Mehmet Aydın: Erdoğan ve Davutoğlu Çatışmaz

Mehmet Aydın: Erdoğan ve Davutoğlu Çatışmaz

AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, Erdoğan ve Davutoğlu arasındaki olası çatışma iddiaları için "Ben çatışma olacağını düşünmüyorum." dedi.

Mehmet Aydın: Erdoğan ve Davutoğlu Çatışmaz

Cumhurbaşkanlığı'na seçilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 28 Ağustos Perşembe günü Meclis'te yemin ederek görevine resmen başlayacak. CHP ve MHP, sık sık Köşk'te 'sembolik' bir cumhurbaşkanı olmayacağının mesajını veren Erdoğan ile 'mesafeli' bir ilişki kuracaklarını açıkladı. AK Parti Grup Başkanvekili ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, muhalefetin izleyeceği politikayı, Erdoğan'ın nasıl bir cumhurbaşkanı olacağını ve Erdoğansız AK Parti ile yeni hükümeti RS FM'e değerlendirdi. Aydın, Erdoğan ve Davutoğlu arasındaki olası çatışma iddiaları için "Ben çatışma olacağını düşünmüyorum. Hele ki, Ak Parti iktidarı döneminde böyle bir çatışma beklemek doğru değil." dedi.

"ERDOĞAN MEVCUT ANAYASA'DAKİ YETKİLERİNİ KULLANACAK"

Muhalefetin tutumunun 'milli iradeye saygısızlık' olduğunu savunan AK Parti Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, Köşk ile hükümet arasında iddiaların aksine bir sorun yaşanmayacağı görüşünde. Özellikle yeni Türkiye yolunda, Cumhurbaşkanı'nın çok daha aktif bir mecrada olması gerektiğini kaydeden Aydın, "Aslında, mevcut anayasadaki yetkileri kullanacak. Yani anayasayı ya da yasaları, hukuku aşan bir yanı yok ki" dedi. AK Parti'nin 27 Ağustos'ta yapılacak kongresinden güçlenerek, yenilenerek çıkacağını belirten Aydın, "Bu, partide dava şuuruyla hareket eden insanların bir araya geldiği güçlü bir organizasyon. Dolayısıyla biz de kesinlikle bir fitne ve fesada asla meydan vermedik, vermeyiz" diye konuştu.

Aydın'ın yaptığı açıklamalar şöyle:

MUHALEFETİN TAVRI

Açıkçası bunu ben milli iradeye saygısızlık olarak değerlendiriyorum. Yeni Türkiye'de artık siyaset de değişmek durumunda. Artık eski muhalefet anlayışıyla, vesayetten medet uman, statükocu, tek tipçi bir bakış açısıyla siyaset bence geride kalmıştır; eski Türkiye'de kalmıştır. Yeni Türkiye'de, artık muhalefet de kendini çek etmek durumunda. Yeni Türkiye'nin vizyonuna uygun bir şekilde milletin iradesine uygun bir şekilde hareket etmek durumundadır. Zira 9 seçim yapıldı AK Parti ile birlikte ve bu 9 seçim süresince 3 tane genel seçim, 3 tane yerel seçim, 2 tane referandum ve en son 10 Ağustos'ta da cumhurbaşkanlığı seçimini geride bıraktık. Bütün bu seçimlerde millet aslında muhalefete de bir mesaj verdi. Siz eğer halka rağmen siyaset yaparsanız, halkın sorunlarına duyarsız kalırsanız, milli iradeye saygısızlık yaparsanız, demokrasiye, seçime, sandığa sahip çıkmazsanız, işte geleceğiniz durum budur' dedi. Ama her seçimde, Osmanlı şamarı yiyen muhalefet kendini çek etmekten ziyade hep mazeret üretmeye çalıştı, hep başka bahaneler buldu. Bakın ilk defa halkın seçimiyle, halkın iradesiyle cumhurbaşkanını seçiyoruz. Bu tarihi bir süreçtir. Yeni Türkiye yolunda çok önemli bir adımdır, önemli bir aşamadır. Bu aşamada, bu adımda milletin iradesi bu şekilde tecelli etmişse, bu iradeye herkesin saygılı olması lazım. Bu iradeye karşı herkesin kendisini bir defa hesaba çekmesi lazım, sorgulaması lazım. Biz yüzde 52 ile Recep Tayyip Erdoğan seçildi diyoruz; niye yüzde 55 olmadı, niye yüzde 56 olmadı niye yüzde 70 olmadı, bunun muhasebesini yapıyoruz.

"MUHALEFET OSMANLI ŞAMARI YİYOR AMA DERS ALMIYOR"

Ama muhalefet her seçimde adeta tabiri caizse Osmanlı şamarı yiyor, ama bundan bir türlü ders almıyor. Asıl ders alması gereken muhalefetin kendisidir. Demokratik bir seçim yapılmıştır, son derece güvenilen, son derece sağlam, sağlıklı, sıhhatli, dürüst bir seçim yapılmıştır. Bu seçimde milletin iradesi böyle tecelli etmişse artık muhalefetin de milletin iradesi noktasında hareket etmesi, bu manada da bu iradeye saygı göstererek, devletin başı, milletin birliğini ve beraberliğini temsil eden sayın cumhurbaşkanımızın yemin töreninde tabi ki burada olması gerekir diye düşünüyorum. Bundan sonraki süreçte de ne olursa olsun; bizim devlet geleneklerimiz var, bizim devlet yapımız var. Tabi ki herkesin resmi dairede de olsa azami derecede buna dikkat etmesi lazım. Yapması gerekenlere, oradaki o iletişime mutlak suretle uygun davranması lazım, nezaket kurallarına uygun davranması lazım, devlet teamüllerine uygun davranması lazım diye düşünüyorum. Aksi takdirde sürekli kaybeden muhalefet gittikçe de erimeye devam eder diye düşünüyorum.

"ERDOĞAN NASIL BİR CUMHURBAŞKANI OLACAK?"

Özellikle yeni Türkiye yolunda, Cumhurbaşkanı'nın çok daha aktif bir mecrada olması gerekiyor. Aslında, mevcut anayasadaki yetkileri kullanacak zaten. Yani anayasayı ya da yasaları, hukuku aşan bir yanı yok ki. Sayın cumhurbaşkanımızın söylediği şu; 'Ben cumhurbaşkanı seçilirsem, anayasanın bana verdiği yetkileri kullanacağım. 'Bundan daha demokratik, bundan daha hukuki, doğal olan bir şey düşünülemez. Bugüne kadarki cumhurbaşkanları bu yetkiyi kullanmamış olabilirler ya da kısmen kullanmış olabilirler. Biz şunu dedik; cumhurbaşkanı ilk defa halk tarafından seçiliyor. Halkın yüzde 52'sinin desteğini arkasına alan Sayın Cumhurbaşkanımız, tabi ki halka giderken de hep şu vaatte bulundu, 'beni cumhurbaşkanı seçerseniz ben terleyen, koşan, koşuşturan bir cumhurbaşkanı olacağım, ben 3. köprüyle de, 3. havaalanıyla da, çözüm süreciyle de, paralelle mücadeleyle de yeni anayasayla da, bütün Türkiye'nin toplumsal meseleleriyle de ilgileneceğim' dedi. Bu Türkiye'ye müthiş bir şekilde bir sıçrama yapacaktır.

Yani bundan sonraki süreçte cumhurbaşkanlığı sembolik makam olarak kullanılmayacak. Dolayısıyla bu yeni Türkiye'de yeni dönemde artık Cumhurbaşkanlığı makamı da değişecek, dönüşecek. Eski klasik anlamda, milletin karşısında devleti kutsayan, devleti önceleyen bir cumhurbaşkanlığı makamı olmayacak artık. Cumhurbaşkanı artık bir vesayet makamı olamayacak. Cumhurbaşkanı artık statükonun bekçiliğini yapacak bir sembol olmayacak. Tam tersine milleti önceleyen, milleti merkeze alan, cumhura reislik yapacak bir makam olacak. Ve bütün Anayasa'daki yetkilerini de kullanmak suretiyle Türkiye'nin 2023 vizyonuna, hatta 2053 ve 2071'e doğru koşması noktasında hükümeti de destekler tarzda, karşılıklı sağlam ve sağlıklı bir iletişim kurmak suretiyle, çok daha özgür ülke, zengin ülke Türkiye'nin lider ülke olması noktasında ciddi katkıları olacaktır.

"ERDOĞAN VE DAVUTOĞLU ÇATIŞIR MI?"

Ben çatışma olacağını düşünmüyorum. Hele ki, Ak Parti iktidarı döneminde böyle bir çatışma beklemek doğru değil. Bizim cumhurbaşkanımız aynı zamanda partimizin de kurucusu ve lideri konumundadır. 12 yıllık icraatlarıyla Türkiye'ye müthiş ivme kazandırmış, çağ atlatmış biri olarak Köşk'e çıkıyor, rüştüyle kendisini ispatlamış, mücadelesi ortada, gayretleriyle ortada olan bir cumhurbaşkanı. Böyle bir sıkıntı olmaz. Ama şunu da arzuluyoruz biz, özellikle yeni Türkiye'de yeni bir anayasa gerekliliğinin de olduğunu, mecburiyetinin olduğunu açıkçası şahsen ben düşünüyorum. Çünkü artık yeni Türkiye, eski köhnemiş, darbe ruhuyla yazılan bir anayasa ile idare edilemez. Eğer gerçekten, biz istikrarın devamını istiyorsak, istikrar ve güven ortamıyla birlikte Türkiye'nin büyümesini, kalkınmasını, demokratikleşmesini ve dünyanın on büyük ekonomisinden birisi olmasını arzuluyorsak, mutlak surette, bu millete ait, daha özgür, daha sivil, daha demokratik ve herkesin benim diyebileceği bir anayasa olması gerekiyor. Bu anayasada da tabi ki bizim önerilerimiz ortada: eşit vatandaşlık temelinde bir anayasa.

İmkânı olsa, inşallah 2015 seçimlerinde o sayısal çoğunluğa da ulaşırsak, tabi ki yarı başkanlık, başkanlık sistemini de tartıştırabiliriz. Türkiye açısından benim de kanaatim odur ki, çok daha faydalı bir sistem olacaktır. Bütün bunlar inşallah 2015 seçimlerinde halkımız bize anayasayı değiştirecek çoğunluğu verirse, Türkiye'ye yakışır, vizyonumuza yakışır, milletimizin daha iyi bir gelecekte yaşabilmesi adına, yeni bir anayasa noktasında da arzumuz talebimiz muhakkak ki duruyor. Bu konuda da ısrarımız sürüyor.

2015 SEÇİMLERİ VE YENİ ANAYASA

2011 seçimleri öncesinde bütün siyasi partiler yeni anayasa konusunda halka bir taahhütte bulundular, bir vaatte bulundular. Ama ahde vefalı davranmadılar. Çünkü biz sayısal çoğunluğumuz olmasına rağmen, bu konuda toplumsal sözleşmeyse anayasa, evet toplumsal sözleşmedir, toplumun yüzde 95'inden fazlasını bu Meclis temsil ediyor dedik. Gelin, biz bir fedakarlık da yapıyoruz, sayısal oranda değil de herkes eşit oranda bir temsile ait bir komisyon kurulsun, anayasa uzlaşma komisyonu olsun. Biz de üç üye verelim ki, bizim sayımız tek başına diğer üçünden çok daha fazla, üçünün toplamından fazla. Ama üçer üye vermek suretiyle uzlaşma komisyonu kurduk. Ve ilk günden son güne kadar uzlaşma komisyonunda da biz durumumuzu muhafaza ettik, tamamen yeni bir anayasa yapımını arzuladığımız için. Aksi takdirde, o süreçte hakikaten çokça da sıkıntılı süreçler yaşandı ama yine de bu milletin yeni anayasa beklentisini heba etmeyelim dedik. 24. Dönem Parlamentosu bu anayasayı yapsın dedik. Niyetimiz üzüm yemekti, bunu da sadece biz yapmış olmayalım, hep birlikte yapmış olalım dedik, arzuladık. Ama 45 maddede bir araya geldik, uzlaştık. Sayın genel başkanımızın, başbakanımızın bir çağrısı oldu, 'tamam' dediler. Sonra çark ettiler. Daha sonra 60 maddeye geldi yine bir uzlaşı, altında dört siyasi partinin imzası var. Yine ana muhalefete dedik ki, diğerleri gelmese dahi, bu 60 maddeyi çıkaralım dedik. Yine önce tamam dediler, sonra çark ettiler. Bunlar ipe un seriyor, bunlar samimi değil, eğer samimi olsalar, eğer gerçekten anayasa çıkarma arzusunda olsalardı, mutabık kaldığımız 60 madde vardı, çıkarabilirdik. Dolayısıyla görünen o ki, tabi ki bu muhalefet anayasa yapımı konusunda ipe un seriyor, samimi değil. Ama biz samimiyetimizi muhafaza ediyoruz, her seferinde çağrımızı yapıyoruz, bu dönem bunun çıkması çok zor görünüyor. Çünkü tek başımıza bizim sayımız yetmiyor, sayımız yetmiş olsaydı biz bunu çıkarmış olacaktık. Tek başımıza sayımız yetmiyor. 2015'te halka müracaat edeceğiz, tekrar genel seçimler olacak ve halktan yeni anayasa yapımı konusunda bize sayısal çoğunluğu vermesi adına araziye gideceğiz, bunu talep edeceğiz.

AK PARTİ KONGRESİ

Kongreden güçlenerek, yenilenerek çıkacağız. AK Parti bir defa, tabi bir siyasi parti ama siyasi parti olmanın yanı sıra AK Parti bir davadır, bir harekettir. Bir misyonun temsilciliğini, taşıyıcılığını yapıyor. Yani AK Parti evet 2001'de parti olarak kuruldu ama bizim kökümüzü Osmanlı'da, Selçuklu'da bulabilirsiniz. Tarihimizden gücümüzü, desteğimizi alarak geleceği vizyon çizen bir partiyiz. Ve bu parti de dava şuuruyla hareket eden insanların bir araya geldiği güçlü bir organizasyon. Dolayısıyla biz de kesinlikle bir fitne, fesada asla meydan vermedik, vermeyiz. Sayın Davutoğlu hakikaten stratejik derinliği olan, iyi bir teorisyen olmasının yanı sıra aynı zamanda pratiği de çok iyi olan, dünyayı tanıyan, Ortadoğu coğrafyasını tanıyan, yaklaşık 12 yıllık süreçte danışmanlıktan Dışişleri Bakanlığı'na kadar farklı birimlerde çok başarılı ve tutarlı bir dış politika izleyen güçlü bir kişiliğe, bir karizmaya sahip. Dolayısıyla, hem siyaset adamı hem devlet adamı, aynı zamanda da bir dava adamıdır ve güçlü bir kişiliği vardır.

Güçlü Cumhurbaşkanı dedik, güçlü bir genel başkan ve başbakanla birlikte hem partimize hem Türkiye'ye inşallah çağ atlatacaktır. Zira partimizdeki değişim Türkiye'yi de tabi ki etkileyecektir. Çünkü Türkiye'nin kaderi bir nevi AK Parti'nin kaderine bağlıdır. AK Parti'nin geleceği Türkiye'nin geleceğini belirleyecektir. Biz bu noktada çabalarken, sadece siyasi parti değil aynı zaman da Türkiye'yi düşünüyoruz, milletimizin geleceğini düşünüyoruz. Bu manada mevki makam hırsı bizde hiç olmadı. Yetkili kurullarımızda bütün istişareler yapıldıktan sonra Sayın Davutoğlu'na bu görev tevdi edildi, biz de görev istenmez görev tevdi edilir. Sayın Davutoğlu da bu görevi layıkıyla yerine getirebilecek olan, Sayın Cumhurbaşkanımızın da desteği ve katkısıyla birlikte inanıyorum ki, çok daha ciddi manada Türkiye'yi bir sıçrama bekliyor. Bundan dolayı da inşallah Türkiye 2023 hedeflerine çok daha hızlı şekilde ilerleyecektir."

Kaynak: ANKA