MHP Genel Başkanı
Devlet Bahçeli, Türkiye'yi bekleyen çalkantılı süreç hakkında değerlendirmeler yapmanın bir siyasi partinin asli görev ve sorumluluğunun bir gereği olduğunu ve bunun için hiç kimseden izin ve icazet almayacaklarını vurgulayarak, "Akıl almaya ve demokrasi dersine ihtiyacı olmadığını söyleyenler, bu düşüncemizi kaale alıp almamakta serbesttir. Ancak, hezeyan nöbeti içinde çizmeyi aşarak siyasi etik lafını ağzına almaya yeltenenler hiç unutmasın ki, siyasi geçmişi şaibeli olan dürüstlük özürlülerinin bu konuda söyleyecekleri hiçbir şey yoktur" dedi.
Bahçeli, TBMM'deki grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin kriz sarmalından çıkması, bu noktaya sürüklenmesinde sorumluluğu olanların krizi aşma ve normalleşme çabalarına yapıcı katkı sağlamalarına ve bu konuda öncülük yapmalarına bağlı olduğunu belirtti. Bahçeli, bu yöndeki çabaların demokrasinin temel kurallarının çizdiği çerçevenin içinde kalması ve rejimi zorlayacak arayışlara itibar edilmemesinin önemli olduğunu ifade ederek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a seslendi. Milli irade ile yargıyı karşı karşıya getirmenin, dış baskı ile yargıyı etki altına almaya çalışmanın ve 'tetikçi basın' aracılığıyla yürütülen yalan, karalama ve iftira kampanyalarına dayalı psikolojik savaş stratejisine bel bağlamanın, başta kendisi olmak üzere hiç kimseye bir yarar sağlamayacağını söyleyen Bahçeli, "Başbakan'ın bu süreçte sergilediği profil; demokrasi, milli irade ve rejim derdine değil, kendi derdine düşmüş bir siyasetçinin görüntüsüdür. Başbakan, Türkiye'nin geleceğini değil, kendi siyasi geleceğini kurtarmak ve ne pahasına olursa olsun dokunulmazlık zırhına bir şekilde tutunmak için çırpınmaktadır. Bu uğurda Türkiye'yi, demokratik rejimi ve partisini feda etmeye hazırdır. Bağımsız aday olma arayışlarına girilmesinin arkasında, kendini kurtarma psikolojisi yatmaktadır. Başbakan'ın hazır olduğunu söylediği alternatif planların tümü, kendisini kurtarmayı amaçlamaktadır. Krizden çıkış arayışlarında kendisini kurtaracak dokunulmazlık kapısı yoksa, Başbakan da bu çabalarda yoktur. Başbakan Erdoğan bunun kendisine hayır getirmeyeceğini, demokrasi dışı zorlamaların Türkiye'ye büyük bir kötülük olacağını artık idrak etmelidir. Bugünkü tehlikeli sürükleniş karşısında, Türkiye'nin ihtiyacı olan, Başbakan'ın oyun planı değil, demokrasinin kurtuluş planıdır. Bu bakımdan bu gerçeklerin bilincine varılmasının krizden çıkışın anahtarı olacağı çok iyi anlaşılmalıdır" şeklinde konuştu.
"GEÇMİŞİ ŞAİBELİ OLAN DÜRÜSTLÜK ÖZÜRLÜLERİ" Meclis'in hiçbir vesayeti kabul etmeyeceğini, Meclis iradesine ipotek koymanın milli iradeye tavır almak olduğunu, Türkiye'nin sürüklenmek istendiği bu 'yetki çatışması' ortamından çıkarılması gerektiğini süslü kelimelerle ifade eden Başbakan'ın, Meclis'in hangi somut adımları atması gerektiği konusunda ise derin sessizliğini sürdürdüğünü savunan Bahçeli, "Başbakan Erdoğan esmiş ve gürlemiş, ancak bunun arkasından tek damla yağmur gelmemiştir. İçi boş bir milli irade edebiyatı yapan Başbakan, kendi tanımıyla kabul edilemez olan milli iradeye müdahale karşısında, 340 kişilik Meclis çoğunluğuyla ne yapacağını açıkta bırakmış ve bu konuda somut ve kararlı bir tavır alma cesaretini gösteremeyerek milletin emanetinden ve bunun korunmasından ne anladığını bir kere daha gözler önüne sermiştir. Böylesine ezik, ürkek ve fırsatçı bir tutum sergileyen Başbakan'ın artık bu konuda söyleyebileceği bir söz kalmamıştır" diye konuştu.
Kapatma davası süreci sonuçlanmadan önce normalleşme ortamına yumuşak geçiş sağlamak amacıyla siyasi yasak istenen 39 AK Parti milletvekilinin dışında kalacağı bir modelle yeni bir siyasi yapılanmaya gidilmesi ve yeni bir hükümet kurulması önerilerini yineleyen Bahçeli, Başbakan ve arkadaşlarının buna gösterdikleri asabi tepkinin, durumun vahametini fark edemediklerini ve şahısları kurtarmak için rejimin geleceğini ipotek altına almak basiretsizliğinin tesirinde olduklarını ortaya koyduğunu kaydetti.
Türkiye'yi bekleyen çalkantılı süreç hakkında değerlendirmeler yapmanın bir siyasi partinin asli görev ve sorumluluğunun bir gereği olduğunu ve bunun için hiç kimseden izin ve icazet almayacaklarını vurgulayan Bahçeli, "Akıl almaya ve demokrasi dersine ihtiyacı olmadığını söyleyenler, bu düşüncemizi kaale alıp almamakta serbesttir. Ancak, hezeyan nöbeti içinde çizmeyi aşarak siyasi etik lafını ağzına almaya yeltenenler hiç unutmasın ki, siyasi geçmişi şaibeli olan dürüstlük özürlülerinin bu konuda söyleyecekleri hiçbir şey yoktur" dedi.
"YENİ PARTİ İLE SEÇİME GİRMEK YENİDEN BİR KAPATMA DAVASI İÇİN GEREKÇE OLABİLİR" AK Parti'nin kapatılması ve bazı isimlerin siyasi yasaklı olmalarıyla ilgili senaryolara da değinen Erdoğan, davanın kapatma ile sonuçlanması durumunda, açık veya örtülü dış müdahale ve yönlendirmelere mahal bırakmadan ve kesinti yaşanmadan yeni döneme en az sarsıntıyla yumuşak geçişin sağlanmasının bütün siyasi partilerce ortak hedef olarak benimsenmesi gerektiğini söyledi. Anayasa Mahkemesi'nin kapatma ve siyasi yasak kararı vermesi halinde çok karmaşık bir tablo ortaya çıkacağını savunan Bahçeli, şunları kaydetti:
"Sert fırtınaların eseceği böylesine kaygan bir zeminde, bu konularda önceden yapılan planların sorunsuz biçimde uygulamaya konulmasında bazı güçlüklerle karşılaşılması çok muhtemeldir. Önümüzdeki süreç ve AK Parti'nin kapatma halinde uygulamaya koyabileceği planların gerçekleşme imkanları konusunda, bu aşamada bilinmeyen ve öngörülemeyen unsurlar şu noktalarda toplanmaktadır: Kapatma davasının ne zaman sonuçlanacağı, yeni parti kurma sürecinden çıkışın fiilen ne zaman bat0ı çok iyi anlaşılmalıdır" şeklinde konuşlayabileceği, işlemekte olan mahalli idareler seçimleri takvimi ışığında bu sürenin yeni partileşme için yeterli olup olamayacağı, zaman faktörü başlığı altında toplanabilecek temel hususlardır. Anayasa Mahkemesi'nin kapatma ve siyasi yasak kararı vermesi halinde, bunun gerekçeli kararın Resmi Gazete'de yayınlanmasıyla hüküm ifade edeceği ve Yüce Mahkeme'nin gerekçelerinin hazırlanmasının zaman aldığı, burada unutulmaması gereken bir noktadır. Kapatılan bir siyasi partinin devamı niteliğinde yeni parti kurulamayacağını amir anayasa hükmü de, bu süreçte hesaba katılması gerekecek bir hukuk süzgecidir. AK Parti'nin kapatılması halinde bundan sonra başlatılacak yeni bir parti çatısı altında toplanma süreci, bu açıdan hukuki sorunları beraberinde getirebilecektir. Yasak kapsamı dışında kalacak milletvekillerinin yeni partiye topluca katılmaları, yapılacak bir erken genel seçimde topluca aday olmaları ve bu yeni parti oluşumunun yasaklı Başbakan tarafından yönlendirilmesi, yeni bir kapatma davası için hukuki karine olabilecektir. Diğer taraftan kapatma kararı sonrası siyasi yasaklı durumuna düşecek olan AK Parti yöneticilerinin mecburi bir ara seçimde, erken bir genel seçimde veya ara formüllerle yapılacak seçimlerde bağımsız aday olup olamayacakları, bu aşamada bilinmeyen ve ancak seçim takvimi başladıktan sonra anlaşılacak bir durumdur. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin erken seçime gidilmesini kararlaştırması durumunda, bu karar siyasi yasaklıların bağımsız adaylıklarının mümkün olup olmayacağının bilinmediği bir aşamada alınacaktır. Fiil ve eylemleriyle partisinin kapatılmasına neden olan ve siyasi yasaklı olarak beş yıl süreyle başka bir partinin üyesi ve yöneticisi olamayacak bir kişinin, bağımsız aday olarak yeniden Meclis'e girmesi ve siyasi yasaklıyken parti dışından Başbakan olmasının ortaya çıkaracağı garabet ve demokratik rejim açısından doğuracağı tepki ve sonuçlar da üzerinde çok iyi durulması gereken bir faktör olacaktır." İŞSİZLİK VURGUSU Konuşmasının son bölümünde ekonomik duruma da değinen Bahçeli, 2008 yılı büyüme hızının 2007 yılındaki performansının altında kalacağını belirterek, bu durumun verimlilik artışıyla beraber, bazı geleneksel sektörlerdeki çözülme ile birleştiğinde işsizliğin daha çok artacağının şimdiden söylenebileceğini kaydetti. 15 ve daha yukarı yaşta olup askerlik yapmayan ya da öğrenci olmayanlar dikkate alındığında, kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfusun 49,8 milyona ulaştığını, buna göre bir yıl öncesine kıyasla işsiz sayısının 746 bin arttığını ifade eden Bahçeli, işgücünün de 230 bin kişi artarak, 23,2 milyon kişiye yükseldiğini söyledi. İş aramayıp, çalışmaya hazır olan bu vatandaşlarımız sayısının 2,2 milyona ulaştığını belirten Bahçeli, "Bu grup da işsizler ordusuna dahil edildiğinde toplam işsizlik oranı yüzde 20 seviyesine ulaşacaktır" dedi.
Başbakan Erdoğan ve hükümetinin iddia ettiğinin aksine, sofralarda ekmek artmadığını aksine azaldığını savunan Bahçeli, "Artan ve çoğalan ise sadece hükümetin teşvik ettiği ihale komisyoncuları, tefeciler, devlet imkanlarını talan eden vurguncuların sayısıdır. Milliyetçi Hareket Partisi; işsizin, muhtacın, mağdurun, zor şartlar altında çalıştırılan binlerce vatandaşımızın mahkum olduğu çaresizliği görmektedir. Bunun önlenmesi için hiçbir gayret göstermediği gibi, ekonomi politikalarıyla bu sorunların azmasına sebep olan AK Parti hükümetinin yakasına yapışacak ve bunların hesabını mutlaka soracaktır" diye konuştu.
(MÜG-CC-CC-Y)