İngiliz Basınında Bugün

Dünya Haberleri

İngiliz Basınında Bugün, Etiyopya'da Kaçırılan 5 İngiliz Vatandaşıyla İlgili Gelişmeler, General David Petraeus'u ve Yeni Irak Stratejisi ve Airbus Şirketinin Yapılanma Çerçevesinde 10 Bin Kişiyi İşten Çıkarma Kararı Başlıkları Öne Çıktı.

İngiliz basınında bugün, Etiyopya'da kaçırılan 5 İngiliz vatandaşıyla ilgili gelişmeler, General David Petraeus'u ve yeni Irak stratejisi ve Airbus şirketinin yapılanma çerçevesinde 10 bin kişiyi işten çıkarma kararı başlıkları öne çıktı.

BBC'nin Türkçe internet sitesi "http://www.bbc.co.uk/turkish/" adresinde yer alan basın özetlerine göre, Guardian gazetesi Simon Tisdall'ın kaleminden, ABD'nin Irak'taki askeri operasyonunun başına getirilen General David Petraeus'u ve yeni Irak stratejisini değerlendirdi.

General Petraeus'u "Amerika'nın Irak'ta kurtuluşu için son ve en iyi şans" diye tanımlayan Tisdall haberinde şu ifadelere yer verdi:

"General'in de Irak'ta çok büyük şansa ihtiyacı olacak. General David Petraeus'un görevi, George Bush tarafından 10 Ocak'ta açıklanan yeni Irak stratejisini uygulamaya sokmak ve 21 bin 500 ek askerin Bağdat ve Anbar'a sevkıyatını düzenlemek. Bunun nasıl yapılacağı konusunda askeri danışmanlar çalışmalarını sürdürüyor.

Washington'da pek çok kişi, General'in bir değişim yapmak için en çok altı ay zamanı olduğunu düşünüyor. Petraeus'un karakteri, 2003 yılında Amerikan birliklerine ilişmiş bir gazeteciyi bıkıp usanmadan 'Söyle bana bu iş nasıl biter?' diye sorgulamasıyla özdeşleştiriliyor. Şimdi kendi sorusunu yanıtlama fırsatı bulacak."

Göreve atanmasından önce Kongre'deki müzakere oturumlarında Petraeus'un sadece Savunma Bakanlığı Pentagon'a ve Başkan'a değil Kongre'ye ve Amerikan halkına da rapor vereceğini söylediğini hatırlatan Simon Tisdall, yazısını şöyle sürdürdü:

"Petraeus, Kongre'ye 'Sizi temin ederim ki, yeni stratejinin işe yaramadığını, başarıya ulaşmayacağını görürsem bu doğrultuda bir rapor hazırlarım' demişti. Gözlemciler, bu tutumuna rağmen Beyaz Saray'ın Petraeus'a ihtiyacı olduğunu belirtiyor. Bir uzman, 'Eğer istifa ederse, Irak'la ilgili son güvenilen dal da kırılmış olur' diyor. Bir diğeriyse ekliyor 'Petraeus, ülkesine ve askerlerine en iyi hizmeti, bir zafer elde ederek değil, Irak konusunda doğruyu söyleyerek verir.'"

Bugünkü gazetelerde geniş yer bulan bir konu da Etiyopya'da kaçırılan beş İngiliz vatandaşıyla ilgili gelişmeler. Elçilikle bağlantılı oldukları belirtilen İngilizlerle ilgili haber Independent gazetesinin manşetine, "Elçilik beşlisini El Kaide mi kaçırdı?" sorusuyla yansıdı.

Etiyopya'nın ücra, çöllük bir bölgesinde kaybolan kişilerle ilgili olarak bunun sıradan bir soygun olmadığı ihtimalinin güçlendiğini yazan Independent olası sorumlular konusunda şunları yazdı:

"Kaybolan kişileri taşıyan araçlar çölde kurşun delikleri içinde bulundu. Araçlarda bavullar, ayakkabılar ve cep telefonları vardı. Ancak kan izine rastlanmadı. Olayın sorumlularının kim olduğu belli değil ancak ilk olasılık yol kesen haydutların bu kişileri kaçırmış olabileceği. Bir diğer olasılık ise El Kaide. Etiyopya'nın eski düşmanı Eritre'ye kaçtıktan sonra El Kaide liderleri yeniden toparlanıp Somali'ye gitmeye hazırlanıyor olabilirler. Bu arada karşılarına çıkan fırsatı değerlendirerek yabancıları rehin almış olabilirler. Rehineleri haydutlara teslim etmiş olmaları da mümkün. Etiyopya, bu olayın ardında Eritre askerlerinin olduğunu da iddia etti. Ancak Eritre hükümeti bu iddiaları kesinlikle reddetti."

"AB NEREYE?"

Financial Times, Avrupa Birliği (AB) ekonomisiyle ilgili yeni bir araştırmanın sonuçlarını duyurdu.

"Birlik ekonomisi Amerika'nın 20 yıl gerisinde" başlıklı haberinde Financial Times, dün yayınlanan rapora göre, AB'nin ulaştığı ekonomik seviye, ancak, ABD'nin bundan 20 yıl önce geldiği seviyeye eş.

"Eurochambers adlı lobi grubunun yaptığı araştırma, Birlik içinde ulaşılan gayrı safi hasılayı Amerika 1985'te yakalamış. AB'nin işsizlik oranı ve araştırma ve gelişmeye ayırdığı yatırım miktarı ise ABD'nin 1978'deki yatırımı seviyesinde."

Rapor, Amerika'nın 2005'te araştırma-geliştirmeye yaptığı harcama seviyesine ulaşabilmek için AB'nin bu harcamaları 2010 yılına kadar her yıl yüzde 14 arttırması gerektiğini belirtiyor.

"AB dünyayla rekabet etmek için çok yetersiz bir hızda ilerliyor" saptamasına yer veren rapor, bu hafta içinde Brüksel'de bir araya gelecek Avrupa liderleri için karamsar bir tablo çiziyor."

Guardian'ın başyazısı "Petrol'den vazgeçmek" başlığını taşıyor. "Petrolü aşmış bir dünya kulağa ne kadar hoş geliyorsa bir o kadar da inanılmaz. Toplum petrole o kadar bağımlı hle geldi ki bu alışkanlık artık kalıcı gibi görünüyor" diye başlayan yazı şöyle devam etti:

"Petrolü yakıt kaynağı olarak görmekten vazgeçmek kömürden elektriğe ve petrole geçiş kadar hızlı ve büyük bir değişimi gerektiriyor. 1914'te petrol küresel bir yakıt olarak yeni yeni kullanılmaya başlanıyordu. 2014'te ise İngiltere'nin Çevreden Sorumlu Bakanı David Miliband'ın ifadesine göre artık ortadan kalkmaya başlaması lazım. Peki bu olabilir mi?

2007 yılının sonuna kadar dünya liderlerinin bu konuda ne kadar ciddi oldukları ortaya çıkacak. Bu hafta Avrupa Konseyi'nde, 27 üye ülke karbon alımlarını yüzde 20 azaltma konusunda uzlaşma arayacak.

Haziran ayında G8 liderleri de benzer bir anlaşmaya varmaya çalışacaklar. Aralık ayındaysa Birleşmiş Milletler (BM), süresi 2012 yılında dolacak olan Kyoto Protokolü'nün ardından işleyecek süreci belirlemeye başlayacak. Petrol Çağı sonrasında bir geleceği hayal etmek çok kolay ancak buna ulaşmak çok güç olacak."

Airbus şirketinin geçtiğimiz hafta açıkladığı yeniden yapılanma çerçevesinde 10 bin kişiyi işten çıkarma kararı, dün Fransa'da cumhurbaşkanlığı yarışında önemli bir seçim malzemesi haline dönüştü.

Financial Times, sosyalist aday Segolene Royal ve merkez sağın adayı Nicolas Sarkozy'nin, kriz içindeki Airbus'ı kurtarma planlarını açıkladıklarını belirtti. Bu seçim mücadelesi Paul Betts'in kaleminden Financial Times'a şöyle yansıdı:

"Segolene Royal, Airbus'ın kurtarılması için doğrudan şirkete yatudı. Olayın sorumırım yapmasını öneriyor. Almanya'da yatırımcılar zaten Airbus'ın hissedarları oldu bile. Ancak Royal, Airbus'ın şimdi içine düştüğü bu krizin sebebinin Fransız-Alman ortaklığı EADS'ın kurulmasına onay veren bir başka sosyalist Fransız hükümet olduğunu söylemeyi unutuyor. Şimdi herkes, sorunun kaynağının, işlemeyen Fransız Alman ortaklığı olduğunda hemfikir.

Nicolas Sarkozy ise önce liberal tribünlere oynayarak, Airbus'ı kurtarmanın hükümetlerin işi olmadığını söyledi. Ancak hem siyaset ve sendika arenalarından yükselen seslerin ardından tutumunu değiştirerek hükümet müdahalesi gerektiğini söylemeye başladı.

Ancak bu siyasi didişmenin kimseye bir faydası yok. Bu durum Airbus'ın yeniden yapılanma çalışmalarına başlamasını güçleştiriyor, şirket çalışanlarına hiç gerçekleşmeyebilecek umutlar veriyor ve seçmenin siyasetçileri fırsatçılar olarak değerlendirmesi riskini de beraberinde getiriyor."

(BBC-CY-CY-MEF-D)
Kaynak: İhlas Haber Ajansı / Dünya

, Haberler