25 Aralık Kumpas" Soruşturması İddianamesi (4)
Haberler » Güncel » 25 Aralık Kumpas" Soruşturması İddianamesi (4) - Haber

25 Aralık Kumpas" Soruşturması İddianamesi (4)

Paralel Devlet Yapılanması'nın, "takipsizlikle sonuçlanan 25 Aralık soruşturmasında usulsüzlükler yaptığı ve şüphelilere kumpas kurduğu" iddiasıyla Fetullah Gülen'in de aralarında bulunduğu 69 şüpheli hakkında hazırlanan iddianamede, o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu 29 kişinin, yasama dokunulmazlığı ve özel soruşturma usullerine tabi olmalarına rağmen, telefon görüşmelerine ait seslerin çözülerek metin haline getirildiği, hazırlanan fezlekede de bazılarına suç isnadında bulunulduğu belirtildi.

25 Aralık Kumpas

Paralel Devlet Yapılanması'nın, "takipsizlikle sonuçlanan 25 Aralık soruşturmasında usulsüzlükler yaptığı ve şüphelilere kumpas kurduğu" iddiasıyla Fetullah Gülen'in de aralarında bulunduğu 69 şüpheli hakkında hazırlanan iddianamede, o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı 'ın da aralarında bulunduğu 29 kişinin, yasama dokunulmazlığı ve özel soruşturma usullerine tabi olmalarına rağmen, telefon görüşmelerine ait seslerin çözülerek metin haline getirildiği, hazırlanan fezlekede de bazılarına suç isnadında bulunulduğu belirtildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili İsmail Uçar tarafından hazırlanan iddianamede, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2012/656 sayılı soruşturma dosyası kapsamında savcılığa mühürlü olarak gönderilen iletişim tespit tutanaklarının bulunduğu dosyalara değinildi.

İncelemede, o dönemde Başbakan olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışileri Bakanı olan Başbakan Ahmet Davutoğlu ile eski bakanlar Ömer Dinçer, Sadullah Ergin, İdris Naim Şahin, Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Hayati Yazıcı, Ali Babacan,  Faruk Çelik, Binali Yıldırım, Ömer Çelik, Taner Yıldız, Erdoğan Bayraktar, Egemen Bağış, Orman ve Su İşleri  Bakanı Veysel Eroğlu, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ile dönemin bazı milletvekillerinin de aralarında bulunduğu  29 kişinin, Anayasa 83 ve 100. maddeleri gereği yasama dokunulmazlığı bulunduğu ve özel soruşturma usullerine tabi oldukları kaydedildi.

İddianamede, buna rağmen bu kişilerin telefon görüşmelerine ait seslerin çözülerek metin haline getirildiği ve hazırlanan fezlekede de bir kısmına suç isnadında bulunulduğu aktarıldı.

Başbakan, bakan ve milletvekilleriyle ilgili soruşturmaların nasıl yürütüleceğinin ilgili yasalarla anlatıldığı iddianamede, "Görüşmelerin suç unsuru olarak değerlendirilerek metin haline getirilmesi aşamasında suçun tespitine yönelik olması gereken konuşmalardan çok günlük yaşantıda ve metin haline getirilen görüşme sahiplerinin kamudaki konumları ve yaptıkları işlerle ilgili olan görüşmeleri ile günlük hayatta yapılacak görüşme ve ailevi ziyaretlerle ilgili yapılan görüşmelerin metin haline getirildiği görülmektedir" denildi.

Suç işlenmediği halde fezleke hazırlandı

İddianamede, FETÖ mensuplarının, Türk devletine kastettikleri için devlete ait bütün gizli belge ve bilgileri elde ettikten sonra medyaya servis ettiği belirtilerek, "Her devletin uluslararası alanda izlediği bir politika vardır. MİT Müsteşarı'nın Suriye ile ilgili yaptığı toplantıdaki ses kayıtlarını medyaya sızdıran hainler ile MİT tırlarına çakma operasyon yapan FETÖ üyesi jandarma görevlilerinin aynı odaktan emir aldıkları anlaşılmaktadır. Mali şubedeki terör örgütü üyesi ihanetçiler ise hiçbir suç unsuru olmayan bir konuda devletin en üst kademe yöneticilerini takip etmek suretiyle akılları sıra yolsuzluk soruşturması yaptıkları ancak soruşturdukları konuda bir suç işlenmediğini gördükleri halde fezleke hazırlayacak kadar da pervasızdırlar" değerlendirmesinde bulunuldu.

İddianamede, FETÖ'nün polislerinin ortada hiçbir suç yokken "Acaba suç işlenebilir mi?" diye devletin enerji politikalarıyla ilgili girişimleri takip ettiği, bir suç unsuruna rastlamadıkları halde Başbakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı'nı ve devlet bakanını suç örgütüyle irtibatlı gösterdikleri aktarıldı.

İddianamede, mahkeme kararlarının görevli ve yetkili nöbetçi hakimden alınmayarak tabii hakim ilkesine aykırı davranıldığı, bu şekilde muhtemel bir ret kararının önüne geçilmek istendiği ifade edildi.

Tanık ifadeleri

İddianamede, eski İstanbul Valisi 'nun tanık ifadesine de yer verildi.

Mutlu ifadesinde, İstanbul Valisi olarak görev yaptığı 17 Aralık 2013 sabahı Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın kendisini telefonla arayarak, bakanlık personelinden bir kısmına operasyon yapıldığını, operasyonunun mahiyetini öğrenmek istediğini, kendisinin de bilgi sahibi olmadığını ve bilgi almak amacıyla Emniyet Müdürü 'ı aradığını anlattı.

Daha sonra kendisini dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler'in aradığını, oğlunun kaldığı yerde bir arama yapıldığını ve bunun mahiyeti hakkında bilgisi olup olmadığını sorduğunu ifade eden Mutlu, tekrar aradığı Hüseyin Çapkın'ı kendisine, Mali Şube ve Organize Şubeden müdürlerin kendisine bilgi notu teslim ettiğini ve bakanlara konu hakkında bilgi verdiğini söylediğini belirtti.

Mutlu, 17 Aralık operasyonu ile ilgili kendisine bilgi veren olmadığını, yine 25 Aralık'ta bir açılışta İl Emniyet Müdürü Selami Altınok'un kendisini arayarak, bir operasyon hazırlığı olduğunu bildirdiğini ve bunun üzerine emniyet müdürlüğüne geçtiğini ve bilgi aldığını aktardı.

Her iki operasyonda da önceden haberdar edilmediğini, kamuoyunu ilgilendiren büyük soruşturmalarda il emniyet müdürünün ve kendisinin haberdar edilmesi gerektiğini kaydeden Mutlu, gizli tanığın beyanında geçen hususun doğru olmadığını Mali Şube Müdürünün kendisine dosya hakkında bilgi vermediğini ve "Kendisinin de inceldiği yerden kopsun" demediğini söyledi.

Hüseyin Çapkın

Eski İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın da tanık olarak verdiği ifadede, 17 Aralık 2013 sabahı saat 06.00-06.30 sıralarında Hüseyin Avni Mutlu'nun kendisini telefonla arayarak Erdoğan Bayraktar'ın bir yakınının evinden polis tarafından alındığını bildirdiğini ve kendisinin de konuyu araştırıp bilgi vereceğini söylediğini anlattı.

Aradığı Üsküdar İlçe Emniyet Müdürü'nün kendisine olaydan haberi olmadığını söylediğini aktaran Çapkın, Mutlu'nun kendisini tekrar arayarak Muammer Güler'in oğlunun evinin arandığını, olay yerinde çok sayıda polis ve bir Cumhuriyet savcısının olduğunu söylediğini ve Mutlu'nun konuşmalarından konudan haberdar olmadığını düşündüğünü ifade etti.

Çapkın, dönemin İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş'ı aradığını ve Arıbaş'ın olaydan haberi olmadığını, operasyonel birimleri aramaya devam ettiğini ve dönemin Organize Şube Müdürü Nazmi Ardıç'ın da "Operasyonun organize şubenin işi olduğunu" söylediğini aktardı.

Ardıç'a operasyondan neden haberdar edilmediğini sorduğunu ifade eden Çapkın, Nazmi Ardıç ve Yakup Saygılı'nın ellerinde bilgi notları olduğunu, kendisine verdikleri iki ayrı şeffaf dosyada olayı anlattıklarını, kendisinin "Bu operasyon Türkiye'yi sarsar. Nasıl böyle bir şeye kalkıştınız?" dediğini, onların da "Her şeyi göze aldık" dediğini anlattı.

Saygılı ile Ardıç'a kendisine ve Mutlu'ya verilmeme gerekçesini sorduğunu kaydeden Çapkın, Saygılı ve Ardıç'ın "Savcının böyle istediğini, yasanın da bu şekilde emrettiğini ve bu nedenle bilgi vermediklerini" söylediğini ifade etti.

Çapkın, 25 Aralık soruşturması olarak bilinen dosyayla ilgisi olmadığını vurguladı.

(Sürecek)

Kaynak: AA