Türkiye'nin iklim değişikliğine uyum sağlaması amacıyla geliştirilen ilk projenin uygulanmasına Adana'da başlandı.
İspanya ve Birleşmiş Milletler (BM)Kalkınma Programı'nın ortaklaşa yürüttüğü "Binyıl Kalkınma Hedefleri'ne Ulaşma Fonu (MDG-F) tarafından 7 milyon dolarlık finansmanla deskeklenen "Türkiye'nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Arttırılması Projesi" Adana Hiltonsa Otel'de düzenlenen bir toplantıyla tanıtıldı.
BM Kalkınma Programı (UNDP) Daimi Temsilci Yardımcısı Ulrika Richardson Golinski, dünyada su ve iklimle ilgili sorunların gittikçe arttığını söyledi.
Güney Asya ve Kuzey Çin'de şiddetli ekolojik krizlerin yaşandığına işaret eden Golinski, buzuların erimesiyle sıkıntının iklimsel sıkıntıların büyüdüğüne dikkat çekti.
Bu süreçte 330 milyon kişinin yer değiştirmek, 400 milyon insanın sıtma hastalığıyla karşı karşıya kayacağını anlatan Golinski, tarımdaki verimliliğin azalmasıyla 600 milyon kişinin kötü beslenme ve açlık sorunu ile muhatab olacağını bildirdi.
Binyıl Kalkınma Hedefleri kapsamında söz konusu risklerin azaltılmaya çalışıldığını dile getiren Golinski, 2010 yılında bu amacı gerçekleştirmeyi planladıklarını ifade etti.
Kereste uğruna ormanların yok edildiğini, eko sisteminin tahrip edildiğini, okuyanuslarda bir çok canlının yok edildiğini ve çöleşmenin arttığını açıklayan Golinski, hiç kimsenin iklim değişikliklerinin farkında olmadığını belirtti.
İklim koşullarının öncelikle yoksul kesimi daha sonra zenginleri etkileyeceğini hatırlatan Golinski, Türkiye'nin yüzde 85'nin çölleşmeye maruz kalmış alanlar olarak belirlendiğini aktardı.
BM Gıda ve Tarım Örgütü Daimi Temsilcisi Tsukasa Kimoto'da iklim değişikliklerine karşı insanların dayanıklıklarını artırmaya çalıştıklarını söyledi.
BM Sınai Kalkınma Örgütü Ulusal Koordinatörü Celal Armangil, su tüketiminin azalması, yerel uzmanların eko verimlilik hususunda eğitilmesi, tesis içi değerlendirmelerin yapılması çevre standartlarının getirilmesi gibi önlemler gibi önlemler üzerinde durdu.
Bu çerçevede 'Eko Verimlilik Merkezi' nin kurulması öngörüldüğüne işaret eden Armangil, sanayide seçilecek KOBİ'lerdeki uyulamalarla suyun ve diğer kaynakların tasarrufu için gerekli değişikliklerin hayata geçirilmesini istedi.
Belediye hizmetleri, sigortacılık, maddencilik, kağıt, çelik, çimento, metal ve elektroliz kaplama, kimya ve ilaç sanayi, turizm, dericilik tekstil gibi sektörlerin iklim değişikliklerine ilişkin önlem, değişiklik ve politikalardan etkileneceğini hatırlatan Armangil, "Bu nedenle gelecekteki ilkim değişikliği zararlarına karşı şimdiden planlama yapmaya başlamak ve Türk sanayi işletmelerini sera etkisinin önümüzdeki kaçınılmaz sonuçlarına adapte etmek, büyük bir önem taşımaktadır." dedi.
Türkiye'de bir 'Eko Verimlilik Merkezi' kurulmasındaki amacın sanayi sektörleri için mevcut ve ilerdeki iklim değişikliklerine yönelik adaptasyon stratejileri geliştirmek olduğunu bildiren Armangil, özellikle su ve enerji kaynaklarının toplam verimliliğini artırmayı hedeflediklerini vurguladı.
Bu projenin Türk sanayi şirketlerini küresel pazardaki rekabet güçlerini artıracağına dikkat çeken Armangil, çevre dostu ürünler mallarla pazara erişim kapasitelerinin kolaylaşacağını ifade etti.
İspanyol Büyükelçiliği Müsteşarı Manuel Larrotcha Parada ise tüm dünyanın iklime bağlı etkilere maruz kalmak gibi gerçek bir sorunla başbaşa kaldığını kaydetti.
Problemin çözümü için tüm ülkelerin ortak hareket etmesi gerektiğini dile getiren Parada, önümüzdeki 4 yılda 7 milyon dolar finansmanla Türkiye'nin Milenyum Kalkınma Hedefleri'ne uymasının öngörüldüğünü söyledi.
2 ülkenin köklü bir ortak geçmişinin bulunduğunu ifade eden Parada, Türkiye'nin AB ve modernizasyon süreçlerine büyük destek verdiklerini açıkladı. Parada, "Küresel düşün, ama yerelde eyleme geç" sloganıyla hareket ettiklerini vurguladı.
Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Prof. Dr. Lütfi Akça'da Türkiye'nin KYOTO Protokolüne taraf olma yolunda önemli adımlar attığını söyledi.
Dünden bugüne küresel ısınmaya yol açan sanayileşme gibi faktörleri hatırlatan Akça, Türkiye'nin İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne ve KYOTO Protokülü'ne uzun yıllar imza atamadığını dile getirdi.
Yapılan düzenlemeler neticesinde 2004'te ülkenin İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ni imzaladığını anlatan Akça, KYOTO Protokolü'nün sanayiye getireceği yeni yükler nedeniyle taraf olunamadığını kaydetti.
Akça, şöyle devam etti: "KYOTO Protokülü 2012'de de sona eriyor. Bu protokülü imzalamadığım takdirde 2012 ve sonrasını şekillendirecek süreçte çalışma gruplarından birine katılıp, birine katılamayacağımız gerçeği bizi bir an önce bu anlaşmaya taraf olmaya itti. Bu düşüncelerle 26 Mayıs'te İklim Değişiklikleri Koordinasyon Kurulu toplandı. Ve KYOTO Protokolüne taraf olmama gibi bir şansımızın olmadığı ortaya çıktı. Şu anda bu protokülü imzalamayan iki ülkeden birisi Türkiye, diğeri ABD'dir. Uzun süre buna direnmemiz çok zordur. Eğer şimdi bu protokolü imzalamasak 2012 sonrasına ilişkin alınacak kararlarda hiç bir rolümüz olmayacak. Başkalarının koyduğu kurallara uymak durumda kalacağız. Bu nedenle şimdi taraf olmaya karar verildi. Aksi takdirde ülke için zaman kayıbı sayılırdı." Akça, vatandaşın tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Vali İlah Atış'da toplantıya gelirken, "Penguenler, leylekler, karıncalar, yeşil kaplumbağalar, turnalardan" kendini akılı zanneden insanlara selamlar getirdiğini söyledi.
Bu hayvanların insanlara "Madem ki çok akıllısınız. Neden üzerinde yaşadığınız dünyayı hep beraber yok ediyorsunuz ?" diye soru sorduğunu ifade eden Atış, yeryüzendeki diğer paydaşların bu isteğini toplantıya katılanlara aktarmayı görev bildiğini kaydetti.
"İnşaallah geri dönülmez noktada değiliz." sözleriyle konuşmasına devam eden Atış, dünyanın kirletilmesinde bütün suçun gelişmiş ülkelerde olduğunu belirtti.
Başta Amerika olmak üzere bütün zengin ülkelerin yeryüzünü yok etmeye zorladığını hatırlatan Atış, ABD Başkanının KYOTO Anlaşması'nı tanımamasına tepki gösterdi.
Atış, şunları söyledi: "Dünyayı bir apartmana benzetirsek; bina yanmaya başlamış. Ama 20. kattaki dairenin sahibi (ABD) 'yangından bana ne' diyor. Eğer biz insanlara torunlarımıza, kuşlara balıklara; yani paydaşlarımıza yaşamı hakkı tanıyacaksak çok geç kalmamamız gerekir. Biz Adana olarak bu işin önemini kavrayıp, bir takım tedbirler alıyoruz. Bu işi yaparken Seyhan ve Ceyhan'ın kenarında oturan vatandaşın, plaja giden, denize giren, kafasına günde bir kaç kez fıs fıs sıkan, devamlı koku süren kadınların desteğini almazsak, başarılı olamayız. Halkla birlikte olduğumuz zaman başarılı oluruz."
Programın sonunda Proje Yönetisi Atila Uras ve Bölgesel Proje Koordinatörü Alper Sanar, proje hakkında bilgi verdi. Daha sonra Karataş ilçesinde bulunan Türkiye'nin en büyük kıyı sulak alanlarından biri olan Akyatan Lagünleri ziyaret edildi.