Uğur Yücel'le Samimi Sohbet!

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Ünlü Oyuncu Uğur Yücel Son Dönemde Canım Ailem Dizisyle Gündemden Düşmüyor..

ÜNLÜ OYUNCU UĞUR YÜCEL SON DÖNEMDE CANIM AİLEM DİZİSYLE GÜNDEMDEN DÜŞMÜYOR..

Masalımsı aşklar, hoyrat oyunlar, ağdalı konuşmaların olmadığı, samimiyet üzerine kurulu yanıyla duygulandırıyor "Canım Ailem" beni. Ve fırsat bu fırsat, yıllardır oyunculuğuna hayran olduğum Uğur Yücel'le sohbet etme hevesiyle telefona sarılıyorum ama olmuyor... Uğur Yücel kendince haklı bulduğum nedenlerle basına "mesafeli" duruyor. Sorularıma "mail" üzerinden yanıt verdi. Bu röportaj da haliyle biraz mesafeli oldu.

Neden ağladığımı ya da göz yaşlarımın neden içime aktığını tam da anlamadan televizyonun karşısında kilitlenip kaldığım bir dizi Canım Ailem. Annesiz babasız kalan o üç çocuğun bakışları mı ağlatıyor beni, onlara kol kanat germeye çalışan dayı Samim mi? Yıllarca aşk acısını içine gömen Meliha mı? Diziyi izlemeyenler için bu yazdıklarım çok yabancı gelecek, farkındayım. Zaten benim ağlamamın ya da fazlasıyla duygulanmamın nedeni de bunlar olmamalı... Canım Ailem'in en çok samimiyeti duygulandırıyor beni...

Ne güzel bir dizi, Canım Ailem! Geçenlerde izliyorum, dizinin sonu geldi ve sanki dönüp size "canım benim" diyecek kadar yakın hissettim kendimi. Yıllar önce tek kişilik şovunuzda da bu hisse kapılmıştım. Oyunculuğunuzun gücü mü? Bir ışık mı var sizde?

Kendi halinize, insanlık haline yakın bir haldir. Oynarken yakalanıyorum. Kaçamıyorum. Kendimi durdurmasını biliyorum, kontrol etmesini de. Ama yine de orada oluyorum. Oradaki hayatın içinde. Seyircinin de aradığı belki de odur.

Samimiyetinizi asla sorgulayamayacağımız bir insansınız. Ben sizi gerçekten de çok merak ediyorum. Nasıl bir ortamda büyüdünüz? Nasıl bir çocukluktu sizinki?

Kuzguncuk'ta dedemin büyük bir evi vardı. Dedemin evi demezdik, bizim evimizdi. Üst katta babam, annem, ağabeyim, ben. Orta katta dedem, anneannem, küçük dayım. Alt katta büyük dayım, yengem ve iki kuzenim otururdu. Mutlu bir evdi orası, ta ki küçük dayım ölene kadar. Ondan sonra o ev soldu. Sonra da satıldı. Bütün büyüklerim Nakkaştepe Mezarlığı'nda. Neyse, çocukluk güzeldi. Yahudilerin çoğunlukta olduğu bir mahalleydi bizimkisi. Semtimiz zaten dört dini, bir sürü dili barındırırdı. Herkes birbiriyle arkadaştı. Herkes orta sınıftı bizim semtte. Yemekler, eğlenceler eksik olmazdı hayattan. Zengini de tevazu içindeydi. Büyüklerimiz bizim canımızı yakmadı, biz de onların.

Siz nasıl bir çocuktunuz?

Ben suskun ve seyirciydim hep. Durgundum hep, büyük adam tavrı vardı üstümde. Evimizi, bahçemizi, mahallemizi, sinemalarımızı, deniz kenarında yaşamayı çok seviyordum. Mutluydum çocukken.

Oyunculuk sizin kapınızı ilk ne zaman çaldı, nasıl oyuncu oldunuz? Hocalarınız kimlerdi?

Çocukken eve geleni gideni taklit edermişim. Ortaokulda izlediğim oyunları arkadaşlarıma anlatırdım ve aklımda kalan sahneleri oynardık. Liseye giderken hem müzisyenlik yapıyordum hem de tiyatrolarda oyunculuk. Sonra konservatuvara girdim. Hocalarım, Melih Cevdet Anday, Sabahattin Kudret Aksal, Yıldız Kenter, Çetin İpekkaya ... Haldun Taner ve Ertem Eğilmez'in tedrisatından da geçtim, ama uzun ömürlü olamadı o öğrencilikler.

Büyürken size ne öğretildi?

Bildiğimden şüphe etmek ve sonsuza kadar öğrenme isteği.

Türkiye'de belinizi en çok ne büktü, sanatçı olarak, yaratıcı olarak, işveren olarak?

Zamansız, mevsimsiz hareket etmek. Hayatımın tamamını dar gelirli bir sinemacı olarak yaşamak isterdim. Öykü yazarken, film seyrederken öyle mutluyum ki.

Yaşadığınız maddi sorunlar umarım düzelecek, çünkü siz üretiyorsunuz. Ama bu sorunlara dönüp bakınca bu süreçte siz ne öğrendiniz?

Küçük dünyalarım, koca evrenden daha enginmiş...

Malum kriz dizileri de vurdu. Siz bu krizden etkileniyor musunuz? Sinema ve televizyon dizileri bu süreçte krizi nasıl atlatabilir?

Bir tek dileğim var. O da dizimizin tutması. Başka bir şey düşünemiyorum.

Türkiye'de çok az insanda, daha doğrusu oyuncuda, rastladığımız bir duruşunuz var. Yani sizin Türkiye'nin geçirdiği toplumsal dönüşümlerden, yaşanan acılardan, arka mahallelerin atmosferinden beslenen bir portreniz olduğunu düşünüyorum. Yanılıyor muyum?

Yüzyıllardır buralarda yaşadığımı sanıyorum. Buralıyım. Bu topraklarda yaşamış her kavimle akrabayım. Tenim aynı, terim aynı, sofram aynı kokuyor. Hıristiyan sofralarında, Kürt sokaklarında, Müslüman evlerinde gülecek ağlayacak bin türlü aynı ses duyuyorum. Bu ülkenin acı çekenleri başka ülkelerin acı çekerlerinden daha yakın bana. Akrabam acı çekiyor. Komşumun karnı aç. Burada bir şekil takınıp bir duruş edinmeye gerek yok. Bu tanıklığa acı siyaset de giydirmeye gerek yok. Adam oldun mu canın yanar.

Siyasilere, ekonomik kriz ortamına söyleyecek lafınız var mı?

Yarım asırlık olduk, şu memleket insanlarını bir gün aydınlık yüzlü görüp de refahına tanık olmadım. Tam gelecek derken birden bahar kışa dönüyor. Böyle güzelim bir toprak üstünde karanlık ruhlar ülkesi olduk. Geçen gün kışın ortasında bahar oldu, Boğaz'da yürüyordum. Binlerce insan yürüyordu sahilde. Aileler, sevgililer, ihtiyarlar, çocuklar ve Boğaz'ın havasından hoşnuttu insanlar... Bin türlü insan yüzü vardı orada. Türkler, Kürtler, belki birkaç Ermeni, Rum, Yahudi. Hepsi "Bir süre sonra kararacak gün" gibi geldi bana. O an mutluydular. Çocukluğum kokuyordu her taraf. Güneydoğu'daki bitmeyen savaşı düşündüm. Sonra hiç de romantik olmayan bir yerden "Ne istiyorsunuz bu insanlardan?" dedim. Bu soruyu kime sorduğumu bilmeden. Her dakika acı bir haberle yerine çöken bu insanlara acımıyor musunuz?

Bir ara oyunculuk bir yana, yönetmenliğe ağırlık vereceğim demiştiniz? Şimdi bunu size söyleten nedenlere bakınca ne düşünüyorsunuz?

Bu da çok konuşuluyor ötede, beride. Yönetmenlik ve oyunculuğu çok ayrı işler gibi görmüyorum. Hatta çekeceğim filmlerle daha da mutlu olacağımı biliyorum. İçimde kalın damarlı bir akarsu olduğunu hissediyordum oyunculuğa dair. Bunu ortaya çıkaramadığımı hissettim. "Yazarak ve çekerek ortaya dökmem lazım içimdekileri" diye düşündüm. En çok kendi yazdıklarımda ve çektiklerimde buluyorum istediklerimi.

"Türkiye'de buraya kadar, yurt dışında olsaydım ben hangi noktalarda olurdum" diye düşündüğünüz olur mu?

Burada mutlu olmayı başka yerlerde mutlu olmaya tercih ederdim. Aslında mutluyum da. Hayattan istediğim o kadar az ki. Hayata vereceğim daha fazla.

Birlikte oynayacağınız oyuncuların seçimine nasıl özen gösteriyorsunuz?

Oyuncuların nasıl bir hayatı olduğundan çok sette nasıl oldukları önemlidir. Hele uzun soluklu işlerde. Bir tatsız oyuncu bütün seti birbirine katar. Ahenk ve üslup birlikteliği çok önemli. Hep birlikte şarkı söylemek ne güzeldir. Bir otobüse tıkışıp dünyayı kat etmeye benzer bir yolculuk bizimkisi.

Sizin yüklü bir adam olduğunuz kadar matrak bir yanınız olduğunu söylüyorlar, doğru mu?

Sultanhamam'da hamal sırtına yükü vurmuş, inim inim yokuş çıkıyor. Bir vatandaş sormuş "Ula saat kaçtir ?" Hamal yükün altından inliyor. "Otiz!" Beriki sinirleniyor "Ula saat otiz olir mi?" Hamal bindiriyor. "Ula hamalda saat olir mi?" Böylelikle kendi cumhuriyet tarihimde ilk kez bir soruya fıkrayla karşılık vermiş oluyorum.

Elif Ergu-Pazar Vatan

UĞUR YÜCEL İLE İLGİLİ DİĞER HABERLER

Kaynak: Gecce