MHP TBMM Grup Toplantısı
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başörtüsü Konusundaki Tavrından Ötürü Eleştirdiği CHP'ye Öneride Bulunarak, "Cumhuriyet Halk Partisi de, İşlerin Bu Noktaya Gelmesindeki Sorumluluğu Üzerinde Şimdi Samimi ve Dürüst Bir Vicdan Muhasebesi Yapmalı ve Türkiye'yi Germenin Kendisine de Hayır Getirmeyeceğini Anlamalıdır" Dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, başörtüsü konusundaki tavrından ötürü eleştirdiği CHP'ye öneride bulunarak, "Cumhuriyet Halk Partisi de, işlerin bu noktaya gelmesindeki sorumluluğu üzerinde şimdi samimi ve dürüst bir vicdan muhasebesi yapmalı ve Türkiye'yi germenin kendisine de hayır getirmeyeceğini anlamalıdır" dedi.Kapatma davasının sonucu ne olursa olsun Türkiye'nin asla hükümetsiz kalmayacağını belirten Bahçeli, TBMM'nin çözüm üretmeye ve içinden bir hükümet çıkarmaya muktedir olduğunu vurguladı. Bahçeli, "Bugüne kadar tahterevalli siyasetinin iki ucunda oturan AK Parti ve CHP, hiç olmazsa şimdi rejimin dengeye oturması için siyasi sorumluluk noktasında buluşmalıdır" diye konuştu.Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Anayasa Mahkemesi'nin başörtüsü kararından sonra gerilim, çatışma ve cepheleşme yorgunu olan Türkiye'nin ağır sorunların yükü altında ezildiğini ve bir yol ayrımına geldiğini kaydetti. Bahçeli, Türkiye'yi karşıt kutupların çatıştığı yaralı ve sorunlu bir ülke haline getirmeyi ve düşman kamplara bölerek çatıştırmayı ve çökertmeyi amaçlayan bu süreçte etnik temelde bölünme, inanç temelinde cepheleşme, mezhep temelinde dışlama ve ayrışma ve devletin ana ilkeleri temelinde kavga ve zıtlaşma dinamikleri, bütün yıkıcı etkileriyle harekete geçirildiğini söyledi. Türkiye'ye bir gerilim ve çatışma denklemini dayatmak isteyen bu siyasi kutuplardan birisinin manevi değerler üzerinden siyaset yapan "inanç hortumcuları", diğerinin ise laiklik istismarını rant kapısı olarak gören siyaset misyonerler olduğunu öne süren Bahçeli, "Ortak değerlerimizin istismarını varlık nedeni haline getiren ve başlıca sermayesi bu değerler üzerinden siyaset yapmak olan bu karşıt kutupların ayrıştırıcı istismar politikaları sonucu; laiklik ilkesi ile din ve vicdan özgürlüğü birbirlerinin alternatifi ve karşıtı olarak gösterilmiş, laiklik-Müslümanlık ayrışması ve kavgası çıkarılmış ve Türk milleti laiklik savunucusu ve karşıtı, laik ve dindar, inançlı ve inançsız gibi ayrımlarla kamplara bölünmüş ve çok tehlikeli bir husumet cepheleşmesinin tohumları atılmıştır. Bugün geldiğimiz noktada bu nifak tohumlarının meyveleri toplanmaktadır. Türkiye'de kronik gerginlik kaynağı haline gelen toplumsal huzursuzluk ve sıkıntıların, Türk toplumunu kucaklayacak bir hoşgörü ve sağduyu ortamı yaratılması yoluyla çözüme kavuşturulması mutlak bir zorunluluktur" şeklinde konuştu.Başörtüsü konusunda bugün gelinen üzücü noktanın iflah olmaz siyasi zihniyetlerin ortak eseri olduğunu kaydeden Bahçeli, "Cumhuriyet Halk Partisi de, işlerin bu noktaya gelmesindeki sorumluluğu üzerinde şimdi samimi ve dürüst bir vicdan muhasebesi yapmalı ve Türkiye'yi germenin kendisine de hayır getirmeyeceğini anlamalıdır" diye konuştu.Milliyetçi Hareket Partisi'nin şimdiye kadar siyasi kazanç hesabıyla istismar edilen ve çözümsüzlüğe terk edilen üniversitelerde başörtüsü sorununun çözümü sürecini iyi niyetle ve samimiyetle harekete geçirdiğini belirten Bahçeli, şöyle konuştu:"AK Parti'nin bu sürecin çeşitli aşamalarında ortaya koyduğu tutum ise, samimiyet ve güvenilirlik bakımından birçok soru işaretini bünyesinde barındırmıştır. Bu konuda bir hüküm verilmesi için yeterli olacak soru işaretleri üç ana başlık altında toplanabilecektir. AK Parti, başörtüsü düzenlenmesinin ilerde ilk ve orta öğretime yaygınlaşacağı ve kamu hizmetlerinde çalışanların da bu haktan yararlanacağı yolundaki endişeler karşısında, Türk toplumuna inandırıcı güvenceler verememiştir. Bu konuda MHP'nin her vesileyle ortaya koyduğu açık ve kararlı tutuma karşılık, AK Parti yetkilileri çeşitli beyanlarıyla toplumda oluşan endişeleri adeta körüklemiştir. AK Parti'nin ikinci yanlışı ve yanılgısı, başörtüsü konusunda iki parti arasında varılan mutabakatın yasal düzenlemeler kısmını uygulamaya koymaktan cayması olmuştur. Bu kapsamda şu hususları kayda geçirmek, toplumsal hafızanın tazelenmesi bakımından yararlı olabilecektir: AK Parti ile MHP'nin mutabakatının ikinci ayağını, Yükseköğretim Kanunu'nun ek 17.maddesine eklenecek bir sınırlandırma hükmüyle üniversitelerde hangi kıyafetlerin serbest, hangi sakıncalı kıyafetlerin yasak olacağına ilişkin düzenleme teşkil etmiştir. Anayasa değişikliklerini tamamlayıcı nitelikteki bu zaruri düzenleme hakkındaki kanun teklifi TBMM Başkanlığı'na ortaklaşa sunulmuş ve ilgili komisyona havale edilmiştir. Ancak bu anlaşmaya rağmen AK Parti yöneticileri bundan cayarak, süreci topal bırakmışlardır. Bunun da ötesinde, ek 17. madde değişikliği üzerinde anlaşmaya varılmış bir mutabakat metni yokmuş gibi davranan AK Parti, konuyu kamuoyunda tartışmaya açmış ve ciddi bir kafa karışıklığının yaratılmasına sebebiyet vermiştir. AK Parti'nin bu konudaki samimiyet derecesini gösteren diğer bir gelişme de, süreç başladıktan sonra parti içindeki bazı mihrakların bundan pişman olduklarını gösteren beyanları ve Başbakan Erdoğan'ın bunu akla getiren bazı sözleri olmuştur. AK Parti'nin adı açıklanmayan bazı ileri gelenlerinin basına yansıyan 'tuzağa düştükleri', 'oyuna geldikleri' yönündeki sözleri ve yandaş basında bu konuda MHP'yi hedef alan çirkin ve siyasi ahlak dışı karalama kampanyaları, AK Parti'nin samimiyetine gölge düşürmüş, başörtüsü sürecine mecbur kaldıkları için kerhen katıldıkları izlenimini güçlendirmiştir. Bu durumun bizim için şaşırtıcı bir yönü bulunmamaktadır. Burada asıl önemli olan, temiz duygularını istismar ederek aldattığı milyonların şimdi bu siyasi zihniyet hakkında ne düşündüğüdür. Bu gerçekler karşısında, şimdi herkes şu soruları sormalı ve cevabını vicdanında aramalıdır. Başörtüsü serbestisi sonrası bir baskı ortamı oluşacağı, bu serbestinin zaman içinde kamuya ve orta öğretime yaygınlaşacağı yönündeki endişeleri giderecek sağlam güvenceler verilerek, ek 17 değişikliğiyle bu süreç sonuçlandırılabilseydi, işler bugünkü noktaya gelir miydi? Türk toplumuna güven vermeyen, rejimle sorunlu ve kavgalı olduğu kanaati yaygın olan AK Parti'nin dışında kalacağı bir parlamento çoğunluğu aynı değişiklikleri kabul etmiş olsaydı, Anayasal yargı sürecinin sonucu bugünkünden farklı bir şekilde tecelli eder miydi? Bu sorulara verilecek cevaplar 'işler belki de bu noktaya gelmezdi' ve 'yargı süreci muhtemelen aynı şekilde tecelli etmezdi' ise, bu durumda herkes başörtüsü konusunun hangi siyasi zihniyetin kurbanı olduğu hakkında vicdanında bir hüküm verebilecektir." "MHP, REJİMİN KRİZDEN ÇIKARILMASI İÇİN GÖREVE HAZIRDIR" MHP lideri, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ile milli vicdan, demokratik parlamenter sistem ve toplumsal dayanışmanın yara aldığını öne sürerek, "Yetkisini aşarak yasama organının görev alanına giren anayasal yargı, siyasi tartışmaların içine çekilerek yıpranmış ve marjinal bir azınlık grubu dışında cumhuriyetin temel değerlerini yürekten benimseyen, hem cumhuriyeti ve demokrasiyi, hem de dini inançlarını birlikte yaşama ve yaşatma iradesine sahip olan kitleler rencide olmuştur" diye konuştu.İptal kararıyla Türk toplumunun sosyolojik bir gerçeği olan başörtüsü sorununu ortadan kaldırmadığını belirten Bahçeli, bu karar ile kanayan yaranın daha da deşilerek kangrene dönüştüğünü ileri sürdü. Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:"Türkiye'nin sorunlarına çözüm aranacak yegane yer yüce Meclis'tir. Sorunların çözümünde rehber olacak ilke de; çözümsüzlüğü 'malumun ilanı' mantığıyla kabullenmek değil, toplum vicdanının kabul edeceği çözümleri 'makulün ilamı' haline getirebilmek basiretidir. Gelinen bu çıkmaz karşısında şimdi herkes, parlamentonun toplumsal bir sorunu çözme iradesinin hiçe sayılmasının Türkiye'ye ne kazandırdığını çok iyi düşünmelidir. Bunların yanı sıra Anayasa Mahkemesi'nin son kararı; Türk toplumunun inanç temelinde cephelere bölünmesini ve devletle milletin karşı karşıya geldiği ve kavgalı duruma düştüğü görüntüsünün ortaya çıkmasını amaçlayan odaklara yeni bir istismar ve tahrik malzemesi vermiştir. Milliyetçi Hareket Partisi'nin gelinen noktadan endişe ve üzüntü duymasının haklı nedenleri bunlardır. Milliyetçi Hareket Partisi bu sorunu, değerlerin çatışması yerine kucaklaşması yoluyla ve toplumsal bir hoşgörü ve anlayış ortamında vicdanları rahatsız etmeyecek makul bir çözüme kavuşturulması için samimi bir çaba göstermiştir. Üniversitelerde başörtüsü serbestisinin laiklik ilkesini zedeleyen bir düzenleme olarak görülmesinin ve bu konudaki yasağın sürmesinin devletin varlığını koruma vasıtası haline getirilmesinin anlaşılır ve kabul edilir bir yönü bulunmadığını buradan açıkça ve bütün samimiyetimle belirtmek isterim. Bu bakımdan, bu amaçla yapılan Anayasa değişikliklerinin devletin temel taşlarından birisi olan laiklik ilkesini yıkmayı amaçlayan bir girişim olarak görülmesi, bizim bakımımızdan asla kabul edilemez bir durumdur. Milliyetçi Hareket Partisi'nin laiklik ve din ve vicdan özgürlüğü konularındaki tutumu ve bu ilkelere bağlılığı her türlü şüphenin ve şaibenin dışındadır. Konumu ne olursa olsun bu konuları hiç kimseyle tartışmayacağımızı, hiç kimsenin Milliyetçi Hareketi bu alanda töhmet altında bırakamayacağını ve bunun kabul edilemez bir hata olacağını buradan bütün açıklığıyla ifade ve ilan etmek isterim. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla başörtüsü konusunda bir içtihat tesis edilmiştir. Bu içtihadın değişeceği ortam ve şartların oluşacağı yeni bir döneme kadar, bu konu bu suretle Türkiye'nin gündeminden çıkarılmıştır. Bugün geldiğimiz noktada Milliyetçi Hareket, Türkiye'nin geleceği, huzuru ve toplumsal dayanışma açısından üzüntülü ve endişelidir. Bu sürece değişmeyen ilkelerimiz doğrultusunda samimi ve iyi niyetli katkıda bulunmuş olmaktan dolayı ise, tam bir gönül rahatlığı ve vicdan huzuru içinde olduğumuzu herkesin bilmesini isterim." Bahçeli, Anayasa Mahkemesi'nin hukuki olmaktan ziyade siyasi düşünce ve saiklere dayanan iptal kararının yetki aşımı ve gaspı tartışmalarına yol açtığını, yasama organının görev alanına müdahale eden Yüce Mahkeme'nin meşruiyeti sorununun gündeme geldiğini savundu. Başbakan Erdoğan ve AK Parti'nin başörtüsü kararına tepkisinin kamuoyunda yaratılan beklentilerin aksine cılız ve ürkek olduğunu ifade eden Bahçeli, hükümetin konuyu TBMM'ye havale ederek kendi sorumluluğundan kurtulmayı amaçlayan ezik bir tutum sergilediğini söyledi. Bahçeli, MHP'nin demokratik rejimin krizden çıkarılması ve normalleşme süreci başlatılmasına katkıda bulunmak amacıyla bu konuda Başbakan Erdoğan'ın getireceği makul ve meşruiyet sınırları içinde kalacak her öneriyi iyi niyet ve samimiyetle değerlendirmeye hazır olduğunu kaydetti."AK PARTİ KAPATILSIN VEYA KAPATILMASIN, TÜRKİYE'DE YENİ BİR DÖNEM AÇILACAK" TBMM Başkanı Köksal Toptan'ın 'senato' önerisini değerlendiren Bahçeli, şöyle devam etti:"Siyasi normalleşme süreci başlatılmadan ve Türkiye'yi yönetme kabiliyetini kaybetmiş bugünkü hükümete dayalı siyasi tablo değişmeden, yeni Anayasa hazırlanması doğru ve mümkün değildir. Bunlara ilaveten, senato sistemi Türkiye'de geçmişte denenmiş ve her yönüyle tartışılmış bir konudur. Geçmiş tecrübeler, senatonun bir denge ve denetim mekanizması olarak kendisinden beklenen fonksiyonu yerine getiremediğini, yasama ve yürütmenin işleyişini hantallaştırıcı sonuçlar doğurduğunu göstermiştir. Öte yandan, Sayın Meclis Başkanı'nın ifade ettikleri gibi senatonun Anayasa Mahkemesi'nin yükünü nasıl azaltacağını anlamak da kolay değildir. Senato ile Meclis'in yapısını genel seçimlerde siyasi partilerin aldığı oy oranları belirleyecektir. Seçimlerde tek başına çoğunluğu kazanacak parti, her iki organda da bu oranda temsil edilecektir. Aynı siyasi partiye mensup bu çoğunlukların yasama tasarruflarında farklı hareket edeceklerini düşünmek eşyanın tabiatına aykırıdır. Yasama tasarruflarını, kanun ve Anayasa dekğişikliklerini Anayasa'ya uygunluk açısından denetlemek, ancak bir yargı organının görev ve yetkisidir. Yasama organının bir parçası olan senatonun böyle bir yetkiyle donatılması herhalde düşünülemeyecektir. Bu bakımdan senatonun Anayasa Mahkemesi'nin yükünü azaltacağı düşüncesi, halisane bir beklentiden öteye geçemeyecektir." Türkiye'nin çok keskin bir virajdan geçtiğini belirten Bahçeli, burada önemli olanın AK Parti'nin bu virajı nasıl döneceği değil, demokrasi arabasının bu virajda devrilmemesi olduğunun altını çizdi. "Kapatma davasının sonucu ne olursa olsun, Türkiye Büyük Millet Meclisi açıktır ve görevinin başındadır" diyen Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:"Türkiye'nin hükümetsiz kalması düşünülemeyecektir. Parlamento çözümü üretmeye ve içinden bir hükümet çıkarmaya muktedirdir. Bunun kapatma davası sürecinin sonucu beklenmeden gerçekleşmesi imkanlarının araştırılması, normalleşme süreci bakımından kilit öneme sahiptir. Son tahlilde Türk milletinin hakemliğine başvurma yolu da her zaman açıktır. Bu bakımdan, ateşin üzerine benzinle giderek krizi derinleştirecek ve rejim bunalımına davetiye çıkaracak hareketlerden kaçınmak herkes için milli bir görevdir.Başta ana muhalefet partisi olmak üzere bütün siyasi partiler, demokratik parlamenter rejim çökerse bunun altında kendilerinin de kalacağını, Türk milletinin ve tarihin siyasi ihtirasları uğruna demokrasiyi ateşe atanları affetmeyeceğini unutmamalıdır. Bugüne kadar tahterevalli siyasetinin iki ucunda oturan AK Parti ve CHP, hiç olmazsa şimdi rejimin dengeye oturması için siyasi sorumluluk noktasında buluşmalıdır. Türkiye'nin normalleşme sürecine girmesinde en büyük sorumluluğu taşıyan AK Parti, milli irade ile hukuku karşı karşıya getirmekten ve gerilim stratejisiyle sonuç alınabileceği beklentilerinden artık vazgeçmelidir." MHP lideri Bahçeli, kapatma davası sonuçlanmadan AK Parti'nin 'klonlanması' önerisini tekrar gündeme getirerek, "AK Parti'nin parçalanması ve Başbakan Erdoğan'ın tasfiye edilmesi gibi niyetleri bize atfedenler, klonlamanın genetik özelliklerin korunarak bir organizmanın kopyalanması olduğunu unutmuş görünmektedirler. AK Parti'nin parçalanmasını isteyenlerin, bu siyasi partinin genetik özelliklerinin yeni bir siyasi yapıya aynen aktarılmasını düşünmeleri mümkün müdür? AK Parti'nin bu düşüncemize itibar edip etmemesi kendilerinin bileceği bir şeydir" diye konuştu."MHP hiçbir siyasi enkaz üzerinden kendi geleceğini belirlemez" ifadesini kullanan Bahçeli, şöyle devam etti:"39 AK Parti milletvekilinin kapatma davasının sonuçlanmasına kadar kenarda beklemelerini kabul edilemez bir düşünce olarak görenlerin, hukuki sürecin kapatma ile sonuçlanması halinde kapatılan bir siyasi partinin devamı niteliğinde yeni bir parti kurulmasında karşılaşacakları sorunları düşünmeleri asgari basiretin icabıdır. AK Parti yöneticilerinin her şeyi yakarak ve yıkarak, demokrasiyi tehlikeye atarak topluca tasfiye olma yolunu seçmeleri kendi tercihleri olacaktır. Bizim endişe ve telaşımız, AK Parti'nin parçalanması ve Başbakan Erdoğan'ın kurban edilmesi değil, demokratik rejimin geleceğinin kurtarılmasıdır. Anayasa Mahkemesi'ndeki kapatma davasının hiçbir dış müdahaleye maruz bırakılmadan kendi mecrasında bir an önce sonuçlanması, Türkiye'nin önünü görebilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargı sürecinde hukuk kuralları içinde nasıl hareket edeceğine karar verecek olan AK Parti'dir. AK Parti'nin bu süreçle paranoyaların esiri olmaması ve cihat psikolojisi ve anlayışıyla hareket etmemesi kendisi açısından yararlı olabilecektir. Kapatma davası ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, AK Parti kapatılsın veya kapatılmasın, Türkiye'de yeni bir dönem açılacaktır. Herkes bu yeni dönemi iyi okumalı ve anlamalı ve kendisini buna şimdiden hazırlamalıdır. Milliyetçi Hareket, demokratik meşruiyet ve siyasi sorumluluk anlayışla, gerginliklerin tarafı olmadan Türkiye'nin temel sorunlarını makul ve meşru çözümlere kavuşturma iradesiyle buna hazırdır." (YZE-CC-CC-Y)
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA