Kültürel, doğal ve tarihi zenginliklere sahip Türkiye, polisiye romanlara da ilham kaynağı oldu. 20. yüzyılın başından bu yana Arsen Lüpen'den James Bond'a,
Nick Carter'dan Şarlo'ya pek çok polisiye kahramanının yolu Türkiye'den geçti.
''Virgül'' dergisinde Oğuz Eren tarafından yapılan derlemeye göre, Türkiye, ''klasik polisiyede İngiliz salon polisiyesi şablonundan uzaklaşıp egzotik mekanlara yer verme eğilimi'' ve Soğuk Savaş'ın hüküm sürdüğü dönemde, ''klasik casus romanlarında düşman addedilen SSCB ile komşu, Batı müttefiki bir ülke'' olması nedeniyle polisiye romanlara mekan seçildi.
Bu tür casus romanlarında Türkiye, İngiliz veya Amerikalı ajanlarla Rus meslektaşları arasındaki çarpışmalara sahne olurken, Soğuk Savaş dönemindeki casus romanlarının yerini bugün uluslararası terör ve suç örgütleri ile uyuşturucu mafyasını konu alan suç romanları aldı. Mekan olarak Türkiye'yi seçen ve bazıları da Türkçeleştirilmemiş polisiyelerden bazıları şöyle:
-İstanbul'un Esrarı: İstanbul'da geçen ilk gerçek polisiye, Fransız yazar Paul de Regle'nin ''İstanbul'un Esrarı'' adlı romanıydı. Eser, 1912 yılında yayımlanmıştı.
-Arsen Lüpen: Arsen Lüpen'in İstanbul'un bir köşkünde geçen kısacık macerasının özgün ismi ''Les Confidences d'Arsene Lupin'' idi. 1913 tarihli öykü derlemesi, Türk okuruyla ''Arsen Lüpen İstanbul'da'' ismiyle buluştu.
-Şarlo İstanbul'da: Charlie Chaplin filmlerinin meşhur serserisi, aktörünü şöhrete kavuşturduğu ilk yıllarda 16 kitaplık bir polisiye parodi serisinin de kahramanı oldu.
-Doğu Ekspresi'nde Cinayet: ''Polisiyenin kraliçesi'' Agatha Christie'nin en tanınmış eseri olan ''Doğu Ekspresinde Cinayet''in konusu aslında İstanbul'da geçmiyordu. Ancak dedektif Hercule Poirot, Suriye dönüşü İstanbul'da birkaç gün geçirmek için Toros Ekpresi ile Türkiye'ye gelip İstanbul'daki Tokatlıyan Oteli'ne yerleşmesinin ardından ulaşan acil telgrafla Doğu Ekspresi'nde yer ayırtarak hemen dönmek zorunda kalıyordu.