Van'daki Deprem
Berin Arslan Çetin/Şener Toktaş - Depremin ardından Bitlis Devlet Hastanesinde tedavi altına alınan yaralılar, deprem anını ve depremden sonra mucize kurtuluşlarını anlattı.
Berin Arslan Çetin/Şener Toktaş - Depremin ardından Bitlis Devlet Hastanesinde tedavi altına alınan yaralılar, deprem anını ve depremden sonra mucize kurtuluşlarını anlattı.
Öğretmen olarak Mardin'de görev yapan Ercişli Gülcihan Demir, depremde yaşadıkları ile anne ve babasını kaybetmesinin acısını AA muhabiriyle paylaştı. Demir, şöyle konuştu:
"Mardin'de öğretmenim. Mardin'de kahvaltı yaptığım sırada yerin sallandığını fark ettim. Televizyonu açtım ve Van'da deprem meydana geldiğini öğrendim. Annemi ve babamı aradım, telefonlarıma cevap vermediler. Kendilerine ulaşamayınca Mardin'den yola çıkarak, Erciş'e geldim. Ablama ulaştım. Erciş'teki evime vardığımda hava karanlıktı. Elektrik yoktu. Depremden yaklaşık 6 saat sonra Erciş'e ulaştım. Binamız 6 katlıydı. Evimiz binanın dördüncü katındaydı. Binamız yerle bir olmuştu. Depremde, annemin ve babamın öldüğünü öğrendim. Babam Mehmet Ali Demir, ziraat teknisyeni olarak ilçede yıllarca görev yaptı. Annem Aynur Demir ise ev hanımıydı. Babam yeğenimi hafta sonu olduğu için yanına alarak eve getirmiş.
Babam ve annem deprem sırasında evde bayram temizliği yapıyormuş. Yeğenim Hazar Çelik, balkonda su içiyormuş. Deprem anında yeğenim balkon korkuluklarına tutunmuş. Binanın çökmesiyle yeğenim aşağıya kadar inmiş. Böylelikle yeğenim depremden ayağındaki bir kırıkla ve ezilmeyle kurtuldu. Ancak annem, üzerine düşen beton bloklar nedeniyle hayatını kaybetmiş. Babamsa, solunum yetersizliğinden dolayı yaşamını yitirmiş."
Yeğeninin Bitlis Devlet Hastanesine sevk edilmesi üzerine, onu yalnız bırakamadığını ve hastanede ona refakat ettiğini belirten Demir, yeğeninin psikolojisinin bozulduğunu ve uyurken üzerindeki battaniyeyi sürekli yerlere attığını, duvarların üzerine doğru yıkıldığını söylediğini ifade etti.
Demir, "Annem ve babam birbirlerini çok severdi. Her zaman 'inşallah birlikte ölürüz' derlerdi. Yaşadıklarımız kabus gibi. Bir ablam ve abim Erciş'te. Onların evindeki eşyalar zarar görmüş. İl dışında yaşayan iki abim Erciş'e geldi. Ablam uzun süre, anne ve babama ulaşmak için enkazı tırnaklarıyla kazımış. Ağlamak istiyorum ancak ağlayamıyorum. Ciddi anlamda maddi ve psikolojik desteğe ihtiyacımız var" dedi.
-Balıkesir ve Ercişli depremzede aynı odada-
Depremde yaralanan Ercişli Mahmut Ege ve Balıkesirli Fatih Taşkıran'ın tedavileri hastanenin aynı odasında sürüyor. Depremde yaralanan Ege, Erciş'deki 5 katlı Oktay Bilardo Salonu'nda depreme yakalandığını ifade etti.
Enkazdan 2 saat sonra kurtarılan Ege, şunları söyledi:
"Oyun oynuyorduk, deprem oldu. Binanın en alt katındaki binanın kolon ve kirişleri, kapı ve pencereleri üzerimize yıkıldı. Enkaz altındayken, her sesi duyuyordum. Enkaz altındayken, kepçenin çalışma sesini duyuyordum. Okey salonunda yaklaşık 50 kişiydik. Oradan 10 kişinin canlı olarak çıkarıldığını duydum. Sonrasını bilmiyorum. Enkaz altındayken, sadece bir kez Erciş'i görmek istedim.
'Allah'ım son kez Erciş'i görmeyim ve sonra öleyim' diyordum. Sonra bana ulaşıldı. Enkaz altındayken kurtarma çalışmalarına katılanlar bana düzenli nefes alıp alamadığımı sordu. Ben de nefes aldığımı söyledim. Ancak çalışanlar her ihtimale karşı enkaz altına hortum sarkıtarak nefes almamı söylediler. Bir süre ben de hortumu ağzıma sokarak nefes almaya çalıştım. Deprem anı mahşer gibiydi. Çok büyük bir felaket yaşadık. Benim de bacaklarımda ezilmeler var."
Mahmut Ege'nin kardeşi Nazmi Ege ise Erciş'in Örene Mahallesi'nde yaşadıklarını ve ailesinden 11 kişinin bahçede açılan bir brandanın altında yaşamaya çalıştığını ifade etti.
Ege, "Milletimiz bilinçli değil. 7 kat binanın yapımına ruhsat veriliyor. Ancak vatandaşlarda bir kat kaçak yapıyor. Böylece sağlıksız 8 katlı binayı inşa etmiş oluyorlar" dedi.
Ege ile aynı odada tedavisi süren Balıkesir'in Gönen ilçesine kayıtlı Fatih Taşkıran ise depremden 10 saat sonra enkaz altından kurtarıldığını söyledi. Erciş Devlet Hastanesinde tıbbi sekreter olarak çalıştığını ifade eden Taşkıran, şunları kaydetti:
"Erciş'te 7 katlı bir binanın ikinci katında bulunan kafeye gittik. Orada arkadaşlarla birlikte kahve içmeye karar verdik ve siparişimizi söyledik. Tam oturduğumuz anda, bomba gürültüsü gibi ses çıktı. Ardından bina yıkıldı ve enkaz altında kaldık. Sağ ayağımda kırık ve ezilmeler var. Gece beni 11.30'da enkazın altından çıkardılar. Yanımda Numan adında bir arkadaşım vardı. Yaşayıp, yaşamadığından herhangi bir bilgim yok. Fakat arama kurtarma çalışmaları yapan sivil savunma ekipleriyle birlikte irtibat halindeydik. Aramızda biri vardı ve ölmüştü. Ben de kurtarılamayacağımı düşündüm. Nerede sıkıştığımı biliyorlardı. Ancak sivil savunma ekiplerinin sesini duyunca rahatladım. Üzerime çok beton yıkılmıştı. Ancak ekiple aramızda mesafe fazlaydı. Bana ulaştılar ve ben yığınlarında demirleri kesmem için ve betonları kırmam için ekipler bana aletler verdiler. Ben de demiri kesmek istediğim sırada spiral bacağıma değdi ve bacağımı sıyırdı. Fakat ekipler bana ulaşınca kadar bir bir buçuk saat betonları kırdım. Ayağımın üzerine düşen kolonlar kurtulmamı sağladı."
Taşkıran'ın annesi Hanife Taşkıran, gözyaşları içinde oğlunun yaşamasına çok sevindiğini ve Allah'ın onu kendilerine bağışladığını söyledi.
Anne Hanife, "Depremin ardından oğlumundan haber alamadık. Telefonlara cevap veremiyordu. Kendisine ulaşamayınca hemen bilet alarak Erciş'e geldik. Yol bize çok uzun geldi. Arabanın hareket etmesini sabırsızlıkla bekledik. Bir kızım var. Oğlum bize uzak olduğu için ona hiç ulaşamayacağımızı sandık. Fakat Erciş'e geldiğimde oğlumun yaşadığını öğrendim ve dünya benim oldu. Ben 4 gündür buradayım. Burada her şeyi anladım. Doğu halkının ne kadar iyi ve yardımsever olduğunu gördüm" diye konuştu.
Göz yaşları içinde konuşan baba Mehmet Taşkıran ise, "Oğlum sanki yeni doğdu. Allah'ın onu bize bağışladı. Rabbime şükürler olsun"dedi.
-"Meslektaşı için ağladı"
Enkaz altından birçok kemiği kırılmış halde kurtarılan Edirneli öğretmen Mustafa Kırkuva da deprem anında arkadaşlarıyla evde olduğunu söyledi. Deprem anını göz yaşları içinde anlatan Kırkuva, şunları dile getirdi:
"4 yıldır Erciş'in Derekent köyünde öğretmen olarak görev yapıyordum. 2 öğretmen arkadaşımla, Erciş merkezde 5 katlı bir binanın 4. katında oturuyorduk. Ev arkadaşlarımdan biri Ispartalı ve diğeri Çanakkale'liydi. Deprem anında bir arkadaşım evden çıkmak üzere, ayakkabılarını kapıya bıraktı. Bu sırada ilk sallantıyı hissettim. Ona doğru koşup içeri girmesini söylemek üzere kapıya yöneldim. Ancak arkadaşımı göremedim. Tam bu sırada kapı ve kolon üzerine düştü. Sağ tarafım kapı, sol tarafın kolon altında kaldı. Uzun süre böyle bekledi. Bir süre sonra 'Sesimi duyan var mı?' diye kurtarma ekiplerinin sesini duydum. Onlara ses verdim. Bana ulaştılar ama hala arkadaşımdan haber alamıyorum. Erciş'te de yokmuş."
Anne Naciye Kırkuva ise Edirne'de teyzesinde oturduğu sırada deprem haberini duyduğunu ve oğluna ulaşmaya çalıştığını söyledi.
Oğluna ulaşamayınca hemen Erciş'e hareket ettiğini belirten anne, "Oğlum kurtulduğu için çok seviniyorum ama hali çok kötü. Kırılmadık, ezilmedik yeni yok. Kaburgası, bacağı kırık. Kafasında kırık var. Ancak tedavisi burada sürüyor ve biz hep yanındayız. Ancak ölenler için çok üzülüyorum. Televizyonu oğlumun odasında açmak istemiyorum. Aldığı haberler onu daha kötü yapıyor. Ben Allah'a şükrediyorum" dedi.
Baba Şerif Kırkuva ise "Edirne'den oğlumu kaybettim diye geldim. Şükür Allah'ım evladımızı bize bağışladı" dedi.
- BİTLİS














