|
KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin AB üyeliği için 'Ya bu meseleyi hallet ya da üye olamazsın' diyecek bir duruma getirmenin kasıtlı bir eylem olduğunu belirterek, "'Biz Rumlarla birleşip AB'ye girelim ki Türkiye'ye yardımcı olalım' diyorlar. Aman efendim, 70 milyonun bizim desteğimize ihtiyacı yok" dedi.
Kadir Has Üniversitesi (KHÜ), Avrupa Günü Kutlamaları çerçevesinde, "Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Sorunu" konulu bir panel düzenledi. Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) sürecinin en önemli başlıklarından biri olan ve tartışmaları ve gelişmeleriyle "AB ve Kıbrıs Sorunu"nun ele alındığı panel, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın katılımıyla gerçekleştirildi. Panele Denktaş'ın yanı sıra eski Başbakan Yardımcısı ve eski Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ali Bozer, Türkiye-Avrupa Vakfı Başkanı ve eski Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu, Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi ve eski Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Mümtaz Soysal konuşmacı olarak katıldı.
Panelde söz alan Rauf Denktaş, AB karşıtı olmadığına dikkat çekerek, "AB'yi biz ilkelerine sahip çıkan, demokrasinin insan haklarının savunucusu bir kuruluş olarak gördük, öyle kabul ettik. Kıbrıs meselesinde yaptığı her şeyin kendi ilkelerine de aykırı olduğunu görüyoruz. Hayretler içerisinde izliyoruz yaptıklarını. Çünkü yaptıkları demokrasiye aykırıdır. Uluslararası anlaşmalarla meydana gelmiş olan bir ortaklık cumhuriyetinin yıkımından sorumlu olan tarafı, meşru hükümet olarak kabul edip bunu Türkiye'nin önüne koyarak 'Ya bu meseleyi hallet ya da üye olamazsın' diyecek bir duruma gelmesini kasıtlı bir eylem olarak değerlendiriyorum" dedi.
Kıbrıs'ın 1960'da Türk-Yunan dengesi üzerine kurulduğunu ifade eden Denktaş, "Yıkılmasın diye Kıbrıs'ın bağımsızlığı kısıtlanmıştır. Her adımında Türk-Yunan dengesi aranmaktadır ve bu kaçınılmazdır. Denge Yunanistan lehine bozulduğu takdirde Kıbrıs Yunanistan'a gider. Onun için Türk-Yunan dengesi çok önemlidir. Kıbrıs Rumları, bu dengeleri yıkmak için evvela bir iç savaş başlatmışlar ve bize saldırmışlardır. İngilizler ve ABD, Rum'u meşru hükümet olarak desteklemiştir. O andan itibaren Kıbrıs Cumhuriyeti eğer Türklerin mücadelesi devam etmemiş olsaydı şimdiye Kıbrıs Yunan olacaktı. Girit gibi Türk kalmamış olacaktı. İnönü, 'Bizi kurtarın, çaremiz kalmadı teslim olacağız' diyen Kıbrıs Türk'üne 'Vatan müdafaasındasınız, size elden gelen yardımı yapıyoruz. Dava Türklük davasıdır. Türk'ün sabrı, vatan müdafaasında tükendiği yerde yeniden başlar. Türk iseniz sabredeceksiniz' demiştir ve Kıbrıslı kardeşlerimiz Türklük Davası olduğu için sabrediyorlar" şeklinde konuştu.
"70 MİLYONUN DESTEĞİMİZE İHTİYACI YOK" AB ülkelerinden "Kıbrıs hükümeti vardır. Kıbrıs'ta tek halk vardır. Rumlar meşru hükümettir. Madem ki Türkiye üye olmak istiyor bunu tanımalıdır. Meseleyi halletmelidir, askerini çekmelidir. Kıbrıs Türkleri de bundan böyle ayrı egemenlik isteme hakkına sahip değildir. Çünkü Annan Planı'na 'evet' demiştir bu haktan vazgeçmiştir" yorumlarının geldiğini söyleyen Denktaş, şöyle devam etti:
"Bunlarla karşı karşıyayız. Bunları kabul edenler çoktur. Şimdi benim Cumhurbaşkanım, Başkanım, Meclis Başkanım, sevdiğim kardeşlerim ne diyorlar; 'Hiç zararı yok. Biz Rumlarla birleşip AB'ye girelim ki Türkiye'ye yardımcı olalım.' Aman efendim, 70 milyonun bizim desteğimize ihtiyacı yok. Bu akıldan vazgeçilmelidir. Türkiye'nin AB'ye girmesini istiyorsan Türkiye pazarlığını şöyle yapmalıdır; 'Kıbrıs'ı almadınız. Ben tam üye olmadan da KKTC'yi alamasın.' Bizim de onu gönülden desteklememiz lazım. Aksi halde bizi anavatandan koparmak formülünü uygulamış olacağız." "AB bizi korurmuş, AB bizi koruyacak olsa 60 anlaşmasına bakardı" diyen Denktaş, "Rumları henüz tamamlanmamış bir Kıbrıs meselesi devam ederken, Rumların siciline de bakarak toplu mezarlar, bebekler, çocuklar, yaşlı insanlar köy köy toplanıp mezarlara gömülmüş ve bunların ne sorumluluğu kabul edilmiş ne tazminatı verilmiş, böyle bir idareyi AB üye yapıyor. Türkiye'ye gelince Kopenhag şartlarında olmayan ne varsa Türkiye'nin önüne koyuyor. AB üyeleri ben makamdayken bana gelirlerdi. Soruyordum kendilerine 'Bir açıklama yaptınız. Kıbrıs'ın stratejik açıdan size lazımdır diye. Nedir lüzumu?' Cevap şu; 'Petrol kuyuları var, petrol kuyuları etrafında kökten dinci idareler var. Bunları kontrol etmek mecburiyetindeyiz ve Kıbrıs en uygun yerdir. Amerika İngilizlerle anlaşmış İngiliz üstlerini kullanıyor, gerisini de AB kullanacak.' Peki dedim; 'Kıbrıs'tan Türkiye'yi çıkartmak için niye uğraşıyorsunuz madem müttefikiniz?' Cevap korkunçtur kardeşlerim; 'Türkiye de gün gele kökten dinci bir idareye dönüşebilir.
Türkiye'yi de kontrol edeceğiz buradan'" diye konuştu.
"TÜRKİYE AB HAKLARINI, KENDİ HALKINA VEREBİLİR, VERMELİDİR" Kıbrıs'ın Hıristiyan kulesi yapılmak istendiğini ve İslam aleminin Türkiye dahil kontrol edilmeye çalışıldığını savunan Rauf Denktaş, " Peki kökten dinci bir idareye dönüşmemesi için Türkiye önündeki engel nedir; Atatürk ilkeleri ve laiklik. Siz AB olarak ne diyorsunuz; 'Atatürk ilkeleri bizim normlarına uymaz. Bunlardan vazgeçiniz' demiştir. Atatürk ilkelerinden vazgeçildiği takdirde Türkiye koşarak kökten dinci bir idareye dönüşebilir. Şimdi o halde AB karşıtı değiliz ama AB'nin Kıbrıs konusunda, Türkiye konusunda çifte standart kullandığı bir hakikattir.
BOZER: "VENEDİK KOMİSYONU, PARTİ KAPATILABİLECEĞİNE İŞARET ETTİ" Konuşmasında AB'nin kuruluş aşaması ve gelişiminde söz eden eski Başbakan Yardımcısı ve eski Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ali Bozer ise, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'i eleştirdi. Rehn'in evrensel hukuku inkar eden ve Venedik Komisyonu çalışmalarını hiçe sayan beyanlarının bazı siyasetçiler ve medya tarafından alkışlanmasına anlam veremediğini ifade eden Bozer, "Venedik Komisyonu çalışmalarından habersiz, ne olduğunu bilmeyen siyasiler ve basın mensupları, bu beyanatları ayakta alkışlamıştır. Venedik Komisyonu AB üyesi bütün ülkelere parti kapatma hususundaki mevzuat ve uygulamaları da sormuştur. Tüm cevaplar toplanmış ve bu komisyonunun huzuruna gelmiştir. Komisyonun vardığı sonuç şudur; parti kapatma keyfiyeti, demokrasinin ya da AB üyesi ülkelerin ortak bir yaklaşımı sonucu değildir. Başka bir deyişle bu konuda ülkelerin farklı mevzuatları var. Venedik Komisyonu çalışmalarında parti kapatılmayacağına ilişkin bir kayıt yoktur. Tersine parti kapatılabileceğine işaret edilmiştir. Ancak bunun şartları ileri sürülmüştür. Bu komisyon çalışmalarına göre ortak hükümler şunlardır; ırkçılık, anayasal düzeni değiştirme, şiddete başvurma gibi sebeplerle parti kapatılabilir. AİHM, şeriat düzenine dayalı bir gidişatın demokratik rejimi altüst edeceği hükmüne varmıştır" şeklinde konuştu.
(ÖFA-ED-BA-)
(İhlas Haber Ajansı) 09.05.2008 16:07 [1345433]
|