CHP Myk Toplantısı

CHP Myk Toplantısı

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin (IKBY) referandum kararına ilişkin, "Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması şarttır.

CHP Myk Toplantısı

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin (IKBY) referandum kararına ilişkin, "Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması şarttır. Referandum meşru değildir. Referandumu tanımıyoruz. Hükümetin de sahada top gezdirmeyi bırakıp bu konuda net bir tutum alması ve açıklama yapmasını bekliyoruz." ifadelerini kullandı.

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında parti genel merkezinde toplandı.

Tezcan, 2,5 saat süren toplantının ardından yaptığı yazılı açıklamada, Cumhuriyet Gazetesi yazarları Akın Atalay, Ahmet Şık, Kadri Gürsel, Murat Sabuncu, Ahmet Kemal Aydoğdu ve Yusuf Emre İper'in serbest bırakılmadıklarını belirterek, Türkiye'nin hala ağır darbe koşulları altında yaşamaya devam ettiğini savundu.

Tezcan, gazetecilerin tutuklanmadığını, tutsak alındığını ve tutsaklıklarının devam ettiğini belirterek, mahkemelerin ancak hukuk etkisi altında verdikleri kararlara tutuklama denebileceğini söyledi.

Bu kararların siyasetin emir ve talimatı altında alındığını, bu nedenle de tutuklama değil, tutsak alma olduğunu yineleyen Tezcan, "Bu karar 20 Temmuz darbe hukukunun gazetecilere yönelik yargısız infazıdır." değerlendirmesinde bulundu.

Yargının "Saraya yaranma yarışı" içinde olduğunu ileri süren Tezcan, şöyle devam etti:

"Saraya yaranma telaşı meslek yeminini, meslek ahlakını unutturmuştur. Üsluptan dile, tutumlardan kararlara kadar her yerde bu çürümenin izleri görülebilmektedir. İdareyi hukuk adına denetlemekle görevli Danıştay Başkanı kendisini hükümet eş başkanı sanmaktadır. Adaletle anılması gereken bir kurumun başındaki kişinin adalet kavramından rahatsız olup 'sözde adalet' ifadesini kullanması, sadece onun 'sözde Danıştay Başkanı' olduğunun tescilidir. Sözde Danıştay Başkanı hakkında Danıştay Başkanlık Kuruluna dilekçe verdik. Bu yakışıksız tutum Danıştayın sırtında da yüktür. Şimdi ya sözde Başkan görevden ayrılmalı ya da yetkili kurullar istifa veya emekliliğini istemeye davet etmelidir."

"Darbenin siyasi ayağına nasıl gidilecek?"

İktidarın 15 Temmuz darbesi ile mücadeleden kaçtığını öne süren Tezcan, "Çünkü 15 Temmuz ile gerçek bir hesaplaşmanın faturası bu iktidarın önüne gelecektir. Bu nedenle asıl amaçları 20 Temmuz darbesini tahkim ederek, hem faturadan kurtulmak hem de mutlak bir tek adam rejimi yaratmaktır." iddiasında bulundu.

OHAL uygulamalarının darbenin siyasi ayağını gizlemeye yaradığını savunan Tezcan, 15 Temmuz darbesiyle gerçek anlamda hesaplaşmanın, gerçek anlamda bağımsız yargı ve hiçbir kompleksi olmadan onunla mücadele edebilecek bir iktidarla mümkün olabileceğini söyledi.

Hukuk ve iktidar gücünün darbenin arkasındaki ilişkileri gizlemeye dönük kullanılmasının en yeni örneğinin Cumhuriyet gazetesinin AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı'ya dönük haberine erişim engeli getirilmesi olduğunu ileri süren Tezcan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"FETÖ iddianamelerinde adı geçen iş adamlarıyla ilişkilerine dönük bilgiler içeren bu haberler yasaklanmıştır. Telefonunda FETÖ'cünün numarası kayıtlı diye gazetecilerin tutuklandığı bir ülkede, hükümette etkili isimlerin iş ilişkilerinin haber yapılması dahi yasaklanıyorsa darbenin siyasi ayağına nasıl gidilecek? Bu iktidarın derdi 15 Temmuz darbesiyle hesaplaşmak değil, 20 Temmuz darbesini tahkim etmektir."

"Ülkemizi terör örgütlerine teslim etmeyiz"

"AK Parti Genel Başkanı, bugün yine malum bölücü üslubuyla 'bu milletin evlatlarını şehit edenleri savunduğumuz' iftirasına sarılmaktadır." ifadesini kullanan Tezcan, "Bu milletin evlatlarını şehit eden teröristlere kamyonlarla silah dağıtılırken valilere 'karışmayın' diyen Erdoğan'dır. Terör örgütü bölgede mahkemeler kurarken, askere alma adı altında militan devşirirken, vergi daireleri kurup para toplarken bunlara başkanlık sevdasıyla göz yuman Erdoğan'dır." iddiasında bulundu.

Devletin terörle mücadele ederken, devlet olmanın vakar ve asaleti içinde, hukuk içinde, devlet olmanın büyüklüğüne yakışır şekilde hareket etmesi gerektiğini, vatandaş ile teröristi ayırmanın devletin görevi olduğunu belirten Tezcan, şöyle devam etti:

"'15 yıldır yapamadığını, dört yılda yapacağız.' diyoruz. Çünkü biz PKK terör örgütüyle masaya oturmaz, ülkemizi terör örgütlerine teslim etmeyiz.

Siz ise topyekün bir hamaset edebiyatıyla, dün olduğu gibi bugün de terörle mücadele siyaseti değil, terörden yararlanma siyaseti peşindesiniz. Sizin kim olduğunuzu da çok iyi biliyoruz. Şehitlerimize 'kelle' diyen ve terör örgütü liderine 'sayın' diye hitap eden Erdoğan'ın kendisidir. Bu siyaset anlayışı dün olduğu gibi bugün de iflasa mahkumdur. Ancak her çöküşün ağır bedelini millet ödemektedir.

15 yıl önce ülkeyi sıfır terörle teslim alıp, 15 yıl içinde terör örgütlerini devletin bağrına yerleştirerek darbe yapacak güce eriştiren Erdoğan'ın, bizim terörü 4 yılda bitiririz sözümüzü anlayabilmesini tabii ki beklemiyoruz. Ancak kendisine güveniyorsa ki biz Genel Başkanımıza güveniyoruz, çıkar karşısına televizyonda tartışırlar. Milletimiz kim haklı, kim değil öğrenmiş olur."

"Yalnızlaşmış bir Türkiye yarattılar"

Dış politikada ülkeyi "sıfır sorun" vaadinden "sıfır komşu" gerçeğine sürükleyenlerin bunu millete "değerli yalnızlık" yalanı ile yutturmaya çalıştığını ileri süren Tezcan, "Şimdi hem komşularıyla hem de uygar, demokratik dünya ile kavga halinde yalnızlaşmış bir Türkiye yarattılar." ifadesini kullandı.

Türkiye'nin bölgede çözümün aktörü olmak yerine sorunun bataklığına dalıp çırpınan bir ülke durumuna düşürüldüğünü iddia eden Tezcan, "En son hükümet Kuzey Irak referandumu konusunda da kararlı bir tutum göstermemektedir. Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması şarttır. Referandum meşru değildir. Referandumu tanımıyoruz. Hükümetin de sahada top gezdirmeyi bırakıp bu konuda net bir tutum alması ve açıklama yapmasını bekliyoruz."