12 Eylül Mağduru Adıyamanlı Doymaz: Pirin Palas'ın da Kazılmasını İstiyoruz

12 Eylül Mağduru Adıyamanlı Doymaz: Pirin Palas'ın da Kazılmasını İstiyoruz

12 Eylül askeri darbe döneminde gözaltındaki işkenceleri anlatırken gözleri dolan Mehmet Doymaz, çocuk yaşta düştüğü cezaevinde hiç acımadan işkencelere maruz kaldığını söyledi.12 Eylül askeri darbesinin kendisinde ve o dönemi yaşayan kişilerde...

12 Eylül Mağduru Adıyamanlı Doymaz: Pirin Palas'ın da Kazılmasını İstiyoruz

12 Eylül askeri darbe döneminde gözaltındaki işkenceleri anlatırken gözleri dolan Mehmet Doymaz, çocuk yaşta düştüğü cezaevinde hiç acımadan işkencelere maruz kaldığını söyledi.

12 Eylül askeri darbesinin kendisinde ve o dönemi yaşayan kişilerde derin izler, derin yaralar bıraktığını belirten Mehmet Doymaz, suçları olmamasına rağmen cezaevlerine doldurulan, akla hayale gelmeyen işkencelere maruz bırakılan insanların, kanunsuz şekilde kendilerini cezalandırdığını ifade etti.

Darbe döneminde hiçbir olaya karışmamasına rağmen idama mahkum edildiğini söyleyen Mehmet Doymaz, yaşadığı o günleri şu sözlerle anlattı: "2 Şubat 1981 yılında göz altına alındım. 19 yaşında biri olarak siyasal çalışmaların içerisinde yer aldım. Adıyaman'da on binlerce insan gözaltına alındı. Adıyaman'da işkence merkezleri sadece Pirin Palas kışlası diye bilinen yer değildi. Emniyet Müdürlüğü, Sıkıyönetim Komutanlığı, şu anda Kız Meslek Lisesi ve Endüstri Meslek Lisesi olarak bilinen yerler de işkence merkezleriydi. O günün şartlarında okullar kışla merkezi haline dönüştürülmüştü. Bütün toplum bir baskı cenderesi içerisindeydi. 12 Eylül darbesiyle birlikte bu olaylar ayyuka çıktığı gibi, fütursuz, vicdansız, kuralsız ve kesinlikle evrensel hukukla alakası olmayan bir saldırı süreciydi. Sadece siyasal alanlarda yer alanların akrabaları ve yakın çevreleri baskıya maruz kalmıyorlardı. Örneğin bir kişi siyasal etkinliklerden dolayı aranıyor ve köyde yaşıyorsa o köyün hepsi baskıya maruz kalırdı."

"HUKUK UYGULANMIŞ OLSAYDI BANA VEREBİLECEKLERİ CEZA YOKTU"

12 Eylül 1980 darbesi sürecinde hukuka uymayan kararlarla idam cezasına çarptırıldığını ifade eden Mehmet Doymaz, "O süreçte hiçbir tanık ve delil yoktu. Eğer gerçek anlamda kanunlar ve hukuk uygulanmış olsaydı, bana verebilecekleri ceza yoktu. Fakat beni idam cezası ile cezalandırdılar. Daha sonra idam cezaları TBMM'ye gönderildi. 1991 yılında Özal döneminin anti terör yasası ile birlikte ve idamların kaldırılmasıyla hapis cezam 40 yıla indi. Bu cezanın 20 yılı infazdı ve 20 yılı hapiste geçirdim. 12 Eylül döneminden sonra özellikle 1980 ile 83 yılları arası çok yoğun baskılar yaşadık. Dönem dönem çok ağır işkencelere maruz kaldık. Zaten cezaevleri zindandı ve toplumla bir kopuşu ifade ediyordu. O süreci hatırlamak insanı duygulandırıyor." dedi.

Darbecilerin, Adıyaman'da insanların bıyıklarını keserek yedirttiğini söyleyen Doymaz, 12 Eylül döneminde yaşanan tüyler ürpertici olaylara şöyle değindi: "Kadınlar, erkeklerin sırtına bindirildikten sonra gezdirilerek sularda sürüklendirilirdi. Petrol kuyularının artıkları içerisinde insanlar sürüklendiği gibi işkencenin ve baskı sınırının haddi hesabı yoktu. Sürecin en yoğun yaşandığı yerler gözaltı ve işkence merkezleriydi. Adıyaman'ın en önemli işkence merkezi Pirin Palas'tı. Gözaltına alındığımda çok ağır bir süreç yaşamıştım. Gözlerimiz kapalı olarak sorgulanıyorduk. Bizlere iftira niteliğindeki suçları kabullendirmek istiyorlardı. İşte bu koşullarda işkencelerden geçtik. Bu baskılar sonucunda özellikle polis ve asker birlikte işkence yapıyordu. Kendilerinin hazırladıkları ifadeler genel anlamda soruşturma konusu oluyordu. Delile, tanığa ve somut olaylara dayanan olgular aranmıyordu. İşkence ile bazı insanlara bir şey kabul ettiriliyordu. O dönemde hatırladığım kadarıyla Adıyaman'da sokak ortasında bir cinayet işlenmişti. Herkes olayı görmüştü ve tanıkları vardı. Mehmet Yücel Davut Güler isminde bir ülkücü tarafından öldürülmüştü. Yapılan işkencelerden sonra Pirin Palas denilen kışlada, bu olay sol örgütlerin üzerine yıkıldığı gibi tanıklar değiştirildi. Oradaki mantık, kime bir şeyler yıkmak istiyorlarsa bunu gerçekleştiriyorlardı. Coplu tecavüz, falaka, askıda bekletme, soğuk suda bekletme, çırıl çıplak soyma, üzerine su dökme, sürükleme, küfür, hakaret, sıra dayağı, copla tekme atma, tuz yedirme gibi yöntemlerin hepsi darbeciler tarafından uygulanıyordu. Bu işkenceler sadece işkence ve gözaltı merkezlerinde devam etmedi. Adıyaman E Tipi Cezaevi'nde yoğun bir şekilde yıllarca devam etti."

"PİRİN PALAS İŞKENCE MERKEZİNDE İNSANLARIN GÖMÜLDÜĞÜNE DAİR SÖYLENTİLER"

Doymaz, 32 yıl geçtikten sonra darbeci generallerin yargılanmasını olumlu algılamak gerektiğini ifade etti. Darbe mağduru Doymaz, "12 Eylül askeri darbesinden 30 yıl sonra bu kadar işkenceden, mağduriyetten ve psikolojik tahribattan tutun birçok insanın kaybedilmesinden sonra bu kişilerin yargılanması benim için bir şey ifade etmiyor. Bugün topraktan insan cesetleri fışkırıyor. Yaptıkları darbeyle ülkeye en karanlık dönemini yaşatan 12 Eylül'ün sağ kalan iki lideri Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya'nın yargı konusu yapılması aslında bana samimi gelmiyor.

Bunun yanısıra 12 Eylül döneminde Adıyaman'da faili meçhullerin olduğu gerçektir. İşkence dışında, o dönemlerde Abuzer Öner'in katledilmesi faili meçhuldür. Bu olay halen gün yüzüne çıkmamıştır. Benim içeride kaldığım dönemlerde Besnili diş doktoru katledildi. Bu olayda bir kılıf uydurmaya çalıştılar. Uzun köyden Hasan isimli biri öldürüldü. Çevreden yaygın kanılar vardı. Sorgu merkezlerinde bazı insanların getirildiği ve ortadan kaybedildiği konusunda tanıklar vardı. Hatta o dönemlerde Pirin Palas denilen işkence merkezinde insanların gömüldüğüne dair söylentiler vardı. O yıllarda iki tane kamp vardı. Sosyalist Varşova Kampı ve NATO Kampı vardı. Dolayısıyla darbelerin merkezinde ağırlıklı olarak özellikle demokratik gelişmeye açık ülkelerde NATO merkezli bir kararlaşmanın sonucu olarak gelişiyordu. Türkiye'deki darbelerin sürecinin hepsinin arkasına ABD, batılı emperyalist güçler var. Dolaysıyla toplumsal ortamı, siyasal rejimi kendilerince bir tetikten kurtarma adı altında toplumlara dayatılan bir bölümü ifade ediyordu. Her darbe süreci 30 ile 50 yıl geri götürmüştür." diye konuştu.

Darbelerden dolayı büyük mağduriyetler doğduğunu söyleyen Doymaz, "Katledilenlerin, kaybedilenlerin dışında mağduriyetlerin yaşandığı bir gerçektir. Ayrıca, darbeciler insanları görevlerinden alıkoymuşlar, sürgün edilmişler. Darbe olayları sonrasında hala ülkelerine gelmeyen yığınla insan var. Darbenin bu kadar tahripkar sonuçları var. Kenan Evren ve darbe mimarları neden yıllarca yargılanmadılar. Bu zihniyetin ortadan kaldırılması için bir yaklaşımın içine girilmesi gerekirdi. Bu ülkede darbelerin kesinlikle bir daha yaşanmaması gerekiyor." şeklinde konuştu.

"VÜCUDUMDA HALEN DARBENİN İZLERİNİ TAŞIYORUM"

Vücudunda halen darbenin izlerini taşıdığını belirten Doymaz, "Yaşamış olduğum işkencelerden sonra parmaklarım kontrolüm dışındadır. Elime aldığım bardaklar çoğu zaman kontrolsüzce yere düşüyor. Kırılan kaburgalarım beni halen rahatsız ettiği gibi ayağımda bulunan darbe izleri zaman zaman tehlike arz ediyor. İşkence sürecinde altı, yedi defa başım kırıldı. Aradan yıllar geçse bile halen darbe döneminde görmüş olduğum işkencelerden dolayı rahatsızlıklarım devam ediyor. Romatizmal hastalıklardan tutun diğer hastalıklara kadar birçok hastalık o günlerin kalıntılarıdır. Halen tabanlarıma basamamaktayım. Belli bir baştan sonra bu sıkıntılar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor." dedi.