Çin'de Markalaştı, Yatırımını Türkiye'ye Getirdi
İç Giyim Sektöründe "Laura Baresse" Markasıyla Faaliyet Gösteren Mozaik Tekstil'in Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Nedim Akkohen, Artık Çin'de Üretip Türkiye'ye Getirmenin Tamamen Cazibesini Yitirdiğini Belirterek, Bundan Sonra Çin'e Gidecek Olan Yatırımcının Kesinlikle Çin Pazarını Hedef Alması Gerektiğini Söyledi.
İç giyim sektöründe "Laura Baresse" markasıyla faaliyet gösteren Mozaik Tekstil'in kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Nedim Akkohen, artık Çin'de üretip Türkiye'ye getirmenin tamamen cazibesini yitirdiğini belirterek, bundan sonra Çin'e gidecek olan yatırımcının kesinlikle Çin pazarını hedef alması gerektiğini söyledi.
İş hayatında yaptıklarını ve öngörülerini "Herkes gider Mersin'e ben giderim tersine" sözüyle tanımlayan Akkohen, yıllık 750 bin adet olan imalatını bugün Kağıthane'deki 3 bin metre karelik bir alanda sürdürüyor.
ABD'li dünya markası Warner ürünlerinin ithal edilmesiyle başlayan şirketin hikayesinin, sutyen ithalatının gerçekleştirilememesi üzerine, mümessili oldukları firmaya "Gelin bizi eğitin, Türkiye'de üretelim ve Türk pazarına, Türkiye'de üretilmiş yabancı bir markayla girelim" sözleriyle başladığını aktaran Akkohen, böylece Türkiye'de ilk olarak yabancı markalı üretimi lisans altında yaptığını kaydetti.
Akkohen, daha sonra keşfedilmesi gereken bir yer olarak gördüğü Çin'e giderek Warner adına deneme mahiyetinde hammadde ve ürün satın almaya başladığını belirterek, 1995 yılında, o dönemde inanılmaz düzeyde teşvikler bulunan Çin'de, tenekeden askeri baraka benzeri 500 metre karelik alanda bir imalat atölyesi kurarak, Türk-Çin ortaklığını gerçekleştirdiğini anlattı.
Warner'ın kendi bünyesinde yaptığı patron değişikliği nedeniyle dünya üzerindeki lisansörleriyle ilişkileri durdurma kararı alması üzerine o dönem, İspanyol bir dizaynerla "Laura Baresse" markasını yaratan Akkohen, bu markayı Amerikan teknolojisiyle Uzak Doğu'da üretmeye başladıklarını ifade etti.
"200 KİLOMETRE HIZLA GİDEN ARABA BİRDEN KIRMIZI IŞIKTA DURDU"
Şirketin Çin yolculuğunu AA muhabirine değerlendiren Akkohen, 2001 yılına kadar başarıyla koştuklarını, bu başarılı çalışmaların ardından 2001 krizinin geldiğini belirterek, "Bu, Çin'de üretim tesisine sahip olmamızın ilk rahatsızlık sinyali oldu. İç giyim ticareti yapan ortaklarım kendi pazarlarını geliştirirken, biz Türkiye ayağında ciddi tıkanıklığa uğradık. Çünkü 1995'ten bu yana sürekli gelişen tüketim bir anda stop etti. Yani 200 kilometreyle giden bir arabanın aniden kırmızı ışıkla karşılaşıp durması gibi bir şeydi bu..." dedi.
Çin'deki deneyimlerinden yola çıkarak, bu ülkede yatırım yapmak isteyenlere tavsiyelerde de bulunan Akkohen, "Bazı insanlar için aldatmak bir sanat ve aldatılmak da çok olası. Dolayısıyla çok dikkatli adımlar atmak lazım. Başarının da en büyük sırrı, arkadaşlık, hatta aile ilişkisine girip insanları daha yakından tanımak" görüşünü dile getirdi.
Akkohen, 2001 krizinden sonra durumun yavaş yavaş toparlanmasıyla Uzak Doğu imalatının bir bölümünü Türkiye'ye getirdiklerini, iç piyasada zor savaşlar vermeye başladıklarını anlattı.
"Bugüne kadar toptan piyasada var olan tüm ithal markalar yok oldular. Nedeni özellikle Avrupa markalı ve yabancı paralı ürünlerin Türk tüketicisine fiyat açısından aşırı yüksek gelişi ve satın alınamayacak düzeyde olmasıydı. Biz de bu avantajımızı sürekli kullandık" diyen Akkohen, zaman zaman kar marjlarından feragat ederek, Türkiye piyasasında yegane toptan satılan ithal ürün olarak var olduklarını söyledi.
Akkohen, Uzak Doğu'da imalatını yaptıkları ürünlerin Türkiye'deki satış şansının zorlanmaya başladığını aktararak, Çin parasının dolar karşısında değer kazanması, enerji fiyatlarındaki artış, Çin iş gücünün maliyetinin yükselmesi ve vergilerdeki yüksekliğin, Çin'deki ucuz maliyet olayını ortadan kaldırdığına dikkat çekti.
ULUSLARARASI PİYASADAKİ DURGUNLUĞUN TÜRKİYE'YE GETİRECEĞİ ARTILAR
Bunun üzerine 2007'de Türkiye'de üretim yapma fikrini geliştirdiklerini belirten Nedim Akkohen, şu görüşleri dile getirdi:
"Hem Çin'deki maliyet, hem Türkiye'deki ithalat prosedürlerinden kaynaklanan yüzde 15-20'lik artış, artık Çin'de mal üretmenin bize hiçbir faydası olmadığını gösterdi, üretip Türkiye'ye getirmek de tamamen cazibesini yitirdi. Dolayısıyla yapılması gereken hemen üretim tesisini kurmak ve sahip olduğumuz tüm know howları direkt Türkiye'de uygulamak oldu.
Aslında, Avrupa'daki ve uluslararası piyasadaki ekonomik durgunluğun Türkiye'ye getireceği artıları da düşünmek lazım. Uluslararası bir firmanın, bizim müşterimiz olsun olmasın Çin'le çalıştığı takdirde belli adetlerin altında mal ürettirmesi veya satın alması mümkün değil. Şimdiye kadar ekonomi açısından lale devrini yaşayan Avrupa'da bu, hiçbir zaman gündeme gelip sorun olmadı. Fakat Avrupa ve ABD dahil ekonomik sorunlar yaşamaya başlayınca bu adetler artık onların rahatlıkla tüketeceği, satacağı adetler olmaktan çıktı. Bizim düşündüğümüz şey gündeme geldi; tutacakları bir yol var; az adete iyi mal üreten üretici temin etmek ve işte Türkiye ve işte biz..."
Akkohen, şu an insanların Çin'e hala sıcak baktıklarını ve oraya gitmeye çalıştıklarını belirterek, "Ben 1995'te gittim ve 2007'de sırtımı döndüm ama insanlar şimdi gidiyor. Bizde hep bir geç kalınmışlık var. Bu saatten sonra Çin'e gidecek olan yatırımcının kesinlikle Çin pazarını hedef alması lazım. Aksi takdirde kendi üretimini Çin'de yapmanın hiçbir avantajı kalmamıştır" dedi.











