Kıbrıs Bülteni

Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Türkiye Başbakanı Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Görüştü: Kıbrıs'ta "Kazan-kazan" Yaklaşımımız Sürüyor

Türkiye Başbakanı Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel İle Görüştü: Kıbrıs'ta "Kazan-Kazan" Yaklaşımımız Sürüyor

 Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununda, 'Her zaman söylediğimiz bir şey var, win-win (kazan-kazan) esasına dayalı olarak olumlu yaklaşım içerisinde olacağımızı yine tekrar ediyorum' dedi. Erdoğan, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, görüşmelerinde bundan sonraki sürece yönelik olarak Kıbrıs konusunu da ele aldıklarını ifade etti. Erdoğan konuşmasında şunları söyledi: 'Bu konuda bizler her zaman olumlu olacağımızı daha önce de söyledik. Ama her zaman söylediğim bir şey var; win-win (kazan-kazan) esasına dayalı olarak, olumlu yaklaşım içerisinde olacağımızı yine tekrar ediyorum, yine söylüyorum. Bundan sonraki sürece yönelik olarak ülkelerimizin buradaki olumlu katılımı inanıyorum ki süreci hızlandıracak, çözümü güçlendirecek ve böylece çözümün tarafları olarak da tarih bizi olumlu olarak anacaktır...Terörle mücadele, çevre, enerji güvenliği gibi küresel boyutta önem arz eden konular, ülkelerimiz arasında hem stratejik hem de ekonomik, ticari ilişkiler noktasında önem arz ediyor. Biraz sonra açılışını yapacağımız Hannover Fuarı'nda ortak ülke, ortak üye olarak bulunmak bizi ayrıca mutlu etmiştir ve 150 firmamızla Türkiye'nin burada bulunması... Çok daha önemlisi şu anda Türkiye ihracatının yüzde 12'sini AB üyesi ülkelere yapıyor. Bunun da yüzde 86'sını teknoloji ürünleri teşkil ediyor. Bu Türkiye'nin nereden nereye geldiğinin gayet anlamlı bir açıklaması.' Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB dönem başkanı olarak Kıbrıs Rum kesimiyle görüşmeleri yoğunlaştıracaklarını ancak Türkiye'nin de sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Almanya Başbakanı Angela Merkel de konuşmasında Türkiye'nin Hannover Sanayi Fuarı'nda ekonomik gelişmesini sergileyeceğini söyledi. Başbakan Erdoğan ile yeniden bir araya gelmekten büyük mutluluk duyduğunu ve Ankara'ya yaptığı ziyareti hala unutamadığını belirten Merkel, 'Türkiye'nin bu yıl fuarda konuk ülke olmasına seviniyoruz. Türkiye Hannover sanayi Fuarı'nda ekonomik gelişmesini sergileyecek. Bizdeki olumlu gelişmelere rağmen, biz Türkiye'deki ekonomik gelişmeleri ancak hayal edebiliriz' dedi. (Kıbrıs Gazetesi, 17.04.2007)  

Talat: "Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün Geçmesini Bekliyoruz” 

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Anadolu Ajansı’nın Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve Türkiye’deki seçim süreci ile ilgili sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanı Talat , Almanya’nın AB dönem başkanlığında Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün geçmesini beklediklerini belirterek Tüzük geçmese AB büyük bir mahcubiyet daha yaşayacaktır” dedi. İzolasyonları kaldırmanın ve doğrudan ticareti sağlamanın AB'nin görevi olduğunu hatırlatan Talat , “ Kıbrıs sorununun çözümüne evet demiş bir halkız. O zaman izole edilmeye devam edilmemizin bir anlamı yok' diye konuştu. Adanın birleşmesine yönelik şu sıralarda fazla bir gelişmenin  olmadığını belirten Talat, tüm dünyaya ve BM'e Kıbrıs sorununun çözümünün tek yolunun karşılıklı olarak müzakere etmek olduğunu anlatmayı sürdürdüklerini kaydetti. Türkiye'deki  seçimlerle  ile  ilgili bir soru üzerine de Cumhurbaşkanı Talat , seçim  nedeniyle özellikle AB ile müzakere süreci ve Kıbrıs gibi konuların geri plana düşmesinin 'çok doğal' olduğunu ifade ederek “ hem Cumhurbaşkanlığı seçimi, hem de genel seçimin Türkiye için hayırlı olmasını diledi. Talat, 'seçimlerin ardından Türkiye'nin uluslararası ilişkilerdeki meselelerini yeniden ciddi şekilde ele alacağı konusundaki inancını da dile getirdi. (BRT, 17.04.2007)  

Strasbourg'da Mini Kıbrıs Zirvesi 

Türk-Yunan, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum parlamenterler Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Rene Van der Linden’in ofisinde Perşembe günü bir araya geliyor. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Rene Van der Linden, Meclis’in ilkbahar oturumunun açılışında yaptığı konuşmada, Kıbrıs’ta güvenin sağlanması için izolasyonlara son verilmesi gerektiğini söyledi. Linden, “eğer Kıbrıs'ta karşılıklı güvenin oluşmasını istiyorsak Kıbrıs Türk toplumunun kendini izole edilmiş ve zayıf durumda hissetmemesini sağlamamız için gereken her şeyi yapmamız lazım” dedi. Bu arada, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Linden'in ofisinde Türk-Yunan, Kıbrıslı Türk ve Rumlar bir araya geliyor. Strasbourg'da Perşembe günü Linden'in başkanlığında gerçekleşecek olan görüşmede, Kıbrıs sorunu ele alınacak. Strasbourg’daki Cumhuriyet Meclisi heyetinde bulunan Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler milletvekili Özdil Nami konuyla ilgili olarak BRT’ye yaptığı açıklamada, görüşmeye katılacaklarını belirterek, toplantının Avrupa Konseyi’nin Kıbrıs konusuna duyduğu ilginin devamının göstergesi niteliği taşıdığını kaydetti. Nami, toplantıyla bir ilkin gerçekleşeceğine işaret ederek, ilk kez 4 tarafın bir araya geleceğini söyledi. Toplantının, Linden’in bir süre önce Ada’ya yaptığı ziyaretin bir devamı niteliğinde olacağını dile getiren Nami, girişimi taraflar arasında olumlu bir atmosferi tesis etmek için doğru yönde atılmış bir adım şeklinde değerlendirdi. Özdil Nami, Linden’e bu konuda her türlü desteği vereceklerini ifade ederek, Konsey Başkanı’nın Kuzey Kıbrıs’a uygulanan izolasyonların kaldırılmasının önemine değindiği açılış konuşmasını hatırlattı. Görüşmenin belli bir gündemi bulunmadığını açıklayan Nami, gündemden çok böylesi bir görüşmenin gerçekleşiyor olmasının önemine vurgu yaptı. Strasbourg’taki Cumhuriyet Meclisi heyetinde Özdil Nami’nin yanı sıra Ulusal Birlik Partisi milletvekili Hüseyin Özgürgün de bulunuyor. (ABHaber 17.04.2007), (Kıbrıs Postası, 17.04.2007)

 

Babacan: Kıbrıs Sorunu Var Diye Diğer Konularda Beklememeliyiz 

 

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı ve Baş müzakereci Ali Babacan, Hannover Sanayi Fuarı çerçevesinde düzenlenen bir panelde yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB çevre standartlarına ulaşabilmesi için 80 milyar dolara ihtiyacı olduğunu belirterek, şunları kaydetti: 'Bizim Kıbrıs konusunda sorunumuz var diye, örneğin çevre konularında bekleyecek halimiz yok. Türkiye'de gelecek nesillere yaşanabilir bir Türkiye bırakmak için AB çevre standartlarına hızla uyma kararı aldık. İlk hesaplamalarımıza göre 80 milyar Euro'ya ihtiyacımız var. Bunun bir kısmını özel sektör, bir kısmını kamu kuruluşları karşılayacak. Ve bu 2023 yılına kadar sürecek, ancak sayılı günün sonu çabuk gelir.' Kıbrıs konusunda da birçok tartışma olduğunu hatırlatan Babacan, şunları söyledi: 'Bu, Türkiye'nin AB ilişkilerini etkilememesi gereken bir konu. Maalesef bizim formal sürecimizde bazı kararlar almamıza yol açtı. 8 faslın açılmaması ve açılan faslın kapanmaması gibi bir durumla karşı karşıya kaldık. Son derece haksız bulduğumuz bir karar, yanlış bulduğumuz bir karar, ancak olan oldu, biz  şimdi ileriye bakıyoruz. Ocak ayı içinde yeni bir strateji açıkladık. AB ile olan ilişkilerimizde bir yandan formal süreci sürdüreceğiz, diğer yandan da iç reformlarımızı bu formal süreçten biraz ayrı tutacağız. Reformlarımızı kendi takvimlerimize göre sürdüreceğiz. Yoğun bir çalışma yaptık ve yakın zamanda AB müktesebatına uyum planımızı açıklayacağız.' (Kıbrıs Gazetesi, 17.04.2007)  

DP’nin Erken Seçim Karar Önerisi İstemi Reddedildi 

 

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler - Özgürlük ve Reform Partisi koalisyon hükümetinin oluşumundan bu yana, Cumhuriyet Meclisi çalışmalarına katılmayan Demokrat Partili milletvekilleri, dün erken seçim önerisinin Hukuk ve Siyasi İşler Komitesinde ivedilikle ele alınmasının görüşüldüğü oturuma katıldı. Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş ile Parti Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu, genel kurulda yaptıkları konuşmalarda, önerilerinin gerekçelerini açıklarken, makul bir tarihte erken seçim istediklerini, bu tarihin de meclis komitesinde uzlaşı ile belirlenebileceğini kaydetti. Barış ve Demokrasi Hareketi Genel Başkanı Mustafa Akıncı da, mevcut Hükümetin oluşumuna karşı olduğunu ve erken seçimin gerekli gördüğünü belirterek, taraflara uzlaşı çağrısı yaptı. Hükümetin konuya yönelik tutumunu dile getiren Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler Genel Başkanı Başbakan Ferdi Sabit Soyer ise, atılan adıma önem verdiklerini söyleyerek, tüm partileri Meclise katılmaya çağırdı. Özgürlük ve Reform Partisi Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Turgay Avcı da, konuyla ilgili görüşlerini ortaya koyarak, Meclisi boykot eden partilerin, Genel Kurul çalışmalarına katılmasını, Hükümetin gerekirse erken seçim kararı alacağını söyledi. Konuşmaların ardından Demokrat Parti’nin erken seçim karar önerisinin Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi’nde ivedilikle ele alınması oyçokluğu ile reddedildi. Bu arada, Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, basın ve ifade özgürlüğüyle ilgili bazı maddelerde değişikliği öngören Ceza Değişiklik Yasa Tasarısı’nı da oyçokluğu ile kabul etti. Yasadaki değişiklik, yürürlükteki Ceza Yasası’nda yer alan bazı maddelerdeki suç kavramı ve suçun tanımındaki soyutluğun giderilmesi ile bu tanımların somutlaştırılarak belirli kriterlere ulaştırılması amacıyla gerçekleştirildi. (BRT, 17.04.2007)  

BM Üst Düzey Bir Yetkilisi: "Kıbrıs Sorunu, BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon'un Gündeminde Değil" 

 

BM'de görev yapan üst düzey bir yetkilinin, Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin yeniden başlaması perspektifi ile ilgili olarak, 'esneklik eksikliği' nedeniyle, Kıbrıs'taki iki tarafı eleştirdiği ileri sürüldü.  Politis gazetesi, yukarıdaki başlıkla verdiği haberinde, adını açıklamadığı üst düzey yetkilinin değerlendirmelerine dayanarak, BM'de; Kıbrıs'taki iki tarafın birbirini suçlamak dışında bir şey yapmadığı görüşünün hâkim olduğunu belirtti. Habere göre, BM Genel Sekreteri ve yakın çalışma arkadaşları, Kıbrıs'taki tarafların, mevcut aşamada, adanın yeniden birleştirilmesi müzakerelerine müdahil olma konusunda istekli olmadığı öngörüsünü taşıyor. Habere göre, BM'nin yeni liderliğinin; Genel Sekreter'in Kıbrıs'taki Özel Temsilcisi Michael Möller, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ve TC Dışişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül tarafından bilgilendirmesinin ardından, Kıbrıs sorununun çözümünün şu aşamada, BM'nin gündeminde öncelikli olarak bulunmadığı görülüyor. (Kıbrıs Gazetesi, 17.04.2007)  

UN Considers Options On Cyprus Impasse , By Jean Christou 

 

THE UN Secretary-general's Special Representative in Cyprus Michael Moller is currently in New York for consultations in the wake of the deadlock on the July 8 process. According to the Cyprus News Agency (CNA), Moller is expected to brief UN Undersecretary General for Political Affairs Lynn Pascoe on the results of his talks in Cyprus and to discuss ways of breaking the current impasse. Since the UN-brokered agreement made in July last year with Pascoe’s predecessor Ibrahim Gambari, no progress has been made in setting up technical and working groups that were designed to lead to a full resumption of negotiations. After the Turkish Cypriot side recently expressed its dissatisfaction with the process and even mentioned a return to the failed Annan plan, the Security Council has been scrambling to get the process back on track. Last week, Pascoe met Rasit Pertev, the representative Turkish Cypriot leader Mehmt Ali Talat. This week, Moller travelled to the US. CNA said the stance of UN Secretary-general Ban Ki-moon on the issue was not yet clear. It quoted “a well informed UN diplomatic source” as saying the dominant view at UN headquarters was that the two sides in Cyprus were “not showing flexibility, were rigid and were firing accusations at one another”. The source said the UN did not see how there could be a breakthrough. A Greek diplomatic source said that the UN was keeping an equal distance from both sides and that Ban was not yet up to speed on all international matters and had not formed a view. His predecessor Kofi Annan made it clear several times that there would be no new negotiations until the two sides showed the political will to reach a comprehensive settlement. Politis yesterday quoted sources saying that Ban was unwilling as things stood to invite the leaders to New York for a meeting. (Cyprus Mail, 17.04.2007)

Kıbrıs'ın Hükümeti Var Mı? (Rauf Raif DENKTAŞ) 

 

Kıbrıs Rum Yönetiminin, Kıbrıs’lı Türklerin ticaret, spor ve iletişimine ambargo koyma yeteneği, diğer ülke ve kuruluşlar tarafından tüm Kıbrıs’ın yasal hükümeti gibi kabul edilmelerinden kaynaklandığı için, önemli bir sorudur.  BM Güvenlik Konseyi’nin dünyaya “Kıbrıs Cumhuriyeti” dışında başka Kıbrıs devletini tanımama yönünde çağrı yapan 541 sayılı kararı vardır ancak Kıbrıslı Rumlara sadece kendilerine Kıbrıs Hükümeti deme hakkını veren bir BM kararı yoktur. Uluslararası topluluk, Kıbrıs’ın Hükümetiymişler gibi her zaman sadece onlarla muhatap oldular.  Ne oldu:  İngiltere, 1960’da bağımsızlığı devrettiğinde bunu, Kıbrıslı Türk ve Rumlar tarafından müzakere edilmiş ve İngiltere, Yunanistan ve Türkiye tarafından onaylanıp garanti altına alınmış iki toplumlu ortaklık anayasası temelinde yapmıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti başlangıcından itibaren, tek oy kullanma hakkına sahip çoğunluk ve azınlığın olduğu birleşik bir devlet asla olmamıştır. Başkan, Başkan Yardımcısı ve Meclis üyelerinin kendi toplumları tarafından seçildiğini hatırlatmakta fayda vardır. Kıbrıslı Rumlar bütün bu resmi görevlileri kendileri seçme ve tamamen kendilerinin kontrolünde bir hükümet kurma hakkına asla sahip  olmamışlardır.  İki toplum siyasi anlamda eşittiler ve BM Genel Sekreterleri bu gerçeği kabul ettiler. Son olarak Annan Planı, Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasında azınlık-çoğunluk değil birinin diğeri üzerinde  yetki iddia edemeyeceği siyasi eşitlik ilişkisi olduğunu ortaya koymuştur. BM tarafından her iki toplumdan 24 Nisan 2004’te ayrı referandumlarla kendi demokratik self-determinasyon haklarını kullanmaları istenmiştir. Kıbrıs’ın birleşmesi için Kıbrıslı Türkler Annan Planı’nı kabul etmiş, Kıbrıslı Rumlar reddetmiştir. İki siyasi eşit toplumun her biri, bir bölge içinde ve kendilerinin de onay verdiği uluslararası anlaşma ile garanti edilen fonksiyonel bir federasyon kurmak için kendi bağımsız self-determinasyon hakkını kullanarak bir araya gelmesiyle ortaya çıkan dünya üzerinde bir başka devlet daha olmadığı için Kıbrıs sui generis bir örnektir.  Dünyaya son 40 yıldır Kıbrıslı Rum bakış açısından hikayenin çok maharetli bir versiyonu anlatıldığı için, bu metnin okuyucularının bu olaylar hakkında farklı görüşlerinin olması şaşırtıcı olmaz. Bu Kıbrıslı Rumlar 1963’den beri bütün Kıbrıs Elçiliklerini ve Yüksek Komiserlikleri kendileri almış oldukları, BM ve diğer tüm uluslararası kurumlarda Kıbrıs’ı temsil etme hakkını gaspettikleri ve Kıbrıslı Türkler uluslararası iletişimin bütün olağan yollarından şimdiye kadar mahrum bırakıldıklarından dolayıdır.  Kıbrıs Türk toplumu, Kıbrıslı Rumlar tarafından sayıca geçildiklerini ve Kurucu Anlaşmayı  kendilerinin uygulayamayacağını bildikleri için ve Kıbrıslı Rumlar Türkiye’ye  gerektiğinde silahlı yasal müdahale hakkını veren Garanti Anlaşmasını kabul etmediğinden hiçbir zaman 1960 Cumhuriyeti’ne katılmayı kabul etmemişlerdir. Bağımsızlıktan kısa bir süre sonra, Kıbrıslı Rumların Anayasa’ya bağlı kalmak istemedikleri ve 1960’ta Kıbrıslı Türkler ile yasal yükümlülük altına girmelerinin bir kandırmaca olduğu  ortaya çıktı. 28 Temmuz’da Makarios “anlaşmalar amacı gerçekleştirmemektedir-onlar gelecek değil bugündür. Kıbrıs Rum toplumu kendi milli davasına devam edecek ve kendi iradeleri doğrultusunda kendi geleceklerini şekillendirecektir” dedi. 4 Eylül 1962’de Panayia’da yaptığı konuşmada makarios “Helenizmin korkunç düşmanı Türk soyunun bir parçasını oluşturan bu Türk toplumu kovulmadan EOKA kahramanlarının görevi asla sona erdirilmiş sayılamaz” dedi.  Bundan daha ırkçı bir politika hayal etmek güç olur. Bu aynı zamanda, Türkiye 20 yıl sonra buna son vermek için müdahale ettiğinde, Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhine yaptıkları suçlamanın ta kendisi olan yayılmacı bir politikadır.  Dış dünya tarafından Kıbrıslı Türklere bu çeşit konuşmaları dikkate almamaları gerektiği söylendi. Bunların sadece retorik olduğu söylendi. Ancak Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rum liderlerin böyle konuşmalar yapınca ciddiye alınmaları gerektiğini fark etmişlerdi. Anayasa Kıbrıslı Türklere 5 büyük şehirde ayrı belediye veriyordu. Kıbrıslı Rumlar bu zorunlu maddeye uymayı reddedince onları uymaya zorlamak için, Kıbrıslı Türkler hükümetin vergilendirme tasarılarına oy kullanmayacaklarını söylediler. Kıbrıslı Rumlar uzlaşmazlığını sürdürünce, Kıbrıslı Türkler Konuyu Anayasa mahkemesine götürdüler. Mahkeme bir Kıbrıslı Rum Hakim, bir Kıbrıslı Türk hakim ve birde bağımsız başkandan oluşuyordu. Şubat 1963’de Kıbrıslı Rumlar adına Makarios mahkeme kendileri aleyhine karar verirse buna uymayacaklarını açıkladı.1 25 Nisan 1963’de mahkeme Rumlar aleyhine karar verdi. 2 ve onlar da buna uymadılar. Mahkeme başkanı (Alman) istifa etti ve Kıbrıs’taki hukuk düzeni bu sebepten çöktü. Kasım 1963’de Kıbrıslı Rumlar daha da ileriye giderek, Kıbrıslı Türklerin kaldırılmasına doğal olarak sıcak olarak bakmadıkları, Kıbrıslı Türklerin korunması için 1960 Anayasasına eklenen temel maddenin sekizinin yürürlükten kaldırılmasını talep ettiler. Amaç Kıbrıs Türk toplumunu sadece bir azınlık statüsüne indirerek, adadan tamamen çıkarılana kadar Kıbrıslı Rumların kontrolüne tabi kılmaktı. Bunun için Akritas Planı diye adlandırılan yazılı bir plan hazırladılar. Devamı için: (Kıbrıs Postası, 17.04.2007)

Serdar Denktaş’ın 'Gri' Politikası ( Sami Özuslu) 

ozuslu@europe.com

Bu köşeyi izleyenler sık sık bir noktaya vurgu yaptığımı hatırlayacaktır: Kıbrıs Türk siyasi hayatında ciddi bir boşluk var. Bu boşluğun adresi merkezin hemen sağındadır. AB hedefine inanan, Kıbrıs sorununda çözüme burun kıvırmayan bir parti...Ciddi bir potansiyel vardır o adreste ve ne gariptir ki sağda hiçbir siyasi hareket henüz o potansiyele sahip çıkamadı. Denemeler olmadı değil, ancak bir başarı yok ortada...Örneğin 2003 seçimlerinde Ali Erel ve arkadaşlarının ÇAP denemesi, böyle bir çalışmaydı. Ama tutmadı. Hatta biraz daha geriye, 2001-2002’lere gidersek, Salih Coşar’ın da bir hareketlenme çabası içine girdiğini anımsarız. O da tutturamamıştı. Geçen yıl kurulan ÖRP’nin de bugün oldu, o alana doğru hareketlenişini izlemedik. Sağın iki büyük partisi, bir türlü o pastadan dilim almayı beceremedi, beceremiyor. Yani ‘liberal sağ parti’ münhali hala orada duruyor. Belki Türkiye’deki seçimlerin Kıbrıs’a yansımaları bu dönemde başat rol oynuyor, ancak iç politikada önümüzdeki dönemde yaşanacak olası gelişmelere bakarken, bu tespiti de yabana atmamak gerekiyor. ** DP dün ilginç bir adım attı. Yaklaşık 7 aydır devam eden meclis çalışmalarına katılmama eylemini bir anlamda ‘prestij meselesi’ yapmadı ve bir şekilde meclis genel kurulunun salonundan içeri girdi. Bu adım, kuşkusuz genel kurul çalışmalarına karşı uygulanan protestonun sonlandırıldığı anlamına gelmiyor. DP’lilerin ‘erken seçim önergesi’ vermek amacıyla meclise girmelerini istismar etmek pek etik olmaz. Bunun yerine, DP’nin bu adımı neden attığını araştırmak ve bundan sonra neler olabileceğini görmeye çalışmak çok daha yerinde olur sanırım. Ancak şundan da eminim ki, DP’nin meclise girmesine en fazla tepkiyi UBP gösterecek. Çok büyük ihtimalle DP’nin bu tavrı “ihanet” olarak anlatılacak “fısıltı gazetesi” vasıtasıyla... Hatta geçen haftadan başlamıştı “dedikodu medyası”, “DP, CTP ile yeniden iş bitiriyor” diye söylentiler yaymaya... Lefkoşa kulislerinde aynı kaynaktan çıktığı belli “DP, CTP’yle hükümet kuracakmış, duymadınız mı?” türünden laflar dolaştı bolca...Öyle anlaşılıyor ki, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş’ın dün meclis kürsüsünde kullandığı “gri politika” tanımlaması, bu tür dedikodulara karşı söylenmişti. “DP’nin birleştirici olacak diye çizgisinden sapmadığını, renksizlikle suçlanmanın umurlarında olmadığını, griyi seçerek memleketin daha iyiye gitmesinde, Kıbrıs Türk’ünü kendi kendini yöneterek dünyayla bütünleşme hedefinde birleşmeyi yeğlediklerini” söylerken, Serdar Denktaş herhalde CTP’ye ya da ÖRP’ye mesaj vermiyordu!..** Peki ama DP neden ‘tabandaşı’ UBP’den ağır suçlama almak pahasına, üstelik reddedileceğini bile bile erken seçim önergesi verip meclise girme kararı almıştı? “Siyah” ve “beyaz” varken ve bu dönemde hazır Türkiye’deki kaotik ortam da ciddi fırsatlar yaratırken, ne diye “gri” renk seçilmişti? Görebildiğim kadarıyla Serdar Denktaş’ın dümen kırmasının çeşitli ve de haklı nedenleri var: Birincisi... DP, Tahsin Ertuğruloğlu’nun Genel Başkan olmasından kısa bir süre sonra UBP’nin ‘kuyrukçusu’ gibi görünmeye başladı. Söylem ve eylemlerde Ertuğruloğlu öne çıktı, Serdar Denktaş geri planda kaldı. Bu görüntü Serdar Bey için hoş değildi... İkicisi... UBP liderliği Türkiye’deki seçimlerle ilgili beklentileri oldukça abarttı. “Ankara’da hükümet değişikliği=Lefkoşa’da hükümet değişikliği” denklemine fazla inandı. Ancak Serdar Denktaş “Ne Ankara’da, ne Lefkoşa’da hükümet değişmeyebilir” ihtimalinin daha akla yakın olduğunu tespit etti. Üçüncüsü... Kasım ayı sonrasında hem Çankaya’da, hem de hükümette AKP’lilerin mutlaka var olacağını gören Serdar Denktaş, giderek marjinalleşen UBP’nin tabanından pay kapmayı önüne hedef koydu. Dördüncüsü... “Erken seçim” diye diye dilinde tüy biten, ama bu yönde aylardır tek bir adım dahi atamayan UBP liderliğine karşı Serdar Denktaş ve DP, bir adım öne geçti. En azından kendi tabanına “biz üzerimize düşeni yaptık. UBP meclise bile gelmedi, önerge için destek vermedi” mesajı verdi. Beşincisi... Ve en önemlisi.... Hem sokaktan yansıyan birebir ilişkiler, hem de bu dönemde yapılan bazı kamuoyu yoklamaları, Serdar Denktaş’ın ‘uzlaşma isteyen siyaset adamı’ rolüne soyunmasını tetikledi. ** DP dün meclise girip erken seçim önergesi vererek, ne erken seçim ihtimalini artırdı, ne de boykotu kaldırdı. Ama yeni bir süreç başlattı. İçinde UBP’nin olmadığı bir süreç... (Yeni Düzen, 17.04.2007) 

Kaynak: Demirören Haber Ajansı