ABD müesses nizamından bilişim devlerine müdahale

ABD müesses nizamından bilişim devlerine müdahale

ABD müesses nizamından bilişim devlerine müdahale

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki 50 eyaletten 46'sının başsavcıları, Washington DC bölgesi ve Guam Adası, ABD Federal Ticaret Komisyonu'nun (FTC) da iştirakiyle Facebook'a yönelik olarak 10 Aralık 2020 tarihinde "dijital pazardaki hakimiyetini kötüye kullanmak, tekelcilik ve rekabeti imkansız...

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki 50 eyaletten 46'sının başsavcıları, Washington DC bölgesi ve Guam Adası, ABD Federal Ticaret Komisyonu'nun (FTC) da iştirakiyle Facebook'a yönelik olarak 10 Aralık 2020 tarihinde "dijital pazardaki hakimiyetini kötüye kullanmak, tekelcilik ve rekabeti imkansız hale getirmek" suçlamasıyla iki dava açtı.

Söz konusu davaya ilişkin yapılan resmi başvuruda özetle; Facebook'un 2012'de Instagram'ı, 2014'te ise mobil mesajlaşma uygulaması WhatsApp'ı satın aldığı, şirketin ticari ilişki içinde bulunduğu ortaklarına ve yazılım programcılarına rekabeti engelleyici koşullar dayattığı, Facebook'un rekabete aykırı bir şekilde sosyal ağ tekelini illegal olarak yıllardır sürdürdüğü, Facebook'un söz konusu pazar stratejisinin adil olmadığı, rekabeti engellediği, bu durumun tüketicilere zarar verdiği, ayrıca reklam verenlerin de rekabetin faydalarından mahrum kaldığı ileri sürüldü.

Ayrıca söz konusu olumsuz durumun ortadan kaldırılması amacıyla da FTC tarafından; Facebook'un bölünmesi gerektiği, bu kapsamda da Instagram ve WhatsApp dahil şirketin varlıklarının elden çıkarılmasını gerektirecek önlemlerin dahi alınmasının önemli olduğu, Facebook'un ticari ortaklarına kendi şartlarını dayatmasının yasaklanmasının ve şirketin önümüzdeki yıllarda birleşme veya devralmalar için önceden bildirim ile onay almasının zorunlu kılınması gerektiği iddia edildi.

Bununla birlikte, söz konusu iddiaları gündeme getiren FTC'nin; ABD'nin federal hükümetine bağlı, Federal Ticaret Komisyonu yasası gereği 1914 yılında kurulan bağımsız bir kurum olarak faaliyet gösterdiği, temel görevinin de tüketici haklarının korunması, baskıcı tekeller gibi zararlı, rekabet koşullarına, serbest piyasaya zarar veren iş uygulamalarının ortadan kaldırılması ve önlenmesi olduğu hatırlandığında, Facebook'un karşı karşıya kaldığı bahse konu iki davanın sonuçlarının şirket için ciddi bir sürecin başladığının göstergesi olduğu da rahatlıkla ifade edilebilir.

Bilişim şirketlerine yönelik suçlamalar

Uzun bir süredir Türkiye ve dünya kamuoyunda Google, Microsoft, Facebook, Amazon, Twitter, WhatsApp gibi sosyal medya ve bilişim şirketlerinin, seçim manipülasyonlarıyla ilgili tartışmalar başta olmak üzere, sahip oldukları kişisel verilerin gizliliğine riayet etmedikleri, hatta bu bilgileri istihbarat servislerine ve ticari şirketlere sızdırdıklarıyla ilgili ciddi ithamlarla karşı karşıya oldukları bir gerçek. Bu noktada Facebook'un ABD başkanlık seçim sürecinde 2020 Temmuz ayında ABD Başkanı Donald Trump'ın George Floyd protestoları sırasında yaptığı bir paylaşıma erişimi kaldırmamasının ciddi tartışmalara neden olduğu,hatta Facebook CEO'su Mark Zuckerberg'ün kendi çalışanları tarafından bile protesto edildiği, aynı paylaşımların ise Twitter tarafından "şiddeti yücelttiği" gerekçesiyle sınırlandırıldığı hatırlanmalı. Benzer tartışma ve ithamlar, 2016 başkanlık seçimleri öncesinde de gündeme gelmiş, Facebook ve Twitter gibi sosyal medya şirketleri Rus Askeri İstihbaratı'nın (GRU) manipülasyon içeren dezenformasyonlarına karşı yeterince hassasiyet ve özen göstermedikleri gerekçesiyle tartışılır hale gelmişlerdi. Hatta bu minvaldeki tartışmalar geçtiğimiz ay içinde tamamlanan seçim sürecinde de Trump ve Biden destekçileri tarafından karşılıklı itham ve suçlamalarla devam etmişti. Bu çerçevede her iki kesim de karşı cenahı, Rus, Çin, hatta İran istihbarat servislerinin haber manipülasyonlarıyla desteklendiği şeklinde suçlamıştı.

Günümüz dünyasında propaganda, algı yönetimi, manipülasyon ve dezenformasyon süreçlerinin yönetilmesi klasik medyadan daha çok artık sosyal medyada önem kazanmış durumda. Bu itibarla dünya genelinde 2,6 milyar kullanıcıya sahip olan Facebook'un sosyal medyadaki yeri ve önemi tartışılmaz. Bu rakama Instagram'ın bir milyar kullanıcısı, WhatsApp'ın da 2 milyarı geçen kullanıcı sayıları eklendiğinde Facebook'un küresel iletişim ağında temsil ettiği gücün önemi çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Belirtilen kullanıcı sayısının sağladığı güce, sosyal medyanın propaganda, algı yönetimi, manipülasyon ve dezenformasyon mecralarının yönetilmesine sağladığı hızlı, esnek, ucuz, kitlesel ve yüksek bir dikkat çekiciliğe sahip olan bilgi aktarımı imkan ve kabiliyeti de eklendiğinde Facebook'un sahip olduğu gücün kontrol edilmesi, ticari bir problem olmanın ötesinde, siyasi anlamlara sahip bir mesele haline geliyor.

Genelde sahip olunan kanı ABD'de Google, Microsoft, Amazon, Facebook gibi bilişim ve sosyal medya şirketlerinin çoğunlukla küreselci yaklaşımı benimseyen kesimler ve Demokratlar tarafından desteklendiği, korumacı politikaları savunan ve Cumhuriyetçi kanattaki temsilcilerin ağırlıklı olarak oluşturduğu kesimlerin ise bu tür şirketleri tehlikeli bulduğu şeklinde.

Söz konusu dava süreci ve ilgili tartışmalar yeni bir durum olmakla birlikte Facebook'un temsil ettiği devasa ekonomik büyüklüğe sahip enformasyon gücünün ulusal ve küresel veri akışını ve iletişimi kontrol etmesi, ABD başta olmak üzere birçok devlet tarafından tehdit olarak telakki edilmeye başlamış durumda ve bu noktada da Demokratların ve Cumhuriyetçilerin artık ortak bir noktada buluştuklarına dair yapılan değerlendirmeler giderek yaygınlık kazanıyor. Söz konusu değerlendirmeyle ilgili ise Facebook'a yönelik davaya ABD'nin hemen tüm eyaletlerinin başsavcılarının destek veriyor olması meselenin nasıl algılandığına dair çok önemli bir işaret. Bu bağlamda ABD'de kimi çevrelerce Facebook, Google, Twitter, Amazon gibi bilişim şirketlerine yönelik atılacak hukuki adımların gelecekte daha da artacağı ve ulusal güvenlik gibi kritik konuların ihlaline yönelik tehlikelerin ortaya çıkmasıyla diğer devletlerin de bu süreçlere destek verebileceği de tartışılıyor.

Muhtemel senaryolar

Bu çerçevede bahse konu davanın geleceğine ilişkin bir değerlendirme yapmak gerekirse, iki senaryo ön plana çıkıyor. İlki için 2001 yılında Microsoft'a açılan benzer bir davanın sonrasında neler olduğunu hatırlatmakta fayda var. Facebook'a yönelik iddialarda olduğu üzere 2001 yılındaki davada Microsoft işletim sistemi pazarındaki tekel konumunu kötüye kullanmakla suçlanmış ve dava sonucunda mahküm edilmişti. Dava kararı muvacehesince -Facebook'a açılan bahse konu davada da istenen cezaya benzer şekilde- Microsoft'un biri işletim sistemi, diğeri ise işletim sistemi dışında kalan yazılımlar olmak üzere iki ayrı kısma bölünmesi hükme bağlanmıştı. Ancak temyize giden Microsoft, ciddi bir para cezası ödeyerek ve görece önemli bazı teknik yaptırımları kabul ederek de olsa piyasadaki tekel payını korumayı başarmıştı. Bu örnekten hareketle, Facebook'un da benzer bir süreç yaşamasının ABD hukuk ve yargı sisteminin medyatikliği de düşünüldüğünde bir hayli olası göründüğünü söyleyebiliriz. Sonuç olarak dava bitiminde Facebook'un bazı teknik tavizler vermek ve ciddi bir para cezasıyla karşı karşıya kalması muhtemel olmakla birlikte pazardaki tekel rolünü kaybetmesini beklemek pek makul durmuyor.

Diğer senaryo ise Facebook'un bu dava sürecinden Microsoft örneğinde olduğu gibi az hasar alarak sıyrılmasının zor olduğu fikri üzerinde şekilleniyor. Önemli sayıda destekçisi bulunan bu görüş bağlamında ifade edilebilir ki Microsoft'a açılan dava 2001 yılına aittir ve ne ABD ne de dünya için 2001 yılındaki şartlar söz konusudur. Facebook gibi küresel bir dev konumunda olan ve devasa veri ve ciroları kontrol eden sosyal medya ve bilişim şirketleri, sahip oldukları büyük maddi imkanlarla inovasyon konusunda umut vadeden ve kendisine rakip olma olasılığı olan işletmeleri, daha küçükken büyük bütçelerle satın almaktalar. Dolayısıyla bu durum ABD kapitalizminin ana itici gücü olan inovasyon ruhunu zedeliyor. Sonuç olarak bu durumun ABD'nin, özellikle Çin'e karşı sürdürdüğü küresel güç mücadelesinde teknolojik açıdan geriye düşmesine neden olabileceğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla artık siyasi görüş farkı olmaksızın hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler söz konusu dava ve benzer soruşturmalara birlikte destek veriyorlar. Bu durum da aslında bilişim ve sosyal medya şirketlerine ABD'nin yerleşik nizamının artık pratiğe yansıyan bir müdahalesidir. Bu çerçevede özellikle büyük bir maddi ceza, buna ek olarak da Facebook'a şirket satın almak için federal otoritelerden önceden izin alma şartı getirilmesi şeklinde daha büyük bir ceza verilmesi olasılığı yüksek.

[Bursa Teknik Üniversitesi'nde görevli olan Doç. Dr. Ali Burak Darıcılı çalışmalarını istihbarat, siber güvenlik, terörizm, teknoloji-güvenlik etkileşimi alanlarında sürdürmektedir]

Kaynak: Anadolu Ajansı / Dr. Ali Burak Darıcılı

Haber Yorumları
500
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Manşet Haberler

title