Ak Parti, CHP ve BDP'li Milletvekilleri, Brüksel'de Panele Katıldı

Ak Parti, CHP ve BDP'li Milletvekilleri, Brüksel'de Panele Katıldı

AK Parti Siirt Milletvekili Afif Demirkıran, "AB, Türkiye'nin üyeliği konusunda tereddüt ederse; Türkiye kendi yolunu çizerek AB'ye endekslenmeden yine süreçte ilerleyecek ve reformlarına devam edecektir" dedi.

Ak Parti, CHP ve BDP'li Milletvekilleri, Brüksel'de Panele Katıldı

AK Parti Siirt Milletvekili Afif Demirkıran, "AB, Türkiye'nin üyeliği konusunda tereddüt ederse; Türkiye kendi yolunu çizerek AB'ye endekslenmeden yine süreçte ilerleyecek ve reformlarına devam edecektir" dedi.

Avrupa Politika Merkezi (EPC) ve Türkiye İş Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) tarafından Brüksel'de organize edilen bir panele katılan AK Parti Siirt Milletvekili Afif Demirkıran, CHP İstanbul Milletvekili Faik Tunay ve BDP Van Milletvekili Nazmi Gür, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği hakkında görüşlerini ifade etti.

Aynı zamanda AB-Türkiye Karma Parlamento Eşbaşkanı olan Demirkıran, Türkiye'ye yaşatılan çifte standartlar nedeniyle ülkede AB desteğinin azaldığını ve son araştırmalara göre yüzde 50'lerin altına düştüğünü belirterek, objektif ve teknik olması gereken raporların da bu çifte standart algılaması nedeniyle Türkiye tarafından önemsenmemeye başlandığını ve bunun tehlikeli bir gidiş olduğunu dile getirdi.

Bloke edilen fasıllardan yeni dönemde en az bir tanesinin açılmasını beklediklerini kaydeden Demirkıran, bunun olması halinde yeniden ivme kazanılacağını ve bu ivme ile de Türk halkında yeniden inancın ve desteğin artacağını söyledi. Başbakan'ın Şangay Beşlisi söylemlerine ilişkin yöneltilen sorulara ise Demirkıran şöyle yanıt verdi:

"AB, Türkiye'nin üyeliği konusunda tereddüt ederse, Türkiye kendi yolunu çizerek AB'ye endekslenmeden yine AB sürecinde ilerleyecek ve reformlarına devam edecektir. Yani Türkiye'nin önü tıkansa da, fasıllar açılmasa da biz AB ilkelerine, standartlarına inanmışız. Maastricht ve Kopenhag kriterlerine inanmışız ve bunların Türkiye'de uygulanması için var gücümüzle çalışıyoruz ve buna da devam edeceğiz. Başbakanımız haklı olarak diyor ki 'Ey Avrupa, ben reformları uyguluyorum, AB'ye üye olmak için kendimi ortaya koymuşum ama sen de küçücük bir Kıbrıs'ın seni esir almasına izin verme. Bırak onu müzakereyi yapalım, sonra gelip bakarız ne yapacağımıza."

Bir gazetecinin 'Şangay çıkışının arkasında Kıbrıs meselesi mi var diyorsunuz?' şeklindeki sorusuna Demirkıran "Her şeyin arkasında Kıbrıs var" diyerek yanıt verdi.

Başbakan Erdoğan'ın gün içinde daha erken saatlerde yaptığı yeni anayasa çalışmaları için Mart ayına son tarih vermesi konusunda konuşan CHPli Tunay, anayasa komisyonundan hiçbir zaman yüzde 100 mutabakat çıkmasının mümkün olmadığını bu nedenle de önemli olan şeyin masadan kalkmadan müzakerelere devam etmek olduğunu ve tüm çalışmalarda çoğunluk sağlandıktan vatandaşların oyuna sunulması gerektiğini ileri sürdü.

Yeni anayasanın mutlaka tam demokratik, özgürlükçü ve sivil olması gerektiğine değinen Tunay, "Biz Türk vatandaşları ordumuza çok düşkünüzdür, onunla gurur duyar onu çok severiz ancak askeri üssünün içerisinde durduğu sürece" diyerek askeri bir daha hiçbir zaman politikada görmek istemediklerinin altını çizdi.

AB-Türkiye ilişkileri ve yeni anayasa üzerine konuşan BDPli Nazmi Gür de ilişkilerin umutsuz aşka benzediğini söyleyerek şöyle konuştu:

"Sevgililer ne zaman kavuşacak onu bilemeyiz ama bizim Başbakanımız şimdi yeni arayışlarda, yeni sevdalarda. Şangay Beşlisi konusunu belki de Türkiye'nin alternatifsiz olmadığını göstermek için mesaj vermek niyetiyle dile getirdi ama nihayetinde böyle bir durum da var maalesef.

Türkiye'deki AB üyeliği için kamuoyu desteği azalırken biz bunun yegane sebebinin AB'nin Türkiye'ye olan ilgisindeki azalma olduğunu düşünmüyoruz. Olay bundan çok içerideki reform sürecinin heyecanını yitirmesi ve 10 yıllık AK Parti iktidarının son 5-6 yılında AB reformlarının buzdolabına konmasını da düşünmek gerekir. Ekonomik verilerin düzelmesinin getirdiği özgüvenle AB süreci sanki yedek bir süreç haline dönüştü AK Parti açısından. Yapılan reformların uygulanması ciddi bir sorun alanı teşkil etmeye başladı. Birçok alanda da geriye gidiş söz konusu oldu. Bunların en belirginleştiği yer de ifade ve basın özgürlüğüdür. AB süreci sadece teknik bir süreç değil Sayın Demirkıran'ın dediği gibi. Bu aynı zamanda bir demokratikleşme bir uygarlık projesi süreci. Sadece teknik yolda ilerlesin manasındaki sözlere katılmıyoruz. Çünkü bu aynı zamanda insan hakları ve evrensel değerleri dikkate alan bir süreç."

Şangay Beşlisi konusunda CHP'li Tunay ise şunları söyledi:

"Bizler hepimiz, yani Türkiye'deki tüm partiler AB'ye tam üyelikten yanayız. Bu konuda değişik düşüncemiz yok ama eğer AB içerisinde Türkiye için bu saatten sonra hala yeni stratejik modeller, imtiyazlı modeller konuşulup tartışılabiliyorsa; elbette biz de kendimiz için AB ve Şangay Beşlisi gibi farklı modelleri konuşup tartışma noktasında kendimizi kısıtlamalıyız. AB'deki dostlarımızdan bazıları bize hiç çekinmeden 'Siz AB'nin belki de stratejik ekonomik ortağı olmalısınız sadece' diye fikirlerini söyleyebiliyorlar. Biz de kendi aramızda tartışabiliriz. Bu bizim AB'ye yönelik vizyonumuzu beklentimizi değiştirmez."

Tunay son günlerde CHP'de yaşanan parti içi sıkıntılara da değinerek sözlerini şöyle tamamladı:

"CHP'nin içinde olduğu temel sıkıntı çok net şekilde şu; hiç lafı döndürmeden söylüyorum; bir, değişim dönüşüm isteyen insanlar var bir de, ısrarla bu değişim dönüşüme karşı çıkan insanlar var. Ben bunu kendi hayatımda da yaşıyorum. İlk geldiğim günden beri partiye tepeden başta genel başkan olmak üzere yöneticilerden hiçbir baskı veya uyarı görmedim. Örneğin İstanbul'un fethi ile ilgili kanun teklifi verdim, Menderes'in mevlidine gittim önderlik yaptım kimse bir şey söylemedi. Ancak en büyük tepki tabandan geldi. Buradaki sıkıntı nedir ki o da ilk defa benim ağzımdan duyacağınız bir şey değil; tepedeki değişim tabana sirayet etmedi. Tabandakiler ısrarla eski siyaseti savunuyorlar, ısrarla hala millete rağmen siyaseti savunuyorlar. Dar kalıplara sıkıştırmamak lazım bu işleri. CHP'deki ana problem şu an Kemal Bey'in ve üst yönetimin yapmak istediği değişime birilerinin direnç göstermesi ve maalesef o direnç gösterenlerin de sesinin daha gür çıkması. Ben yine de özeleştiriyi kendimize yapıyorum biz demek ki vatandaşa bazı şeyleri doğru anlatamıyoruz ve eksik uygulamalar yapıyoruz. Milletin de teveccühünü kazanamadık ki bugünkü tablo ortada. Önce kendimiz eleştirmek gerekiyor." - BRÜKSEL