Cumhurbaşkanı Gül, Avusturya Cumhurbaşkanı Fısher Onuruna Yemek Verdi

Cumhurbaşkanı Gül, Avusturya Cumhurbaşkanı Fısher Onuruna Yemek Verdi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Bugün Avusturya'da Sayısı 200 Bine Ulaşan Türk Toplumunun, Bu Dost Ülkeyi Kendisine İkinci Vatan Seçtiğini Belirterek, "Haziran Ayında Düzenlenecek Olan Avrupa Kupası'nda İsviçre ile Birlikte Avusturya'nın Ev Sahipliğinin Futbol Milli Takımımıza Şans Getirmesini Temenni Ediyorum" Dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, Avusturya Cumhurbaşkanı Fısher Onuruna Yemek Verdi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bugün Avusturya'da sayısı 200 bine ulaşan Türk toplumunun, bu dost ülkeyi kendisine ikinci vatan seçtiğini belirterek, "Haziran ayında düzenlenecek olan Avrupa Kupası'nda İsviçre ile birlikte Avusturya'nın ev sahipliğinin futbol milli takımımıza şans getirmesini temenni ediyorum" dedi. Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fisher ise, Türkiye'ye Avrupa yolunda ülkesinin her zaman adil ve öngörülebilen bir ortak olduğunu ve olmaya devam edeceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül, resmi temaslarda bulunmak üzere Türkiye'de bulunan Avusturya Cumhurbaşkanı Fisher onuruna Çankaya Köşkü'nde bir akşam yemeği verdi. Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrunnisa Gül ile Cumhurbaşkanı Fisher ve eşi Margit Fisher, yemek öncesi kapıda karşıladıkları konuklarla tek tek tokalaştı. Tüm masalar kırmızı-beyaz güllerle süslenirken, protokol masasına yine kırmızı-beyaz güllerden yapılan Türk ve Avusturya bayrağı konuldu. Yemeğe TBMM Başkanı Köksal Toptan, hükümeti temsilen Devlet Bakanı Mehmet Şimşek ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in yanı sıra TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile çok sayıda konuk katıldı. Yemeğin menüsü soğuk deniz ürünleri, peynirli puf böreği, Ali Nazik Kebabı, mevsim salata, Bosphorus tatlısı ve Türk kahvesinden oluştu.

Yemekte konuşan Cumhurbaşkanı Gül, Avusturya ve Türkiye'nin çok eski ve özel ilişkilere sahip iki dost ülke olduğunu belirterek, "Ülkelerimiz arasındaki diplomatik ilişkilerin tarihi 15. yüzyıla kadar gitmektedir. İki ülke arasında çağdaş diplomasinin kapısı ise, 1798 yılında Viyana'da ilk daimi Osmanlı Elçiliği'nin kurulmasıyla açılmıştır. Büyük imparatorluklar kuran Avusturya ve Türkiye, tarihleri boyunca çok yönlü ilişkiler içinde olmuşlardır. İki büyük imparatorluk, savaş sonrasında aynı kaderi paylaşmışlardır. Ancak Türkler ve Avusturyalılar, eskiyen yapılarını çağdaş, dinamik ve demokratik devletlere dönüştürme başarısını göstermiş bulunmaktadırlar" diye konuştu.

Yüzyıllar içinde iki ülkenin halkları arasındaki temaslar sonucunda kaçınılmaz olarak kültürler arası etkileşim de gerçekleştiğini anlatan Gül, Avusturya'da 'lale' ve 'kahvenin' nesilden nesle aktarılarak topluma malolduğunu, müzik ve resim başta olmak üzere mimari ve güzel sanatlarda Türk motiflerinin yaygınlaştığını kaydetti. İki ülke arasında karşılıklı saygı ve güvene dayanan dostluk ilişkilerinin ön planda yer aldığını vurgulayan Gül, şöyle devam etti:

"İki ülke, inişli-çıkışlı ortak tarihsel geçmişlerini halkları arasında dostluk bağı haline dönüştürmeyi başarmışlardır. Bu bağ, Türkiye-Avusturya ilişkilerinin her alanda daha da ileri düzeye yükseltilmesi ve derinleştirilmesi için sağlam bir temel oluşturmaktadır. Nitekim, bugün ilişkilerimiz başta Nabucco Projesi olmak üzere enerjiden sınai yatırımlara, ticaretten arkeolojiye çok yaygın ve çeşitli bir nitelik kazanmıştır. Artık bir zamanlar olduğu gibi iki komşu devlet değiliz. Ancak Türkiye ve Avusturya, günümüzde pek çok Avrupa kurumu ve uluslararası kuruluşta somut işbirliği içinde bulunan, hukukun üstünlüğü, demokrasiye bağlılık, insan hakları, serbest piyasa ekonomisi gibi ortak idealleri savunan iki ülkedir. Bu ortak ilkeler çerçevesinde iki ülke, ikili ve uluslararası planda hoşgörüsüzlük, etnik milliyetçilik, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, terörizm gibi sorunlara karşı mücadelede işbirliği yapmaktadır. Bu işbirliğimizin daha da ileriye götürülmesi mümkün ve gereklidir. Aynı şekilde, Türkiye ve Avusturya uluslararası barış, refah ve istikrar projelerinde işbirliği yapmaktadır. Bu projelerin en önemlisinin Avrupa Birliği olduğunu vurgulamak isterim. Günümüzde Türkiye, bütün Avrupa ve Batı kurum ve kuruluşları içinde yer almakta; Soğuk Savaş sonrasında da Avrupa'nın barış, refah ve istikrarına katkıda bulunmaya devam etmektedir. AB üyeliğine aday olan Türkiye, Avusturya'nın da katkısıyla başlamış uzun bir süreç olan tam üyelik müzakerelerinin başarılı sonuçlanması halinde reform sürecini tamamlamış, standartlarını AB düzeyine yükseltmiş bir Türkiye olacaktır. Böyle bir Türkiye, stratejik konumu, dinamik nüfusu ve büyük ekonomik potansiyeli ile AB için siyasi, ekonomik ve sosyal açılardan büyük bir kazanç oluşturacaktır. Bu bakımdan AB'nin uluslararası barış, istikrar ve refaha katkıda bulunmak üzere küresel aktör olmasını arzu eden birçok Avrupalı devlet adamı, siyasetçi, düşünür ve işadamının mevcut olduğunu ve bunların dar görüşlü iç politika mülahazalarına kapılmadan Türkiye'nin üyeliğine olumlu yönden ve geniş bir perspektiften bakmakta olduklarını memnuniyetle görüyorum. Bugün Avusturya'da sayısı 200 bine ulaşan Türk toplumu, bu dost ülkeyi kendisine ikinci vatan seçmiştir. Avusturya'daki Türk vatandaşlarının iki ülkenin de dillerini, kültürlerini en iyi şekilde öğrenerek yaşadıkları topluma daha iyi entegre olmalarını birlikte teşvik etmekteyiz. Avusturya'daki Türk toplumu içinde sanattan bilime, ekonomiden spora ve siyasete kadar her alanda son derece başarılı olan insanlarımızın bulunduğunu görmek bizleri mutlu ediyor. Bunların bazıları bugün aramızda bulunmaktadır. Bugün aramızda İstanbul'daki köklü eğitim kurumu Avusturya Lisesi mezunları da var. Bu bağlamda, eğitim ve kültürün ülkelerimiz arasındaki ilişkilerin önemli bir boyutunu oluşturduğunu da belirtmek isterim. Efes kazılarıyla birlikte, ziyaretiniz sırasında açılışını yapacağınız 'Artemis Sergisi'nin arkeoloji alanındaki işbirliğimizin güzel bir örneği olacağına inanıyorum. Bu vesileyle, Haziran ayında düzenlenecek olan Avrupa Kupası'nda İsviçre ile birlikte Avusturya'nın ev sahipliğinin futbol milli takımımıza şans getirmesini temenni ediyorum." lurgulayan Gül, şöyle devam etti:

"İki ülke, i GÜL VE FISHER İKİ ÜLKE ŞEREFİNE KADEH KALDIRDI Avusturya Cumhurbaşkanı Heinz Fisher ise, Türkiye'ye ilk kez 1963 yılında arabası ile gelip çadır kurduğunu, son olarak da 1998 yılında Meclis Başkanı sıfatı ile ziyaret ettiğini belirterek, her seferinde de çok olumlu ve zengin izlenimlerle Avusturya'ya döndüğünü söyledi. Fisher, Küçük Asya kıyılarının ve bugünkü Türkiye'nin bazı bölgelerinin, klasik antik çağdan itibaren Avrupa kültürü ve medeniyetinin gelişmesinde ne denli büyük bir önem taşıdıklarının bilincinde olduğunu ifade ederek, "Zaten efsaneye göre Avrupa kıtası ismini Küçük Asya'da yaşayan ve tanrılar tanrısı Zeus tarafından boğa kılığında denizi aşarak Girit'e kaçırılan Fenike Kralı'nın kızından aldığı söylenir" diye konuştu.

Avusturya'nın Türkiye ile olduğu gibi, böylesine uzun süreli diplomatik ilişkiler sürdürdüğü sadece birkaç ülke bulunduğunu anlatan Fisher, bu ilişkilerin Osmanlı İmparatorluğu dönemine kadar dayandığını belirtti. İmparatoriçe Maria Theresia döneminde kurulan Viyana Diplomasi Akademisi'nden bahseden Fisher, şöyle konuştu:

"Bu akademi, özellikle Osmanlı İmparatorluğu ile olan ilişkileri derinleştirmeye yönelikti ve ilk zorunlu ders Türkçe/Osmanlıca yabancı dil dersi idi. Ancak bugüne dek ilişkiler hiç bu kadar yoğun olmamıştı. Yaklaşık 180 bin Türk asıllı vatandaş, Avusturya'nın kültürel çeşitliliğine ve ticari başarısına katkıda bulunuyor. 480 bin Avusturyalı geçen yıl tatilini Türkiye'de geçirdi ve gün geçtikçe daha çok kişi ülkenizin güneyinde ve batısında bulunan kıyı bölgelerini ya ikinci bir ikamet yeri olarak seçiyor veya emekli olduktan sonra hayatlarının geri kalanını buralarda geçirmeyi tercih ediyor. Aynı zamanda ticari ilişkilerde de önemli bir artış var. Ticari hacim son yıllarda yıllık yüzde 10'un üzerinde büyüme göstermiş ve geçen yıl 2 milyar ABD Doları'nı aşmıştır. Son 25 yılın ortalamasına baktığımızda Avusturya, Türkiye'deki en büyük 9. yatırımcı konumundadır. Birçok Türk iş adamı ticari hayatını Avusturya'nın çeşitli kentlerinde sürdürmeyi tercih etmiştir ve birçok büyük enerji projesi Avusturya ve Türkiye'yi birbirine bağlamaktadır. Türkiye son 6 yılda önemli sayıda reform gerçekleştirmiştir. Bu bilgiler ışığında, Avrupa Birliği 2005 yılında Türkiye ile katılım müzakerelerine başlamaya karar vermiştir. Avusturya da bu kararı desteklemiştir. Hem Türkiye hem de Avrupa Birliği için büyük bir teşebbüs olan Türkiye'nin Avrupa yolunda, biz her zaman adil ve öngörülebilen bir ortak olduk ve olmaya devam edeceğiz. Türkiye kültürler ve medeniyetler arası diyalog konusunda da oldukça faal bir ülkedir. Bu hususa Avusturya da büyük önem vermektedir ve son dönemlerde birçok proje ile desteğini göstermiştir. Bu bağlamda Avusturya, ülkenizin de kurucuları arasında yer aldığı 'Medeniyetler ittifakı' girişimindeki rolüne de büyük değer atfetmektedir. Şu sıralar dünya politikasının gündemini oluşturan başlıkların bir tanesi terörle mücadeledir ve biz Türkiye'nin bu konudaki endişe ve hassasiyetini anlıyoruz. Avusturya siyasetinin bu alandaki hedefi, Anayasamızda belirlenen hukuk devleti prensiplerinden ödün vermeden terörle kararlı ve etkili bir iayan Gül, şöyle devam etti:

"İki ülke, işekilde mücadele etmektir." Gül ve Fisher, konuşmalarının ardından iki ülke şerefine kadeh kaldırdı. Yemek, daha sonra basına kapalı devam etti.

(YZE-CC-CC-Y)