Japan Credit Rating Eurasia Başkanı Ökmen Açıklaması

Japan Credit Rating (JCR) Eurasia Başkanı Orhan Ökmen, Türk bankacılık sisteminin fon sağladığı piyasaları giderek çeşitlendirerek İngiltere, Avro Bölgesi, ABD gibi piyasaların dışına daha fazla yönelmesinin küresel piyasalardaki bozulmanın ülke ekonomisi üzerinde yaratacağı olası...

Japan Credit Rating Eurasia Başkanı Ökmen Açıklaması

Japan Credit Rating (JCR) Eurasia Başkanı Orhan Ökmen, Türk bankacılık sisteminin fon sağladığı piyasaları giderek çeşitlendirerek İngiltere, Avro Bölgesi, ABD gibi piyasaların dışına daha fazla yönelmesinin küresel piyasalardaki bozulmanın ülke ekonomisi üzerinde yaratacağı olası negatif etkilerini yumuşattığını ve Türk ekonomisinin uluslararası entegrasyon ölçeğini artırdığını belirtti.

Ökmen, yaptığı yazılı açıklamada Türkiye'de kamu dengelerinin ve bankacılık sektörünün sağlıklı yapısı ile ihraç piyasalarına bağımlılığının düşük olmasının, küresel tahvil piyasalarındaki bozulmalardan kaynaklanacak ani ve sert şoklardan ülke ekonomisini koruduğuna dikkati çekti.

Yukarı yönlü ivmelenen tahvil faizlerinin, gelişmekte olan ülkelerin varlıklarına yönelik talebi ve akabinde de likidite seviyesini zayıflattığını, faiz seviyelerini daha da sert bir şekilde yukarı ivmelemekte olduğunu ve fonlama koşulları giderek zorlaştırdığını belirten Ökmen, "Türkiye'de kamu dengelerinin ve bankacılık yapısının sağlıklı yapısı ve ihraç piyasalarına bağımlılığının düşük olması küresel tahvil piyasalarındaki bozulmaya karşı Türkiye'yi korumakta ancak maliyet artışlarının negatif etkileri elbette ülke finansal piyasalarını yakından ilgilendirmektedir." ifadelerini kullandı.

Ökmen, Türk bankacılık sisteminin fon sağladığı piyasaları giderek çeşitlendirerek İngiltere, Avro Bölgesi, ABD gibi piyasaların dışına daha fazla yönelmesinin, küresel piyasalardaki bozulmanın ülke ekonomisi üzerinde yaratacağı olası negatif etkilerini yumuşattığını ve ülke ekonomisinin uluslararası entegrasyon ölçeğini artırdığını vurguladı.

Türk bankacılık sektörünün faiz ve kur riski gibi piyasa riskleri ile likidite riskleri karşısındaki mevcut dayanıklı yapısının bozulmadan devam ettirilmesinin, yapısal reformların sürdürülmesine bağlı olduğuna işaret eden Ökmen, şunları kaydetti:

"Problemli krediler hala makul düzeylerde olsa bile ekonomik faaliyetteki yavaşlamaya bağlı olarak yukarı yönlü eğilimi devam edecektir. Kredi vadelerinin uzun olması nedeniyle, TL'nin hızlı değer kaybının döviz kredileri üzerinde yarattığı/yaratacağı ve henüz ortaya çıkmamış olan ödeyememe riski bankacılığın yakın vadedeki varlık kalitesi için oldukça önemli bir risk olasılığıdır. Özel kesimin reel sektör firmalarının net döviz açık pozisyonu, TCMB'nin rezervlerinin telafi gücünün ve Türkiye'nin döviz kazanma kapasitesinin dışına taşmış durumda olması ve hala artış eğilimini sürdürüyor olması Türkiye ekonomisinin kırılganlığını olağanüstü artırmaktadır.

Kur zararlarının reel sektör üzerinde yarattığı bilanço riskinin sektörler arası likidite riskine dönüşmesi sürecinin başlangıcı aşamasına gelinmiştir. TL'nin değer kaybının 2016'nın ikinci yarısından itibaren reel sektör üzerinde yarattığı bilanço riski neredeyse likidite riskine dönüşme sürecine girmek üzeredir. Reel sektörde başlayacak olan likidite riski ise 2017 yılı için bankacılık sektörünün aktif kalitesini aşındıracaktır."

"TCMB'nin faiz artışı araç bağımsızlığı için anlamlı bir başlangıç"

Orhan Ökmen, Merkez Bankasının faiz artışına gitmiş olması, bozulmuş olan araç bağımsızlığının tamiri için anlamlı bir başlangıç olduğunu belirterek, "Merkez Bankasının en son yaptığı faiz artışı, kur artışlarını önleyemeyecek kadar küçük seviyeli olmakla birlikte, felsefi ve ideolojik olarak faiz karşıtı bir duruş sergileyen siyasi yapıya rağmen, TCMB'nin faiz artışına gitmiş olması, bozulmuş olan araç bağımsızlığının tamiri için yetersiz ancak anlamlı bir başlangıçtır." açıklamasında bulundu.

Kur artışını durdurmanın yanında, ülkeler arasında daha da artacak olan faiz farkını kapatmak için ilerleyen dönemlerde Merkez Bankasının daha fazla faiz artışı yapmasının kaçınılmaz olacağını savunan Ökmen, ABD seçim sonrasında genişlemeci maliye politikalarının öne çıkacağı algısının enflasyon beklentilerini ve tahvil faizlerini yukarı yönlü ivmeleyeceğini belirtti.

Ökmen, Türkiye'nin faizdeki yukarı yönlü bu ivmeye karşı direnmemesi gerektiğini ifade ederek, şöyle devam etti:

"ABD seçim sonuçlarının ekonomi politikalarının yönü ve içeriği üzerinde yarattığı belirsizlik kapsamında gelişmekte olan ülkelere yönelik risk algısının değişmesi ve Fed faiz artırımı beklentilerinin etkileri de sermaye çıkışlarının ve TL'nin kırılganlık şiddetini yükseltmekle beraber, TL'nin değer kaybındaki ana gerekçe uluslararası gelişmeler ve dış nedenler değildir. Tamamen darbe girişimi sonrasında oluşturulan iç siyaset yapısına ve OHAL uygulamalarına ilişkin unsurlar TL'nin değer kaybının ana sebepleridir. Yüksek politik tansiyonun süreklileşecek olması halinde, TL'nin değer kaybı, politika kaynaklı muhtemel bir makro ekonomik krizin ana unsuru olacaktır.

Türkiye'nin üretim gücünü topyekun olarak koruması, finansal piyasaların aktarım mekanizmalarının fonksiyonel sağlığının ve kamunun mali dengelerinin optimal seviyesinin gelişmiş ülkelerin bir çoğundan çok daha iyi durumda olması, dış şoklara karşı Türkiye ekonomisine hala güç vermekte. Bununla birlikte politik tansiyonun mevcut seviyesi en kısa süre içerisinde düşürülemez ise, süreklileşecek olan TL'nin değer kaybı, politika kaynaklı muhtemel bir makro ekonomik krizin ana unsuru olacaktır. İç siyaset kurgusunda ve iç siyaset uygulamalarında herhangi bir değişiklik yapılmadığı ve aynı istikamette devam ettirildiği takdirde, süreklileşecek olan TL'nin değer kaybı, yaşanılması kaçınılmaz olan bir makro krizin ana unsuru haline gelecek ve dış şokları dengeleyen ekonominin kendi stabilizatörlerine kalıcı zarar verecektir."

"Diğer organizasyonların hiçbirisi Türkiye için AB'nin alternatifi değil"

Ökmen, TL'nin değer kayıplarının telafisi için sözleşmelerin politik yönlendirmelerle topyekun olarak yerel paraya çevrilmesine ilişkin açıklamaların Türk lirasının konvertibilite algısına zarar verdiğini belirtti.

Türkiye'nin istikrar çıpalarından ve piyasa ekonomisinin güvencelerinden en önemlisi olarak algılanan AB pusulasının değişmesinin, uluslararası direkt yatırımların Türkiye tercihini net olarak sıfırlayacağını işaret eden Ökmen, "Hukukun üstün olmadığı, çağdaş medeniyetler için referans değerler üretmeyi başaramamış ve insani değerleri öncelikli temel ilkeleri arasında kabul etmemiş olan ülkelerin örgütlendiği ve sadece ekonomik-güvenlik amaçlı diğer organizasyonların hiçbirisi Türkiye için AB'nin alternatifi değildir." değerlendirmesinde bulundu.

Ökmen, AB çıpasının değiştirilmesi izlenimi verecek şekilde siyaseten yürütülen açıklamaların uluslararası yatırımcıları ciddi ölçüde tedirgin ettiğini ve negatif algılarını artırdığını ifade etti.

Türkiye - AB ilişkilerinin tek taraflı olarak taktiksel ve pazarlıkçı bir tartışma alanına çekilmesinin Türkiye'ye hiçbir yarar sağlamayacağını aktaran Ökmen, Türkiye açısından küreselleşme karşıtlığı riskinden kurtulmanın yolunun, gerginleşen AB ilişkilerine rağmen yine de AB standartlarına uyum gücünün yükseltilmesi ile olacağını belirtti.

Orhan Ökmen, gelişmekte olan ülkelerin ve dolayısıyla Türkiye'nin referans aldığı AB standartlarına uyum seviyesini yükselterek ve hukukun egemenliğini artırarak, ortaya çıkan küreselleşme karşıtlığı riskinin sebep olacağı ulusal-bölgesel ve global tahribatları azaltmaları gerektiğini vurguladı.

Büyük ölçekli kamusal taahhüt projelerine finansman sağlanması için Hazine tarafından yabancı para üzerinden verilen garantiler ve kullanıma dayalı verilen güvencelerin TL'nin değer kaybı nedeniyle bütçe üzerinde baskı oluşturabileceğini ifade eden Ökmen, sözlerini şöyle tamamladı:

"İhale edilen ve tamamlanan köprü, havalimanı, otoyol gibi projelerin kreditörlerine, kullanıma dayalı olarak verilen güvencelere ek olarak Hazine tarafından müteahhit firmanın yükümlülüklerini yerine getirememesi durumunda borcun kamu tarafından üstlenileceğine dair verilen Hazine garantileri, olası bir güçlük halinde ya da proje kullanımının garanti bedeli altında kalması ve kamu tarafından tamamlanması zorunluğu doğurması halinde bütçeye yansıyacak ve önemli baskı yaratabilecektir.

Zayıflayan iç talebin kamu harcamalarıyla telafi edilmeye çalışılması bütçe üzerinde ilave baskı oluşturmaya başlamıştır. Artan ve yüksek düzeyini koruyan işsizlik rakamları ve hane halkının yükümlülük seviyesi, büyümenin iç tüketim dinamikleri ile desteklenme gücünü sınırlamakta, kamu harcamalarının artırılmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Bütçe disiplininin korunmasına özen gösterilmesin karşın, harcamaların yükselmesi ve artan hazine borçlanma maliyeti izleyen dönemlerde ilave kırılganlıklara neden olabilecektir."