Cumhurbaşkanı Sezer'den Sağlık Yasasına Veto

Cumhurbaşkanı Sezer'den Sağlık Yasasına Veto

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Türkiye'de Yabancı Doktorların Kamu Sağlık Birimlerinde Çalışmasa Onay Veren Yasayı Tekrar Görüşülmesi İçin TBMM'ye Gönderdi. Sezer Gerekçesinde Yasayla Gelen Düzenlemelerin Kamu Sağlığının Gerekleri Yönünden Uygun Olmadığını Açıkladı.

Cumhurbaşkanı Sezer'den Sağlık Yasasına Veto

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'de yabancı doktorların kamu sağlık birimlerinde çalışmasa onay veren düzenlemeyi de barındıran yasayı tekrar görüşülmesi için TBMM'ye gönderdi.

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan yazılı açıklamada Cumhurbaşkanı Sezer'in 5581 sayılı "Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un 1, 2, 6, 7 ve 8'inci maddelerinin bir kez daha görüşülmesi için TBMM Başkanlığı'na gönderdiği bildirildi.

Cumhurbaşkanı Sezer, yasanın yabancı uyruklu doktorların Türkiye'de kamu sağlık kuruluşlarında çalışmasıyla ilgili 6 ve 8'inci maddeleri dışında 1, 2 ve 7'inci maddelerinin iadeye neden olan yönlerini de gerekçelendirdi.

BAKANLIK ATAMASINDA NESNEL KRİTER ARANMALI

Cumhurbaşkanı Sezer Temmuz 2005'te veto ettiği, Meclis'ten aynen geçirilmesi üzerin Anayasa Mahkemesine götürdüğü ve bazı sağlık kadrolarında atamalarında nesnel ölçütlere yeteri kadar önem verilmediğini belirttiği maddenin, bu yasada da esas olarak korunduğunu ifade etti.

"İncelenen Yasa'nın 2. maddesinin, Anayasa Mahkemesi'nin (iptal) kararı üzerine düzenlendiği anlaşılmaktadır" ifadesini kullanan Cumhurbaşkanı Sezer, 2005 yılındaki itirazını, yeni yasada maddenin esasının korunması nedeniyle iade gerekçesini de ekledi. Sezer özetle şunları vurguladı:

"Bu tür atamaların, siyasal kimliği önde gelen ve çeşitli baskılar altında bulunan Bakan'ın öznel değerlendirme ve mutlak takdirine bırakıldığı, bu göreve atama yapılırken "göreve en uygun olanın" seçilmesi yerine siyasal tercihlerin öne çıkabileceği, bu durumun işyeri huzuru ve çalışma barışını bozacağı, hizmet kalitesini ve verimini düşüreceği,

gerekçeleriyle, Anayasa'nın 89 ve 104. maddeleri uyarınca bir kez daha görüşülmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne geri gönderilmiştir

Ne var ki, yapılan incelemede, Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastaneleri klinik şef ve şef yardımcılıklarına atanacakların seçimi konusunda, incelenen Yasa'yla yapılan düzenlemelerin, özü yönünden eski düzenlemelerden farklı olmadığı; Sağlık Bakanlığı'nın bu seçim ve atamalardaki etkisinin getirilen kurallarla daha da arttırıldığı görülmektedir.

Getirilen kuralların, önceki düzenlemelerden "esasa" ilişkin önemli bir farkı bulunmamakta; biçimsel kimi öğeler öngörülerek Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda belirtilen kararı etkisiz kılınmaktadır.

Daha önce 5382 sayılı Yasa'yı geri gönderme yazısında da belirtilen ve yukarıda yer verilen gerekçelerle, eğitim ve araştırma hastanelerindeki klinik şefliği ve şef yardımcılığı görevinin nitelik ve işlevinden kaynaklanan önemi nedeniyle, Yasa'da nesnel hiçbir ölçüt getirilmeyerek, seçimin ve atamanın, bir siyasal organın öznel takdir ve değerlendirmesine bırakılmasını, işyeri huzurunu, çalışma barışını bozucu niteliği nedeniyle hizmet kalitesini ve verimini düşüreceğinden, hizmetin gerekleri ve kamu yararıyla bağdaştırmak olanaksızdır."

ATESTEZİ TEKNİSYENİ UZMAN GİBİ ÇALIŞAMAZ

Cumhurbaşkanı Sezer, yasanın "Anestezi teknisyenleri; anestezi uzmanı veya bunun bulunmadığı hallerde ameliyatı yapan ilgili uzmanın gözetiminde ve direktiflerine uygun olarak anestezi iş ve işlemlerini yaparlar" hükmüne de itiraz etti. Bu düzenlemeyi getiren 7'nci maddeyi de tekrar görüşülmesi için Meclis'e gönderen Sezer, Anestezi teknisyenlerinin iki yıllık meslek yüksek okullarından mezun olduğuna dikkat çektiği gerekçesinde şunları vurguladı:

"Söz konusu uzmanlık alanıyla ilgili yeterli eğitim formasyonuna ve donanımına sahip olmayan bir meslek grubuna, anestezi alanında görev ve sorumluluk yüklenilmesi, hasta yönünden giderilmesi çok güç sağlık sorunları yaratabilecek, hatta ölümle sonuçlanabilecek zararlar oluşturabilecektir.

Maddede her ne kadar, anestezi teknisyenlerinin, anestezi iş ve işlemlerini, anestezi uzmanının bulunmaması ve ameliyatı yapan ilgili uzmanın gözetiminde ve direktiflerine göre yapması gibi koşullara yer verilmiş olsa da, bu durum sonuca etkili değildir. Çünkü, anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanlık dalı, ameliyatta bulunan diğer uzmanların uzmanlık alanlarından çok farklı olduğundan, konulan koşul olası riskleri ve olumsuzlukları ortadan kaldırmaya yetmeyecektir.

Ayrıca, bu düzenlemeyle, anestezi teknisyenlerinin kusur ve hatalarından anestezi uzmanı olmayan doktorların sorumlu olmasının da yolu açılmaktadır."

Cumhurbaşkanı Sezer, maddenin bu haliyle Anayasa'nın 17'inci maddesindeki "yaşama hakkı", 56'ıncı maddesindeki "devletin herkesin sağlıklı yaşamasıyla ilgili ödevi" ve 5'inci maddesindeki "devletin insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamaya çalışma amaç ve görevi" ile bağdaşmadığını ifade etti. Sezer ayrıca, düzenlemenin sağlıklı yaşam hakkını zayıflatıcı nitelikte etkiler yaratacağını, bu nedenle sağlık hizmetlerinin gerekleriyle ve kamu sağlığıyla da örtüşmediğini kaydetti.

İDARİ İŞLEM ADLİ YARGIYA BIRAKILMAZ

Cumhurbaşkanı Sezer, yasanın 1'inci maddesi eliyle Sağlık Hizmetleri Temel Yasası'na eklenen ek 12'nci maddede öngörülen, idare hukuku esaslarına göre oluşturulan bir idari işlem niteliğindeki idari para cezasının yargısal denetiminin, 5326 sayılı Kabahatler Yasası'na gönderme yapılarak adli yargı yerine bırakılmasının, Anayasa'nın 125 ve 155. maddeleriyle bağdaşmadığını açıkladı. Sezer, gerekçesinde şunları vurguladı:

"Anayasa'da idari ve adli yargı ayrılığı kabul edilmiştir. Bu ayrım uyarınca idarenin kamu gücü kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlem ve eylemleri idari yargı, özel hukuk alanına giren işlemleri de adli yargı denetimine bağlı olacaktır. İdari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde, adli yargının görevlendirilmesi konusunda yasakoyucunun takdir hakkının bulunduğunu söylemek olanaklı değildir.

İdare hukuku ilkelerine göre oluşturulan bir idari işlemin, yalnızca para cezası yaptırımı içermesine bakılarak denetiminin idari yargı alanından çıkarılıp adli yargıya bırakılması, yukarıda açıklanan anayasal kurallar karşısında olanaklı görülemez."(ANKA)