Meclis
Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı
Mehmet Elkatmış,
Susurluk aktörleri ile Ergenekon faillerinin aynı kişiler olduğunun daha net anlaşıldığını söyledi. Her iki olaydaki JİTEM bağlantısına işaret eden Elkatmış, Türkiye'deki faili meçhul olaylarının tamamına yakınının JİTEM'in sorumluluk bölgesinde meydana geldiğine dikkat çekti.
Elkatmış, Ergenekon yapılanmasının bertaraf edilmesinin JİTEM'in çok iyi etüd edilmesine bağlı olduğunu belirtti. Susurluk'ta ortaya çıkan olaylar zincirini araştırırken yasal ve fiili engellemelerle karşılaştıklarını anlatan Elkatmış, komisyona ifade vermesi için çağırdıkları, dönemin Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman'ın, gönderdiği bir mektupla kendisini tehdit ettiğini açıkladı. Elkatmış, "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ın hesaplarındaki para hareketlerini incelemek istediklerini; ancak "ticari sır" gerekçesiyle bu bilgilere ulaşamadıklarını kaydetti.
Susurluk'ta 3 Kasım 1996 yılında meydana gelen kazanın ardından ortaya çıkan karanlık ilişkiler ağını araştırmak üzere görevlendirilen Meclis Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanlığı'nın yanısıra Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanlığı gibi önemli görevlerde bulunan Mehmet Elkatmış, CİHAN'a çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Susurluk olayını araştırırken karşılaştıkları kişi, kurum ve bağlantıların hemen hemen aynısının Ergenekon terör örgütü yapılanmasında görüldüğünü anlatan Elkatmış, "Susurluk'ta bugün ortaya çıkan yapıyı gördük. En azından mantığını çözdük. Mesela, bir çok olayın faili ve yapının kurucusu Veli Küçük, Sami Hoştan Susurluk'ta da var. Yine Cem Ersever, Tarık Ümit ve Eşref Bitlis olayı da bunlarla bağlantılı. Aynı şekilde JİTEM'cilerin karıştığı olayların aynısı bugün karşımıza çıkmış bulunuyor. Devlet gibi kutsal bir kavramın arkasına girerek suçlara, eylemlere katılmışlar. Bunun için de maddi manevi her türlü rant var. Kişisel ihtiraslar, çıkarlar önplana çıkmış. Hepsini topladığımız zaman Susurluk ya da daha kapsamlısı olan Ergenekon ortaya çıkıyor" dedi.
"Susurluk'TA SAĞ, ERGENEKON'DA HER KESİM VAR"
Susurluk'un, Abdullah Çatlı ve Mehmet Ağar gibi isimler öne çıkarılarak daha çok sağ tandanslı bir yapı olarak algılandığını kaydeden Elkatmış, Ergenekon'da ise tüm kesimlerin olduğunu söyledi. Elkatmış, "Tarık Ümit, Osman Gürbüz gibi sol yapılarla ilişki içinde olanlar orada da geçiyordu. Ama Abdullah Çatlı gibi isimler üzerinden sAğın işi olarak görüldü hep. Bugün ise Türk Ortodoks Patrikhanesi var, Hizbullah, PKK var, Mason locaları var. Sağcılar, asker ve işçi partisi var. Yani Susurluk'a göre, daha güçlü bir yapı ve işbirliği var ortada" diye konuştu.
Normal zamanlarda biraraya gelmelerine imkansız gibi bakılan kişilerin rahatlıkla işbirliğine gidebileceklerinin Ergenekon olayıyla çok net bir şekilde ortaya çıktığını ifade eden Elkamış, "Tüm bunları organize eden bu ortak aklın bir gün mutlaka ortaya çıkacağından eminim. İcra ekibi belirlendi. Şimdi sıra asıl beynin bulunmasında. Örgüt şemasında boş bırakılan 1 numara dolacak" değerlendirmesini yaptı.
HER TAŞIN ALTINDAN JİTEM ÇIKIYOR
Susurluk olayını araştırırken birçok yapının yanısıra kirli ilişkilere de ulaştıklarını belirten Elkatmış, bunlardan en önemlisinin ise JİTEM mensuplarının karıştığı cinayetlerle terör örgütlerinin derin devlet ile olan bağlantıları olduğunu söyledi. Türkiye'de son 30 yılda meydana gelen olayların çoğunun altında JİTEM'in parmağının olduğunu ifade eden Mehmet Elkatmış, Ergenekon'un tam olarak aydınlatılması için bu kurumun çok iyi araştırılması gerektiğinin altını çizdi. Elkatmış, şöyle devam etti:
"JİTEM'in mutlaka çok detaylı bir şekilde ele alınması lazım. Çünkü birçok olayın içinde bu teşkilat var. Mesela Güneydoğu'daki olaylardan yüzde 90'ının arkasında JİTEM var. Faili meçhullerin çoğu onların bölgesinde yaşandı, yaşanıyor. Bunun için de Güneydoğu'daki olayların çok iyi bir araştırma konusu yapılması lazım."
Elkatmış, yıllarca bu kuruluşun varlığının tartışıldığını hatırlatarak, başından geçen bir olayı şöyle anlattı: "Bunu Jandarma Genel Komutanlığı'ndan istedik. Dönemin Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman'dan bir yazı geldi. 'JİTEM diye bir kurum yok' diye. Ama icraatlarıyla böyle bir kurum var. Cem Ersever, Veli Küçük bunların başında. Biz de onu şöyle formüle ettik: 'Varlığı mevcut olmayan ama eylemleri gerçek olan JİTEM araştırılmalıdır' dedik."
Elkatmış, Cem Ersever cinayeti ve Eşref Bitlis'in kuşkulu ölümünün JİTEM'in işi olduğu konusunda ciddi şüpheleri olduğunu belirtti. Elkatmış, Bolu-Sapanca-Düzce üçgeninde yaşanan olaylarda da JİTEM'in parmağının olduğunu düşündüğünü söyledi.
"SIRLAR ÖCALAN'IN ŞAM'DAKİ ARŞİVİNDE"
Susurkluk'ta, bugünkü Ergenekon olayında ortaya çıkan derin ilişkileri tespit ettiklerini aktaran Elkatmış, faili meçhul cinayetleri araştıran komisyonlarla birlikte 'derin devletin' PKK ve Hizbullah ile birlikte çalıştıklarını tespit ettiklerini ifade etti. Bugün bu ilişkilerin daha net ortaya çıktığına değinen Elkatmış, terör örgütü ve Ergenekon arasındaki kirli ilişkilerinin Abdullah Öcalan'ın Şam'da kaldığı süre içinde kullandığı evde bulunan arşivinde olduğunu dile getirdi. Elkatmış, şunları kaydetti:
"Bize gelen bazı bilgi ve belgelerde bu kirli ilişkileri ortaya çıkartacak mahiyette. Kim kimle bağlantılı, para ve silah kaynakları konusunda bilgiler mevcut. O dönemde iki ülke ilişkileri iyi olmadığı için bunlar alınamadı. Fakat şu an çok iyi ilişkilere sahibiz. Bunlar bugün alınabilir. Çok büyük bir arşiv. O zaman bir takım ihanetler daha çok net ortaya çıkar. Bugünkü ilişki ve bilgilerin ötesindedir. Çünkü kirli emellerine ulaşmak için her şey mubah görülmüş."
"TEOMAN KOMAN, BİZİ TEHDİT ETTİ"
Susurluk gibi olayları çözerken hem yasal hem de fiili birçok engelle karşılaştıklarını hatırlatan Elkatmış, "Mesela Teoman Koman'ı komisyona çağırdık; ama gelmedi. Gönderdiği bir mektupta bizi açıkça tehdit ederek, 'Bu iş, Meclis ile asker arasında güç gösterisine dönüşmüştür' diyerek konuyu başka yere çekti. Oysa istediğimiz bilgiler, görev yaptığı dönemlerde kendi sorumluluk alanındaki konularla ilgiliydi" dedi.
Elkatmış, benzer konuları MGK ve Genelkurmay'a da sorduklarını; ama gelen cevaplarda özetle 'askerin böyle işlerle işi olmaz' dendiğini belirterek, "Bilgi ve belgelerde bazı askerlerin de bu olayların içinde olduğunu gördük. Çünkü, Söylemezler ve Yüksekova çetelerinin içinde askerler de vardı. Ama bize gelen cevaplarda 'TSK böyle olaylarla alakası yoktur. TSK ısrarla bu olayların içine çekilmek istenmesini anlamak mümkün değil' denildi. Oysa bizim amacımız TSK'nın tümünü değil, suça bulaşanları tespit etmekti" şeklinde konuştu.
Elkatmış, karşılaştıkları yasal engelleri ise şöyle anlattı: "Yeşil'in telefonlarını ve bankalardaki hesaplarını incelemek ya da bazı bilgileri teyit etmek için izin istedik. Ama bunlar ticari sır diye verilmedi. Savcılığa suç duyurusunda bulundum ama görevsizlik kararı verildi."
"SAVCI ÖZ, DEVLETİN ARŞİVLERİNE GİRMELİ"
Ergenekon davasının, İtalya'daki "Temiz Eller" operasyonunda olduğu gibi çok ciddi derinleştirilerek yapılması gerektiğini belirten Mehmet Elkatmış, bunun için de Savcı Zekeriya Öz'e ve çalışma arkadaşlarına, mutlaka, devletin gizli arşivlerine girmesi çağrısında bulundu. Elkatmış, sözlerini şöyle tamamladı:
"İtalya'daki Temiz Eller operasyonunda savcı bizzat arşivlere girerek gerçekleri açığa çıkardı. Neticeye, ancak bu şeklide ulaştı. Bizde ise ilgili kurumlara yazı yazmak suretiyle oluyor. Çünkü, bir bilgi istiyorsun bir süre sonra 'bizimle ilgisi yok' yazısı geliyor. Ama devlet bu işten zarar görür ya da işin ucu kendilerine de dokunur diye verilmiyor. Koruma mantığıyla tam yararlı şekilde yetkili yerlere iletilmiyor. Onun için bazı kurumlarda özellikle münhasıran araştırma yapmak gerekiyor. Sadece yazıp çizmekle bir yere varılamaz. Devletin arşivlerine inip, çok derin bir soruşturma ve arşiv çalışması yapılması gerekiyor."