Samsun: Türkiye'de Milliyetçilik

Güncel Haberler

Türkiye'de, Milliyetçilikten Ulusalcılığa Geçişte "Dinsel Hassasiyetlerden Arınma" Gibi Temel Şartın Yerine Getirildiği, Oysa Ülkede Çoğunluğun Sahip Olduğu İslam İnancının, Birlikteliği Sürekli Teşvik Etmek Suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Üniter Yapısı Açısından Muazzam Bir Alt Yapı Hazırladığı Bildirildi.

Türkiye'de, milliyetçilikten ulusalcılığa geçişte "Dinsel hassasiyetlerden arınma" gibi temel şartın yerine getirildiği, oysa ülkede çoğunluğun sahip olduğu İslam inancının, birlikteliği sürekli teşvik etmek suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter yapısı açısından muazzam bir alt yapı hazırladığı bildirildi.

Ülkede son yıllarda tartışılan ve son günlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Onların milliyetçiliği saman milliyetçiliği", ana muhalefet lideri Deniz Baykal'ın, "Sağdan CHP'ye oy akacak" diyerek gündeme getirdiği "Milliyetçilik ve ulusalcılık" kavramlarını ele alan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Aydın, Türkiye'nin yeni bir milliyetçilik anlayışına şiddetle ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Cumhuriyet'in kurucularına da esin kaynağı olan milliyetçiliğin Türkiye'deki algılanışının, Avrupa'ya göre çok daha sağlıklı, ırkçılığı ve mikro milliyetçiliği reddeden bu milliyetçilik konseptinde, asıl olanın kültürel birliktelik olduğunu söyleyen Doç. Dr. İbrahim Aydın, "Tam da bu noktada belirtmek gerekir ki, çoğunluğun sahip olduğu İslam inancı bu birlikteliği sürekli teşvik etmek suretiyle devletin üniter yapısı açısından muazzam bir alt yapı hazırlamıştır. Türkiye'deki milliyetçilik hareketleri, içte birleştirici unsurları barındırmanın yanı sıra başka ülke insanlarını 'ötekileştiren' negatif anlayışlara asla prim vermemiştir" dedi.

Türkiye'deki milliyetçilik hareketleri açısından, "12 Eylül milattır" diyen Doç. Dr. Aydın, 1980 öncesinde "devlet yanlısı" olduklarına inandırılarak sokağa itilen milliyetçilere, darbe sonrası konsey tarafından çok ağır bedellerin ödettirilmesinin, bir neslin hayalindeki "kutsal devlet"in tüm parametrelerini ortadan kaldırdığını öne sürerek, "Yol haritası yok edilen milliyetçilerin, günümüze kadar liberalizmden milli sola kadar geniş bir yelpazede savrulması kaçınılmazdı. Bugün siyasi arenada milliyetçiler arasında yaşanmakta olan tartışma, ayrışma ve çok derin kırılmaların temel nedeni de işte bu gerçektir" diye konuştu.

Duygu dünyasında milliyetçilik hareketlerine askeri yönetim tarafından ağır darbelerin vurulduğu dönemlerde, küreselleşme rüzgarının oluşturduğu değişimle birlikte milletler arası dengelerin yeniden şekillenmeye başladığını dile getiren Aydın, bu zamandan günümüze kadar milliyetçilik adına söz söyleme fırsatını bulanların, yeni oluşumları ne yazık ki yıllar öncesi söylemlerle karşılamak zorunda kaldığını ifade etti. Doç. Dr. Aydın; Seyit Ahmet Arvasi, Mümtaz Turhan ve Erol Güngör gibi üretici fikir adamlarının yerini alacak yeni şahsiyetlerin çıkmamasının, milliyetçiler açısından son 30 yılda yaşanan üretimsizliğin ve belirsizliğin asıl nedenleri arasında yer aldığını açıkladı.

Son zamanlarda milliyetçilik ve ulusalcılık kavramlarının belirli merkezlerden pompalanmak üzere, aynı formatta topluma sunulduğunun gözlendiğine, halbuki ortaya çıkış kaynağı ve anlam itibariyle milliyetçilik ve ulusalcılık terimlerini özdeşleştirmek mümkün olmadığına işaret eden Aydın, her şeyden önce ulusalcılığın "seçkinler"e ait bir proje ve tepeden inmeci anlayışlardan beslendiğini anlattı. Aydın, "Aslında yeni ulusalcılık konsepti, 1970'li yılların başında yeşeren 'darbeci' düşüncenin modifiye edilmiş bir versiyonundan başka bir şey değildir. Bu anlayışa göre merkezde otoriter devlet vardır ve gerekirse devletin çıkarları için bireysel hak ve özgürlükler her zaman rafa kaldırılabilir. Buram buram despotizm kokan ulusalcılık, devlet yönetiminde asıl güç olarak siyasal alan dışındaki bürokrasiye inanır. Ulusalcı görüşe göre siyasal iktidarlar 'bürokratik devlet' tarafından kuşatma altında tutulmadığı takdirde her an bir hata yapabilirler ve ulusal çıkarları sekteye uğratabilirler. Ulusalcılık elitlere ait bir proje olduğundan, toplumun alt katmanlarına gidildikçe hemen hemen hiçbir öneminin kalmadığı görülür. Ulusalcılık, devlet içinde güç sahibi statükocular açısından konumlarını sürdürme adına kullanılan en önemli argümanlardan biridir. Zira, mevcut düzenin değişimi üzerine siyasal iktidarın her girişimi toplumsal ajitasyonun en harika örneklerinden olan 'ulusal devlet tehlikede' söylemiyle kolaylıkla bertaraf edilebilir" uyarısını yaptı.

Daha önce milliyetçi söyleme sahip bir kısım insanların, günümüzde "ulusalcılık" paydasında "otoriter yapı" ile buluşmasının, aslında son yıllarda milliyetçiler arasında yaşanan fikirsel savrulmanın ne derecede büyük olduğunun bir göstergesi olduğunu vurgulayan Aydın, "Tam da bu noktada belirtmek gerekir ki, milliyetçilikten ulusalcılığa geçişte 'dinsel hassasiyetlerden arınma' gibi temel şartın yerine getirildiği açık bir gerçektir. Milliyetçilinen Doç. Dr. Aydın, 1980 önceği elden bırakmayan bir kısım ulusalcıların, artan terör olayları karşısında tıpkı 12 Eylül öncesi gibi milliyetçi gençleri yeniden sokaklara çekme isteklerinin depreşmesi de son derece manidardır" şeklinde konuştu.

Milleti sevmek ve onu yüceltmek ülküsü olarak tanımlanabilecek milliyetçilik kavramının, her şeyden önce dünyada üretilen refahtan daha fazla pay alabilmenin yollarını araşto'e7iler arasında yaşanmakta oıran bilgilerle yüklü olduğu takdirde anlamlı olması gerektiğine değinen Aydın, şunları söyledi:

"Bu açıdan bakıldığında milliyetçi düşünce sistemlerinin sosyal, ekonomik, siyasal konularda var olan problemlere çözüm üreten projelerle donanımlı olması gerekir. Küresel sermayeye tümden karşı duran ve iç pazarların kontrolü için tek çıkar yol olarak kapalı ekonomiyi savunan çağdışı davranışları 'milliyetçi duruş' olarak tanımlamanın zorluğu ortadadır. Şurası unutulmamalıdır ki; 'ulusal çıkarlar' Türk halkının çıkarları ile örtüştüğü oranda meşruiyet kazanır. Bu nedenle geniş halk yığınları açısından hiçbir anlam ifade etmeyen, buna karşın bürokratik devletin yapısını güçlendiren hareketleri ulusalcılıkla ilişkilendirmek mümkün olabilir, fakat milliyetçilikle asla. Milliyetçi düşünce sistemleri öz itibariyle milleti merkeze alır ve milletin siyasi kararlarını her tabunun üstünde tutar. Küreselleşme rüzgarına karşı bazen de çok haklı nedenlerle ülkelerdeki milli reflekslerin uyanması gayet doğal bir gelişmedir. Bu durum milletçilik olgusunu, istenmeyen davranışlara karşı duyulan salt tepkinin özeti olarak tanımlamak son derecede yanlıştır. Milliyetçi duruşlar, ülke kalkınmasına alternatif öneriler sunmadığı takdirde bugün olduğu gibi husumetten başka hiçbir şey üretemezler".

Aydın, Türkiye'nin gerçekten de yeni bir milliyetçilik anlayışına şiddetle ihtiyacı olduğunu, ulusalcılıktan arındırılmış, küresel refahtan daha fazla pay alabilmenin savaşını veren donanımlı ve sivil bir milliyetçiliğin hasretinin çekildiğini sözlerine ekledi.
Kaynak: İhlas Haber Ajansı / Güncel

, Haberler