YILDIRIMLAR'IN TELEVİZYON BAŞINDAKİ MİLYONLAR, GÜLÜMSERKEN BİLE YAŞADIĞI HÜZNÜ YANSITAN BUĞULU GÖZLERİ, HİÇ BİTMEYEN FEDAKARLIĞI VE ZOR KOŞULLARA RAĞMEN İSYAN ETMEYEN 'GÜÇLÜ' KARAKTERİYLE KENDİ AİLELERİNDEN BİRİ OLARAK GÖRDÜĞÜ BENNU YILDIRIMLAR'A, SİNEMADA HAYAT KADINI OLARAK RASTLAYINCA PEK MEMNUN KALMAYACAKLAR BÜYÜK İHTİMALLE.
Tıpkı daha önce 'Süper Baba'daki özgürlüğüne düşkün, uçarı Elif'in, ona özenen ve ondan hoşlanan gençler için 'Yaprak Dökümü'nde az önce bahsettiğimiz Fikret'e dönüşmesinin yarattığı hayal kırıklığı gibi. Zıt rollerde görünerek seyirciyi şaşırtmayı seven Yıldırımlar, çekimleri bugünlerde tamamlanan ve Şubat 2009'da vizyona girecek 'Gökten Üç Elma Düştü' filminde hayat kadını Nilgün'ü canlandırıyor.
Birbirine zıt karakterleri oynamanın önemi oyuncular için büyüktür elbette ama iş seyirciye gelince durum biraz değişiyor. "Ülkemizde özellikle böyle, seyirci bir rolde seviyor sizi, kendisine bir biçimiyle yakın buluyor ve hiç değişmemenizi istiyor, sanki onun ailesinden biriymişsiniz gibi" sözleriyle durumu açıklıyor Yıldırımlar. Kendisinin bahsetmeye yanaşmadığı fakat onun hakkında her vesileyle yazıldığı gibi, bu durumda önemli bir pay da oyunculuktaki başarısı.
ŞANS ESERİ TİYATRO
Oyunculuğa başlamasını şansa bağlaması da hemen her konuda gösterdiği mütevazılığından; "aslında çocukluğumda ne öyle annemin topuklu ayakkabılarını, giysilerini giyip oyunculuk provaları yapıyordum ne de oyuncu olmak gibi şeyler aklımdan geçiyordu, liseyi bitirdikten sonra tamamen denemek için belediye konservatuarının sınavına girdim ve kazandım, şansa oldu biraz." O yıllarda ilgi duyduğu alan arkeoloji ve müziktir. Gazeteci babasının plaklarından dinlediği Beatles'in posterleriyle kaplanmış odasında sınavlara hazırlanır ve Yunan Dili'ni kazanır.
Fakat oyunculuk aklını çelmiştir artık ve iki yılın ardından tekrar sınava girerek İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nı kazanır. Yeteneği fark edilmeyecek gibi değildir ve henüz diploma almadan şehir tiyatrolarına adımını atar. 1990'da mezun olduktan sonra 1 buçuk yıl İngiltere'de drama kursu alarak eğitimini tamamlar. Tolstoy'un 'Bir Atın Öyküsü'nde atı canlandırdığı dikkat çekici rolüyle 1996'da Bedia Muvahhit ödülünü kazanır. Devamında da pek çok ödüle değer bulunacaktır.
Bugüne kadar en beğendiği 'Şapkadan Babam Çıktı' olan 21 dizide ve 8 tiyatro oyununda rol alır. Bugün televizyondan izlediğimiz Fikret rolünü dört yıl sahnelerde canlandırır ve salon 450. oyunda bile tıka basa dolar. Özel yaşamıysa, hayli kabarık olan başarı hanesinin aksine hiç de 'şişkin' değildir. Öyle ki, Süper Baba'da aynı seti paylaştığı oyuncu arkadaşıyla gerçekte evli olduğunu ancak dizi bittikten sonra çıkan haberlerde öğreniriz.
FİKRET'TEN TİYATRO SAYESİNDE KURTULDU
Malum, Türkiye çelişkiler ülkesi. Yıldırımlar uçarı Elif karakteriyle tanınırken filmin setini basıp hayranlıklarını boynuna atlayarak gösterenler İmam Hatip öğrencileri olabiliyor. Yine de ona en çok yakıştırılanın Fikret olduğunu söylemek yanlış değil. Kendisiyse epey içli dışlı olduğu bu 'bizden' karaktere mesafeli; Fikret kadar fedakar olmak çok mantıklı gelmiyor ona, "insanın kendinden vazgeçmeden bir şeyler yapabilmesi gerekir."
Başarılı kariyeri boyunca kendisinin en sık karşılaştığı soru oynadığı rollerle kurduğu ilişki hakkında; "Benim tek şansım tiyatro oyunculuğuna devam edebilmem, çünkü tiyatroda sizi belli rollere sıkıştıran bir anlayış yok. Sartre'ın oyunu 'Saygılı Yosma'da da 'fahişe'yi oynamıştım. Ayrıca Çehov'un 'Üç Kızkardeşi'nde oynadığım rolde de, halkın deyimiyle 'kocasını boynuzlayan kadın'ı oynuyorum. Yani yeni filmde oynayacağım rol, bu yönüyle ilk değil. Beni sadece Fikret'ten tanıyanlar, mazlum, her şeyi sabırla içine çeken bir karakterle özdeşleştiriyorlar ve öyle kalmanı bekliyorlar. Tiyatro olmasa belki bu yeni filmdeki rolü de oynayamazdım ve hep Fikret olarak kalabilirdim."
Kendisi, önümüzdeki sezon sona erecek Yaprak Dökümü'nün ardından Fikret'e benzer başka bir rolü de, "aynı şeyi oynamak insanın yaratıcılığını öldürüyor" düşüncesiyle oynamak istemediğini söylüyor. "Özel bir rol var mıdır istediğiniz" diye sorunca, her ne kadar bu tür klişelerle düşünmediğini söylese de gönlünde yatan istisnayı açıklıyor; "Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur'undaki Nuran'ı oynamıştım Şehir Tiyatroları'nda, onun filmi çekilirse Nuran'ı bir de sinemada oynamayı çok isterim."
EYÜP TATLIPINAR/Akşam