Baran Tursun'nun acılı babası sesini duyurmak için 1 milyon mektup postalayacak

Baran Tursun'nun acılı babası sesini duyurmak için 1 milyon mektup postalayacak

İzmir'de 25 Kasım 2007 günü iddiaya göre alkollü araç kullanırken "dur" ihtarına uymayan ve polisin arkasından açtığı ateşle ensesinden vurularak yaşamını yitiren 20 yaşındaki Baran Tursun'un babası Mehmet Tursun, oğlunu vuran kişiler tam anlamıyla cezalandırılana kadar hukuk mücadelesini bırakmayacağını söyledi.

Baran Tursun'nun acılı babası  sesini duyurmak için 1 milyon mektup postalayacak

İzmir'de 25 Kasım 2007 günü iddiaya göre alkollü araç kullanırken "dur" ihtarına uymayan ve polisin arkasından açtığı ateşle ensesinden vurularak yaşamını yitiren 20 yaşındaki Baran Tursun'un babası Mehmet Tursun, oğlunu vuran kişiler tam anlamıyla cezalandırılana kadar hukuk mücadelesini bırakmayacağını söyledi.

Oğlunun ölümünün bir trafik kazası gibi gösterilmek istendiğini ancak polisin bu defa baltayı taşa vurduğunu iddia eden Tursun, Cumhurbaşkanı, Başbakan, TBMM Başkanı, milletvekilleri, siyasi parti başkanları, sivil toplum kuruluşları, gazeteciler, insan hakları örgütleri gibi birçok kurum ve kişiye, oğlunun başına gelen acı olayla soru işaretleriyle dolu dava sürecini anlatmak için toplam 1 milyon mektup postalamaya başladı. Şu ana kadar 75 bin mektup gönderdiğini ifade eden acılı babaya, bazı AK Partili milletvekillerinden konunun sonuna kadar takipçisi olacaklarına dair geri cevaplar gelmeye başladı.

Öte yandan savcılık tarafından hazırlanan ilk iddianame, İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yetersiz ve eksik bulunarak iade edildi. Savcı da iddianamesini yeniledi ve Baran Tursun'un ölümüne sebep olan tabancayı kullandığı belirlenen ve olaydan sonra tutuklanan polis memuru O.E.A. hakkında. Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce olası kasten adam öldürme suçundan 25 yıl hapis cezası istedi. İkinci iddianamede Tursun'un ölümüne sebep olan kurşunun çıktığı silahın belirlenemediği yer alırken olayda polis memuru O.E.A.'nın. 2559 Sayılı Polis Vazife Selayet Kanunu'nda yer alan silah kullanılmasını gerektiren herhangi bir eylemin mevcut olmadığı, ayrıca kendisi ya da başkası lehine meşru müdafaa durumunun da söz konusu olmadığı yer aldı. İlk duruşma 14 Ocak 2008 günü yapılacak.

Baba Mehmet Tursun, mahkemeye yalnızca milletvekili, siyasi parti temsilcisi, gazeteci gibi kişilerin değil, anne ve baba olan herkesin gelmesini isteyerek sürpriz şahitleri olduğunu kaydetti. Olay gecesi oğlunun içinde bulunduğu otomobili kovalayan ekiplerde görevli bir polis memurunun kendisine telefon ederek olanları anlattığını ileri süren Tursun, "Polis memuru olay gecesinde yaşananları, barikat gibi bir durumun söz konusu olmadığını ve oğluma ateş edeni gördüğünü belirterek, mahkemede tanıklık yapmak istediğini söyledi. Ben de böyle ifade verirse, polis teşkilatından dışlansa ve mesleğinden edilmeye çalışılsa bile hayatının benim tarafımdan garanti altında olduğunu söyledim. Eskişehir'den M.Ş. isimli bir astsubay telefon ederek, 'Olay günü bir astsubay arkadaşımla birlikte oradaydım. Oğlunuzun otomobiline kavşakta yol verdik. Gelişmeleri gazetelerden takip ettik. Dur ihtarı olduğu ve onun için vurulduğu yazıldı. Böyle bir şey yoktu. Polis aracının yanından geçti ve bir polis arkasından ateş etti. Vicdanımı rahatlatmak için üniformamı giyip arkadaşımla birlikte mahkemede tanıklık yapmak istiyorum.' dedi. Dünyam değişti. Bu tanıklarla davanın seyrinin değişeceğine inanıyorum." şeklinde konuştu.

Olayın ve sonrasının polis tutanakları ve her aşamasının soru işaretleri ve çelişkilerle dolu olduğunu ileri süren Mehmet Dursun, şunları söyledi: "Olay saat 03.13'te başlıyor, 03.19'da bitiyor. Toplam 6 dakikada telsiz görüşmelerinin olayla ilgili kayıtları 2 dakika 20 saniyedir. Geri kalan 3 dakika 40 saniye, 'Araba kaza yaptı, ambulans çağırın, direk devrildi, TEDAŞ'a haber verin' konuşmalarıyla geçiyor. Polislerin ifadeleri ve tutanaklarda ise altı yedi caddede kovalamaca olduğu belirtiliyor. 2 dakika 20 saniye içinde nasıl bu kadar cadde ve bulvar katedildiğini emniyet açıklayamıyor. Olay yerinde yaptığımız tatbikatta, altı yedi cadde ve bulvardan bir arabanın 2 dakika 20 saniye içinde geçmesi için saatte 600 km. hızla gitmesi gerektiği ortaya çıktı. Olay yeri inceleme raporu düzenlenmemiş, çünkü dosyada öyle bir belge yok. Onun yerine maddi hasarlı kazada hasar tespit tutanağı var. Tutanak da Bayraklı Polis Karakolu önünde düzenlenmiş, yani olay yerine 1 km. uzaklıkta. Savcı bey olay yerine gitmiyor, onun yerine arabayı kurtarıcının üstüne koyup karakola götürüyorlar. Savcı yerine polis hasar tespiti yapıyor. Oğlum hastaneye, trafik kazası geçirmiş diye götürülüyor. Olay, hastane tutanaklarına yaralanmalı trafik kazası olarak geçiyor. Baran'ı hastaneye götüren polisler de tutanaklara imza atmadan ayrılıyor. Sonra Baran'ın kafasında bir kurşun olduğu anlaşılıyor ve görevli doktorla hastane polisi tutanak tutup imzalıyor. Önce trafik kazası dediler, sonra düşüp vurdum diyorlar. Önce havaya, sonra arabanın lastiklerine ateş edildi de diyorlar ama tutanaklar öyle söylemiyor. Altı polis imza atıyor, bir de fezleke düzenleniyor. 'Kaydım düştüm, silahım ateş aldı, merminin nereye gittiğini bilmiyorum.' diyorlar. Polislerin avukatları, 'Kafadaki mermi çekirdeği kırıktır.' diyor. Balistik inceleme yapılmadan bunu nereden biliyorlar? Bütün polisler sanki ağız birliği yapmış gibi aynı ifadeyi veriyor, sadece imzalar farklı. Tutuklanan poliste barut izi yok, tutuksuzda ise var. Bu el svapları da olaydan 6 saat sonra alınmış. Polisler, 13 saat sonra alkol kontrolüne götürülmüş. Hani tek el ateş edilmişti? Nasıl elinde barut izi olmayan biri tutuklandı?" Olaydan sonra, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın talimatıyla gönderilen iki müfettişin olayın sadece disiplin tarafıyla ilgilendiğini iddia eden Tursun, "Bana, kısıtlı bir yetkiyle apar topar geldiklerini söylediler. 'Yalnızca disiplin suçu işlenip işlenmediğine bakıyoruz.' dediler. Bizimle de rica minnet görüştüler. Bizce bu olayı aydınlatmak için müfettiş gönderilmeliydi. Bakan'dan bu konuda hassasiyet bekliyoruz." diye konuştu.

Mehmet Tursun'un avukatı Alper Bağıran ise İzmir Emniyeti'nde son bir yıldır polislerin, yakaladığı suçlu oranına göre puan aldığı ve değerlendirildiği bir sistem olduğunu belirterek, "Polisler kendi aralarında bu sisteme 'Bonus' diyor. Bu sistem sebebiyle polisler üstlerinden aşırı baskı görüyor. Bu da zamanla sinirleri yıpratıyor. Belki kapkaç gibi suçlar azalıyor ama vatandaşın polisle diyaloğu da bozuluyor. Polisin bu tutumu yüzünden mukavemet olaylarında aşırı artış yaşanıyor. Baran da bu sistemin kurbanı olmuştur. Kendini sürekli baskı altında hisseden polis, ne olduğunu ve neye ateş ettiğini bilmeden Baran'ı kurban etmiştir. Bu sistem ciddi anlamda gözden geçirilmelidir." dedi.

Kaynak: CHA