Haber Tarihi: 25 Ekim 2011 Salı Saat 18:30
TelevizyonGazetesi.com  [3084004]

TV Seyircisinin Şehvetle İmtihanı!

Kadınların sürekli evlilik dışı doğum yaptığı acayip bir dizi dünyası oluştu.

Haber: TV Seyircisinin Şehvetle İmtihanı!

Kız babalarının muhabbet tellallığına soyunduğu, yakışıklı delikanlıların jigololuğu meslek edindiği, kızların sürekli evlilik dışı doğum yaptığı acayip bir dizi dünyası oluştu.

'Bilim-kurgular' insanlığın ufkunu genişletirken, bu 'elim kurgular' hayatımızı karartmasa bari" demiş Yüksel Aytuğ (13 Ekim 2011 Perşembe).

Az söylemiş. Ensest tecavüz, sınırsız şiddetin ve cinsel teşhircilik ekranlardan seyircinin zihnine boca ediliyor. Yapımcılar Aşk-ı Memnu, Kuzey-Güney, Öyle bir Geçer Zaman ki vs. dizilerle muhafazakar bir izleyici profiline nihilist bir izlence sunuyor.

Aşk-ı Memnu depremi

(Kelimenin tam anlamıyla böyle) en son İran'ı sallamış. Haberlere bakılırsa Kültür Bakanımız dizilerin yurtdışında gördüğü ilgiden pek hoşnut. Ancak bu duruma en son sevinecek kişi Kültür Bakanımız olmalı.

Zira mevcut başarı kültürel değil, ticari bir başarı. İyi dekore edilmiş, iyi çekilmiş, Türk dizileri teknik anlamda göz alıcı duruyorlar ve kuşkusuz merak uyandırıyorlar. Ancak kültürel anlamda Türkiye hakkında ki kadim hurafeleri hortlatacak cinsten bir muhtevaya sahipler.

Dizilerimize bakan bir Makedon, Arnavut ya da Avusturyalı acaba bu meşum manzara karşısında ne düşünür? Ensest, teşhir ve tecavüz'ün kol gezdiği, konfora tapınılan, içinde inancın yer bulamadığı, köksüz, tarihsiz, meselesiz, özentili bir hayat algısının dramatize edildiği dizilerimiz acaba tam da bizi mi resmediyor?

Adını Feriha Koydum

Son bölümde apartmanın kapıcı çifti Rıza (baba) ve Zehra (anne)nin yatak odasında abajur yanıyor, yani vaktin gece olduğunu haber veriyordu. Lakin abajurun arkasındaki pencereden ancak öğle vaktinde rastlanabilecek güçlü bir gün ışığı geliyordu. Senaryoda gösterilmeyen titizliğin bu tür teknik konularda gösterilmesini beklemek haksızlık olur mu acaba?

İkiyüzlülük ve Muhafazakarlık

Haluk Bilginer bir röportajında, "Türkiye'yi Zeki Müren'e" benzetmiş. Bilginer'in tartışmasına girmeyeceğim ama bu söz üzerinden topa girip, konuyu başka bir yere getirmek istiyorum;

Muhafazakarların sanatsızlığına. Muhafazakarların sanatsızlığı esasında bir finans sorunu olmaktan çok bir yetenek, kültür ve samimiyet sorunudur. Sorun yetenek sorunudur çünkü: Ortada ne "yeteri" ölçüde yetişmiş senarist, Yönetmen, kurgucu, yapımcı; ne de kamera önünü her anlamda dolduracak kadın erkek, pırıltılı kalifiye Oyuncu var.

Ayrıca Kültür Sorunudur, çünkü: ortaya muhafazakar değerleriyle örtüşen bir film, albüm ya da tiyatro eseri konulsa da, akşamları her tür diziyi izleyip, otomobilinde her çeşit müziği dinleyen muhafazakar tip bu eserler karşısında birden bir istilacı Moğol atlısı tavrı sergileyerek bütün bu kültürel ürünleri görmezden gelir.

Ve filmler gişede yatar, seyircisiz salonlara oynanır Oyunlar ve tabii ki albümler rafta kalır. Akşamları ne yuttuğuna bakmadan önüne gelen her yapımı oburca tüketen aynı muhafazakar tip; büyük, sükseli bir Amerikan filmi izledikten sonra; muhafazakarların sanatsızlığından, kendi değerlerimizi anlatan filmlerin yokluğundan yakınır durur. Gördüğünüz üzere bu bir samimiyet sorunudur.

Ali Osman Aydın / Yeni Akit

6/10 (11 kişi)
  • Reklam
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12