301. Maddede Değişiklik Öngören Kanun Teklifi TBMM Başkanlığı'na Sunuldu (2)

301. Maddede Değişiklik Öngören Kanun Teklifi TBMM Başkanlığı'na Sunuldu (2)

Türk Ceza Kanunu'nun 301. Maddesinde Yapılan Değişikliğe Göre, Eleştiri Amacıyla Yapılan Düşünce Açıklamaları Suç Oluşturmayacak. Kanun Teklifinin Gerekçesinde İfade Özgürlüğünün Çoğulculuk, Hoşgörü ve Açık Fikirliliğin Gereği Olduğuna İşaret Edildi.

301. Maddede Değişiklik Öngören Kanun Teklifi TBMM Başkanlığı'na Sunuldu (2)

Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinde yapılan değişikliğe göre, eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmayacak. Kanun teklifinin gerekçesinde ifade özgürlüğünün çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gereği olduğuna işaret edildi.

Avrupa Birliği'nin düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında uzun süredir değiştirilmesini istediği TCK'nın 301. maddesi ile ilgili düzenleme TBMM Başkanlığı'na sunuldu. AK Parti MKYK Toplantısı'nda yapılan değerlendirmelerin ardından AK Parti Grup Başkanvekilleri Bekir Bozdağ ve Sadullah Ergin, TBMM'ye gelerek düzenlemeye son şeklini verdi. AK Parti grubunda yaklaşık 30 dakika süren çalışmanın ardından teklif, AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak'ın imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunuldu.

Teklifin genel gerekçesinde ifade hürriyetinin, birçok hak ve hürriyetin temelinin, kişisel ve toplumsal gelişmenin kaynağı olduğu kaydedildi. Bu özelliklerinden dolayı ifade hürriyetinin temel hak ve hürriyetler arasında değerlendirilerek birçok uluslararası belgeye konu olduğu, anayasada da güvence altına alındığı vurgulandı. Bu bağlamda İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin 19., İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinde, anayasanın 25. ve 26. maddelerinde konuya ilişkin ayrıntılı koruyucu ve düzenleyici hükümlere yer verildiği belirtildi. Gerekçede teklifin, Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesinde yer alan suç tanımının, ceza hukukunun güvence fonksiyonlarından birini oluşturan belirlilik ilkesine uygun olarak yeniden yapılması, belirli fiillerin yurt dışında işlenmesi haline özgü olarak cezalandırma bakımından vatandaşlar arasında gözetilen ayrımı ortadan kaldırmak ve bu suçtan dolayı kovuşturma yapılabilmesini cumhurbaşkanının iznine tabi tutmak amacıyla verildiği bildirildi.

Teklifte 301. maddede yapılan değişiklikle ilgili ayrıntılı bir gerekçe de verildi. Maddenin birinci fıkrasında Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ve devletin yargı organlarını alenen aşağılamak suçunun tanımlandığı ve 3 yıl olan ceza üst sınırının 2 yıl olarak değiştirildiği kaydedildi. Türklük ibaresinin Türk Milleti olarak değiştirildiği kaydedilen madde gerekçesinde, milletin geçmişten beri bir arada yaşamış, şimdi de bir arada yaşama inancında, istek ve kararında olan, aynı vatanda sahip, aralarında kültür, tarih ve ülkü birliği olan insanların oluşturduğu toplum olduğuna işaret edildi. 'Aşağılamak' ifadesinin, 'tahkir ve tezyif' kavramı karşılığında kullanıldığı kaydedilirken, hakaret ancak gerçek kişilere karşı işlenebilen bir suç olduğu için Türk Ceza Kanunu'nda çeşitli suç tanımlarında kurum ve kuruluşlarla ilgili olarak 'aşağılama' kavramına yer verildiği bildirildi. Zayıf düşürmek anlamına gelen 'tezyif' sözcüğüne ise suç tanımında ayrıca yer verilmediği belirtildi. Suçun konusunu oluşturan değerlerin toplum nezdindeki saygınlığını zedeleyici söz ve fiillerle işlenebilen aşağılamanın suç oluşturabilmesi için alenen gerçekleşmesi gerektiği kaydedilen madde gerekçesinde, aleniyetin, söz konusu suçun bir unsurunu oluşturduğu ifade edildi.

Suçun konusunu oluşturan değerlerden sadece birinin, Türk vatandaşlarınca yabancı bir ülkede aşağılanmasının cezada artırım sebebi sayılmasının, suç ve ceza siyaseti ile eşitlik ilkesi bakımından uygun bulunmadığı ve bu hükme düzenlemede yer verilmediği kaydedildi. Düzenlemede söz konusu suçla bağlantılı olarak eleştiri hakkının kullanıldığı durumlarda fiilin suç oluşturmayacağının hüküm altına alındığı belirtilerek, eleştiri hakkının, kişinin belli bir vakıa hakkındaki düşüncesini açıklama hürriyetinin kullanılmasından ibaret olduğu ifade edildi. Gerekçede, "Anayasamızda güvence altına alınan ifade özgürlüğünün doğal sonucu olarak eleştiri hakkının kullanılması suretiyle açıklanan düşünceler suç oluşturmaz. Yargıtay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarında da belirtildiği üzere ağır, sert veya incitici nitelikte de olsa eleştiri hakkı kullanıldığında kişiye yaptırım uygulanamayacağı, çoğulcu demokrasilerin vazgeçilmez bir gereğidir" denildi.

İfade özgürlüğünün, demokratik toplumun olmazsa olmaz unsurları olan çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gereği olduğu belirtilirken, bunlar olmaksızın demokratik toplumdan söz edilemeyeceği vurgulandı. İfade özgürlüğünün mutlak ve sınırsız olmadığına işaret edilen gerekçede, Yüksek Mahkeme içtihatlarında da ifade edildiği gibi bir yazı veya konuşmanın suç unsuru teşkil edip etmediğinin, yazı veya konuşma bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gerektiği bildirildi. TBMM, hükümet ve devletin yargı organları ile askeri veya emniyet teşkilatında görev yapan kamu görevlilerinin eleştirilmesinin, bu kurumların saygınlığını zedeleyici davranış olarak değerlendirilmemesi gerektiği vurgulanırken, bu kurumlarda görev yapan kişilere hakaret edilmesi halinde bu madde hükümlerinin değil TCK'nı kamu görevlisine hakaret suçuna ilişkin hükümlerinin geçerli olacağına dikkat çekildi.

Düzenlemede kavuşturma yapılmasının cumhurbaşkanının iznine bağlandığı da hatırlatılarak, "İzin verme veya izin vermeme yetkisini kullanırken cumhurbaşkanının, yargının alanına girmemeye veya yargıya müdahale anlamına gelecek değerlendirmeler yapmamaya özen göstereceği, sadece 'somut olayda dava açılması kamunun veya ülkenin yararına mı yoksa zararına mıdır?' değerlendirmesi yapacağı ve sonuçta hangi cevap ağır basarsa ona göre karar vereceği aşikardır" ifadelerine yer verildi.

(ZÇ-OK-Y)