TelevizyonGazetesi.com [2663992]
Hepimiz Reytinglerin Kölesi Olduk
Yıllar önce Laf Lafı Açıyor programı ile tüm Türkiye'ye kendisini tanıtan Cem Özer, yazarımız Şadan Kaba'nın sorularını yanıtladı.
Onu, yıllar öncesinde Türkiye'nin ilk özel kanalı Star Tv'de ‘Laf Lafı Açıyor' adlı talk şovuyla tanıdık. Cem Özer, partneri Muzaffer Abayhan'la birlikte bize talk şovu sevdiren isimdi. Şimdilerde onu TV kanallarında görmek sadece magazinel haberlerle mümkün olabiliyor. Oysa o, TV'yi gönlünden silmiş değil. Cem Özer, günün birinde ekranlardan bize bir sürpriz yapar mı dersiniz?
-Geçmişte çok konuşulan programlara imza atan bir insan olarak bugün TV, sizin için ne anlam ifade ediyor? TV'nin sizin hayatınızdaki yeri ne?
C. ÖZER: TV, sadece evimin başköşesinde duran bir alet olarak benim hayatımda yer alıyor. Daha çok yabancı programları izleyip dünyaya daha farklı bakmaya çalışıyorum.
Yönetmen Kudret Sabancı'ya ‘diğer diziler hep birbirinin aynı. Senin dizilerinde farklı bir dil ve renk var. Neden?' diye sorduğumda bana, ‘diğer dizilerin yönetmenleri birbirlerini izliyorlar. Ama ben hiç dizi seyretmiyorum' demişti. Aynı şekilde Çağan Irmak da bana benzer şeyi söylemişti. O nedenle daha çok yabancı dizileri izliyorum. Çünkü ister istemez etkileniyor insan. Mümkün olduğunca az TV izlemeye çalışıyorum.
-Ama yine de TV programlarını az da olsa izliyorsunuz herhalde?
C. ÖZER: Hiçbir dizi ve programın bağımlısı değilim. Zap yaparken bakıyorum ilgimi çeken bir program olursa takılıp kalıyorum. Yoksa izlemiyorum. Çekirdek çitleterek TV izlediğim çok tutkunu olduğum ‘criminal' dizilerim var. CSI'ları izliyorum. Sonra ‘Criminal Minds' ve ‘Mentalist' i komedi olarak da ‘Monk'u sayabilirim. Ayrıca ‘House'u da izlerim.
-TV'de eskiden beri devam eden talk şovlar var. Okan Bayülgen ve Beyaz talk şov yapmaya devam ediyorlar. Yeni talk şov programları ekrana gelmeye başladı….
C. ÖZER: Gelemiyorlar…Sadece çabalıyorlar.
Peki, bu yeni talk şovlardan dikkatinizi çekenler var mı?
C. ÖZER: Çok samimiyetle söylüyorum. Radyocu arkadaşlardan TV'yi deneyenler oldu. Oysa radyoculukta çok başarılı bulduğum; özellikle onların yayında olduğu saatlerde bir yerden bir yere gitmeye çabaladığım, hayranlıkla dinlediğim, ‘bu kadar mı iyi olunur' dediğim insanların TV'ye çıktıklarında büyüleri bozuluyor. Radyoculara tavsiyem şudur ki radyoda kalsınlar. Çünkü radyo başka bir mecra, TV çok daha başka bir mecra.
-Bunları NTV'de yayınlanan ‘Fazla Mesai' için söylüyorsunuz sanırım?
C. ÖZER: Hayır. Cem Ceminay'dan başlayarak pek çok radyocu için söylüyorum. Radyoyu dinlerken biz, bir hayal dünyası kuruyoruz. TV ise radyo kadar saf değil. İşin içine reji, ışık, kamera, dekor giriyor. Yani birden çok parametresi olan bir iş çıkıyor ortaya. Halbuki radyoda sadece sen, mikrofon, dinleyici var. Arada başka hiçbir müdahale yok. Yani bire bir ilişki var. Dolayısıyla bu bire bir ilişkide başarılı olan insanlar, TV'de diğer unsurların başarısızlığından çok etkileniyorlar.
Ben bakıyorum, ABD'de radyodan TV'ye geçen radyocu yok. Hatta fotoğraf bile çektirmiyorlar. Dolayısıyla talk şov zor bir iştir. Her konuda konuşacak kadar olmasa dahi soru soracak kadar bilgi sahibi olman gerekir. Çok okumak, takip etmek, izlemek, gezmek, görmek gerekir. Bunu bugüne kadar Okan'la Beyaz başarabildiler.
-Sizin kriterlerinize göre Okan Bayülgen ve Beyaz, talk şovda başarılı mı?
C. ÖZER: Tabii. Talk şov dendi mi; Beyaz ve Okan aklıma geliyor. Talk şov demişken şimdilerde talk şovların içine çok fazla unsur katıyorlar. Sohbete zaman kalmıyor. Soru sorulamıyor. Sohbet iyice açılamıyor. Sohbet keyif haline gelemiyor. Şimdi star şovlar var. Onlar talk şov değil. O, başka birşey.
Yapımcı Fatih Aksoy, ‘senin programını çekerken programın nasıl bittiğini anlamazdık' demişti. Konuk da anlamazdı ben de anlamazdım. Sohbetin akıcı olması çok önemli. Yoksa şuradan bir VTR sokalım demekle talk şov olmuyor. Seyirci VTR'yle ilgilenmiyor. Aslında seyircinin sıkıldığından değil. Yapanın sıkılmasından, ‘onca saati konuşarak nasıl dolduracağız' endişesinden kaynaklanıyor. Konuşacak şeyin varsa dolar. Seyirci de izler. Yani, baktığımda Türkiye'de en çok izlenen programlar futbol programları. Hele şimdi görüntü de ellerinde yok artık. Orada konuşan insanlar varsa izlersin.
-Uzun bir süredir devam eden bir sessizliğiniz var…
C. ÖZER: Bir süre daha bu sessizlik devam edecek.
-Ben de onu soracaktım. Bu sessizliğin sebebi ne? Yoksa TV'den ümidinizi kestiniz mi?
C. ÖZER: TV'den ümidimi kesmedim. Neden keseyim? Yaşadığım sürece de kesmeyeceğim. En doğru şeyi yapmaya çalışıyorum. Bu, bir talk şov mu olacak? Nasıl bir talk şov olacak? Eskisinin benzeri mi olacak, yoksa yepyeni bir program mı olacak göreceğiz.
Evet, evlilik sürecinde biraz geri çekildim. Evliliğin rahatlığına kendimi kaptırdım ama şimdi dizi mi olur başka bir proje mi ona bakacağız.
-Söz diziden açılmışken dizilerde neden yoksunuz?
C. ÖZER: Benden korkuyorlar. Çok para isterim diye korkuyorlar. Kapris yaparım; beni tatmin edemezler diye korkuyorlar. Sette huysuzluk çıkartırım diye korkuyorlar. Bu da beni tanımamalarından kaynaklanıyor. Beni tanıyanların söyledikleri ise hiç problem çıkartmadığımdır. Ben, çay isterim; gelmezse giderim çayımı kendim alırım. ‘Vay benim çayım nerede' diye kavga etmem. Ama kafalarda yanlış bir imajım var. Beni oynatmayı istiyorlar ama benden nedense korkuyorlar.
-Siz de dizilerimizin kalitesinin yükseldiğine inanıyor musunuz?
C. ÖZER: Evet, bu görüşe ben de katılıyorum. Yapımcı profilinin değişmesiyle birlikte dizilerin kalitesi de arttı. Bundan 5-7 yıl öncesine gittiğimizde türkücüler, arabeskçiler başrollerde oynardı. Şimdi artık seyirci onları istemiyor. Çünkü gerçek Oyuncuları görmeye başlayınca bir kıyaslama imkanı çıktı ortaya. İnsanların önüne iyi bir şey koyduğunuzda kötüyü fark eder. Çünkü insanın doğasında iyiyi seçmek vardır. Bunun için eğitime gerek yoktur. Artık seçmeye başladı seyirci. Bu, önce Oyunculukta başladı. Sonra görüntüde de farkı anladı. Mesela Brezilya dizileri artık bitti. Seyirci artık ‘beni kandıramazsınız' diyor. Çünkü mukayese yapıyor artık.
Ayrıca yönetmenlerin de kalitesi arttı. O eski Yeşilçam'ın on günde film çeken yönetmenleri elendi. Yeni, dünyaya doğru bakan, dil bilen yönetmenler geldi. Yazarlar da değişti. Kadın yazarlar geldi. Çok önemli birşey bu. İşe kadın eli değdi.
Oyunculuklar değişti. Bakıyorsun konservatuarlarda ve özel eğitim kurumlarında manken gibi kızlar Oyunculuk eğitimi alıyorlar. Artık hem yakışıklı ve iyi Oyuncular hem de güzel olup iyi Oyuncular var.
-TV kanallarında gözlediğiniz eksiklikler var mı?
C. ÖZER: Kanallar birbirine çok benzemeye başladı. Kanal kimlikleri farklı olmalı bence. Kanallar DVD'ci gibi oldular. Şöyle bir akış istiyorum ben mesela: Bir dizi, bir sit com; sonrasında da bir şov. Prime time'ı doksan dakikalık iki dizi ile kapatacağınıza böyle bir akış yapmak daha keyifli olur gibi geliyor. Bir de prime time'da tartışma programlarını çok arıyorum. Çocukluğumuz, gençliğimiz hep TRT'deki bu tür programlarla geçti. Evet, TV bir eğitim aracı değildir ama TV, insanların dertlerini de ekrana getirmeli.
Çok önemli bir nokta daha var. Başta TV kanallarını yönetenler ve onlara iş üretenler olmak üzere hepimiz reytinglerin kölesi olmuşuz. Reyting, sadece o anki durumu belirler. Seyircinin talebi hakkında ipucu vermez. Aslında seyirci çok izlediği programdan şikayet ediyor. Nasıl sigaranın zararlı olduğunu bile bile içiyorsak. Seyircinin durumu da öyle. Bu ilgi, seyircinin talebi anlamına gelmiyor.
-Bugünkü reyting ölçümlerinin objektif olup-olmadığı konusundaki düşünceniz ne?
C. ÖZER: 70 milyon nüfusumuzun olduğunu varsayarsak yüzde bir üzerinden reytingin ölçülmesi lazım ki bu da yetmiş bin denek eder. Bugün baktığımızda 2500 evde ortalama 10 bin kişi Türkiye'nin ne seyredeceğine karar veriyor. Böyle birşey olmaz. Reyting parametrelerinin değişmesi gerekiyor. Şu anda en büyük payı ‘C' ve ‘D' grubu alıyor. Gelir olarak düşük, kaderci, kültür olarak geri kalmış kişiler daha çoğunlukta. Bunu değiştirmek lazım. Türkiye'nin demografik yapısı bu olabilir. Ama tabanın tavanı yönlendirdiği nerede görülmüş? Eğitimsiz kesimin tercihleri öne çıkarsa eğitimli kesim de yavaş yavaş arabesk bir hale gelmeye başlar ki öyle de oldu.
Ayrıca canlı yayınlarda reytingi anlık almak lazım. ABD'de öyle yapıyorlar ve reytinge göre akışı yönlendiriyorlar. Bir de tek bir şirket değil 3-4 tane şirket reyting ölçecek ki bakalım ölçümler birbirini tutuyor mu? Biz AGB'ye mahkumuz. Ne bileyim ben AGB'de dümen dönmediğini.
-Elinizde sihirli bir değnek olsaydı bugünkü televizyonculukta neleri değiştirmek isterdiniz?
C. ÖZER: Futbolun bu kadar desteklenmesini, öne çıkarılmasını engellerdim. Bu durumdan ben dahil hepimiz etkilendik; futbol manyağı olduk. Bırak Türkiye ligini, insanlar artık İspanya, İngiltere ligini takip eder hale geldi. Çünkü futbol, modern dünyanın eroinden daha tehlikeli uyuşturucusudur. Zihinleri kilitler. O yüzden futbol, basketbol kadar ‘metrik' bir Oyun değildir. Şimdiki teknoloji ile maç sırasında ofsaytı tespit edemez miyiz? Edilir tabii ki…Özellikle futbol dünyada tartışmalı bir hale getiriliyor ki insanlar sadece futbolu tartışsınlar. Günlük hayatta dönen dolaplarla ilgilenmesinler. Futbol olacaksa spor kanalında olsun.
Çok acayip şeyler yaşanıyor. Dizide ambulans geliyor, RTÜK ambulansın üstündeki telefon numarasını mozaikletiyor. Bunu mozaikletirken, futbolda markaların reklamlarını neden mozaikletmiyorlar? Futbola bu destek niye? Ne işinize geliyor da futbolu bu kadar destekliyorsunuz? Kültür ve sanatı niçin bu kadar desteklemiyorsunuz?
Aslında RTÜK yasaya aykırı iş yapıyor. Yasaya göre sanat eseri üzerine müdahale yapılamaz. Hiçbir yönetmen de bu konuya itiraz etmiyor. Şu anki yasaya göre film yayını sırasında TV kanalının logosunu bile yayınlatmayabilirsiniz. Sigarayı hangi hakla mozaiklersiniz? Nasıl bir müdahaledir bu? Yok böyle birşey. Yönetmen olsam ve bu konu için mahkemeye gitsem kazanırım. Çünkü telif hakları yasası yönetmene bu hakkı veriyor. Şu anki yasaya göre RTÜK'ün bu mozaikler için filmin yönetmeninden, senaristinden ve yapımcısından onay alması gerekiyor.
Ayrıca yanlış anlaşılan bir konu daha var. Sporla bir ülkeyi tanıtamazsınız, sadece ülkenin adını duyurursunuz. Bir ülkeyi tanıtan, oraya turist çeken sinemadır ve sinemanın kardeşi diyebileceğimiz dizilerdir. Mesela, Yunanistan'a zengin ABD'li turistin gitmesini sağlayan bir tane film olmuştur: Zorba…Anthony Quinn'in oynadığı Zorba filminden sonra akın akın zengin ABD'li turistler için Yunanistan'a gitmek, bir prestij konusu olmuştur. Biz Amerika'yı nereden biliyoruz? Amerikan tarzı yaşam dünyaya nasıl hakim oldu? Tabii ki filmleri sayesinde. Çünkü ABD devleti en fazla yatırımı sinemaya yaptı.
-Ekranda uzun süre görünmemenizin sebebi ne? Bu sizin yanlışlarınızla mı ilgili yoksa sizin dışınızdaki faktörlerle mi? Hiç, bu konuda özeleştiri yaptınız mı?
C. ÖZER: Hem benle hem de benim dışımdaki faktörlerle alakalı bir durum bu. Ben de yeterince çaba sarfetmedim. Dışarıdan da bir önyargı oluştu. Özellikle en parlak dönemlerimi evli olarak geçirmem hatanın en büyüğüydü. Çünkü birlikte olduğum kadınları korumak adına gösterdiğim tavır, benim kişisel antipatim olarak algılandı. Ukala olarak görüldüm. Aslında bende olmayan tek şey kibir. Keşke daha kibirli olsaydım. Bilgili olmak, her konuda fikir sahibi olmak, doğru şeyler söylemek insanları rahatsız ediyor. İnsanlar, yalaka, salak, nereye çekersen oraya giden adam istiyorlar.
Bakın, Türkiye'de talk şov yapabilecek insanlar var. Mesela, neden bir Uğur Yücel, talk şov yapmaz. Çünkü Uğur Yücel'i yönetmek zordur. Çünkü o, kanalı yöneten, ya da programı yöneten adamdan daha fazla bilgiye sahiptir. Ali Poyrazoğlu, büyük kanallarda program yapamaz mı? ya da Müjdat Gezen, neden talk şov yapmaz? Yaşamadan birikim olmuyor ki. Biz yeni pıtırcıklanmaya başlamış şeftaliden, kayısıdan reçel yapmaya kalkıyoruz. Olmaz; aroması bile olmaz. Şeftaliyi ham olarak yemeye kalktın mı sunta kemiriyormuş gibi olursun. Taze kaşardan ancak tost olur. Ama kahvaltıda simitle keyifli yiyemezsin eski kaşar gibi.
-Bir dönem reklamcılık da yaptığınız için soruyorum. TV reklamlarını izler misiniz; beğendiğiniz reklamlar var mı?
C. ÖZER: Tabii ki reklamları izliyorum ve beğendiğim reklamlar var. Ben, daha çok metafor içeren reklamları seviyorum. Doğrudan müşterinin ajansa verdiği bilgiyi içeren reklamlardan hoşlanmıyorum.
-Biliyorsunuz, bu aralar 118'li reklamlar çok revaçta.
C. ÖZER: 118'li reklamların sayısını unuttum. Kaç tane 118'li telefon olduğunu öğrenmek için de ayrı bir 118'li telefona ihtiyacımız olacak neredeyse. 118 tane olana kadar bu numaralar devam edecek herhalde. Niye bu kadar varlar onu anlayabilmiş değilim. 118'i arayıp ‘niye bu kadar çoksunuz' diye sormak istiyorum.
www. medyabey. com
| 7/10 (11 kişi) |
-
Hesabınızda 1 Kuruş Bile Bırakmayın
Banka hesabınızda kalan borcunuzun çok az olduğunu düşünüp önemsemediyseniz bu haber, sizi...
-
Bu Fotoğraf BBC'yi Karıştırdı
BBC, Suriye'de geçtiğimiz hafta sonu meydana gelen katliam haberinde bu fotoğrafı kullandı ama...
-
Battılar Ama Yine de Füze Peşindeler
İçinde bulundukları ekonomik krizden kurtulmaya çalışan Yunanistan askeri harcamalar konusunda...
-
Spikerden Fenerli Oyunculara Şok Küfür!
Bugün TV spikeri Evren Özalkuş, Twitter hesabından Volkan Demirel ve Emre Belözoğlu'na küfür etti.
-
Video
Çarpıp Kaçtığı Kişi Bakın Kim Çıktı...
Çanakkale'de gece yarısı yayaya çarpıp kaçan sürücü, çarptığı kişinin yeğeni olduğunu öğrenince...
-
Toyota'dan Flaş Açıklama
Toyota, oruç tutan personelin işten çıkarıldığına dair iddialara cevap verdi.













