Akp, Tek Başına İktidar Olabilmek Hırsıyla Ülkeyi Kan Gölüne Çevirdi'

Akp, Tek Başına İktidar Olabilmek Hırsıyla Ülkeyi Kan Gölüne Çevirdi'

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, 12 Eylül'ün oluşturduğu tahribatın ürünü olan AK Parti iktidarının, 13 yıllık baskıcı ortamına karşı itirazı içeren 7 Haziran seçim sonuçlarını aşabilmek ve tek başına iktidar olabilmek hırsıyla ülkeyi kan gölüne çevirdiğini savundu.

Akp, Tek Başına İktidar Olabilmek Hırsıyla Ülkeyi Kan Gölüne Çevirdi'

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, 12 Eylül'ün oluşturduğu tahribatın ürünü olan AK Parti iktidarının, 13 yıllık baskıcı ortamına karşı itirazı içeren 7 Haziran seçim sonuçlarını aşabilmek ve tek başına iktidar olabilmek hırsıyla ülkeyi kan gölüne çevirdiğini savundu. "Bugün çıkarılan kavga-çatışma esas olarak AKP iktidarının, hükümranlığını sürdürme hırsının ürünüdür." diyen Sarıhan, "Bu hırsın yarattığı vahim sonuçlar ortadadır. Her ölümün arkasından yükselen şiddet, özellikle Kürt ve Türk kökenli yurttaşlar arasında kardeşliği-birliği yok edici sonuçlar yaratmaya gebedir." ifadelerini kullandı.

Meclis'te basın toplantısı düzenleyen Sarıhan, 12 Eylül 1980 darbesine ilişkin bilgiler verdi. Bu dönemde güvenlik soruşturması ve sakıncalılık gerekçesi ile 30 bin kişinin işinden ve yurdundan uzaklaştırıldığını dile getiren Sarıhan, "14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. Yasama, Yürütme ve Yargı’ nın tek elde toplandığı bu dönemde, 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 26’ sı siyasi suçlu olan 50 kişi idam edildi. 171 kişi işkencede 299 kişi cezaevinde yaşamını yitirdi. 95 kişinin çatışmada öldüğü iddia edildi. 400 gazeteci için 4000 yıl hapis cezası istendi. 31 gazeteci cezaevine girdi. 300 gazeteci saldırıya uğradı. 3 gazeteci öldürüldü." diye konuştu.

Zulümün baki olmadığını vurgulayan Sarıhan, toplumsal muhalefet ve korkuyu vicdanı ile yenen halkın mücadelesiyle bu dönemin sona erdirildiğini ifade etti. İnsanlığa karşı suçların sistemli bir şekilde işlendiği 12 Eylül darbecileri hakkında, Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 7 Nisan 2011 tarihinde soruşturma başlatıldığını anlatan Sarıhan, insanlığa karşı işlenmiş olan suçlara ilişkin olarak, devletleri, iç hukuklarında yer almasa dahi suçun oluşumu halinde, uluslararası emredici hukuk kuralı olan Nürnberg Şartı’ndan hareketle soruşturma başlatıldığını kaydetti.

Dava açıldığında hayatta kalmış olan iki general yargı önüne getirildiğini hatırlatan Sarıhan, şöyle devam etti: "Bu dönemde çocuklarını, eşlerini, yakınlarını kaybetmiş olanlar, işsizliğe ve yurtsuzluğa mahkum edilmiş olanlar, insanlık onurunu yerle bir eden işkence mağdurları, bu davada, hak arayan seslerini, sözlerini duruşma tutanaklarına kaydettirdiler. 2 sanık da şimdi yaşamıyor. Ancak Türkiye tarihine bu davada sanıkların, yargılandıkları ve mahkum edildikleri yazacak. Şimdi yeni bir süreçteyiz. 12 Eylül’ ün yarattığı tahribatın ürünü olan iktidar, 13 yıllık baskıcı ortamına karşı itirazı içeren 7 Haziran seçim sonuçlarını aşabilmek ve tek başına iktidar olabilmek hırsıyla ülkeyi kan gölüne çevirdi. Bir sıkıyönetim komutanı gibi, yasama, yürütme ve yargıyı tek elde toplayarak, hukuk sistemini, kendi tercihlerine uygun hale getirdi. Hukukun katledildiği bu ortam, 13 yıl süren ve halkı inançları, düşünceleri ve etnik kökenleri ile birbirinden ayıran politikaların sonucu olarak yeniden kavga ve karmaşa ortamını tırmandırdı. 12 Eylül öncesinde iktidarda bulunanların yanlı ve ayırımcı uygulamaları ile ortaya çıkan çatışma ortamı bugün daha vahim bir biçimde devam ediyor. Daha önce siyasi düşünce farklılıkları nedeniyle çatışan taraflar, bugün içerde ve dışarda, etnik köken ve dinsel inançları bahane edilerek vuruşturuluyor. Dün olduğu gibi bugün de hepimizin çocukları ölüyor. Bugün çıkarılan kavga-çatışma esas olarak AKP iktidarının, hükümranlığını sürdürme hırsının ürünüdür. Bu hırsın yarattığı vahim sonuçlar ortadadır. Her ölümün arkasından yükselen şiddet, özellikle Kürt ve Türk kökenli yurttaşlar arasında kardeşliği-birliği yok edici sonuçlar yaratmaya gebedir. Gerek parti binalarına, gazetelere yönelik saldırılar, gerekse özellikle Güneydoğu'lu tarım işçilerine yönelik tehditler ile yer değiştirmeye zorlamalar, gerçek anlamda ülke birliğine ve bütünlüğüne hançer saplama niteliğindedir."

Bugün 12 Mart ve 12 Eylül deneyimlerinden dersler çıkararak, hukuk yollarından ayrılmanın, şiddeti seçmenin bütün bir ülke halkına verdiği zararı bir kez daha değerlendirerek halkın birliğini bozucu her türlü eylem ve işlemden vazgeçme günü olduğunun altını çizen Sarıhan, demokrasi ve özgürlüklerin yolunun, bir başka deyimle demokrasi için hak arama yolunun şiddetten geçmeyeceğini vurguladı.

"Şiddete yönelenler ister devlet güçleri, bireyler ya da gruplar olsun mutlaka kendi uyguladıkları şiddetin mağduru olurlar." diyen Sarıhan, "Evrenlerin ve Şahinkayaların düştüğü durum hatırda olmalıdır. Kendi kendini cezalandıran Hitler’ in sonu da. Halkın deyimi ile kanı kanla yumazlar. 12 Eylül 1980'den 35 yıl sonra çağrımız; şiddete hayır, barışa evettir." ifadelerini kullandı.

Kaynak: CİHAN