Arap Birliği'nin Barış Pınarı muhalefeti, ikiyüzlülüğünü yansıtıyor
Haberler » Güncel » Arap Birliği'nin Barış Pınarı muhalefeti, ikiyüzlülüğünü yansıtıyor - Haber

Arap Birliği'nin Barış Pınarı muhalefeti, ikiyüzlülüğünü yansıtıyor

Arap Birliği'nin Türkiye'nin kuzey Suriye'de gerçekleştirmekte olduğu Barış Pınarı Harekatı'nı kınaması, Türk halkı ve siyasi çevreleri nezdinde ciddi tepkilere neden oldu.

Arap Birliği'nin Barış Pınarı muhalefeti, ikiyüzlülüğünü yansıtıyor

'nin 'nin kuzey 'de gerçekleştirmekte olduğu 'nı kınaması, Türk halkı ve siyasi çevreleri nezdinde ciddi tepkilere neden oldu. Birlik, Türkiye'nin harekatının bir Arap devletinin egemenliğinin ihlali olduğunu ve harekatı Suriye'nin toprak bütünlüğüne tehdit olarak değerlendirdiğini belirtti. Bu, Türkiye'nin gerçekleştirdiği harekatın, muazzam derecede yanlış bir pencereden sunulması anlamına geliyor.

Arap Birliği'nin belirttiğinin aksine, Türkiye'nin harekatı, Suriye'nin kuzeyini, uluslararası düzeyde terör örgütü olarak tanınan PKK'nın bir uzantısı olan terör örgütü PYD/YPG'nin kontrolünden kurtarmayı hedefliyor. Harekat aynı zamanda yerinden edilmiş milyonlarca Suriyeli Arabın yanı sıra Kürtlerin ve Türkmenlerin de anavatanlarına dönmelerini sağlamayı amaçlıyor.

Bu nedenle, Türkiye'nin harekatının, Arap Birliği'nin Arapların haklarını savunmaya yönelik kuruluş maksatlarıyla paralel olduğu gayet ortada. Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi güçlü ülkeler tarafından yönlendirilen Arap Birliği'nin, milyonlarca Suriyeli Arabın lehine olan harekatı açıkça kınaması hem saçma hem de çelişkili.

Esed rejimini, barışçıl Esed karşıtı Suriyelilerin gösterilerini şiddetle bastırmasının ardından 2011 yılında ihraç eden Arap Birliği'nin bu harekatta tutup da Suriye rejimini savunması bir çelişki, mesela. Arap Birliği, Suriye'nin milyonlarca Arap vatandaşının ölümünden ve ülkeden kovulmasından sorumlu olduğuna inanılan Esed rejimini destekleyerek, Türkiye'de yaşayıp memleketlerine emin ve güvenli bir şekilde geri dönmeyi bekleyen milyonlarca Arabın haklarını ve onurunu ayaklar altına almış oluyor.

Çifte standart

Nitekim, Türkiye'nin harekatının başlamasının ardından Arap Birliği, Suriye rejiminin birliğe yeniden kabul edilme sürecini hızlandırdı. 12 Ekim'de gerçekleştirdikleri acil toplantıda, Irak ve Lübnan gibi ülkeler Suriye'nin Arap Birliği'ne geri dönmesi çağrısında bulundu. Bu çabalara rağmen, bazı Arap Birliği üyelerinin Suriye rejimini devirmek için gayret göstermekte olduğu bir durumda diğer bazı üyelerin rejimle nasıl çalışacağı ise belirsizliğini koruyor.

Arap Birliği'nin diğer ikiyüzlü yaklaşımı, ABD ile Rusya'nın Suriye'de terörle mücadele adına sebep olduğu muazzam derecedeki yıkım karşısında sessiz kalmaları. Bu iki ülkenin ordusu, Halep ve Rakka gibi başlıca Suriye şehirlerini tahrip etti, büyük sayıda sivili katletti ve beş milyondan fazla Suriyeliyi yerinden etti. Arap Birliği bu iki ülkenin askeri tedbirlere aşırı derecede başvurması konusunda ne bir açıklama yaptı ne de bir kınamada bulundu.

Ama diğer yandan Türk ordusunun Cerablus ve Afrin'de gerçekleştirdiği önceki harekatlarında sivillerin ve yerleşim alanlarının korunmasına yönelik kanıtlanmış hassasiyetine ve bu iki şehirde hayatın normale dönmüş olmasına rağmen Arap Birliği Türkiye'nin kuzey Suriye'deki harekatını kınadı.

Arap Birliği'nin Türkiye'ye ve askeri harekatına karşı takındığı tavırdaki son paradoks ise Suriye halkına yönelik çifte standardı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Arap Birliği'ndeki Türkiye karşıtı kampa, özellikle de Mısır, Suudi Arabistan ve BAE'ye sorduğu soru geçerliliğini koruyor: "Ülkenize kaç Suriyeli Arap kabul ettiniz?"

Arap Birliği'nin en zengin üyelerinden olan Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn'in hiçbir Suriyeli mülteci kabul etmediği gerçeğinin altı çizilmelidir. Bu gerçeklerin ışığında bakacak olursak, Arap Birliği'nin Türkiye'nin Suriye politikası hakkındaki eleştirileri, Türkiye'nin ta 2012'den beri yerine getirmediği hiçbir vaat içermiyor.

Katar ve Somali gibi birçok Arap Birliği üyesinin Arap Birliği'nin kınama açıklamasını reddettiği, Fas'ın ise Arap Birliği'nin açıklamasının Rabat liderliğinin görüşünü yansıtmadığını ifade ederek birliğin bu davranışından teberri etmiş olduğu da vurgulanmalı.

Birliğin duruşu, Arap halklarının duygularının aksi istikametinde

Arap Birliği'ne üye bazı ülkelerin Türkiye'ye verdiği resmi tepki, bu ülkelerin halklarının genel görüşünü de temsil etmiyor. Mesele Filistinlilerin haklarının, Suriyeli ve Iraklı mültecilerin haklarının veya Mısır, Tunus ve Suriye'deki halk ayaklanmalarının savunulmasına geldiğinde "Arap Sokağının" çok güçlü bir şekilde Türk liderliğini savunuyor olduğu bilinen bir gerçek.

Arap sokakları, kendi hükümetlerinin, bölgedeki herhangi bir yerde Arap vatandaşlarının temel haklarını savunma kabiliyeti konusundaki karamsarlıklarını sürdürüyor. Bu paradoks ve tezatlara rağmen Mısır, Suudi Arabistan ve BAE, birçok küçük Arap ülkesini açıklama yapmaya zorladı.

Bu üç ülkenin kuzey Suriye'de Suriye'yi parçalamayı amaçlayan PYD liderliğindeki bir entitenin kurulmasını desteklediği biliniyor. Mısırlı yetkililer terör örgütü üyeleriyle sık sık görüşüyorlar; Suudi Arabistan ve BAE ise bölgeye asker gönderdiler. Mayıs 2018'de, Suudi Arabistan, BAE ve Ürdün'den gelen bir askeri heyet, Kuzey Suriye'de PYD/YPG tarafından kontrol edilen Ayn el-Arab'ı (Kobani) ziyaret ederek terör örgütünün liderliğiyle toplantılar yaptılar.

Daha yakın bir zamanda Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi PYD/YPG liderleri Riyad Derrar ve İlham Ahmed'i Mısır'a davet etti. Derrar ve Ahmed 13 Ekim'de Kahire'ye bir ziyaret gerçekleştirerek Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri ile bir araya geldiler. Toplantı sırasında Mısır dışişleri bakanı, ülkesinin, PYD/YPG'li misafirlerinin zarar vermekte olduğu Suriye topraklarının bütünlüğüne olan bağlılığını ortaya koyamadı.

Bu üç ülkenin, Suriye'nin toprak bütünlüğüne zarar vermeyi amaçladığı ortada. Suriye topraklarının bir kısmının uluslararası arenada terörist olarak tanınan bir grup tarafından kontrol edildiği takdirde bundan Türkiye'nin kendi güvenliğinin doğrudan zarar göreceği de ortada. Öte yandan, Türkiye bir milyon Arap mültecinin geri dönüşünü kolaylaştırmayı hedefliyor; bu mültecilerin birçoğu PYD/YPG tarafından Suriye'nin kuzeyinde yaşadıkları yerlerden zorla çıkarıldılar.

ABD, İsrail bağları

Türkiye karşıtı üçlü -Mısır, Suudi Arabistan ve BAE-, ABD'nin en yakın müttefiki olmada yatan ortak çıkarları paylaşmaktalar. Aralarında Filistin liderliğinin de bulunduğu birçok Arap ülkesinin çoktan reddetmiş olduğu, ABD'nin başını çektiği "Yüzyılın Anlaşmasını" desteklemekteler. Bu üç Arap ülkesi şimdilerde İsrail'le iyi ilişkilere sahipler.

Üç ülke, Arap Birliği içindeki ABD-İsrail eksenini temsil ediyor. Bu ülkeler Mısır'da 2013'te binlerce barış yanlısı protestocunun öldürüldüğü katliam da dahil olmak üzere Mısır, Libya ve başka yerlerdeki devrim karşıtı güçleri destekliyor, silahlandırıyor veya finanse ediyorlar.

2015 yılında Suudi Arabistan hükümetinde yaşanan köklü değişikliklerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Kral Selman arasındaki olumlu ilişkilere ve yapıcı diyaloga rağmen, Suudi hükümetindeki bazı hizipler -muhtemelen ABD ve İsrail'in emriyle- Türkiye'ye karşı gayet düşmanca politikalar izlemekteler.

Abu Dabi hükümeti, Türkiye'nin Orta Doğu'daki politikalarına karşı sadece hamleler yapmakla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye'yle iyi ilişkiler sürdüren Arap ülkelerine yönelik boykot girişimlerinin de başını çekiyor. Bunun yanında, BAE liderliği, Türkiye'nin Afrika Boynuzu'ndan Balkanlara uzanan yapıcı girişimlerine karşı yıkıcı politikalar uygulayarak Türkiye'nin geniş bir coğrafyada nüfuz sahibi olmasını önlemeyi amaçlamakta.

Türkiye'nin, misafiri olan ve PYD/YPG terör örgütü tarafından yerinden edilmiş Suriyeli mültecilerin evlerine dönebilmeleri için Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumayı amaçladığı bu dönemeçte, Arap Birliği'nin Suriye'deki Arap halklarının çıkarlarını ve haklarını savunma konusunda ne derece samimi olduğu tartışmalı.

Arap Birliği'nin kuruluş misyonu, Arap halkının, şu anda Türkiye'nin Barış Pınarı Harekatı tarafından savunulan haklarını korumaktır. Arap Birliği, YPG/PYD'yi Türkiye'ye karşı destekleyerek, bizzat kuruluş sebebi olan temel vazifesini görmezden geliyor.

Mütercim: Ömer Çolakoğlu

[Orta Doğu siyaseti, Arap devrimleri, Mısır'daki devrim süreci ve Körfez siyaseti konularında uzman olan Doç. Dr. İsmail Numan Telci, Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Orta Doğu Enstitüsü'nde öğretim üyesi olarak çalışmakta, aynı zamanda ORSAM Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir]

Kaynak: AA