Cumhurbaşkanlığı Seçimi Ne Zaman? Cumhurbaşkanlığı Seçim Tarihi (YSK)

01 Nisan 2014 10:51

YSK, Cumhurbaşkanlığı seçim tarihlerini açıkladı mı? Cumhurbaşkanlığı seçimi ne zaman yapılacak? Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olabilmek için gereken nitelikler nelerdir?

Cumhurbaşkanlığı Seçimi Ne Zaman? Cumhurbaşkanlığı Seçim Tarihi (YSK)

Yüksek Seçim Kurulu (YSK),CUMHURBAŞKANLIĞI seçim tarihini belirledi. YSK, CUMHURBAŞKANLIĞI seçiminin ilk turu ne zaman yapılacak, CUMHURBAŞKANLIĞI adayları belli mi, CUMHURBAŞKANLIĞI 2. tur seçim ne zaman yapılacak? CUMHURBAŞKANLIĞI seçim tarihi belli oldu, 2014 CUMHURBAŞKANLIĞI seçim tarihi belli oldu.Yüksek Seçim Kurulu (YSK),CUMHURBAŞKANLIĞI seçim tarihini belirledi. YSK, CUMHURBAŞKANLIĞI seçiminin ilk turunun 10 Ağustos, ikinci turunu ise 24 Ağustos olarak planladı. CUMHURBAŞKANLIĞI seçim tarihi belli oldu.Yüksek Seçim Kurulu (YSK),CUMHURBAŞKANLIĞI seçim tarihini belirledi. YSK, CUMHURBAŞKANLIĞI seçiminin ilk turunun 10 Ağustos, ikinci turunu ise 24 Ağustos olarak planladı. 
 Yüksek Seçim Kurulu (YSK), CUMHURBAŞKANLIĞI seçimi ile ilgili çalışma komisyonları oluşturdu. YSK, CUMHURBAŞKANLIĞI seçiminin ilk turunun 10 Ağustos, ikinci turunu ise 24 Ağustos olarak planladı.
Yurt dışında yaşayan vatandaşlar ilk kez CUMHURBAŞKANLIĞI seçiminde oy kullanacak. Yurt dışında 500'den fazla seçmeni olan ülkelerde yaşayan vatandaşlar, CUMHURBAŞKANLIĞI seçimi için 31 Temmuz, 01-02-03 Ağustos tarihlerinde oy kullanacak. Yurt dışı seçmen çalışmasında oy kullanabilecek ülke sayısının 60 civarında olduğu öğrenildi.

1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana 10 farklı Türk vatandaşını CUMHURBAŞKANLIĞI makamına getiren 18 CUMHURBAŞKANLIĞI seçimi yapıldı. Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü dört defa, Celâl Bayar üç defa, Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül bir defa CUMHURBAŞKANLIĞINA seçildiler. Kenan Evren ise seçilmeden CUMHURBAŞKANI oldu.
CUMHURBAŞKANLARI 2007'de anayasada yapılan değişikliğe kadar meclis tarafından bir defa yedi yıllığına seçilmekteydi, bundan sonra halk tarafından en fazla iki defa beş yıllığına (5+5) seçilecektir.


CUMHURBAŞKANLIĞI

I. CUMHURBAŞKANININ SEÇİMİ 

A. CUMHURBAŞKANI SEÇİLME YETERLİLİĞİ
CUMHURBAŞKANI seçilme yeterliliği Anayasamızın 101'inci maddesinde düzenlenmiştir. 101'inci maddeye göre, 

"CUMHURBAŞKANI, Türkiye Büyük Millet Meclisince kırk yaşını doldurmuş ve yükseköğrenim yapmış kendi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından... seçilir". 

Buna göre, CUMHURBAŞKANI seçilme yeterliliğinin şartları şunlardır: 

1. TÜRK VATANDAŞLIĞI
CUMHURBAŞKANI olmak için gereken bir şart Türk vatandaşlığına sahip olmaktır. Milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin olarak vatandaşlık şartı hakkında yaptığımız açıklamalar burada da tekrarlanabilir. Çifte vatandaşlık, kanımızca CUMHURBAŞKANI seçilmeye engel değildir. Keza, kanımızca, vatandaşlığın sonradan kaybı da CUMHURBAŞKANI sıfatının düşmesi sonucunu doğurmaz. Bu konudaki tartışmalar için yukarıda milletvekili seçilme yeterliliğine ilişkin yaptığımız tartışmalara bakılabilir.

2. KIRK YAŞINI DOLDURMUŞ OLMAK
Bu CUMHURBAŞKANININ "olgunluğunu" sağlamaya yönelik bir şarttır. Anayasa kırk yaşını "doldurmuş" olmayı aradığına göre, bu yaşa girmek yetmez, bu yaşı bitirip 41 yaşından gün almış olmak gerekir. 

3. YÜKSEK ÖĞRENİM ŞARTI
Anayasamıza göre CUMHURBAŞKANI seçilebilmek için "yükseköğrenim yapmış" olmak gerekir. Buna göre, ilkokul, ortaokul ve lise mezunları CUMHURBAŞKANI olamazlar. Acaba iki yıllık meslek yüksek okulu mezunları, yahut bir dört yıllık bir fakültenin ilk iki yılını tamamlayıp ön lisans diploması alıp ayrılanlar "yükseköğrenim yapmış" olarak kabul edilip CUMHURBAŞKANI adayı olabilirler mi? Kanımızca, "yüksek öğrenim"den ne anlaşılacağını 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa göre belirlemek gerekir. Yükseköğretim Kanunu, yüksek öğretimi ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora aşamalarına ayırarak düzenlemiştir. Buna göre, iki yıllık bir programı bitirip ön lisans diploması alanları da yüksek öğrenim yapmış olarak kabul etmek gerekir. Anayasa sadece yüksek öğrenimden bahsetmekte, lisans öğreniminden bahsetmemektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı harp okulları, akademileri, emniyet teşkilâtına bağlı polis akademisi mezunlarını da "yüksek öğrenim yapmış" kişi olarak kabul etmek gerekir. Çünkü bu kurumlar da Anayasanın 132'nci maddesine göre, bir "yükseköğretim kurumu"dur. 

1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu böyle bir öğrenim şartı aramıyordu. Bu şart ilk defa 1961 Anayasası tarafından konulmuştur. Bu şartın konulmasındaki asıl neden, 1950-60 döneminde CUMHURBAŞKANLIĞI yapan ve yüksek öğrenim görmemiş olan Celal Bayar'a duyulan tepkidir. Gerçekten de, Temsilciler Meclisi görüşmelerinde, yüksek öğretim şartının konulması yolunda önergeyi veren Ahmet Karamüftüoğlu, 

"devletin reisi nasıl olur da tahsilsiz olabilir? Bunun acısını az mı çektik?... Türk devletini temsil edecek adamda tahsil ve kültür seviyesinin aranması en masum ve haklı bir tekliftir"

diyerek önergesini savunmuştur. 

Kanımızca, CUMHURBAŞKANI seçilme yeterliliği için böyle bir öğrenim şartının aranması makul bir şart olarak kabul edilemez. Bu şart, seçilme hakkının demokrasiyle bağdaşmaz aşırı bir sınırlandırılması niteliğindedir. İlkokul, ortaokul ve lise mezunlarının CUMHURBAŞKANLIĞI görevini yapamayacakları, üniversite mezunlarının bu görevi daha iyi yapabilecekleri iddiası, ispatı mümkün bir iddia değildir. Bilindiği gibi, ülkemizde, Başbakanın ve bakanların üniversite mezunu olması şart değildir. Ülkeyi yönetme yeteneği ile öğrenim arasında bir ilgi gerçekten varsa, bu öğrenim şartını, sadece CUMHURBAŞKANI için değil, başbakan, bakanlar ve milletvekilleri için de aramak gerekir. Keza, eğer öğrenim ile devlet yöneticiliği arasında doğru bir orantı varsa, CUMHURBAŞKANI ve başbakan, bakan adaylarından lisans diploması değil, yüksek lisans ve doktora diploması da istenmelidir. 

Her halükârda bu düşünceler anti-demokratik düşüncelerden esinlenmektedir. Günümüzde Türkiye'de üniversite mezunlarının sayısı yinede nispeten artmıştır. Ancak 1960'lı yıllarda ülkemizde nüfusun çok az bir kısmının üniversite mezunu olduğu göz önünde bulundurulursa, bu şartın ne kadar sakıncalı olduğu ortaya çıkar. 

4. MİLLETVEKİLİ OLMAK VEYA MİLLETVEKİLİ SEÇİLME YETERLİLİĞİNE SAHİP OLMAK
Anayasamızın 101'inci maddesine göre, CUMHURBAŞKANI seçilebilmek için milletvekili veya milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmak gerekir. Genellikle bir yasama döneminde kimin milletvekili olduğu tartışmasız olarak bellidir. Bu nedenle bunun üzerinde durmaya gerek yoktur. Milletvekili seçilme yeterliliğinin şartlarını ise yukarıda milletvekillerini incelediğimiz bölümde gördük. Bu nedenle burada aynı şartları bir kez daha tekrarlamıyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olmayan ama milletvekili seçilme yeterliliğine sahip birinin CUMHURBAŞKANLIĞINA aday gösterilebilmesi "Meclis üye tamsayısının en az beşte birinin yazılı önerisiyle mümkündür" (m.101/2).

5. DAHA ÖNCE CUMHURBAŞKANLIĞI YAPMAMIŞ OLMAK
Anayasanın 101'inci maddesinin son fıkrasına göre, "bir kimse, iki defa CUMHURBAŞKANI seçilemez". Bundan şu sonuç çıkmaktadır ki, bir defa CUMHURBAŞKANI olan bir kimse, bir daha CUMHURBAŞKANI seçilme yeterliliğini kaybetmektedir. Bu mutlak bir yasaktır. Araya zaman girse de CUMHURBAŞKANI tekrar CUMHURBAŞKANI olarak seçilemez. Diğer bir ifadeyle burada "arka arkaya iki defa seçilme yasağı" yok, iki kere seçilme yasağı vardır. 

B. SEÇME YETKİSİ
Anayasamızın 101'inci maddesine göre CUMHURBAŞKANI seçme yetkisi münhasıran Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. CUMHURBAŞKANINI seçme yetkisinin kime olacağı sorunu basit usûlî bir sorun değildir. Bu doğrudan hükûmet sistemi ile alâkalıdır. CUMHURBAŞKANININ Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından değil de, halk tarafından seçilmesi, doğrudan parlâmenter sistemin terk edilmesi sonucunu doğurur. 

C. SEÇİM US&UCİRC;LÜ I. CUMHURBAŞKANI
A. NİTELİKLERİ VE TARAFSIZLIĞI
MADDE 101- (Değişik: 21/10/2007-5678/4 md.)
CUMHURBAŞKANI, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilir.
CUMHURBAŞKANININ görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa CUMHURBAŞKANI seçilebilir.
CUMHURBAŞKANLIĞINA Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi yirmi milletvekilinin yazılı teklifi ile mümkündür. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasî partiler ortak aday gösterebilir.
CUMHURBAŞKANI seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.
B. SEÇİMİ
MADDE 102- (Değişik: 21/10/2007-5678/5 md.)
CUMHURBAŞKANI seçimi, CUMHURBAŞKANININ görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde; makamın herhangi bir sebeple boşalması halinde ise boşalmayı takip eden altmış gün içinde tamamlanır.
Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday CUMHURBAŞKANI seçilmiş olur. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış bulunan iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday CUMHURBAŞKANI seçilmiş olur.
İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin ölümü veya seçilme yeterliğini kaybetmesi halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların çoğunluğunu aldığı takdirde CUMHURBAŞKANI seçilmiş olur.
CUMHURBAŞKANI göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan CUMHURBAŞKANININ görevi devam eder.
CUMHURBAŞKANLIĞI seçimine ilişkin usûl ve esaslar kanunla düzenlenir.

A. GÖREVE BAŞLAMA
CUMHURBAŞKANININ göreve başlamasını görmeden önce görev süresi dolan eski CUMHURBAŞKANININ durumuna bir göz atmak uygun olur.

1. GÖREV SÜRESİ DOLAN CUMHURBAŞKANININ DURUMU
Anayasamız eski CUMHURBAŞKANININ görev süresi daha dolmadan, yeni CUMHURBAŞKANININ seçilmesini mümkün kılan süre ve usûlleri öngörmüştür. Pratikte de, daha eski CUMHURBAŞKANININ süresi dolmadan yeni CUMHURBAŞKANI seçilmektedir. Ancak, yeni CUMHURBAŞKANININ seçiminin uzaması ve dördüncü turda da yeni CUMHURBAŞKANI seçilememesi nedeniyle Meclisin seçimlerinin yenilenmesi ihtimali vardır. Bu durumlarda, normal görev süresi biten eski CUMHURBAŞKANI görevde kalır mı? Yoksa yerine vekili, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı mı bakar? Anayasamızın 102'nci maddesinin son fıkrası bu soruya açıkça şu cevabı vermiştir: "Seçilen yeni CUMHURBAŞKANI göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan CUMHURBAŞKANININ görevi devam eder". Oysa 1961 Anayasası döneminde CUMHURBAŞKANININ görev süresi bitince, yerine Cumhuriyet Senatosu başkanı vekalet ederdi. 

2. GÖREVE BAŞLAYINCAYA KADAR CUMHURBAŞKANI SEÇİLEN KİŞİNİN STATÜSÜ
Anayasamız CUMHURBAŞKANININ tarafsızlığını sağlamak amacıyla, "CUMHURBAŞKANI seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer" demektedir (m.101/son). Bu fıkra ne zaman hüküm doğurur? CUMHURBAŞKANI seçimi, görevdeki CUMHURBAŞKANININ görev süresinin dolmasından birkaç hafta önce sonuçlanabilir. 

Bu durumda, CUMHURBAŞKANI seçilen kişinin hangi tarihte partisiyle ilişiğinin kesileceği ve milletvekilliğinin düşeceği tartışması ortaya çıkabilir. Anayasamızda bu konuda açıklık yoktur. Ancak, CUMHURBAŞKANI seçilen kişinin henüz göreve başlamadığına göre, onun tarafsızlığını sağlamaya yönelik bu fıkranın derhal hüküm doğurmaması gerekir. Kanımızca, CUMHURBAŞKANI seçilen kişinin partisi ile ilişiği CUMHURBAŞKANLIĞI görevine başladığı tarihte kesilir. Keza milletvekilliği sıfatı da Cumhurbaşkanlığı görevine başladığı tarihte sona erer. Milletvekilliği sıfatının daha önce sona erdiği kabul edilirse ortada izahı güç bir boşluk ortaya çıkacaktır. CUMHURBAŞKANI seçilen kişi, göreve başlayıncaya kadar geçecek birkaç haftada milletvekilliği statüsünden mahrum kalacaktır. Bu malî, hukukî ve cezaî bakımdan farklı sonuçlar doğurur. Örneğin bu dönemde CUMHURBAŞKANI seçilen kişinin yasama dokunulmazlığı olmayacak mıdır? Bunun herhangi bir makul nedeni yoktur.

Ancak uygulama ters yönde olmuştur. Kenan Evren'in görev süresinin sona ermesinden otuz gün önce başlayan seçimin üçüncü turunun yapıldığı 31 Ekim 1989 günü İstanbul Milletvekili Turgut Özal CUMHURBAŞKANI seçilmiştir. Turgut Özal'ın aynı gün milletvekilliği sona ermiştir. Oysa Özal, CUMHURBAŞKANLIĞI görevine Evren'in görev süresinin tamamlandığı 9 Kasım 1989 günü başlamıştır.

3. ANDİÇME
Anayasamızın 103'üncü maddesine göre, CUMHURBAŞKANI, görevine başlarken Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde aşağıdaki şekilde andiçer: 

"CUMHURBAŞKANI sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim." 

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 122'nci maddesine göre, yeni CUMHURBAŞKANININ andiçme töreni Eski CUMHURBAŞKANININ görev süresinin dolduğu gün yapılır. 

Yine aynı maddeye göre, CUMHURBAŞKANLIĞI, CUMHURBAŞKANININ görev süresinin dolmasından başka bir sebeple boşalmışsa, andiçme töreni, seçimden hemen sonraki oturumda yapılır. 

CUMHURBAŞKANININ Genel Kurula nasıl alınacağı ve hitabet kürsüsünde nasıl andiçeceğine ilişkin usûl İçtüzüğün 122'nci maddesinde ayrıntılarıyla düzenlemiştir. 

4. GÖREVE BAŞLAMA ANI (GÖREV SÜRESİNİN BAŞLANGIÇ ANI )
Yeni seçilen CUMHURBAŞKANI CUMHURBAŞKANLIĞI sıfatını hangi anda kazanır? Yani hangi anda göreve başlamış sayılır? Diğer bir ifadeyle yedi yıllık sürenin başlangıç anı nedir? Yukarıda da belirtildiği gibi, CUMHURBAŞKANI seçilen kişi seçilir seçilmez bu göreve başlamaz. Zira eski CUMHURBAŞKANININ görev süresi daha dolmamıştır. 

Yeni CUMHURBAŞKANININ seçilmiş olduğu bir durumda, eski CUMHURBAŞKANININ görev süresinin dolmasıyla, yeni CUMHURBAŞKANI otomatik olarak CUMHURBAŞKANLIĞI sıfatını kazanmış olur mu? Yoksa CUMHURBAŞKANLIĞI sıfatı yemin ile mi kazanılır? 

Yukarıda da belirtildiği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü andiçme gününü eski CUMHURBAŞKANININ görev süresinin dolduğu gün olarak tespit etmektedir. Bu bakımdan genelde bir uyuşmazlık olmaz. Ancak çeşitli nedenlerle (hastalık vs.), yeni CUMHURBAŞKANI andiçmeye gelememiş olabilir. Bu durumda CUMHURBAŞKANLIĞI sıfatını kazanmış mıdır? 

Bu soruya olumsuz yanıt vermek gerekir. Zira Anayasamızın 103'üncü maddesinin yazılış tarzı (CUMHURBAŞKANI görevine başlarken...), andiçmenin göreve başlamanın bir şartı olduğu izlenimini vermektedir. Bu nedenle, CUMHURBAŞKANININ göreve başlama anı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda andiçmenin bittiği anı kabul etmek gerekir. Eski CUMHURBAŞKANININ CUMHURBAŞKANLIĞI sıfatı da bu an sona erer. 

B. CUMHURBAŞKANLIĞI GÖREVİNİN SONA ERMESİ HALLERİ
Şimdi CUMHURBAŞKANLIĞI görevini sona erdiren halleri görelim. 

1. SÜRENİN DOLMASI
CUMHURBAŞKANLIĞI görevini sona erdiren normal hal CUMHURBAŞKANLIĞI süresinin dolmasıdır. 

Yukarıdaki açıklamalarımızdan da anlaşılacağı üzere eski CUMHURBAŞKANI yeni CUMHURBAŞKANI seçilen kişinin Türkiye Büyük Millet Meclisi huzurunda andiçmeyi bitirdiği ana kadar görevde kalır. 

Ancak CUMHURBAŞKANININ normal görev süresi olan yedi yılın ne zaman biteceğininin de hesaplanması gerekir. Çünkü Anayasaya göre yeni Cumhurbaşkanı seçimlerine bu sürenin dolmasından otuz gün önce başlanır. Keza Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 122'nci maddesine göre, yeni CUMHURBAŞKANININ andiçme töreni eski CUMHURBAŞKANININ görev süresinin dolduğu gün yapılır. O nedenle eski CUMHURBAŞKANININ görev süresinin dolduğu günü tespit etmek gerekir.

Yedi yıllık sürenin hesaplanmasında, idare hukukundaki süre hesaplama kurallarından hareket edebiliriz. Süre "yıl" olarak tespit edildiğine göre, yedi yıllık süre, andiçmenin yapıldığı yıldan sonraki yedinci yılda, andiçmenin yapıldığı güne rastlayacak gün saat 24.00'de sona erer. Örneğin, dokuzuncu CUMHURBAŞKANI Süleyman Demirel 16 Mayıs 1993 günü andiçip göreve başladığına göre, görev süresi 16 Mayıs 2000 günü saat 24.00'da sona erer.

2. ÇEKİLME (İSTİFA)
Anayasanın 106'ncı maddesinde CUMHURBAŞKANININ "çekilme" hali öngörülmüştür. Yani, CUMHURBAŞKANI da, kişiliğine bağlı bir hak olan, "istifa etme" hakkını kullanabilir. Anayasanın 106'ncı maddesi "çekilme"yi bir "CUMHURBAŞKANLIĞI makamının boşalması sebebi" saymıştır. Anayasanın 102'nci maddesi de, "CUMHURBAŞKANLIĞI makamının boşalmasından on gün sonra, CUMHURBAŞKANLIĞI seçimine başlanacağını" öngörmüştür. Keza, 106'ncı madde, bu durumda yeni CUMHURBAŞKANI seçilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının CUMHURBAŞKANLIĞINA vekalet edeceğini ve CUMHURBAŞKANINA ait yetkileri kullanacağını öngörmüştür. 

3. ÖLÜM
Anayasanın 106'ncı maddesinde CUMHURBAŞKANININ "ölüm" hali öngörülmüştür. CUMHURBAŞKANININ ölmesi, bir "CUMHURBAŞKANLIĞI makamının boşalması sebebi"dir. Anayasanın 102'nci maddesi de, "CUMHURBAŞKANLIĞI makamının boşalmasından on gün sonra, CUMHURBAŞKANLIĞI seçimine başlanacağını" öngörmüştür. Keza, 106'ncı madde, bu durumda yeni CUMHURBAŞKANI seçilinceye kadar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının CUMHURBAŞKANLIĞINA vekalet edeceğini ve CUMHURBAŞKANINA ait yetkileri kullanacağını öngörmüştür. 

4. "BAŞKA BİR SEBEPLE" CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMININ BOŞALMASI 
Bu "başka bir sebep", CUMHURBAŞKANININ, CUMHURBAŞKANLIĞI görevini ifa etmesini sürekli olarak engelleyecek herhangi bir neden olabilir. Örneğin CUMHURBAŞKANININ iyileşmesi mümkün olmayan akıl hastalığına düşmesi ya da iyileşmesi mümkün olmayan ve CUMHURBAŞKANININ vazifesini yapmaya engel teşkil eden bir hastalığa yakalanması örnek gösterilebilir. 

Uygulamada CUMHURBAŞKANI Cemal Gürsel , 1966 yılının başlarında komaya girmiştir. Gülhane Askeri Tıp Akademisi ve Ankara Hastanesi hekimlerinden oluşan ve kendisine "Müşterek Sağlık Kurulu" ismi verilen bir Kurul, Cemal Gürsel'in 47 günden beri komada bulunduğunu ve o günkü tıp olanaklarına göre komadan çıkmasının mümkün olmadığına ve keza devlet başkanlığı görevini ifa etmesinin tıbben mümkün olmadığına dair bir rapor düzenlemiştir. Bu rapor, Başbakanlık tezkeresiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştur. Bu tezkere ve tezkereye bağlı olan rapor, 28 Mart 1966 tarihinde Meclis başkanı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisinde okutturulmuştur. Bu durumda, CUMHURBAŞKANLIĞI makamının "başka bir sebep" ile boşaldığı varsayılarak Cevdet Sunay aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından CUMHURBAŞKANI seçilmiştir.

CUMHURBAŞKANININ şahsı bir anayasal makamdır. Böylesine önemli bir kişinin hastalığı sebebiyle CUMHURBAŞKANLIĞI makamının boşaldığına karar verilmesi haliyle çok önemli bir konudur ve kötüye kullanılmaya müsaittir. Bu nedenle, böyle bir durumda hangi usûlün izleneceğinin Anayasa tarafından belirtilmesi yerinde olurdu. Örneğin Cemal Gürsel'in CUMHURBAŞKANI görevinin sona ermesine yol açan rapor, kuruluş tarzı bakımından hiçbir anayasal ve yasal dayanağı olmayan bir kurul tarafından düzenlenmiştir. Bu raporun Başbakanlık tezkeresiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilmesi Meclis Başkanının da bunu okutturması, eski CUMHURBAŞKANININ görevinin sona ermesi sonucunu doğurmuştur.

Sağlık nedeniyle görevini sürekli olarak ifa edememe durumunda CUMHURBAŞKANLIĞI makamının boşalması usûlü Anayasada düzenlenmediğine göre kanunla düzenlenmelidir. Bu konuda yetkili sağlık kurulu olarak Adlî Tıp Kurumuna görev verilebilir. Adlî Tıp Kurumunun raporundan sonra, CUMHURBAŞKANLIĞI makamının boşaldığına Anayasa Mahkemesi karar verebilir. Keza Adlî Tıp Kurumu raporundan sonra CUMHURBAŞKANLIĞI makamının boşaldığına karar verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine de verilebilir. Bu konuda bir içtüzük değişikliği yapmak uygun olabilir. Her halükârda, bir sağlık kurulu raporuyla yetinilmemesi ve bir anayasal organın karar vermesi uygun olur. 

5. VATANA İHANET İLE SUÇLANDIRILMA
CUMHURBAŞKANLIĞI görevini sona erdiren nedenlerden biri de, vatana ihanet ile suçlandırılma olabilir. Anayasamızın 105'inci maddesinin son fıkrası "CUMHURBAŞKANI, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır" demektedir. Bu durumda CUMHURBAŞKANINI yargılayacak makam, Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesidir (Anayasa, m.148/3). Ancak "vatana ihanetten dolayı suçlandırma"nın, yani Yüce Divana sevk kararının, keza, Yüce Divanda CUMHURBAŞKANININ yargılanmasının ve mahkûm olmasının, CUMHURBAŞKANLIĞI görevini sona erdirip erdirmediği konusunda Anayasada bir hüküm yoktur. Ancak genelde, Meclis tarafından Yüce Divana sevk edilen CUMHURBAŞKANININ CUMHURBAŞKANLIĞINDAN düşmüş sayılacağı kabul edilmektedir. Burada genellikle, CUMHURBAŞKANININ Yüce Divana sevki ile bakanların Yüce Divana sevki arasında benzerlik kurularak sonuç çıkarılmakta ve denmektedir ki, meclis soruşturması sonucunda Yüce Divana sevk edilen bakan, nasıl bakanlıktan düşmüş sayılıyorsa (m.113/3), Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından vatana ihanetten dolayı suçlandırılıp Yüce Divana sevk edilen CUMHURBAŞKANININ da CUMHURBAŞKANLIĞINDAN düştüğü kabul edilmelidir. 

Kanımızca, burada açıkça "kıyas" yapılmaktadır. Kamu hukukunda kıyas çoğunlukla geçerli değildir. Kamu hukuku yetkileri, verilmiş yetkiler olduğuna göre, bunlar mahiyeti gereği istisnaî yetkilerdir. Böyle yetkiler, kıyas yoluyla genişletilemez. Vatana ihanetten suçlandırılan bir CUMHURBAŞKANININ Yüce Divana sevk edilmesi durumunda, CUMHURBAŞKANININ görevinin sona erdiği fikri makul ve mantıklı bir fikirdir. Ancak, bir fikrin "makul ve mantıklı" olmasından bir hukuk kuralı çıkarılamaz. Zira, pozitivist hukuk anlayışında, hukuk kuralları beşerî iradeden kaynaklanır, bir şeyin kendi "rasyonalite"sinden değil. Böyle bir sonucu kabul etmek için, tabiî hukuk anlayışına veya post-pozitivist bir anlayışa sahip olmak gerekir. Sonuç olarak, kanımızca, vatana ihanet suçlandırmasıyla Yüce Divana sevk edilen bir CUMHURBAŞKANININ CUMHURBAŞKANLIĞININ sona erip ermediği konusunda Türk hukuk düzeninde bir norm yoktur. 


Haberle İlgili Yorumlar


Bu haberle ilgili yorumunuzu yazın:
Ad Soyad:
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.