Beni Kaybedenler Düşünsün!

Beni Kaybedenler Düşünsün!

Düşünün 31 Yıllık, Kıyısından Köşesinden Açık Vermemiş Bir Evlilik Var Ortada. ve Bir Gün Koca, Herkesi Şaşırtan Bir Şekilde 'Ben Gidiyorum' Diyor ve Bir Başka Kadınla Birlikte Oluyor.

Beni Kaybedenler Düşünsün!

DÜŞÜNÜN 31 YILLIK, KIYISINDAN KÖŞESİNDEN AÇIK VERMEMİŞ BİR EVLİLİK VAR ORTADA. VE BİR GÜN KOCA, HERKESİ ŞAŞIRTAN BİR ŞEKİLDE 'BEN GİDİYORUM' DİYOR VE BİR BAŞKA KADINLA BİRLİKTE OLUYOR.

Haliyle büyük tantana kopuyor. Ben bu öykünün erkek tarafıyla, Neco ile röportaj yaptım, o yeni bir hayatı tercih ettiğini anlattı, sonra kızı Ayşe Özyılmazel'le konuştum, ondan da baba-kızın küsme ve barışma hikayelerini dinledim.

Sonra Neco evlendi ve şimdi de yeniden baba olmaya hazırlanıyor. 31 yıllık eski eş Oya Germen'le konuşmak ancak şimdi nasip oldu. Bu çağın ilişkilerine bir örnek aslında bütün bu yaşananlar. Ailelerin bölünmesi, yeni ailelerin oluşması, çocukların iki aileyle büyümesi. Ve biliyor musunuz herkes kendi açısından haklı. Ayrılığın ilk yılı Oya Germen kendini kötü hissettiğini söylüyor ama şimdi köprünün altından çok sular geçmiş ve bu meseleyi kafasında halletmiş...

Bir zamanlar normal bir aileydiniz, gül gibi iki kız, prezantabl bir koca... Nasıl bir hayattı?

-Gayet güzeldi. Çocuklarıyla uyum içinde yaşayan, birbirini seven son derece mazbut insanlardık. Karı koca, ikimiz de ev hayatını çok severdik. Başımıza gelenlere inanamıyorum.

İlk 10 yıl iyiydi de sonra mı tekledi...

-Ben kendi adıma hiçbir zaman teklemedim.

Onu hep sevdiniz mi?

-Benim için önemli olan sevgi, şefkat, ilgi. Neco'da hepsi vardı.

Hiç mi aksayan bir şey yoktu?

-Aksayan derken...

Bir bakıyorsunuz adam gitmiş. İyi de niye gitmiş bu adam? Gideceğini hiç mi hissetmediniz?

-Hayır hissetmedim. Bu şehirde yaşamak istemiyordu. Problemi oydu. Başka da problemi yoktu.

Sizinle ilgili bir sorun yoktu yani...

-Valla kadın olarak kendime baktığımda, her zaman kendisini yenileyen, hep bir şeyler yapmaya çalışan, neşeli, güler yüzlü, fedakar bir kadın görüyorum. Ama artık anladım, bunlar yetmiyormuş, erkekler değişiklik seviyormuş. Problem benden kaynaklanmadı yani...

Yanlış anlamayın sakın, kimse sizde kusur aramıyor ki...

-Arasınlar canım. Beni kaybedenler düşünsün. Ben sahip olduğum donanımla bir erkeğin yaşam kalitesini yükselten bir kadınım, özel bir kadınım. Neco artık duruldu, her şeye daha farklı bakıyor, daha olgun, birlikte yaşlanırız diye düşündüğüm bir dönemde başıma bunlar geldi...

Yani kendinizi en güvende hissettiğiniz dönemde...

-Evet ya. Birlikte Bodrum'da arsa arıyorduk. Üç aile ev yapacaktık, hayatımızı yavaş yavaş Bodrum'a kaydıracaktık, İstanbul'da da küçük bir ev muhafaza edip, bundan böyle orada yaşayacaktık.

Ben sizin İstanbul'dan hiç kopmak istemediğinizi, kokteylleri, davetleri bırakmaya niyetli olmadığınızı duymuştum...

-Ne alakası var. Tam tersi. Beni en çok benim hakkımdaki yorumlar hayrete düşürüyor. Çünkü hiçbiri gerçek beni yansıtmıyor. Ben orada burada gezmeye, tozmaya meraklı bir insan değilim, hiç olmadım. O kadar yanlış tanıtıldım ki. Bakın, ben iki senedir Neco'dan ayrıyım, ekonomik özgürlüğü olan bir kadınım, evet geniş bir muhitim de var ama beni hiç dışarılarda gördünüz mü siz? Hayır. Ben hep evimde yaşıyorum.

Neden?

-Çünkü ev hayatını seviyorum. Evde bilgisayarın başında yazı yazıyorum, biliyorsunuz Posta Gazetesi'nde köşem var, Kalbi Kırıkların Oya Ablası'yım, bir nevi Güzin Abla.

O kadar bakımlısınız ki, gezip tozmaya meraklı biriymiş gibi duruyorsunuz, bunda da kötü bir şey yok...

-Hayır, hayır iş hayatının getirdiği sosyal etkinlikler ve kıramadığım insanlarla birlikte olmanın dışında... Tamamen evimde yaşıyorum, ya kitap okuyorum ya bir şeyler araştırıyorum. Evcimen bir kadınım. Ama Bodrum'da yaşamayı reddetmişim gibi, her yerde görünmeye meraklı, hareketli bir sosyal hayatı olan biriymişim gibi gösterildim. Oysa ben ev kuşuyum. Çıkıyorsam o da Ayşe'nin zoruyla. Benim bir sürü arkadaşım, teknesi filan olan, davet ediyorlar gitmiyorum. Zaten geçen seneyi kendi kendimi tamirle geçirdim, bu sene de işlerim var ama Ayşe 'Tatil yapmadın, seni üç dört gün Bodrum'a götüreceğim' diyor ya da 'Hadi Cahide'de çok özel bir gece var, oraya gidiyoruz...' Beni kolumdan tutup, evden çıkaran odur...

Belki de bakımlı ve güzelsiniz diye o yanlış imaj yapıştı üzerinize...

AYŞE: Babamın anlattığı şeylerle anneminkiler farklı. Demek ki babam annemi öyle görüyor. Dedi ya zaten, 'Ben yeni bir yaşamı tercih ettim...' diye.

OYA: Cenk Koray öldükten sonra Neco kendini çok yalnız hissetti, İstanbul'da yaşamak istemedi, söylüyorum arsa arıyorduk, o Bodrum Marina'da çıkıyordu, ben de ekimde İstanbul'a döndüm, evi kışa hazırlamak, düzeni yeniden kurmak gibi sorumluluklarım vardı, o arada şimdi eşi olan hanımla tanışmış. Şüphelenmedim bile...

Hakikaten hiç mi bir şey hissetmediniz?

- Hayır. Bir de ben meraklı bir kadın değilim. Ne yaptı, nereye gitti, telefonuna bakayım, kurcalayayım, benim karakterimde yok bu tür şeyler. Dedektif gibi peşine düşmedim.

Şöyle hissetmiş olabilir misiniz: 'O kadar şahane bir kadınım ki, bu adam zaten başkasına gitmez. O kadar güzelim, o kadar bakımlıyım, o kadar güvenliyim ki nasıl gider bir başkasına?'

- Öyle hissettim aslında. Kendime paye vermek için değil ama çok güzel bir aile yaşantımız, çevremiz, dostlarımız vardı. Neşeliydik, mutluyduk, iyiydik yani. Ne yalan söyleyeyim, ben bu geçişi anlayamadım. Öteki kadına yani. Sonra söyledi. Ayrılmaya karar verdik. Derken 'Hata yaptım' dedi, 'Yanlıştı, geçmişe sünger çekelim, bu meseleyi hiç konuşmayalım ve hiç yaşanmamış gibi devam edelim.' 'Tamam' dedim, hakikaten ondan sonra bu konuyu hiç konuşmadık ama bir sabah kalktı ve 'Ben gidiyorum' dedi ve gitti. Çok üzüldüm. Ama yapacak bir şey yoktu.

Nedense terk edilen kadınlar hep 'O kadar uyumluyduk, o kadar iyiydik ki...' diyor, iyi de kardeşim, adam niye gitti o zaman...

AYŞE: Ben farkındaydım, bana göre bu ayrılık bangır bangır geliyordu...

İki tane cin gibi kızınız var, uyarmadılar mı sizi...

OYA: Benim zaten dünyadan haberim yoktu, onlar uyardı ama nafile...

AYŞE: Annem o kadar olgun, o kadar fedakardır ki... Ermiştir benim annem, ermiştir! Sabır taşı gibidir, hep içine at, gizle... Yıllarca öyle yaptı... Halbuki bana göre bir olay varsa, o gün adamla karşılıklı oturacaksın 'Nedir arkadaşım bir durum mu var?' diyeceksin. Annem, babama güveniyordu. Üzüm gibi birbirimize bakarak yaşlanacağız, birlikte öleceğiz zannediyordu...

OYA: Ben bazen kendime bakıyorum da 'Ben sahici miyim?' diyorum. Üzüntülerini, acılarını her şeyi kendi kendine halleden, kimseye iç dünyasını belli etmeyen bir kadın oldum 31 yıl boyunca. Ama bundan sonrası farklı olacak. Hayatıma bundan sonra bir erkek girecek olursa, ne hissediyorsam o anda söylemeye karar verdim. İçim kan ağlasa da kocamın karşısına güler yüzle çıkardım ben. Hiçbir zaman olduğum gibi görünmedim, göründüğüm gibi de olamadım. Bunlar benim diğer ilişkilerim için de geçerli, biri beni üzüyorsa, kırıyorsa, alttan alan hep ben olurdum. Hiçbir şey olmamış gibi devam ederdim.

Neden?

OYA: Kimseyi üzmek istemediğimden, küslük sevmediğimden. Öyle tuhaf bir gönlüm vardır ki, bana en ağır şeyler de yapılsa bir gün sonra biter benim için. Ömrüm geldi geçti hálá insanlar beni ne kadar üzdüklerini anlayamadılar çünkü hissettirmedim.

31 yıllık eşinizin yeni bir hayatı tercih etmesi ne kadar büyük bir travmaydı?

-Çok çok büyük bir travma. Ben hep şöyle düşünürdüm: Neco için yeryüzündeki bütün insanlar bir yana, ben bir yana. Gerçi hálá onun hayatındaki yerimin farklı olduğuna inanıyorum çünkü birlikte büyüdük biz. Tabii bu adam sizi terk edince, başınıza gelenlere inanamıyorsunuz. Anormal bir kalp çarpıntısı başladı, check up'a gittim, 'Kalbinizin yapısında bozukluk var, kalp kaslarınız gevşemiş' dediler, şimdi sabah akşam kalp ilaçları ve kalbi kuvvetlendiren vitaminler alıyorum. Hastalığımın adı da şaka gibi: 'Kırık Kalpler Sendromu.' Ağır acılar yaşayan kadınlarda görülürmüş, o yüzden Posta'da köşe yazmaya başlayınca Rıfat Ababay köşeme bu ismi verdi. Ben de kırık kalplerin temsilcisi oldum.

İkide bir rujunuzu tazeliyorsunuz, görüntünüzle acayip ilgilisiniz. Belki de Neco bu kadar bakımlı olmanızdan hoşlanmıyordu...

- Anlaşamadığımız bir tek konu vardı, Neco istiyordu ki lastik ayakkabı ve eşofman giyeyim birlikte yürüyüşe çıkalım. Ben de nefret ederim lastik ayakkabıdan. Uyandığı andan itibaren küpe takan bir kadınım. Gece uyurken taktığım küpelerim var, gündüz küpelerim ayrı, evde kimse olmasa dahi, sabahlıkla dolaşırım, çeşit çeşit sabahlığım vardır. İnce topuklu ayakkabı giyerim, giydiğim her şey bedenime biraz oturacak ve sürekli rujlu olmalıyım. Ben bu tarz bir kadınım. Beni anneannem büyüttü o da böyleydi. Koket değilim ama fevkalade bakımlıyım.

E belki de eski eşinizin istemediği buydu, daha doğal olmanızı tercih ediyordu...

- Ay olur mu her zaman iftihar ederdi benimle. Hep şöyle derdi: 'Sen bir erkeğin seviyesini yükselten kadınsın, bilginle, kültürünle, donanımınla. Sen benim hayatıma girmemiş olsaydın, ben orada burada yaşayan bir adam olurdum. Her şeyimi sana borçluyum.' Evet, herkesin içinde böyle söylerdi ve devamlı teşekkür ederdi. Ben aldatılmış olmanın ötesinde bir acı hissettim, yarı yolda bırakılmış gibi, öğlen abimlerle yemeğe gidecektik, 'Ben İdil'e gidiyorum' dedi. Siz bir kadın olarak benim yerime koyun kendinizi.

Nasıl açıklıyorsunuz bu durumu? 'Erkeklere güvenilmez' mi, andropoz mu? Ne?

- Neco her önüne gelen kadını beğenen bir adam değildir. Çapkın da değildir.

E aşk mı o zaman?

- Yoooo aşk olduğuna hiçbir zaman inanmadım, inanmıyorum da. O aşk zannedebilir ama yanılıyor. Neyse bırakalım bunları, bir çocukları olacak. Düzen bozan kadın durumuna düşmek istemem.

Büyü-müyü gibi şeylerle mi açıklıyorsunuz durumu yoksa? Muskalar filan bulmuşsunuz...

- Bu konuda konuşmak istemiyorum. Gerçekleri anlatamayacağıma göre, susayım...

11 senedir imaj danışmanlığı yapıyorum. Yazarım, kitabım var, ikinci kitabımı hazırlıyorum, köşem var, şimdi televizyon programım da oldu. İçimde, isimlendiremediğim bir yaşam enerjisi var. O yüzden bana kimse 'Vah vah' yapamadı. Acımalarına izin vermedim. Dimdik ayakta durdum. Ben kendisine çok şey katmış, donanımları olan bir insanım. Bir erkek beni yanında onurla taşır.

Eski eşinizin tekrar baba olacak olması sizi nasıl etkiledi? Ne hissediyorsunuz?

- Çok çok şaşırdım. Gerçekten şaşırdım.

Ne kadar fena hissettiniz kendinizi...

- Bir sene önce mahvolurdum şimdi olmadı, umurumda bile değil.

Sen neler hissettin Ayşe?

AYŞE: Bu ailede olan biteni ilk ben öğrenirim. Yine öyle oldu. Babam haber vermek için beni yemeğe davet etti. Halbuki ben biliyordum...

Nereden biliyordun?

AYŞE: Ben hafiyeyim. Annemin zıttıyım, öğrenemeyeceğim, bilmeyeceğim hiçbir şey yok.

Sevgililerinin cep telefonlarını filan da mı karıştırırsın?

AYŞE: Tabii. Her şeylerini...

Utanmıyor musun?

AYŞE: Yok canım, beni bu hale getiren utansın. O adam utansın! Benim içime kuşku düşürüyorsa, bakacağım tabii. Haşmet'in bir gün olsun ne cebine ne bilgisayarına baktım. Bir erkek beni o kıvama getirmişse, aldığı nefese bile dikkat etsin, her an izlerim. Kimden mail geldi, kim aradı, nereye gitti, ne giydi. Beklerim, beklerim, öldürücü darbeyi indiririm. Babamın meselesine gelince, aklı sıra bana haber verecek, 'İdil hamile' diyecek, daha merhaba der demez 'İsmi ne olsun?' dedim, 'Marina mı koymak istersiniz, tekne mi, halat mı, sancak mı?' Hemen gırgıra başladım yani. 'Nereden öğrendin?' dedi. 'Ben araştırmacı gazeteciyim' dedim. Dedim ama o gece evde hüngür hüngür ağladım. Babam gidebilir, evlenebilir, istediğini yaşayabilir ama bir çocuk daha... Beni bitirdi... Çünkü ailemizin artık tamamen bittiğinin resmiydi...

Sen de bütün çocuklar gibi bir araya gelirler belki umudu taşıyor muydun?

AYŞE: Demek ki taşıyormuşum... (Birdenbire ağlamaya başlıyor) Bir kadın olması sorun değil, o gün vardır ama yarın yoktur, ilişki biter, kadın gider... Böyle düşünüyormuşum demek ki... Babamla annem bir araya gelirler, gelmezler... Ama çocuk olunca, bu, bir aile daha demek...

Bu çocuk meselesine üzüldüğünü baban biliyor mu?

AYŞE: Yok canım. Öyle şeyleri belli etmem. Babam 60 yaşında ve mutlu olmak istiyor, hakkıdır, ama evlat açısından bakınca bir kardeş daha... O çocuk benim hayatımda inanılmaz büyük bir deprem oldu. Doğunca seveceğim mutlaka. Kız oldu yine. Babam kurtulamıyor kadınlardan!

Sence baban ne hissediyor?

AYŞE: Eminim ki mutludur ama bence bu çocuk babamın değil, eşi olan hanımefendinin arzusuydu. 39 yaşında ve çocuğu yok. Babam eş durumundan bir daha baba oluyor gibi hissediyorum.

OYA: Ben Neco'nun mutlu olduğuna filan inanmıyorum!

Bir tür savunma mekanizması olmasın bu... Kocaları giden bütün kadınlar böyle diyor...

-Yok, yok. Neco'nun bir oyunun içinde olduğunu düşünüyorum. 31 yıl birlikte olduğunuz adamı çok iyi tanırsınız. Bir çıkmaz yola girdi. O yolun dönüşü olmadığını gördü. Şimdi kendini kandırıyor. Ama tabii ben mutlu olmasını isterim. Benim için Neco'nun artık Ayşe'den, Zeynep'ten farkı yok. Zaten 4 hafta önce Ayşe'nin rahatsızlığında hepimiz bir araya geldik. Gayet güzel sarıldık, öpüştük. 'Çocuğun oluyormuş hayırlı olsun' dedim. Ha Neco gelmiş, ha erkek kardeşi. Ben gönlümde bitirmişim zaten.

Sen ilişkilerinde annenin yaptığı neyin yapmazdın?

AYŞE: Ben annem gibi sabır taşı değilim. Ortadan ikiye çatlarım. Bir de ben 'Kocam olmadan asla' diyen kadınlardan değilim. Annem 31 yıl boyunca çok bağlı kaldı babama. Bir nevi onun hayatını yaşadı. Ben öyle olamam, daha bencilim.

OYA: Ben de zaten kızlarıma, hiçbir zaman hayatınızın merkezine bir erkeği koyup ona odaklanmayın diyorum. 31 yıl sonra bunun hata olduğunu anladım. Ha, istemiyor muyum hayatıma bir erkek girsin? Tabii ki istiyorum. Ama beni sevgisiyle, şefkatiyle saracak bir adam istiyorum. Ona projelerimi anlatabileyim, hayatımı paylaşabileyim, ben de onun hayatına bir şeyler katıp, onu yükselteyim...

AYŞE: Bulursan bir tane de bana gönder anne!

Ayşe Arman