Arınç: Terörle Mücadele Kanunu'nda Değişiklik Yapılabilir mi Noktasındayız

Arınç: Terörle Mücadele Kanunu'nda Değişiklik Yapılabilir mi Noktasındayız
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, gazetecilerin mesleklerini ifa ederken savcı, hakim, tutuklanma ve hüküm giyme gibi konularla karşılaşmasını kesinlikle arzu etmediklerini söyledi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, gazetecilerin mesleklerini ifa ederken savcı, hakim, tutuklanma ve hüküm giyme gibi konularla karşılaşmasını kesinlikle arzu etmediklerini söyledi. Arınç, "Gazeteciler alabildiğine özgür ve alabildiğine serbest olmalıdır. Şimdi Terörle Mücadele Kanunu'nda bir değişiklik yapılabilir mi noktasındayız" dedi. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin açıkladığı personel sayısını da değerlendiren Arınç, "Ben bu sayıyı yüksek bulanlardan bir tanesiyim" diye konuştu.

Bülent Arınç, seçim bölgesi olan Bursa'da RTÜK, Bursa Valiliği, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen 'Yerel ve Bölgesel Medya Eğitim Semineri'ne katıldı. Arınç, Kervansaray Termal Otel'de düzenlenen seminerdeki konuşmasına, Van'da meydana gelen ikinci depremde yaşamlarını yitiren DHA muhabirleri Cem Emir ve Sebahattin Yılmaz'a Allah rahmet, yakınlarına da başsağlığı dileyerek başladı. Arınç, "Allah başka keder vermesin. Allah bir tekrarını göstermesin. Otel enkazı altında kalan iki arkadaşımızı kaybettik. Medya mensubu arkadaşlarımızın bu tür felaketlerden koruması için Allah'a dua ediyorum" dedi.

Konuşmasında medya ile ilgili yapılan yasal düzenlemelerle ilgili bilgi vererek devam eden Arınç, özellikle internet medyasında haber portallarının Basın Kanunu kapsamına alınması için çalışmaların yürütüldüğünü söyledi. Bu çalışmayı uzun süredir sürdürdüklerini ifade eden Arınç, "Meclis'in ilk yasama çalışmaları içinde bitireceğimizi ifade etmiştik. Ne var ki şöyle- böyle 15 günden beri Meclis çalışmıyor veya çalıştırılmıyor. Kavgalarla bağırıp çağırmalarla bir birbirlerini ithamlarla çok üzülerek söylüyorum. Dün de buna benzer nahoş bir olay yaşanmış. Maalesef Meclis çalıştırılmıyor. Her şeyimiz hazır ama genel kurula getirme fırsatı bulamadık" diye konuştu.

'GAZETECİLER MESLEKLERİNİ İFA EDERKEN ALABİLDİĞİNE ÖZGÜR OLMALI'

Hükümet olarak, bazı nedenlerle cezaevine girip tutuklu ve hükümlü bulunan gazetecilerle ilgili bir düşünceleri olduğunu açıklayan Arınç, şöyle devam etti:

"Bir taraf, 'Basın özgürlüğü yoktur' diyerek, bunları entel göstermektedir. 'İçeride şu kadar gazeteci var' diye. Bir taraf da 'Hayır Türkiye'de basın özgürlüğü vardır ama bunların sıfatları gazeteci bile olsa bunların bir kısmı adi suçlardan dolayı cezaevindedir. Büyük bir kısmı da terörle mücadele kanununa aykırı eylem ve fiilleri sebebiyle içeridedir. Türkiye terörle mücadele etmiyor mu? Ediyor. Terörle Mücadele Kanunu var mı? Var. Gazeteci bile olsa şiddeti reddetmesi gerekmez mi? Elbette reddeder.' diyor. O zaman niye bunlar içeride? Bunların sebeplerini açıklamaya çalışan bir kısmımız da var. Dolayısıyla ben ikinci kısımdayım."

Türkiye'de basın özgürlüğünün olduğuna yürekten inandığını söyleyen Bülent Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ama şunu bilelim; Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinde BM'nin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde, basının fikir ve ifade özgürlüğünün elbette serbest olması ama bunun belli hallerde sınırlandırılabileceği yer almaktadır. Hiçbir özgürlük sınırsız olmadığına göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarında da ifade özgürlüğü asıldır. Ancak 3 tane şart olması lazım. Birincisi konuşan, yazan, bağıran, çağıran, toplantı yapan, bildiri yayınlayan bütün bunların sonunda teröre ve şiddete davetiye çıkarmayacak, terör ve şiddeti kullanmayacak ve iç içe olmayacak. İkincisi suç işlenmesini teşvik ve tahrik etmeyecek. Üçüncüsü kişilik haklarına saygısızlık yapmayacak. Bu üç şarta riayet ettiğimiz zaman her şeyi yapabilir her şeyi söyleyebilirsiniz. Eğer buna rağmen bir ceza tehdidiyle karşı karşıya kalmışsanız bu bizim ayıbımızdır. Onu yok etmek de ortadan kaldırmak da bizim görevimizdir. Dolayısıyla bu konu bizi gerçekten sıkmaktadır. Gazetecilerin mesleklerini ifa ederken savcı hakim, hakim tutuklanma ve hüküm giyme gibi bunlarla karşılaşmasını kesinlikle arzu etmiyor ve istemiyoruz. Gazeteciler alabildiğine özgür ve alabildiğine serbest olmalıdır. Hiçbir zaman 'Gel bakalım buraya, ananın adı, babanın adı' diye sorguya çekilmemelidirler. Bu üç şartı da göz önünde bulundurmak şartıyla. Şimdi Terörle Mücadele Kanunu'nun da bir değişiklik yapılabilir mi noktasındayız."

'PROPAGANDA UNSURUNU TEKRAR GÖZDEN GEÇİRMEYE İHTİYAÇ VAR'

Arınç, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı bedelli askerlikle ilgili yaş tartışmalarına da değindi. Arınç şunları söyledi:

"Kimisi yaşından şikayet edecektir. '30 olmasın 28 olsun', kimisi, '25-26 olsa ne olurdu?' hatta kimisi de '20'den sonra olsaydı' diyecektir. Ama siz ortak bir kanun çıkarmak zorundasınız. Buna misal veriyorum; 'Terörle Mücadele Kanunu kalmalı mıdır?' dediğiniz zaman özellikle bu maddelere mahkum olanların hepsi ayağa kalkıp, 'Bu kanun ortadan kalkmalıdır. İhtiyaç yok' diyorlar. Bunun karşılığında da 'Deli misiniz siz? Memleketin halini görmüyor musunuz? Bu kanun bir ihtiyaçtan dolayı doğmuştur. Bu ihtiyaçlar elle tutulur somut olaylardır kaldırılmasına izin vermeyiz.' diyorlar. O zaman bence şikayet konusu olan 6'ncı, 7'nci ve diğer maddelerde propaganda unsurunu tekrar gözden geçirmeye ihtiyaç var. Çünkü mahkumiyetlerin büyük bir kısmı propagandadan örgüt üyeliğini kazanmaktan. Terörle Mücadele Kanunu, terörle mücadelede zafiyete gitmeden bir takım uygulama farklılıkları varsa bunları dikkate almamız lazım. Birileri konuşurken 'Sayın Apo' diye başlayıp da konuşurlar. Bazı mahkemeler hemen karar verdi; 'Sayın Apo demek propaganda suçuna girer.' Ceza verdiler. Sonra bazı mahkemeler de beraat ettirdi. 'Sayın Apo denmesi suç sayılmaz' dedi. Yargıtay önce suç saymayı kabul etti onadı. Sonrasında da 'Suç değildir' diyenleri de onamaya başladı, ihtilaf doğdu. Sonunda 'Suç değildir' anlamında bir uygulama ortaya çıktı."

'BU SAYIYI YÜKSEK BULANLARDAN BİR TANESİYİM'

Konuşmasında Genelkurmay Başkanlığı'nın açıkladığı Türk Silahlı Kuvvetleri personel sayısını da değerlendiren Arınç, askerliğin bir görev olduğunu ve özellikle terörle mücadele eden bir ülkede, bulunulan bölge itibarıyla güçlü bir silahlı kuvvetlerin bulunmasının asıl olduğunu söyledi. Arınç konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Dolayısıyla bir kısım gençlerin askerlik yapmamasını temin etmemek için düzenleme yapılırken, o aynı zamanda askerliği zayıflaştırmak anlamına da gelmemelidir. Yani hassas bir konudan bahsediyoruz. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri'nde 720 bin civarında subay, astsubay erbaş, er bulunduğunu bizzat kendisi açıkladı. Bu sayıyı yüksek bulanlar olabilir. Belki yetersiz bulanlar da vardır. Ben bu sayıyı yüksek bulanlardan bir tanesiyim. TSK'nın tabii ki güçlü olması, yurdumuzun bağımsızlığının korunması için mutlaka güçlü olması gerektiğini düşünüyorum. Ama bu sayı 700 bin mi 800 bin mi olsun? Ben çok daha az sayıda ve çok daha iyi askerlik mesleğini bilen belki profesyonel, belki sayısı biraz daha azaltılmış diyebileceğimiz çok daha başarılı, silahı iyi kullanabilen, elindeki gücün farkında olan bir TSK'nin bundan sonrası için şüphesiz düzenlenebileceğini düşünüyorum."

Bakan Arınç, 'Yerel ve Bölgesel Medya Eğitim Semineri' sonrası, merkez Nilüfer İlçesi'ndeki Özel Osmangazi İlköğretim Okulu'nun açılış törenine katıldı. Açılışın ardından öğrencileri sınıfları da ziyaret eden Arınç, öğrencilerle sohbet etti.

IA,EK,FK(FK/SS) - Bursa

Kaynak: Demirören Haber Ajansı