meselemizdir.' diye. Ondan sonra hamile olduğunu öğrenince baskıyı kaldırıyorlar, rahat ediyor."

"Ben bilime ihanet edemem"

Darbecilerin, öğrenci olaylarında hayatını kaybeden Turan Emeksiz'le ilgili olarak polisi suçlayan sahte patoloji raporu istediğini ancak üniversiteden hocası olan tıp profesörü Talia Bali Aykan'ın buna direndiğini söyleyen Dr. Tekinel, "Turan Emeksiz'in ölümüyle ilgili patolog aynı zamanda otopside sekme kurşun raporu vermiş. 'Sekme kurşun öldürmüş yani bilerek öldürülmemiştir.' diye. Onun üzerine 'Bunu polis bilerek öldürdü.' diye ona baskı yapıyorlar. Aslında Talia Bali Aykan da koyu CHP'li ama 'Ben bilime ihanet edemem sekme kurşunsa sekme kurşundur.' diye raporunda ısrar ettiği için o da Yassıada'ya gitmiş." ifadelerini kullandı.

Doğumdan sonra Yassıada'ya geri gönderildi

Annesinin Yassıada'da yaşadığı sıkıntı dolu günleri anlatmaya devam eden Mehmet Tekinel, şunları dile getirdi:

"Doğum Kasımpaşa'da oldu. Kasımpaşa'ya getiriyorlar annemi, Deniz Hastanesi'ne. Normal doğum olmuyor tabii stresten. Doğum gecikince de sezaryenle doğuyorum. Aşağı yukarı 4-5 gün sonra sütü kesiliyor. Süt alamadığım için annem 10-15 gün sonra tekrar Yassıada'ya dönüyor, beni de babaannem büyütüyor. Annem daha sonra diğer bütün Demokrat Partililerle birlikte Kayseri Cezaevi'ne gönderiliyor. Kayseri'deyken affı çıkaran da Anayasa Komisyonu Başkanı olan babam, darbeden sonra Adalet Partisi milletvekili. Adalet Partililer 'Biz DP'nin devamıyız, emanetçisiyiz'. diyerek politikaya giriyorlar. Bütün amaçları darbe mağdurlarına af çıkartmak, DP'lileri yeniden siyasi hayata geri döndürmek. Fakat bir türlü af çıkartılamıyor. Ancak bir süre sonra ceza affı çıkıyor, siyasi af getirmiyorlar. Siyasi af 1980'de çıkıyor."

"Annem babamı avukatlıktan azletti"

Darbeden sonra cezaevinde olan annesinin avukatlığını babasının yaptığını belirten Tekinel, annesinin yakın tarihin gizli kalmış sayfalarındaki ders niteliği taşıyan davaya sadakat ve siyasi dürüstlük örneği tavrını şu şekilde anlattı:

"İlk başta annemin avukatı babamdı. Babam da anneme savunma hazırlamış. Bu savunmada 'Necla zaten DP'ye muhalefet ediyordu, partinin gidişatı iyi değildi. 10-20 milletvekili imzalı Menderes'e verilen mektubu kaleme almıştı. Bu mektup hafifletici neden olabilir.' diye bir sunum yapmış. Annem bunu görünce çıldırmış ve babamı avukatlıktan azletmiş. Annem, 'Böyle bir şey yok, biz hep beraber girdik. Ne olacaksa beraber olacak.' diyor. Bu olaydan sonraki duruşmada annem babamı tekrar avukatların arasında görünce kendini kaybetmiş, fırlamış mahkeme başkanına 'Siz ne biçim hakimsiniz, azlettiğim avukatın ne işi var orada.' diyerek. Babam da iyi bir hukukçuydu. 1920'lerden kalma bir kanun maddesinde 'Kişinin kocası karısını avukat olarak temsil edebilir.' hükmünü bulmuş. Onu sunup mahkemeye o şekilde gelmiş, gülüşmeler falan olmuş mahkemede. Annem yıllar sonra hapisten çıkınca davalarda da gündeme gelen bu mektubu sakladığı yerden çıkartarak yırtıp atmış."

"Cumhurbaşkanı Bayar, '3 eksildik ama bir kişi çoğaldık.' derdi"

Mehmet Tekinel, darbe mağduru bir ailenin çocukları olarak küçük yaşlardan itibaren büyük zorluklar yaşadıklarını anlatarak, şöyle devam etti:

"Ablam çok hissetmiş baskıyı. İlkokula gittiği zaman 'Bunlar hırsızların çocukları, bunlar Demokrat Partili, memleketi sattılar.' diye hocalarından işittikleri karşısında ağlaya ağlaya eve geldiği çok olmuş. Ben bir şey çekmedim hatta tatlı bir sempatiklik kazandım. Çünkü beni gören herkes 'Yassıadalı Mehmet' deyip yanaklarıma sarılır, severdi hatta kaçardım. Rahmetli Celal Bayar'a senede bir gün ziyarete giderdik annemle. Beni alırdı kucağına, 'Bizden 3 kişi öldü ama biz orada çoğalmaya devam ettik, sen doğdun.' derdi. Ben bundan çok etkilenmiştim. Gözünden yaşta gelirdi, 'Bak biz 3 kişi eksildik ama 1 kişi çoğaldık.' diye."

15 Temmuz darbe girişimi günü yaşadıklarını ve hissettiklerini de anlatan Tekinel, olayı haber aldığı ilk andan itibaren darbe olduğunu anladığını ifade etti.

Darbenin uluslararası bağlantıları olduğunu savunan Tekinel, "Bebek'te oturuyordum o sırada. Daha uçaklar uçmuyor. Gördüğüm anda anladım: 'Darbe!' dedim. Herkes benimle dalga geçti. Bir sürü darbe yaşandı. Üç-beş darbe değil Türkiye'nin kaderi böyle. Bence olay hep aynı. Darbeyi yapanların iktidar hırsı için yaptıklarını zannetmiyorum. Bence bunların hepsi yurt dışından manipüle ediliyor." diye konuştu.

Tekinel, 27 Mayıs döneminde tek sesli basının darbecilerin işini kolaylaştırdığını, 15 Temmuz'da ise basının çok sesli olmasının darbenin önlenmesinde etkili olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle tamamladı:

"15 Temmuz'un başarısızlığı çok fazla yayın organının olması. Yani gidiyorsun hangi televizyonu kapatacaksın, 30 televizyon kanalı var. İşte TRT'yi ele geçir, orayı ele geçir ama o dönemde bir tane radyoyu ele geçirdiğin zaman iletişimi kesiyordun. Şu anda CNN'i ele geçiremedin, orada darbe bitti. Orası olmasa başka bir şey olacaktı. O bakımdan bugün teknolojiden dolayı yapılamamış olabilir bu darbe. Bence o dönemde bu Twitter olsa, basın olsa bu kadar kolay darbe yapamazlardı. Annemin en üzüldüğü şey, 80 darbesinden sonra ilk defa konuştu. 'Biz kendimizi Türkiye'ye demokrasi gelecek diye feda ettik zannediyorduk.' demişti. Türkiye'de artık çok partili dönemde daha demokratik olacak diye beklerken 80 darbesi olunca çok hayal kırıklığına uğradı."