AB'nin Tapusu Kimde?

AB'nin Tapusu Kimde?

Fransız Politikacı Nicolas Sarkozy, "Avrupa'da Türkiye'nin Yeri Yok" Diyor ve Bu Söz "Mal Sahibi"nin Sözleri Gibi Algılanıyor. Sanki Nicolas Sarkozy, Avrupa'nın Tapusunu Elinde Bulunduruyor ve Hangi Ülkenin Avrupalı Olduğuna O Karar Veriyor.

AB'nin Tapusu Kimde?

Fransız politikacı Nicolas Sarkozy, “Avrupa’da Türkiye’nin yeri yok” diyor ve bu söz “Mal sahibi”nin sözleri gibi algılanıyor. Sanki Nicolas Sarkozy, Avrupa’nın tapusunu elinde bulunduruyor ve hangi ülkenin Avrupalı olduğuna o karar veriyor.


DİPLOMASİ KULİSİ


Nicolas Sarkozy, 27 AB ülkesinden birinin, Fransa’nın  Cumhurbaşkanıdır. AB içinde Sarkozy’ye ait sadece bir oy vardır. Tabii ki diğer ülkeleri etkilemeye çalışabilir ve bazı ülkeleri de kendi tarafına çekebilir ama, sonuçta AB’de alınan kararların “oy birliği” gerektirdiğini düşünecek olursak, her zaman Sarkozy’ye karşı çıkacak ülkeler olacaktır ve de Sarkozy’nin görüşlerini tam olarak yansıtan kararlar alınamayacaktır. Dolayısıyla Sarkozy düşüncelerini olduğu gibi AB geneline yansıtamayacaktır.


ÖNCEKİ YAZILARI


 * Bir kadın cumhurbaşkanı ya da Gül


* AB’yi yekpare kurum görenler


Türkiye’de çok yanlış bir algılama var. Avrupa Birliği, “Yekpare bir kurum” olarak görülüyor. Avrupa Parlamentosu’nun 780 parlamenterinden birinin sözleri AB’ye mal ediliyor. 27 ülkeden birinin tavrı AB genelinin görüşü olarak düşünülüyor.


Yanlış ve de çok yanlış.


Hem AB ülkeleri, hem de Avrupa Parlamentosu’nun çoğunluğu, Türkiye’nin üyeliğinden yanadır. Yeter ki Türkiye, bizzat kendi bu yanlış algılamalardan dolayı köprüleri atmasın. Çünkü Türkiye’nin üyeliğinin önüne geçilemeyeceğini düşünen bazı ülkeler ve de siyasetçiler, ancak Türkiye’nin bu süreçten vazgeçmesiyle bunun mümkün olacağını biliyorlar. Ve de ona oynuyorlar.


Halbuki, Türkiye’nin bu süreçten vazgeçmesi için hiçbir neden yok. Çünkü 35 başlıktan oluşan müzakere süreci, her halükarda Türkiye’nin ve Türk insanının yararınadır. Bu süreç Türkiye’nin “çağdaşlaşma” sürecidir. Türk insanının, daha “insanca” yaşama sürecidir. Bu süreç tamamlandığında, sosyal güvenceden, gıda temsizliğine, sendikal haklardan, gelir dağılımının daha adil olmasına kadar her alanda kazanan Türk insanı olacaktır. O halde Türkiye’nin, bu süreçten vazgeçmesi için hiçbir neden yoktur. AB ülkelerinin, “ezici” çoğunluğu da bu süreci desteklediğine göre hiçbir mesele yoktur.


AB ülkelerinin çoğunluğu Türkiye’nin üyeliğinden yana. Sadece bu üyeliğin kısa bir zaman içinde gerçekleşmeyeceği, uzun bir süreç gerektirdiği konusunda herkes hemfikir. Üstelik, üyelik müzakerelerine başlanmasına rağmen hala Türkiye’nin olabilecek üyeliğinin “sorgulanıyor” olmasından da büyük rahatsızlık duyanlar var. En başta AB Komisyonu.


Nicolas Sarkozy gibi politikacıların demeçlerinin, Türkiye’de “aşırı milliyetçileri” güçlendirdiği düşünülüyor. Özellikle AB Komisyonu, birkaç kez AB liderlerinden “üyeliğin sorgulanmasına” yönelik demeçlerden kaçınılmasını talep etti. Bunun hem Türkiye’ye, hem de AB’ye zarar verdiğini belirtti. Çünkü AB düşmanlığının giderek arttığı, aşırı milliyetçiliğin yükseldiği bir Türkiye’nin AB’ye de zarar vereceği biliniyor. Ama sorun yine, “AB’nin yekpare bir kurum olmaması” üzerine dönüyor. Keşke öyle olabilseydi. O zaman AB’de ortak karar alınır ve de çoğunluğun sözü dinlenirdi ve de Nicolas Sarkozy, dilediği gibi konuşamazdı.


Ama şu bilinsin ki, AB’nin tapusu Sarkozy’de değil.


Tıpkı Türkiye’nin tapusunun, herhangi bir Türk siyasetçinin elinde olmadığı gibi.

Kaynak: DHA