'Pişmanım!'
Tuna Kiremitçi: Okuyucularımı Hayal Kırıklığına Uğrattım. Yanıma Sevgiyle Gelmiş Birçok İnsanın Hayatını da Altüst Ettim.
TUNA KİREMİTÇİ: OKUYUCULARIMI HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATTIM. YANIMA SEVGİYLE GELMİŞ BİRÇOK İNSANIN HAYATINI DA ALTÜST ETTİM.Ünlü yazar Tuna Kiremitçi'nin dördüncü romanı 'Dualar Kalıcıdır' çıktı. Kiremitçi, yeni kitabını, İclal Aydın'la evliliğini ve ayrılığını, ilk eşi Yasemin Hanım'a dönüşünü, yaşadığı duygularını anlattı: 'Ciddi bir yazarın girmemesi gereken hallere girdim. Bir yazara yakışmayacak gazete sayfalarında, programlarda göründüm. Okuyucularımı hayal kırıklığına uğrattım. Yanıma sevgiyle ve iyi niyetle gelmiş birçok insanın hayatını da altüst ettim. Bunun savunulacak hiçbir yanı yok.'Neredeyse son bir yıldır yazarlığından çok, özel hayatıyla gündeme geldi Tuna Kiremitçi. Eşi Yasemin Hanım'dan boşanıp İclal Aydın'la büyük bir aşk yaşayarak evlenmesi... Sonra İclal Aydın'dan boşanması... Sonra oğlu ve eski eşiyle yeniden bir araya gelmesi... Sıkılmış ve yorulmuş artık Tuna Kiremitçi. Sert ve donuk görüntüsünün altında pişmanlık ve büyük bir kırılganlık var sanki. Doğan Kitap'tan çıkan yeni romanı 'Dualar Kalıcıdır' hakkında konuşmak için bir araya geldiğimizde başta donukluğunu korusa da yavaş yavaş açılıyor. Kuyruğu dik tutma çabasının yerini pişmanlık alıyor. Ve diyor ki: 'Yanıma sevgiyle ve iyi niyetle gelmiş birçok insanın hayatını altüst ettim... Okurlarımı hayal kırıklığına uğrattım. Pişman olmamak mümkün mü? Özür dilerim... En çok da bir zamanlar yatakhanede eldivenli elleriyle tuttuğu kitabı bitirmeye çalışan o çocuğa özür borçluyum...'* Bu dördüncü romanınız, ilk romandaki gibi bir heyecan var mı? Değişmiyor, hatta biraz daha artıyor. İlk roman çıktığında isminiz duyulmadığı için daha özgürsünüz. Ama isim sahibi olduktan sonra yaptığınız her şey, iyi ya da kötü önyargılarla karşılanacağı için işiniz zorlaşıyor. Sonuçta okumaktan hoşlanacağım kitapları yazmaya devam ediyorum. Bunun dışında bir şey yapmaya çalışsam da beceremem.* Bu kitabı becerdiniz mi? Bu kitaptan çok memnunum. Geçmişte yazdıklarımdan daha çok beğeniyorum.YAZMAK ZOR OLDU* Farklı bir tarzla karşı karşıyayız, çünkü tamamı diyaloglardan oluşan bir roman bu. 88 yaşındaki Bayan Rosella ile 21 yaşındaki Pelin'in kurduğu dostluk ve iki farklı yaşam diyaloglara dökülmüş. Türkiye'de böyle bir örnek yok bildiğim kadarıyla... Ben de hatırlamıyorum.* Belçikalı bir yazar var... Amelie Nothomb... Bizde Emre Kınay'ın sahneye uyarladığı bir romanı vardı, 'Kara Sohbet' diye... Bir de bir Rus yazarın küçükken okuduğum 'Kuyruk' romanını hatırlıyorum. Sovyetler Birliği zamanı ekmek kuyruğundaki yüzlerce kişinin karmakarışık diyaloglarından oluşuyordu.* Diyalogları yazmak zor muydu? Aslında zor... Betimleme yapamıyorsunuz, yazar olarak keyfe keder araya giremiyorsunuz, edebiyat yapamıyorsunuz... Kutsal kitaplarda derler ya 'Dar kapıdan geçeceksin adam olmak için' diye... İnsanın kendini böyle zorluklara koşması geliştirici oluyor.* Bunun nedeni çok konuşmayan bir adam olmanız mı, yoksa iç dünyanızda kendinizle çok konuşmanız mı? Kelimelere sevgim büyük... Konuşmayı sevmesem de konuşma diline aşığım; bazen hiç aklınıza gelmeyecek ifadeler ortaya çıkıyor. Tabii sadece diyaloglardan oluşan bir romanı becerip beceremeyeceğimi de merak ediyordum.* Diyaloglar iki kadın arasında geçiyor. Bir erkek olarak kadınları konuşturmanın zorluğunu yaşadınız mı? Uzun bir ön çalışması var kitabın, daha önce yapmadığım bir şeydi. Sayfalar dolusu karakter analizi yazdım. Bu, Yavuz Turgul'dan öğrendiğimiz bir şey; senaryo yazarken yapıyor. O karakter ne yer, ne içer, hangi gazeteleri okur, çayını kaç şekerli içer, boş zamanlarında nereye gider... Okurken biz bunları görmeyiz ama hikaye yazan kişinin kahramanlarını yakından tanımasını sağlayan bir şeydir. Bütün karakterlerle ilgili, onar sayfalık analizler yazdım. Bu roman başlamadan önce neler yaptıklarını, bittikten sonra neler yapacaklarını, küçüklüklerinin nasıl geçtiğini, kişiliklerini belirleyen kırılma noktalarını çıkardım. Ondan sonra zaten üç boyutlu hale gelmiş oluyor karakter kafanızda.* Bir de iki karakter iki farklı Türkçe'yle konuşuyor... İşte asıl zorluk buydu. Biri 1940'ların Türkçe'sini, diğeri günümüzdeki İstanbul'da yaşayan 20 yaşlarındaki kızın dilini konuşuyor. Eski Türkçe'yi yazmak için o yıllarda yazılan kitapları okumak, eski dergileri taramak ya da sözlüğe bakmak zorunda kaldığım oldu. Tabii çok anlaşılmaz olmasın diye kararında tuttum. Ağdalı laflar kullandığı oluyor Rosella'nın, o zaman Pelin de anlamıyor ve yaşlı kadın açıklıyor. Mesela namütenahi kelimesini biliriz ama kullanmayı unutmuşuzdur.KAFAMDA ŞEKİLLENDİ* Kitabı yazmanız ne kadar sürdü? On yıl.* Fiili olarak? Askerden döndükten sonra... Ekim başında yazmaya başladım. Askerde tuttuğum notlar vardı. Bir de hikayeyi tanıdıklarıma anlatıyordum. Hatta sevgili Solmaz Kamuran 'Bu kadar anlatma, yazma arzunu kaybedeceksin' diyordu. Sonunda ilk kez bir romanın A noktasından Z noktasına nasıl gideceği kafamda şekillenmişti. Genellikle hep bir duygunun peşinde giderim.* Ne kadar sürede bitti? Altı ayda... Kış sonunda Büyükada'ya gittim. Sabahları bisiklete binip adaya Rosella'nın gözleriyle bakmaya çalıştım, günün geri kalanında da otel odasında yazdım. Ara sıra Aya Yorgi'ye gittim; sevdiklerim için, ölmüşlerim için mum yaktım... Ve kitabı bitirdim.Hepimiz hayata dair iki laf söylemek istiyoruz...* Kitaptan çıkan sonuç cümleleri şunlar mı: Aşk her şeyden yüce bir duygudur. Yalnızlık hiç bitmez. Birini yaşadıklarından dolayı mahkum etme, önce onu dinle. Hiçbir şey boşuna yaşanmaz, hepsinin bir mesajı vardır... Bunlar anlaşılıyorsa mutlu olurum. Sonuçta duygusal bir hikayeden yola çıkıp, hayata dair iki kelime laf söylemek istiyoruz hepimiz. Kitabın bütününden bu sonuç çıkıyorsa eyvallah, teşekkür ederim...* Kitabınız ya çok merak edilecek; 'yaşadıklarına dair bir şey söylemiş mi?' diye. Ya da hiç merak edilmeyecek... İşte bu sizin söylediğiniz iki kategorinin dışında kalanlar için yazdım. Güzel bir hikayenin keyfini yaşamayı sevenler için yazdım.belediye bize şahitlik mi yapmalı?* Sizin eşiniz ve çocuğunuzla birlikte çekilmiş olan fotoğraf, eşinizle yeniden evleneceğinizi söylemeniz ve İclal Aydın'ın da 'Aldatıldım' demesi... Hiçbiri doğru değil.* Nedir olayın doğrusu? Biz sokakta yürürken genç bir çocuk fotoğraflarımızı çekti. Ondan sonra koşarak gitti. Sonra da herhalde şefinden 'aferin' almak için benim ağzımdan bazı sözler aldığını söylemiş. Ayrıca tanıdığım kadarıyla İclal Aydın öyle şeyler söylemeyecek kadar özgüvenli bir insan. Zaten söyledi yazısında, 'Bu sözler röportajı yapan kişinin kişisel yorumlarıdır' dedi.* Peki ya 'Üçüncü kadın olmak istemedim' sözleri, var mı öyle bir şey? Hayır öyle bir şey de yok. İclal'in de öyle bir şey demiş olabileceğine ihtimal vermiyorum... Benim sözlerimin gazetelerde kısaltılarak ne hale geldiğini bildiğim için onun sözlerinin de ne kadar çarpıtıldığını tahmin edebiliyorum.* İclal Aydın geçenlerde de şöyle yazmıştı, 'Nerede yaşarsa yaşasın bir kadının 'eder'ini erkekler mi belirliyor?' Ne kadar doğru bir söz... Maalesef böyle medya linçlerinde olan hep kadına olmuştur. Erkekler bu işin içinden hiçbir şey olmamış gibi çıkıp gitmişlerdir. Ben o yüzden tüm bu hikayenin içinde Can'ın (oğlu) ve Lal'in (İclal Aydın'ın kızı) annelerinin üzülmelerine üzüldüm daha çok. Kendim için üzülmeye hakkım yoktu.* Yasemin Hanım çok mu yaralandı? Çok üzüldü tabii. Böyle şeyleri hiç hak etmiyor. Gazetelerde kendisinden bahsedilmesinden rahatsız olan bir insan... Ve sanatçı da değil. Kendi işinde başarılı olan, tanıdığım en güçlü kadın. Hani bir kere olur, tamam espri der geçersin ama devamlı hale geldiği zaman çok sıkıntı verici bir hal alıyor. Maalesef hep kadınlar yaralanıyor böyle hallerde ve hep kadınlardaki yaralar kalıcı oluyor.* Yasemin Hanım sizin İclal Aydın'a aşık olduğunuzu anlamış mıydı peki? Bilmiyorum, ben onun adına böyle bir şey söyleyebilme hakkına sahip değilim.* O gidiş ve dönüşü nasıl kabullendi? Anlıyorum sizi ama buna cevap verebilecek durumda değilim pek.* Şu anda ilişkiniz iyi ama... Yavaş yavaş yeni bir başlangıç yapmaya çalışıyoruz.* Birlikte mi yaşıyorsunuz şu anda? Benim evim var ama çocuğuma bakmak için onların evinde kaldığım oluyor.* Yani eşinize döndünüz mü? Kendimizi toparlayıp yeniden bir şey kurmaya çalışıyoruz; çok temkinli, acele etmeden, adımımızı sağlam atarak. Yeni hayal kırıklıklarına gücümüz yok. Ama gidişattan umutluyuz.* Yeniden evlenemeniz söz konusu olacak yani... Evlenmek o kadar önemli bir şey değil. İlla belediyenin şahitliği şart değil!* Kitapta Bayan Rosella 'Lanet bir şimdiki zaman' diyor... Sizin için şimdiki zaman nasıl? Hayatım çok basittir. İnsanın zekasını mümkün olan en basit şekilde çalıştırarak hayata bakmasını erdem kabul eden Doğu felsefelerine hayranım. Küçük dünyasında yaşayıp sevdiği insanlarla olan, huzur içinde yazıp okuyan ve kendini çok ciddiye almadan sevdiği insanlara iyilik yapan, sıradan bir insan olmak...* Sizin o küçük ve sıradan dediğiniz hayatınız günlerce gözümüzün önündeydi... Ne kötü, değil mi? Ama bunu ben istemedim, İclal de istemedi, hele Yasemin hiç istemedi! HAYAL KIRIKLIĞI YARATTIM* Sonuçta bu döngüyü sağlayan siz değil miydiniz? Ben yazdıkları dışında gündeme gelmeyi seven birisi değilim. Ama çok önemli hatalar yaptığımı da kabul etmek zorundayım. Ciddi bir yazarın girmemesi gereken hallere girdim. Bir yazara yakışmayacak gazete sayfalarında, televizyon programlarında göründüm. Okuyucularımı hayal kırıklığına uğrattım. Çevremdeki insanların hayatını da birbirine kattım. Bunun savunulacak hiçbir yanı yok. Ama karşı tarafın yaptığı da ortada... Önce sizi malzeme yapıyorlar, sonra malzeme olduğunuz için suçluyorlar. Buna karşı ben ne yapabilirim bilmiyorum...* Sizin yaşadığınız neydi peki? Bir gün magazin sayfalarında yer aldınız, ne hissettiniz? Demek ki gelişmemiş taraflarım varmış. Bir sürü bahane bulunabilir tabii... Geçmişteki yaşanmamışlıklar, ruhsal sıkıntılar, olgunlaşmamış olmak... Ama hiçbiri kendime ve etrafımdaki iyi niyetli insanlara yaptıklarımı mazur göstermez.* Hiç pişmanlık duydunuz mu? Halen duyuyorum zaten.* Magazinel olmaktan? Hepsi için çok üzgünüm. Yanıma sevgiyle ve iyi niyetle gelmiş birçok insanın hayatını altüst ettim... Okurlarımı hayal kırıklığına uğrattım. Pişman olmamak mümkün mü? En çok da kime özür borçluyum biliyor musunuz? Bir zamanlar yatakhanede eldivenli elleriyle tuttuğu kitabı bitirmeye çalışan o çocuğa... Onun hayallerine mesela... Başucundaki demir dolapta duran şiir defterine... Lisenin müzik odasındaki piyanoda üç akorla yaptığı ilk bestesine... Asıl ondan özür dilerim... Bunları hak etmiyordu hiç...* Karşımda yorgun bir erkek duruyor... Evet epey yorgunum. Biraz da yaşlandım galiba, son zamanlarda öyle hissediyorum... Ama 'içimdeki çocuk' derler ya, işte o yine de ortaya çıkıyor bazı durumlarda... Çocuğumla beraberken, gitar çalarken, yazı yazarken çok iyi zaman geçiririm. Bu yüzden de hayatımı şu anlarda bunlara ayırmaya çalışıyorum. Gerçi alay etmek için söylemiş ama Perihan Mağden'in dediği gibi, emekliliğimi beklerken müziğe dönmeyi seçebilirim aslında...Evlendikten sonrauyum bozulmuştu* Görüşüyor musunuz İclal Hanım'la? Yok görüşmüyoruz.* Telefon konuşması? Hayır.* Mektup? Evet mektup yolladım.* O size yolladı mı? O da yazdı. Hatta benimkinden daha uzundu...* İclal Aydın'la neden ayrıldınız? Söylenenlerin hiçbiri doğru değil! Biz evlendikten sonra uyumumuzun bozulduğunu gördük. Yürütemeyeceğimizi gördük. Eskisi gibi değildi artık.* Büyüsü mü bozulmuştu? Olmayacaktı... Ama basın her şeyi basite indirgemeye çalışıyor, Türk halkını biraz hafife alıyor. Belki haberdar olmadığım hesaplar da vardır. İki yıl içinde çok ciddi bir okur kitlesi oluştu. Kitaplarımla haddinden fazla öne çıktım. Burnum sürtülsün istemiş olabilirler.* Siz de malzemeyi verdiniz... Evet, benim hatam da orada başlıyor ama genç bir adamın o yılın en çok satan romanını yazması dünyanın hiçbir yerinde yenilir yutulur bir şey değil. Haksızlık etmeyeyim; Türkiye'nin en değerli eleştirmenleri kitaplarım için olumlu yazılar yazmıştı. Edebiyat dünyasıyla hiçbir sıkıntım yok. Ama onlara karşı da mahcubum işte... Tek tesellim, bu savrulmaların verdiği olgunlukla belki de en iyi romanımı yazmış olmam. Tek yapabileceğim de bundan sonra kimseyi hayal kırıklığına uğratmadan yaşayıp gitmek. Bilmiyorum başka da ne gelir elden...* Mutsuz musunuz? Çok tuhaf ama bunca şeyden sonra mutluyum... Demek ki Yaradan beni her şeye rağmen seviyor...* 'Pek çok yazarın hayatı fırtınalıdır' demişsiniz geçenlerde... Evet. Kafalarının içi orman yangını gibi oluyor sanatçıların. Onlardan mazbut bir hayat her zaman bekleyemeyiz. Bence sanatçıların ve yazarların özel hayatlarının bu kadar çok merak edilmesi de anlamlı değil. Sonuçta, iyi ya da kötü, ben bir yazarım. Özel hayatımla gündeme gelmem bana ancak zarar verebilir; okurlar kırılgandır çünkü. Sevdikleri yazarı olmayacak bir halde gördüklerinde bir daha da içlerinden gelmez o kişiyi okumak.* Şöhretin neden olduğu bir hata yaptığınızı düşünüyor musunuz? Olabilir... Hani Muhsin Bey filminin son sahnesinde Şener Şen'in Uğur Yücel'e bir bakışı vardır. Öfkeyle acıma karışımı... Aynaya bazen öyle bakıyorum işte. Ama kimseye söyleyemediğim ve anlatmayacağım çok daha derin acılarım da var. Nedenlerin bir kısmı oralarda...* 'Ne gibi?' diye sormamın manası kalmıyor o zaman... Kendi geçmişimden, çocukluğumdan, gençliğimden kalma... Şu anda bunları anlatmaya ne yazarlığım, ne de gücüm yeter.* Sert ve donuk duruşunuz bundan mı kaynaklanıyor? Öyle mi görülüyorum? Hay Allah çok üzüldüm... İnsan duygularına hakim olmak için farkında olmadan bir kabuk örüyor zamanla.* Çok mu kontrollüsünüz? Çocuğumla oynarken, okuyup yazarken, film izleyip ağlarken hayır.Bir erkek bunu nasıl ayarlıyor; 'Ben gidiyorum' deyip gidiyor, 'Ben döndüm' deyip geliyor... Bunu nasıl yapıyorsunuz? Yaptığım şeylerin hiçbiriyle gurur duymuyorum. Hatalarımın hepsinin farkındayım. Yasemin'in yerinde olsam kabul etmezdim. İclal'in yerinde olsam çok daha öfkeli davranırdım. İkisine de kimse 'Niye böyle yaptın?' demezdi... ayarlıyor; 'Ben gidiyorum' deyip gidiyor, 'Ben döndüm' deyip geliyor... Bunu nasıl yapıyorsunuz? Yaptığım şeylerin hiçbiriyle gurur duymuyorum. Hatalarımın hepsinin farkındayım. Yasemin'in yerinde olsam kabul etmezdim. İclal'in yerinde olsam çok daha öfkeli davranırdım. İkisine de kimse 'Niye böyle yaptın?' demezdi... (GÜNAYDIN)
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA