MHP TBMM Grup Toplantısı

Güncel Haberler

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İngiltere Kraliçesi 2. Elizabet'in Geçtiğimiz Hafta Gerçekleştirdiği Türkiye Ziyaretiyle İlgili Olarak, "İngiltere'nin İstanbul'da Davet Verebileceği Başkonsolosluk Mekanı Bulunmasına Rağmen, Bağımsız Bir Ülke Olan Türkiye'nin Kendi Karasuları İçinde, Devletimizin Cumhurbaşkanlığı Makamının Bir İngiliz Savaş Gemisinde Kraliçe Tarafı...

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İngiltere Kraliçesi 2. Elizabet'in geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretiyle ilgili olarak, "İngiltere'nin İstanbul'da davet verebileceği başkonsolosluk mekanı bulunmasına rağmen, bağımsız bir ülke olan Türkiye'nin kendi karasuları içinde, devletimizin Cumhurbaşkanlığı makamının bir İngiliz savaş gemisinde kraliçe tarafından kabulü, hepimizi derinden düşündürmelidir" dedi.

Bahçeli, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt'ün dinlendiği yönündeki iddiaları ise, "Hükümet, Türkiye'yi özel hayatların bile denetlendiği totaliter bir yapıya doğru sürüklüyor" sözleriyle değerlendirdi.

MHP lideri Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin 19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutlayarak, 1910'lu yılların, toprak ve insan kayıplarının milletimizde yılgınlığa neden olduğu, ataletin bütün vatan sathına yayıldığı bir dönemin acı tarihi olduğunu vurguladı. Bahçeli, bu tablonun, vatanımızı paylaşmak için haritalar üzerinde pazarlıkların yapıldığı, topraklarımızın sömürgeci güçlerce birbirine ikram edildiği, tersanelerimizin, ordumuzun dağıtıldığı, aydınlarımızın dağınık ve bulanık kurtuluş reçeteleri peşinde koştuğu karanlık bir devrin gerçekleri olduğunu söyledi. Bahçeli, "Bu zillete tahammülü kalmamış olanların uyandırılması, onlarla güç ve eylem birliği içine girilmesi, yüreği millet sevgisi ile dolu milliyetçiler için artık kaçınılmaz hale gelmişti. İşte 19 Mayıs 1919'da Atatürk'le başlayan süreç, umutsuzluk, yoksulluk, yılgınlık içinde ve hareketsiz kalmış millet varlığına olan inancın ifadesi ve başlangıç noktası olmuştur.

Samsun'dan başlayan bu mücadele süreci Erzurum ve Sivas Kongreleriyle anlam ve güç kazanacak, önce Ankara'da Meclisin açılması ile sonra Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasıyla ve nihayet Cumhuriyetimizin ilanı ile taçlanacaktır. Bu itibarla, 19 Mayıs tarihi ile gelişen olaylar zinciri, atıl duran ve bir ilk hareket bekleyen millet varlığından nasıl bir mücadele yöntemi çıkabileceğinin de eşi bulunmaz bir örneği olmuştur" diye konuştu.

MHP Genel Başkanı Bahçeli, aradan geçen 89 yıl sonra, yöneticilerin gafletinin, devletimizin kazanımlarını sekteye uğratacak, milletimizin kaynaşmasını geriye döndürecek önemli gelişmelere kapı araladığı bu günlerde, 19 Mayıs 1919 ruhunun manasının hepimiz için daha da önem kazandığını kaydetti. Bahçeli, "İngiltere'nin İstanbul'da davet verebileceği başkonsolosluk mekanı bulunmasına rağmen, bağımsız bir ülke olan Türkiye'nin kendi karasuları içinde, devletimizin Cumhurbaşkanlığı makamının bir İngiliz savaş gemisinde kraliçe tarafından kabulü, hepimizi derinden düşündürmelidir. Yabancı devlet adamlarının milli meselelerimize görüş adı altında küstahça müdahale ettikleri, sözde tavsiye maskesi ile direktifler yağdırdıkları, Türk hukuk sistemini, siyaset geleneğini ve milli haysiyetini aşağılamaya çalıştıkları günümüzdeki gelişmeler iyi yorumlanmalıdır. Bunun için, bu tarih doğru okunmalı ve doğru anlamlandırılmalıdır. 19 Mayıs, zedelenen, aşağılanan, hor görülen milli onurun dirilişidir. 19 Mayıs, Türk milletinin tarih sahnesinde yeniden doğruluşudur. 19 Mayıs, teslimiyetçi, tavizkar ve kişiliksiz yönetimlere karşı milli devletin doğuşunun müjdesidir. Bu düşüncelerle, kurtuluş mücadelesini başlattığı bu çok anlamlı günün yıldönümünde, Mustafa Kemal Atatürk'ü, kurucu kahramanları ve aziz şehitlerimizi şükranla, minnetle ve rahmetle bir kez daha anıyorum" dedi.

Türkiye'de işi olmayan her yüz kişiden 35'inin genç olduğunu hatırlatan Bahçeli, bir buçuk milyona yakın gencin ise iş aradığını söyledi. Genç nüfusun yüzde 30'unun öğrenci, yüzde 30'unun çalıştığını, yüzde 40'ının ise hem okumadığını, hem de çalışmadığını belirten Bahçeli, bu durumun yaklaşık 5 milyon gencin tamamen atıl olarak beklediğini gösterdiğini dile getirdi. Bu tablonun, Türkiye'nin kullanamadığı, hatta maddi ve manevi anlamda etrafına bir yük olan servetin israfı anlamına geldiğini ileri süren Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Geleceğini ses ve müzik yarışmalarına, piyangolara, bahislere, şans oyunlarına bağlayanların sayısı çığ gibi büyümektedir. Kısa yoldan para kazandıracağı düşüncesiyle televizyonlardaki yarışmalarına başvuranların sayısı birkaç milyona ulaşmıştır. Genç nüfusun işsizliği beraberinde sosyal ve kriminal sorunlar da getirmektedir. Şiddete eğilim artmakta, sorunların yalnızca kaba kuvvetle çözüleceğine dair kanaatler güçlenmektedir. Geçtiğimiz günlerde yapılan bir ankette, gençliğin önem verdiği, örnek aldığı şahısların arasında, dizi film kahramanlarının olması bu açıdan hepimizi derinden düşündürmelidir. Feodal kalıntı, töre, mafya türündeki dizi filmlerin özellikle gençler arasında rağbet görmesi, okul önlerinde giderek artan şiddet olayları, ilkokullara kadar inen suçlu yaşı, başta hükümet olmak üzere hepimiz için uyarıcı olması gereken bir konudur. Hükümeti, Türkiye'nin acil çözüm bekleyen birikmiş ağır sorunlarının yanı sıra ve onlardan da önce olmak üzere, gençliğin sorunlarına eğilmesini bekliyoruz." BAHÇELİ, ÇİFTÇİ SORUNLARINI MECLİS GÜNDEMİNE TAŞIDI Bahçeli, amonyum nitrat gübresinin fiyatınafetu.

MHP Genel Başkanın 2002 yılına göre yüzde 213, üre gübrenin fiyatının yüzde 284 oranında yükseldiğini belirterek, "DAP gübresindeki fiyat artışı ise daha ürkütücü olup yine 2002'ye kıyasla yüzde 380 olarak ortaya çıkmıştır. Amonyum sülfat gübresinin fiyatı da 2002 yılından bugüne yaklaşık olarak yüzde 242 oranında artmıştır. Buradan Başbakan Erdoğan'a sormak lazımdır? Siz olsaydınız, bu şartlar altında gübreyi üretimde kullanır mıydınız?" diye konuştu. Tarımsal üretimin yapılabilmesi için vazgeçilmez öneme sahip olan mazot zammının ise, çiftçileri üretimden caydırma noktasına getirdiğini savunan Bahçeli, 2002 yılına göre bugün mazot fiyatındaki artışın yüzde 140 düzeyine ulaştığını bildirdi. Daha fazla ürün elde edebilmek için arazilerini sulamak durumunda olanların karşı karşıya olduğu maliyetin ise çok ciddi bir düzeye ulaştığını kaydeden Bahçeli, "Dekar başına hububat üretiminde sulama maliyetinde 2002'ye göre yüzde 154'lük bir artış, artık üretimin verimliliğini ve miktarını çok olumsuz etkilemektedir. Böylesine ağır şartlar altında bile üretim yapmaya çalışan vatandaşlarımızın ise ürünleri para etmemekte, ürettiklerini satmaları karşılığında elde edilen gelirden geriye kalanla pazar sepeti dahi dolmamaktadır. 'Nereden nereye' gelindiğini bütün vahametiyle gösteren bu manzaranın neresinde gelişme, büyüme, zenginleşme olduğunu Başbakan Erdoğan izah etmelidir? Bu utanılacak tablonun neresinde istikrar bulunduğunu mutlaka açıklamak durumundadır? Bilinmelidir ki; terk edilen köylerin, bırakılan toprakların, dökülen gözyaşlarının, tükenen umutların ve haciz kıskacında olanların tek ve yegane sorumlusu Başbakan Erdoğan ve hükümetidir. Helal kazancının peşinde olan, sofrasına bir tas sıcak çorba koyabilmenin peşinde olan milyonlarca vatandaşımıza; para baronlarına, Ortadoğu şeyhlerine, holding patronlarına gösterilen ilginin küçük bir bölümünün dahi çok görüldüğü, artık gün gibi ortadır. Ancak, kimse yanlış bir hesabın içinde olmamalı, mağdurluğunda dolayı eziyet çeken vatan evlatlarını görmezden gelerek dışlamaya yeltenmemelidir" diye konuştu.

AK Parti hakkında açılan kapatma davasının hükümetin zaten kusurlu olan yönetim zafiyetini tamamen zayıflattığını ve gün ışığına çıkardığını iddia eden Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın, partisinin kapatılması ve kendisinin yargılanması yolunun açılmasına yönelik kaygılarla itidal ve soğukkanlılığını giderek kaybettiğini söyledi. Bugün Türkiye'nin, hür bir siyasi irade tarafından değil, AK Parti'nin korkularının neden olduğu saiklerce yönetildiğini ileri süren Bahçeli, "Bu anormal ruh halinin olumsuz sinyalleri toplum hayatının her alanında kendisini göstermeye başlamıştır. AK Parti politikalarını benimsemediği veya destek olmadığından kuşkulanılan herkes ve her kurum, AK Parti'nin bekası için tehdit eden oluşumlar olarak takdim edilmeye başlanmıştır. Muhalefet partileri ve devlet kurumları darbeci, hükümeti eleştiren herkes darbe işbirlikçisi, ekonomik sıkıntılarını dile getirenler ise bozguncu ve istikrar düşmanı olarak ilan edilmektedir. Başbakan'ın ve siyaset tarzının yarattığı komplo teorileri ile gerilim ortamı, toplumumuzu her genetu.

MHP Genel Başkançen gün yeni bir çatışmaya sürüklemektedir. Her karar ve icraata korku ve vehimler hakim olmaya başlamıştır. Yargıtay Başsavcısının başlattığı hukuki süreç bile 'yargı darbesi' olarak adlandırılmakta, hukuka, kurumlara, devlete ve birbirimize olan güven ve saygı ortamı zedelenmektedir" şeklinde konuştu.

Bahçeli, sürekli olarak demokrasi alanını genişletmekten söz eden AK Parti'nin, oluşturmaya çalıştıkları korku diktatörlüğü ile anayasal ve demokratik hakları bile kontrol altına almaya çalıştığını öne sürerek, şunları söyledi:

"Özel hayatın gizliliği, aile hayatına saygı, haberleşme hürriyeti gibi temel hak ve özgürlüklerin ihlaline yönelik kuşkular artmaktadır. Bu uygulamaları ile hükümet, Türkiye'yi özel hayatların bile denetlendiği ve dinlendiği totaliter bir yapıya doğru sürüklemektedir. Demokrasimiz bu şekliyle artık halkını koruyan ve kollayan değil, halkını gözleyen, kuşku duyan ve izleyen bir yönetim haline gelmek üzeredir. Suçla mücadele için hizmet vermesi gereken 'yasal' dinleme ve takip mekanizmaları kullanılarak vatandaşımız üzerinde yasa dışı tahakküm, bastırma çabaları ile bir nüfuz imkanı yaratılmak istendiğine yönelik kuşkular artmıştır. Bu konuda acilen tedbir alınamaz ve kontrol sağlanamazsa milletin birbirine olan güveni tamamen sarsılacak, içine sürüklenilen kuşku ve kaygı hali vahim gelişmelere kapı aralayacaktır. Şeffaf devlet iddiasıyla iktidara gelen AK Parti zihniyeti, hükümetini sürdürebilmek için anlaşıldığı kadarıyla milletimizi şeffaflaştırmakta, buna karşılık kendi iktidar alanını giderek daha gizli, örtülü ve şüpheli hale getirmektedir. Küresel dayatmalar karşısında savrulan AK Parti yönetimi, kendisi ile birlikte Türkiye'nin savrulmasına da göz yummaktadır. Bu gelişmeler karşısında Milliyetçi Hareket'in bu dayatma ve tehditlere sessiz ve seyirci kalması asla düşünülemez. Kendi vatandaşlarını tehdit gören, bir siyaset anlayışı ile Türkiye'nin yönetilmesi ve devamı mümkün değildir. Ancak her şeye rağmen bu hayati dönemde kardeşliğimizin pekiştirilmesine, devlet ve kurumlarımıza olan güvenin artırılmasına, milletimizin endişe ve tereddütlerinin acilen giderilmesine olan ihtiyaç her zamankinden fazladır. Milliyetçi Hareket ülkemizdeki taşların yerine oturması için üzerine düşeni yapmaya hazır ve kararlıdır." (YZE-NÇ-Y)
Kaynak: İhlas Haber Ajansı / Güncel

, Haberler