"84. Yılında Mudanya Mütarekesi" Paneli... -KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Denktaş: -"şimdi AB İstedi Diye Annan Planına Evet Diyenler, Acaba Gün Gele, Şanla Şerefle O Adaya Girmiş Olan Türk Askerinin, Bayrağını Gönderini Dürerek, Şehitlerin Kemiklerini Tor

"84. Yılında Mudanya Mütarekesi" Paneli... -KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Denktaş: -"şimdi AB İstedi Diye Annan Planına Evet Diyenler, Acaba Gün Gele, Şanla Şerefle O Adaya Girmiş Olan Türk Askerinin, Bayrağını Gönderini Dürerek, Şehitlerin Kemiklerini Tor

KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Şimdi AB İstedi Diye Annan Planına Evet Diyenler, Acaba Gün Gele, Şanla Şerefle O Adaya Girmiş Olan Türk Askerinin, Bayrağını Gönderini Dürerek, Şehitlerin Kemiklerini Torbaya Koyarak Anadolu'ya Başı Eğik Dönmesini Düşünebilirler mi" Dedi.

KKTC'nin 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''Şimdi AB istedi diye Annan planına evet diyenler, acaba gün gele, şanla şerefle o adaya girmiş olan Türk askerinin, bayrağını gönderini dürerek, şehitlerin kemiklerini torbaya koyarak Anadolu'ya başı eğik dönmesini düşünebilirler mi?'' dedi.

Mudanya Kaymakamlığı, Uludağ Üniversitesi (UÜ) Rektörlüğü ve Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi tarafından Uğur Mumcu Kültür Merkezinde ''84. yılında Mudanya Mütarekesi'' konulu panel düzenlendi.

UÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, panelin açılış konuşmasında, Mudanya Mütarekesi'nin, en az Lozan kadar önemli bir ateşkes anlaşması, Türkiye Cumhriyeti'nin varoluşunun kanıtı ve ''Çılgın Türkler''in düşmanı denize döktüğünün resmi yazılı belgesi olduğunu belirtti.

Mudanya'nın bazı köylerinin, işgal altında kaldığı 27 ay boyunca, ciddi boyutlarda Ermeni ve Rum çetelerinin baskısı ve gasbı altında kaldığını vurgulayan Yurtkuran, şöyle konuştu:

''Sadece bir köyümüzde cami içinde, biri 2 diğeri de 70 yaşında olan 21 tane şehidimiz vardır. Bademli ve Geçit köyleri, ciddi zulüm görmüştür. Bunları tekrarlayarak, düşmanlık yaratma niyetimiz yoktur. Ama geçmişimizi iyi bilmemiz, unutmamamız ve gelecek nesillere iyi anlatmamız, dostumuz ve müttefikimiz geçinenlerin ve komşularımızın, yakın geçmişimizde hangi emellerle bu topraklara geldiklerini çok iyi anlatmamız gerekir.''

-''84 YIL ÖNCE SAHİLE ÇIKAMAYAN YUNAN DELEGESİ''-

Rektör Yurtkuran, Anadolu'nun, Büyük Önder'in deyimiyle ''4 bin yıldır Türk'ün bulunduğu topraklar'' olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

''İzmir'in kurtuluşuyla sonuçlandığı söylenen resmi savaşımız, maalesef üzerinden geçen yıllara rağmen hala sonuçlanmamıştır. Silah zoruyla, kan ve can vererek aldığımız toprakları, şimdi globalleşme, batılaşma, AB'ye girme ve ona benzer bir takım ütopyalarla para karşılığı geri vermekte olduğumuzu, bir kez daha gözümüzün önüne getirmemiz gerekir.

84 yıl önce bugünkü iskele kahvesinin açığındaki gemide oturarak, sahile çıkamayan Yunan delegesi, 84 yıl sonra parasıyla gelip bu ülkede banka satın alabilmektedir. Madem ki telekomünikasyonumuzu, bankamızı, dişimizle tırnağımızla ulusal onurumuzla terimizle yaptığımız fabrikaları yabancıya satacaktık, bu kadar şehidi niye verdik? Biz bu toprakları ne parayla satın aldık ne de soykırım yaparak topraklara sahip çıktık. Biz bu topraklarda 4 bin yıldır varız, 4 bin yıldır bu toprakları kanımızla canımızla her şeyimizle korumaya çalışıyoruz. Parayla almadığımız toprağı, parayla kurmadığımız fabrikayı, parayla yapmadığımız barajı kimse kimseye satamaz, bunun hesabı, zamanı gelince görülür.''

-KIBRIS SORUNU-

Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran, Kıbrıs sorunu hakkında ise şunları söyledi:

''Madem ki AB'nin üçüncü sınıf üyesi olmak için Kıbrıs'ı verecektik, niye sayın Cumhurbaşkanı bir ömrü savaş meydanlarında geçirdi, niye binlerce insanı Kıbrıs'ta şehit verdik, niye hala 30-40 yıldır bunun savaşını veriyoruz... Teslim olurduk, bitirirdik işimizi. Bu kadar kolay mıydı Kıbrıs'ı satmak? Satın alanlara da bir sözüm var; gün gelir bunlar geriye alınır. Satın alırken çok dikkat edin. Tarihimiz, bu tip geri almalarla doludur.''

Bir generalin telefonunun dinlenmediğini, telekomünikasyon kurumu başındaki bir yabancının söylemesinin, ''utanç verici'' olduğunu ifade eden Yurtkuran, ''MİT, askeri istihbarat ve polis 'ben dinlemedim' diye gazeteye ilan veriyor. Bir de bakıyorsunuz bir yabancı çıkıyor ortaya 'ben de dinlemedim' diyor. Sen kimsin? 'Türk Telekomünikasyonun başıyım'. Vay anam vay. Biz bu savaşı niye vermiştik ki bu mütareke niye yapmıştık ki kapitülasyonları kaldırmak için Lozan'da niye yırtınmıştık ki... Kabul ederdik mandayı, bitirirdik işimizi'' diye konuştu.

Yurtkuran, ulusal Kurtuluş Savaşının devam ettiğini vurgulayarak, ''Son Atatürkçüyü bu ülkede bitirinceye kadar, bu savaş devam edecektir'' görüşünü dile getirdi.

-RAUF DENKTAŞ-

Yurtkuran'ı, konuşmasının ardından sarılarak tebrik eden Rauf Denktaş ise gençlere, Türkiye Cumhuriyeti'nin nasıl kurulduğunu en güzel şekilde anlamaları için Atatürk'ün Nutku ve ''Şu Çılgın Türkler'' adlı kitabı okumasını tavsiye ederek, ''Okuyun ki bir daha gönderden bayrak inmesin, bu güzel vatana düşman ayağı girmesin, bir daha kimse size 'Ne Mutlu Türküm' dediğiniz için 'Atatürk ilkeleri bizim normlarımıza uymaz' diyerek bunu söyletmemeye kalkmasın'' dedi.

Denktaş, gençlere hitaben şunları söyledi:

''Gençler, siz büyük bir emaneti omuzlamış bulunuyorsunuz. Türkiye'nin bağımsızlığını ve egemenliğini devam ettirmek emanetini... Bunun ağırlığını hissediniz, bu vatana en güzel hizmeti verebilmek için çalışınız, yüceliniz ki devlet de yücelsin. 'Türküm' diye Avrupa'ya özenenler, sizi gördüğünde 'Türk geldi' diye önünü iliklesin. 'Üye olmasın' diye hiç hakları yokken önünüze Kıbrıs meselesini koymasınlar, Ermeni meselesi diye safsata çıkarmasınlar. Türkiye'yi bölmek için Sevr'i yeniden ihya etmek için uğraşmasınlar. Deyiniz ki 'ya istiklal ya ölüm'...''

Bağımsız olmayanların barış yapamayacağına ve düşmanın şartlarını kabul edeceğine değinen Denktaş, bağımsız bir KKTC'nin, barış için esas temel olması nedeniyle, yapılacak herhangi bir anlaşmada var olmasını istediklerini ifade etti.

-''KIBRIS'TA İKİ EŞİT EGEMEN MİLLET VARDIR''-

Denktaş, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, bunu birçok kez vurguladığını dile getirerek, şöyle konuştu:

''Kıbrıs'ta iki eşit egemen halk vardır. Bunların devletleri vardır. Kıbrıs üzerinde Türk-Yunan dengesi vardır. Bunları kale almayan bir anlaşma yapılamaz. Milli dava budur. Hükümetten ricamız Cumhurbaşkanı Sezer'in bu formülünü, kırmızı milli çizgilerimiz olarak, AB'ye duyurmasıdır. Duyurduğu takdirde üzerindeki baskılar azalacak, Kıbrıs'ın Türkiye'nin AB'ye girişi konusunda bir engel olarak önüne konulmasından vazgeçilecektir.

Kıbrıs vatanın bir parçası değilse, Anadolu'nun güvenliği için Türkiye'ye lazım stratejik bir ada değilse, 50-60 yıldır Türkiye niye uğraşıyor, niye etinden budundan keserek bize veriyor, niye evlatlarını şehit etmiştir. Şimdi AB istedi diye Annan planına 'evet' diyenler, acaba gün gele, şanla şerefle o adaya girmiş olan Türk askerinin, bayrağını gönderini dürerek, şehitlerin kemiklerini torbaya koyarak Anadolu'ya başı eğik dönmesini düşünebilirler mi? Türk milletine bunu layık görürler mi? Türk milleti bunu kabul eder mi? Etmez diye biz mücadeleye devam ediyoruz. Ne mutlu Türküm diyene...''

Kaynak: AA