Avrupa Birliği'nin Lagarde ve von der Leyen tercihleri ne anlama geliyor?
BBC

Avrupa Birliği'nin Lagarde ve von der Leyen tercihleri ne anlama geliyor?

Avrupa Birliği'nin yeni yol haritası, daha merkezi, büyük sermayenin çıkarlarıyla daha uyumlu, uluslararası alanda diplomatik ve askeri olarak daha etkili bir Avrupa'yı öngörüyor.

Avrupa Birliği'nin Lagarde ve von der Leyen tercihleri ne anlama geliyor?

Avrupa Birliği'nin yeni yol haritası, daha merkezi, büyük sermayenin çıkarlarıyla daha uyumlu, uluslararası alanda diplomatik ve askeri olarak daha etkili bir Avrupa'yı öngörüyor.

Avrupa Parlamentosu seçimlerinin ardından, yeni parlamento, Avrupa Komisyonu Başkanlığı'na Almanya'nın eski savunma bakanı Ursula von der Leyen'i seçti.

Belçika Başbakanı Charles Michel Avrupa Konseyi'nin, eski IMF Başkanı Fransız avukat Christine Lagarde Avrupa Merkez Bankası'nın başına geliyor. Böylece Avrupa'nın en güçlü sanayi ülkeleriden üçü, Avrupa Birliği'nin (AB) kilit kurumlarının yönetimini paylaşmış oluyor.

Bu gelişmeler, AB sürecinin derinleşerek hızlanacağını, AB'nin, büyük güçler arası rekabet ve dengeler dünyasında kendi çıkarlarını koruyacak özgün bir yer açma çabalarının yoğunlaşacağını düşündürüyor.

'Tek bir siyasi mekan'a doğru

Avrupa Parlamentosu seçimleri, AB ülkesi vatandaşlar arasında büyük ilgi çekti. Katılım, 2014 seçimlerine göre yüzde 8 arttı.

Avrupa Birliği ülkelerinde merkez sağ ve sol partiler oy kaybettiler. Popülist sağın oylarındaki artış da Parlamento'daki dengeleri bozacak düzeyde değil.

Avrupa Parlamentosu'nda, AB projesinin çekirdeğini oluşturan merkez partilerin hala çoğunluğu oluşturduğu görülüyor. Dahası, Yeşiller ve diğer sol partilerin oylarındaki artış, sağ popülist partileri dengeleyebilecek düzeyde.

Seçimlere katılımın artması, sağ popülist partilerin Avrupa çapında birlikte çalışma çabaları, her üye ülkede benzer sorunların ve kaygıların gündeme gelmiş olması; Washington Post yazarı Anne Appleboum'un seçimlerden sonra işaret ettiği gibi, Avrupa'nın "tek bir siyasi mekana dönüşmekte olduğunu" gösteriyordu.

Eğer Avrupa Birliği tek bir siyasi mekana dönüşüyorsa, hem kurumsal yapısı ve karar alma süreçlerinin evrimi bu yönde ilerlemelidir hem de kendine, günümüzün büyük güçler arası rekabet ve dengeler dünyasında, özgün çıkarlarını korumaya uygun bir yer açmalıdır.

Ursula von der Leyen'in Avrupa Komisyonu Başkanlığı için seçilme sürecinin ve Parlamento'da onaylanmasının da bu evrimin dinamikleriyle uyumlu olduğu görülüyor.





Komisyonun gücü arttı

Parlamento'dan gelen bir adayın yerine, Almanya ve Fransa'nın çabalarıyla Parlamento dışından von der Leyen'in parlamentoya onaylatılması, Avrupa Birliği'nin karar alma süreçleri içinde Komisyon'un gücünün, parlamentoya kıyasla daha da artmasına yol açıyor.

Ursula von der Leyen, Parlamento'da yaptığı konuşmada -aşağıda değineceğim gibi- özellikle dış politikada karar alma sürecini, Parlamento'nun etkisini sınırlayarak hızlandıracağını söylüyordu.

Komisyon'un güçlenmesi öncelikle iki anlama geliyor.

Birincisi; Parlamento, Avrupa Birliği ülkelerinin vatandaşlarının iradesini ifade eden bir kurum. Buna karşılık Komisyon, devletlerin iradelerinin yansıdığı bir karar merkezi.

Parlamento demokratik seçimlere dayanıyor. Komisyon ise devletlerarası hiyerarşik güç ilişkilerinin yansıdığı bir yer.

İkincisi; Avrupa Sanayicileri Yuvarlak Masası (ASYM) olarak bilinen kuruluşun, Komisyon'un gündemine gelen konular ve aldığı kararlar üzerinde 1980'lerin başından bu yana doğrudan ve orantısız bir ağırlığı olduğu görülüyor.

ASYM, Avrupa'nın en büyük 55 uluslararası şirketinin CEO'larının yer aldığı bir örgüt.

Avrupa Birliği'nin neo-liberal ekonomi modelinin şekillenmesinde süreçler, başından bu yana hep ASYM'nin liderliğinde ilerliyordu.

AB çapında büyük projelerin tasarlanması ve benimsenmesinde, yeni yasa önerilerinin hazırlanmasına da çoğunlukla ASYM'nin önerilerinin belirleyici olduğu söylenir.

Komisyonun kararlarını etkilemeye çalışan lobi grupları, ASYM'nin Komisyon'un hemen tüm komitelerde etkin olmasından ve "ASYM damgası" taşımayan önerilerin başarı şansı olmadığından yakınıyor.

Avrupa Anayasası taslağının 2005'te referandumlarda reddedilmesinin ardından Komisyon'un parlamento karşısındaki gücüyle birlikte ASYM'nin AB süreci üzerindeki etkisi göreli olarak zayıflamaya başlamıştı. Şimdi ASYM'nin gücünün yeninden artmaya başladığını düşünebiliriz.





Kısacası Avrupa Birliği'nin karar alma süreçlerinde merkezileşme, devletlerarası hiyerarşik ilişkilerin ve uluslararası şirketlerin etkileri artıyor.

Bu artışın izlerini ASYM'nin nisan ayında yayımladığı, "Avrupa'nın dünya içindeki yerini güçlendirmek" başlıklı dokuz sayfalık broşürde ve von der Leyen'in Parlamento'da, adaylığı oylanmadan önce yaptığı sunuş konuşmasında görmek mümkün.

Yeni yol haritasını Ursula von der Leyen anlattı

Gerek ASYM'nin broşürü, gerek von der Leyen'in konuşması AB için yeni bir yol haritası tasarısının gündemde olduğunu gösteriyor.

ASYM bu yol haritasına ilişkin taleplerini ve saptamalarını, siyası kavramlardan ve sorunlardan uzak durmaya çalışarak ekonominin -ne anlatmak istediğini hemen ele vermeyen- diliyle sunuyor.

Ursula von der Leyen'in konuşmasında bu yeni yol haritası tasarısının izlerini çok daha belirgin biçimde, siyasetin daha doğrudan ve açık diliyle ifade edilmiş biçimde bulabiliyoruz.

Küreselleşme, iklim krizi, dijitalleşme, sığınmacılar gibi temel küresel ve bir anlamda "yumuşak güç" kaynağı olabilecek sorunlara değindikten sonra şöyle devam ediyor:

"Tüm bunlar insanlarda bir kontrolü kaybetme, içinde yaşadığı toplumla olan bağlarında gevşeme duygusu yaratıyor. Bu sorunların hiçbiri ortadan kalkmayacak. Ancak bunlara tepki vermenin farklı yolları var. Kimileri otoriter rejimlere yöneliyor; kimileri küresel etkilerini limanlara, yollara yatırım yaparak satın alıyor, bağımlılıklar yaratıyor. Kimileri de korumacılığa yöneliyor."

Ursula von der Leyen, bu paragrafta, sırasıyla Rusya'ya, Çin'e ve ABD'ye işaret etmiş oluyor. Sonra "Bu seçeneklerden hiçbiri bize uygun değil… Biz [bu yolu] Avrupa'nın kendi tarzıyla yaratacağız. Ancak eğer Avrupa'nın yolunda gideceksek, önce birliğimizi yeniden bulmamız gerekiyor. Eğer içerde birleşirsek kimse bizi dışardan bölemez" diyerek Avrupa Birliği'ni bu üç gücün karşısında dördüncü seçenek olarak tanımlıyor.

Avrupa uygarlığının Yunan felsefesine, Roma hukukuna dayandığını vurgulayarak Avrupa'nın yaratacağı seçeneğin tarihsel ve kültürel zeminini, uygarlıklar çatışması tezini anımsatır biçimde tanımlıyor.

Avrupa Komisyonu'nun seçilmiş başkanı, bu seçeneğin yalnızca Avrupa için değil tüm dünya için de geçerli olduğunu düşündüğünü, eski Irak Cumhurbaşkanı Fuad Masum'un "Avrupa'yı burada daha çok görmek istiyoruz" sözlerini aktardıktan sonra, "Dünya Avrupa'yı çağırıyor. Dünyanın, Avrupa'nın varlığına daha fazla gereksinimi var" açıklamasından anlıyoruz.





Urusula von der Leyen, Avrupa'nın dünyaya sunacağı seçenek ile ilgili yaklaşımını, dış politika ve savunma alanlarında iki öneriyle tamamlıyor:

"Avrupa Parlamentosu ve Komisyonu, dış politika alanında karar alırken daha hızlı davranabilmek için 'nitelikli çoğunluk' ilkesini benimseme cesaretini göstermelidir.

"Savunma konusunda, NATO her zaman AB savunmasının köşe taşı olacaktır.

"Ancak, Avrupa trans-Atlantikçi kalmakla birlikte, daha fazla Avrupalılaşmalıdır. Avrupa Savunma Birliği tam da bunun için kurulmuştur."

Ursula von der Leyen, konuşmasını bitirirken Avrupa'yı birleştirmek ve güçlendirmek için çalışacağını vurguladıktan sonra, "daha güçlü bir Avrupa görmek isteyenler benim sarsılmaz desteğime güvenebilirler. Buna karşılık, Avrupa'yı zayıflatmak, bölmek ve değerlerinden yoksun bırakmak isteyenler karşılarında beni, çok acımasız bir rakip olarak bulacaklar" diyor.

Özetlersek, Merkel hükümetinde Savunma Bakanlığı sırasında, "şahin" bir tutumla, Almanya ordusunun modernizasyonu ve güçlendirilmesi, küresel çapta daha etkin bir görüntü sunması için kampanya yürütmüş olan Ursula von der Leyen'in komisyon başkanlığıyla, Avrupa Birliği yeni bir yol haritasını benimsiyor.

Bu yeni yol haritası, daha merkezi, daha hızlı karar alabilen, büyük sermayenin çıkarlarıyla daha uyumlu, uluslararası alanda diplomatik ve askeri olarak daha etkili, kendini Rusya, Çin ve ABD karşısında dördüncü odak ve hegemonya adayı olarak gören bir Avrupa'yı öngörüyor.

BBC