Karadeniz'de küçük kıyı balıkçıları 52 çeşit balığın bulunduğu 50 yıl öncesini özlemle hatırlıyor ve 'hey gidi günler hey' diyor.
Bir balık sezonu daha bitti, büyük tekneler için eylül ayının başına kadar avlanma yasağı devam ediyor. Fakat küçük kıyı balıkçıları için sezon devam ediyor.
Mezgit, istavrit, barbun en çok tutulan balıklardan ancak balıkçılar hem bu balıkların umdukları kadar olmamasından hem de Rus kefalinin olmamasından dert yanıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun verilerine göre Karadeniz'de 50 yıl önce 52 olan balık çeşidinden 26'sının nesli tükendi, geriye kalanların büyük bir kısmı da avlanılabilecek kadar değil. Akya, çipura, avcı, fangri, dülger, grenyüz, kırlangıç, ıskarmoz, hani, kolyoz, kupez, melanurya, sarıgöz, sarıağız, orkinos, orfoz, mercan, mırmır, minekop, sarpa, sinagrit, trença, lipsöz ve zurna nesli tükenen balık türleri.
Geriyle kalan 26 tür balık türünün büyük bir kısmı da nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya. Balıkçılar hamsi, mezgit, istavrit, palamut da 4-5 tür balıktan başka balığın pek görülmediğini ifade ediyor.
Bakalorya, berlam, çaça, gelincik, isparoz, kraça, iskorpit, işkine, karagöz, kalkan, izmarit, keler, kaya balığı, tekir, tirsi, vatoz, zargana gibi daha başka türler de nesli tamamen tükenme tehlikesi altında bulunuyor.
Karadeniz'de 50 yıl öncesini özlemle hatırlayan kıyı balıkçıları kabus gibi gördükleri bu günlerin gelecekte özlenen günler olarak anılmaması için kirlilik ve avlanma sınırı hakkında önlem alınmasını istiyor. Küçük kıyı balıkçıları bir iç deniz olan Karadeniz'de sonar cihazlarının yasaklanması gerektiğini dile getiriyor.
Ordu'da 50 yıllık balıkçı 75 yaşındaki Dursun Çalış, eski günleri özlemle hatırlayan isimlerden bir tanesi.
"Önceden biz kırlangıç tutardık mercan denilen kapaklı, kötek tutardık. Bunlar artık yok, gittiler." diyen Çalış, "O zamanlar bugün çok tutulan mezgit balığına itibar edilmezdi, onu sadece havyarı için tutardık kimse yemezdi. Bu balıkları şimdi yeni yetişen nesil bilmez. Bir kırlangıcı bir kapaklıyı genç nesil tadı bir tarafa resmini görse tanımaz. Tam 1 ila 1,5 kilo arasında değişen istavritler olurdu. Eğer tedbir alınmaz ise ileride belki sadece kitaplarda yazacak 'bu denizde balık vardı' diye. Eski zamanları özlüyoruz. Bana göre hem kirlilik önlenmeli hem de sonar cihazı ile yapılan avlanma yasaklanmalı." diye konuştu.
Salih Emeksiz ise Karadeniz dışında Uzakdoğu denizleri iye okyanuslarda da çalışmış 35 yıllık bir balıkçı. Gidişin hayra alamet olmadığını dile getiren Emeksiz, "Eskiden ailemizi geçindirirdik şimdi boğazımızı zar zor idare ettiriyoruz. Eski balık türleri yok, var olan balıkların da miktarı az. Buna bir tedbir alınması lazım, o da sonar cihazı ile balık tutmanın yasaklanması olmalı. Elbette bu yapılırken o tekne sahiplerinin çalışanlarının durumları gözetilmeli. Ama sonarın yapıldığı yer Japonya olmasına karşın Japonya bunu kendi denizlerinde kullanımını yasakladı. Bana göre devlet 5 yıl balıkçının zararını da karşılayacak şekilde avlanmaya yasaklamalı o zaman Karadeniz bire bin verir." şeklinde konuştu.
Karadeniz'de 23 yıldır küçük balıkçılık yapan Yaşar Topal da, "Her geçen sene sezon daha kötü şartlara gidiyor, balık azalıyor. Benim iki kişi çalışmam lazım teknede ama tek kişiyim çünkü kurtarmıyor. Acı da çoğaldı, herkes bir umuttur diye denize sarıldı. Balık da ne yapsın her gün doğum yapacak değil ki, zavallı hayvan o da yiyecek büyüyecek. Bana göre Karadeniz'de bizi çalışabileceğimiz büyük fabrikalar olmalı devlet bize denize değil de bu tür iş alanlarına yönlendirmeli." dedi.