'Evlilik Planları Yapmıyorum!'
'Gece Gündüz' Dizisinin Aslan'ı Sarp Levendoğlu, Evliliği Gelecek Planları Arasına Koymadığını Söyledi.
'GECE GÜNDÜZ' DİZİSİNİN ASLAN'I SARP LEVENDOĞLU, EVLİLİĞİ GELECEK PLANLARI ARASINA KOYMADIĞINI SÖYLEDİ.
Elle dergisine konuşan oyuncu, "Hesaplar yaparak yaşamıyorum hayatı. Evlilik, ilişki olursa olur. Şu zaman evlenirim, sonra da bunu yaparım gibi planlarım yok. Yarın da olur, birkaç sene sonra da... Ya da hiç olmayabilir. Hayat ne gösterirse" dedi.
"Oyunculuk kelimesi kendini çok iyi tanımlıyor" diyor 'Gece Gündüz' dizisinin Aslan'ı Sarp Levendoğlu... O, yaptığı işe aşırı değer biçenlerden değil. Hayatı, işini olduğu gibi alıyor ve kendi bildiğini okuyor. Çok yakında Mustafa Altıoklar'ın yöneteceği, Atatürk'ün son iki saatini anlatacak filmde bir Türk subayını canlandıracak olan Levendoğlu, hakkında merak edilenleri Elle dergisine anlattı.
'Gece Gündüz' dizisinde Aslan adlı delidolu bir polisi canlandıran Sarp Levendoğlu ile dizi setinde buluşuyoruz. Emirgan'da diziler için kiralanan gerçek bir evde, -aynen diğer setler gibi- zaman kavramının yitirildiği, gündüzlerin gecelere karıştığı, havada "burası yorgun insanların mekanıdır" duygusunun koklanabildiği bir yerdeyiz. Burada yaşam "stop" ve "kayıt" sözcükleri arasındaki zamandan ibaret.
Ne zaman biteceği belli olmayan bir sahnenin son dakikalarının gelmiş olması ümidiyle sokakta volta atarak sabırla bekliyorum. Nihayet Sarp, kapıda çantasıyla beliriyor... El sıkışıyoruz. Kara kaşlı, kara gözlü ama biraz cansız yüzlü.
Bu aralar hep böyleymiş kendisi, çok çalışmaktan belli ki...
"Makine değilim ki ben, benzinimi koysunlar çalışayım... Ama sanki makineymişim gibi çalışıyorum. 80 dakikalık dizi çekmek çok zor. Normal koşullarda yapılması gerekenin 5 katı fazla ve düzensiz saatlerde çalışıyoruz, çok yoruluyorum" diyor.
BU İŞE AŞIRI DEĞER BİÇMİYORUM
Hiç öyle "Aslan Aslan" görünmüyor, sanki üniversiteden arkadaşım. Bu mütevazı görüntüsü, oyunculuk mesleğini herhangi bir meslekten farklı görmediğinden olsa gerek... İşini yapmak, herkes nasıl yaşıyorsa o da öyle yaşamak istiyor. "Oyuncu olmak artık birçok insan için kolay sınıf atlama yöntemi. Kimilerinin bakışı bu, ben onlardan değilim. Ben yaptığım işe aşırı değer biçmiyorum" diyor.
Başkalarının hayatını merak etmediği gibi kendisininkine olan ilgi de onu pek ilgilendirmiyor. O yüzden aslında bu isteksizliği... Ne magazin izliyor, ne dizi... Magazine olan mesafesi anlaşılabilir, ancak bir oyuncu olarak dizi izlememesi konusunu biraz deşmek istiyorum. Gerçekten izlemeye değer bulacak kadar başarılı yapımlar görmediği için hiçbir diziye bakmadığını anlatıyor:
"Hem yapım, hem de oyunculuk anlamında yurtdışındaki standartlardan o kadar uzağız ki... Onlar gelecek 13 bölümde ne çekeceklerini biliyorlar, her şey planlı ve programlı. Seyircinin beğenisine göre senaryolar değişmiyor, kanallar baskı yapmıyor..."
ATATÜRK FİLMİNDE SUBAY OLACAK
Muhabbet ilerledikçe, "Sevgilin var mı?" minvalinde genişleyeceğini düşündüğü bir diyaloga hazırlanmış halini üzerinden atıyor. Kısa cümleleri uzuyor, "kendimi anlatmayı sevmiyorum" havasından çıkıyor ve hakikaten bu defa konuşmaya başlıyor.
Bu ay çekimleri başlayacak olan, Mustafa Altıoklar'ın yönetmenlik koltuğunda oturduğu, Mustafa Kemal Atatürk'ün son 2 saatinin anlatıldığı Amerikan-Türk ortak yapımı bir filmde rol alacağını anlatıyor.
"Geçmişe flashback'lerle örülmüş bir film. Rolüm ufak, ancak mutluyum bu filmde olduğum için. Anzaklar'la Türkler'in savaştığı bir sahnede Türk subayını canlandırıyorum. Mustafa önerdi bana bu rolü, senaryoyu gösterdi, beğendim ve yer almaya karar verdim" diyor. Hazır Mustafa demişken, bugüne kadar canını çok sıktığını düşündüğüm bir soruyu sormanın vaktinin geldiğini düşünüyorum.
"Senin için 'Mustafa Altıoklar'dan torpilli' ifadesini çok kullandılar. Artık rüştünü ispatlamış bir oyuncu olarak çok takıldığını düşünmesem de hislerini merak ediyorum" diye dökülüveriyorum...
Hiç kızmıyor bu soruma... Aksine, anlattıkça çocukluğundan beri Mustafa Altıoklar gibi bir rol modelinin varlığını kendi iyiliği için nasıl da becerikli bir şekilde kullandığını anlıyorum.
MUSTAFA BENİM BABAM GİBİDİR
Bu koşullarda "Mustafa'dan torpilli" lafı hakikaten dış kapının mandalı!
"Mustafa benim babam gibidir... Çocukken bir şekilde birisini rol modeli olarak seçiyorsunuz kendinize. Benim etrafımda bir sinemacı vardı, gerisi de doktordu. Benim rol modelim Mustafa idi, zaten belli ki ya doktor olacaktım ya da sinemacı, kaderimde vardı. Başka bir şey hayal etmiyordum çocukluğumda. Çocukluğumdan beri bu işlerin içindeyim, sadece Mustafa ile bağlantılı olarak değil. İnsanlar ortaokul bittiğinde belki ilk defa tiyatroyla adamakıllı tanışır, ben ortaokula gelene kadar o diğer insanların üniversiteye kadar izledikleri oyunun on katı kadar oyun izlemiştim bile. O anlamda şanslıyım. Elbette belki Mustafa'nın yeğeni olmasam Lise Defteri'nde ilk şansı bu kadar kolay vermeyeceklerdi. Şans verildi, ben de değerlendirdim. İyi konuşanın da kötü konuşanın da canı sağ olsun!" diyor.
Sarp hayatında oyunculuğu ilk defa 6 yaşındayken TRT'de bir dizide deneyimlemiş. "Oyun gibi gelmişti o zamanlar bana her şey. Aslında bir yetişkin olunca da o oyun duygusunu kaybetmemek önemli sanırım. Oyunculuk kelimesi aslında kendini ifade ediyor... Biz kocaman çocuklarız ve elimize silah veriyorlar, biz polisçilik oynuyoruz aslında. Normalde böyle bir şey yapsanız deli derler insana!" dediğinde tespiti ve teşbihini alkışlıyorum.
EVLİLİK PLANLARI YAPARAK YAŞAMIYORUM
Bir erkeğin basit yaşamsal alışkanlıkları karakteriyle ilgili de çok şey anlatır... Acaba Sarp Levendoğlu dizideki karakteri gibi "serbest düşüş" insanı mı, yoksa "aile adamı" mı? Cevap hemen geliyor: "Hesaplar yaparak yaşamıyorum hayatı. Evlilik, ilişki olursa olur, şu zaman evlenirim sonra da bunu yaparım gibi planlarla yaşamıyorum. Evlilik, hayatın yüklediği bir zorunluluklar gibi görünüyor birçok insana. Ben öyle zorunluluklara inanmıyorum. Zorunluluk değil, yüksek arzu, istek olmalı... Olursa yarın da olur, birkaç sene sonra da olur ya da hiç olmayabilir. Hayat ne gösterirse..."
FETHİYE'DE TATİL KÖYÜ VAR
Sarp "polisçilik oynamazken" bol bol doğada vakit geçiriyor. Çalışırken tükettiği enerjiyi, doğada vakit geçirerek geri kazanıyor. "Doğada olmayı çok seviyorum. Beni şarj ediyor. Fethiye'de ufak tatil köyü gibi bir yerim var, orayı çok seviyorum. Doğada saatlerimi geçirebilirim... Bunun dışında İstanbul'daysam eğer, arkadaşlarımla birlikte yemeğe çıkarım. Onlarla vakit geçirmeyi severim. Pek hobim yok" diyor. Tam cümlenin noktalandığını sanırken, pek de tahmin etmediğim bir yanını gösteriyor: "Ama çok güzel yemek yaparım..."
Melike KARAKARTAL













