ATO'dan "Zirai Mücadele" Uyarısı
Adana Ticaret Odası (ATO) Başkanı Şaban Baş, Mücadele Yapılmadığı Takdirde Tarımdaki En Önemli Zararlılardan Biri Olan Sünenin Hububata Yüzde 30'a Varan Oranlarda Zarar Verdiğini Belirterek, "Sadece Yer Aletleri ve Çiftçinin İnisiyatifine Terk Edilen İlaçlarla Sürdürülen Kontrolsüz Zirai Mücadelede Başarılı Olma Şansı Bulunmamaktadır.
Adana Ticaret Odası (ATO) Başkanı Şaban Baş, mücadele yapılmadığı takdirde tarımdaki en önemli zararlılardan biri olan sünenin hububata yüzde 30'a varan oranlarda zarar verdiğini belirterek, "Sadece yer aletleri ve çiftçinin inisiyatifine terk edilen ilaçlarla sürdürülen kontrolsüz zirai mücadelede başarılı olma şansı bulunmamaktadır. Çünkü devlet tarafından üreticiye dağıtılan zirai mücadele ilaçlarının tarımsal alanda kullanılması yerine piyasada satıldığını duyuyoruz" dedi.
Baş, yaptığı açıklamada, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın kalıcı ve rantabl önlemler almamasından dolayı, pirinçte başlayan krizin tüm hububat ürünlerinde yaşanabileceğini öne sürdü. Hububattaki en önemli zararlı olan sünenin ekili alanlarda görülmeye başlanmasına rağmen, etkili bir mücadele çalışması yapılmadığını ileri süren Baş, keyfi uygulamaların Türk tarımını tehdit eder hale geldiğini; hububat ihraç eden Türkiye'nin bu alanda bir ithalat cenneti olma yolunda hızla ilerlediğini söyledi. Geçtiğimiz yıl yaşanan kuraklığın, Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda daha büyük sıkıntılara gireceğinin somut göstergesi olduğuna dikkat çeken Baş, şunları kaydetti:
"Karşı koyamayacağımız doğal bir afet olan kuraklığa karşı en etkili yol, olabildiğince önlem almaktan geçmektedir. Ancak süne zararlısında farklı bir durum söz konusu bulunmaktadır. Süneye karşı etkin mücadele yöntemleriyle zarar en aza indirilebilir, hatta tümüyle yok edilebilir. Avrupa Birliği kıstaslarını öne sürerek havadan zirai mücadeleyi yasaklayan zihniyet; yeterli eğitimi, ehliyeti bulunmayan çiftçiye, yer aletleriyle atması için ilaç dağıtarak tarımı tehdit eden süne ile mücadele etmesini istiyor. Hangi amaca hizmet ettiği bilinmeyen bu mantık, inisiyatifi tamamen çiftçinin eline bırakmıştır. Oysa üretici tarım il müdürlüklerince kendisine verilen ilacı nasıl ve ne zaman kullanacağı konusunda gerekli bilgiye sahip değildir. Özellikle son yıllarda uygulanan yanlış tarımsal politikalar sonucunda giderek yoksullaşan üreticinin, devlet tarafından kendisine verilen bu ilaçları, tarlasına atmak yerine evine ekmek götürebilmek için piyasada sattığını maalesef üzüntüyle duyuyoruz. Bu acı tablonun vebali tümüyle kaş yapayım derken göz çıkartan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na aittir. Modern ve hızlı şekilde sürdürülen havadan zirai ilaçlama yöntemini hiçbir dayanak göstermeksizin yasaklayan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, hem ilaçlama hem de tarım sektörünü içinden çıkılamayacak bir noktaya taşımıştır. Gelinen süreç, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker'in, 'Türkiye 1 trilyon dolarlık tarımsal ticaret potansiyeline sahip bulunmaktadır' söyleminin giderek bir komediye dönüştüğünü açıkça göstermektedir.
Bunun ötesinde Türkiye'nin mısır ve pirinçten sonra önümüzdeki dönemde buğday ithaline başlamasından da kaygılıyız".
Havadan zirai ilaçlama yasağına gerekçe olarak, Avrupa Birliği standartlarının gösterilmesini de eleştiren Baş, "Mevcut hükümetin politikaları sonucu Avrupa Birliği'nin neresinde olduğumuz halen belli değil. Oysa AB'nin yeni üyeleri arasındaki Bulgaristan'dan, Türkiye'deki zirai ilaçlama uçaklarının satın alınması yönünde ciddi girişimler var. Eğer böyle bir yasak varsa neden uçaklarımıza talip olunuyor. Tek korkumuz, hangi mantık ürünü olduğunu halen anlamayamadığımız tarım politikalarının ülkemiz insanını açlıkla karşı karşıya getirmesidir" diye konuştu.
(MT-ÖZ-ÖK-E)









