Bediüzzaman Said Nursi'nin Vefatının 56'ncı Yılı

Bediüzzaman Said Nursi'nin Vefatının 56'ncı Yılı

Bediüzzaman Said Nursi, vefatının 56'ncı yılında Üsküdar Üniversitesinde düzenlenen "Radikal Dini Akımlar ve Bediüzzaman'ın Çözüm Önerileri" başlıklı etkinlikle anıldı.

Bediüzzaman Said Nursi'nin Vefatının 56'ncı Yılı

Bediüzzaman Said Nursi, vefatının 56'ncı yılında Üsküdar Üniversitesinde düzenlenen "Radikal Dini Akımlar ve Bediüzzaman'ın Çözüm Önerileri" başlıklı etkinlikle anıldı.

Üsküdar Üniversitesi Çarşı Kampüsü'ndeki panelin moderatörlüğünü üstlenen Sait Kılıç, radikal hareketlere karşı Bediüzzaman'ın çözüm önerisinin "İslami ilimlerin fen ilimleriyle birlikte verilmesi" olduğunu söyledi.

Kılıç, radikal akımlar dendiğinde akla bazı isimler geldiğini aktararak, söz konusu grupların kendilerini "selefi" olarak tanımladığını kaydetti. Bu grupların İslam kaynaklarını kabul etmediğini dile getiren Kılıç, radikallerin zamanla silahlı gruplar haline geldiği tespitinde bulundu.

Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Niyazi Beki, İslam'ın mesajının doğru okunması gerektiğini anlatarak, "Burada bahsettiğimiz radikal akımlar, İslam'ın dışına çıkan ve İslam'a aykırı hareket edenlerdir. İslam'ın mesajlarını doğru okumak çok önemli. Radikaller bunu doğru okuyamıyor. Burada bilimsel bir ölçü olmalı. Bu ölçü de 'ehl-i sünnet ve'l cemaat'tir. Ümmetin en büyük kesimini 'ehl-i sünnet' teşkil ediyorsa, bunların da bu kararlara uyması gerekir." dedi.

Beki, Kur'an-ı Kerim'i iyi ve doğru anlamanın önemine işaret ederek, aksi bir durumun, bugünkü dini akımlardaki gibi "takiyyeciliğe" neden olabileceğini anlattı. Said Nursi'nin, çağının en büyük müfessiri olduğunu kaydeden Beki, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ya doğru söyler ya da sükut edersiniz. Üçüncü bir yol yoktur. Müslümanlara ait olması gereken bu haslet, sanki yer değiştirmiş gibidir. Yalan, aynı zamanda Allah'ın ilim ve kudretine iftiradır. Radikal akımlar, gerçekten İslam'ı kendi görüşlerine göre tanımlıyor ve Allah'tan korkmuyorlar. Sultan Abdülhamid döneminde kanun yapanlara kafir gözüyle bakıyorlardı. Bunu hariciler de yapmışlardır. Anarşistlere göre kafir olmayan kimse yoktur. Gayrimüslimleri dost edinenleri de kafir ilan ediyorlar."

Metin Karabaşoğlu ise Allah yolunda cihadın şekilleri ve şartları hakkında bilgi vererek, tekfirci anlayıştan uzak durmanın önemine işaret etti.

Müslümanların, İslam tarihi boyunca ifrat ve tefrit tehdidiyle karşı karşıya kaldığını belirten Karabaşoğlu, teslimiyetçi akımların da hariciler kadar tehlikeli olduğunu hatırlatarak, şöyle devam etti:

"İslam'ın düşmanı olanlar, DAEŞ ve El Kaide'den rahatsız değiller. Onlar bundan lezzet alıyorlar. 'Öye değiliz' diyerek küfrün değerlerine teslim Müslümanlardan da rahatsız değildir. Bizi de böyle olmaya zorluyorlar. Onlar, küfre de öfkeye de teslim olmayan, dengeli Müslümanlardan hoşlanmıyorlar. Burada da Bediüzzaman'ın örneklendirdiği dengeli Müslüman çok önemli."

Gazeteci-yazar Yusuf Kaplan da içinde yaşanılan çağı tanımayanların, tanımlanmaktan kurtulamayacağını belirterek, çağı tanıyamayanların kendini de tanıyamayacağını kaydetti.

Özellikle son iki yüzyılın Müslümanların kurduğu bir çağ olmadığını vurgulayan Kaplan, "Bu çağda Müslümanca algılayabilmek, yaşamak gibi bir sıkıntımız var. Müslüman düşünme biçimleri yitirildi. Bizim, neyi, nasıl ve ne kadar algılayabileceğimiz konusu çok hayatidir. Bu soruyu sormadan, çağ tarafından tanımlanıyoruz. Önce çağı tanımlamaktan yanayım, ondan sonra biz Müslümanların nerede olduğunu konuşabiliriz. Pornografi çağında yaşıyoruz. Bundan, algı kapılarının kapanmasını anlatmak istiyorum. Ayrıntı bizi ayartıyor. Müslüman önce DAEŞ'i konuşamaz. Önce siyasi ve entelektüel olarak, bunun arka planını konuşmam lazım. Adamlar kukla. İngilizler 200 yıldır dünyayı şekillendiriyor. İçinde yaşadığımız düzenin kurucuları bunlar. Bütün dünyanın sorunlarını ve sınırlarını İngilizler belirliyor." değerlendirmelerinde bulundu.

Kaplan, bu hareketleri "selefi" olarak tanımlamanın yanlış olacağına dikkati çekerek, onları "selefsiz" olarak niteledi. Batının, korkular üzerinden var olduğunu ifade eden Kaplan, bunun üzerine kafa yorulması gerektiğini söyledi.

Kaplan, çağın nasıl üretildiğinin önemli sorun olduğunun altını çizerek, Bediüzzaman'ın bu konudaki görüşlerinini yanlış algılandığını kaydetti.

Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Mehmet Fırıncı, bu tür bir etkinliğin düzenlenmesinden çok mutlu olduğunu dile getirerek, sempozyum başlığının çok yerinde seçildiğini söyledi.

Bu konuda üstadı Said Nursi'nin ictihad ettiğini aktaran Fırıncı, "Biz de naçizane bu konuda anlamaya çalışıyoruz. Buraya geldik utanıyoruz ama kardeşlerimiz böyle münasip gördüler. İnşallah dinleyerek istifade edeceğiz." dedi.

Bediüzzaman'ın bir diğer talebesi Abdullah Yeğin ise sempozyuma görüntülü bir mesaj göndererek, toplantının hayırlara vesile olmasını temenni etti.